20. Bölüm

20.BÖLÜM

Maviş
mavissrgt

BİR AY SONRA...

Zaman tüm acımasızlığıyla akıyordu. Zihnimin bulanıklığı ara ara beni yokluyor, zaman algımla inanılmaz derecede oynuyordu. Ama o ilk zamanlarda ki gibi değildim. En azından ara ara nerede olduğumu bilmek beni güvende hissettiriyordu. Artık o sanrıları o kadar sık görmüyordum. Ama bazen öyle bir an oluyordu ki o karşımda beliriyor elinde ki o iğneyle o sapıkça bakışlarını benim üzerimden çekmiyordu. Bazen ise yerde kanlar içinde annemi görüyordum. Çığlık çığlığa kolumda ki serumu kopararak yere atıyordum kendimi. Ama gerisi bende olmuyordu. Belki koca bir kabus belkide gördüğüm halüsinasyonlardan biriydi. Ama çok kötü bir durumdu. Aklımı kaybettiğime inanmak istemiyordum. Ben bu kadar zayıf biri hiç olmadım. Bu halim zoruma gidiyordu. Kendimi durduramadığım o sanrıların içinde boğulmak... bu, bu çok ağırdı. Buradan çıkmak istiyordum. Kaç defa da denedim ama her seferinde o belirdi yanımda. Bana, 'geçecek yanındayım korkma.' Diye fısıldıyordu. Bana dokunmuyordu bile çünki bana dokunulması demek benim ölmem demekti. Bana dokunulması demek o kabus dolu anları tekrar yaşamam demekti. En ufak bir temas bile korkudan kalbimi durma noktasına getiriyordu. Bana dokunması demek onu öldürmem demekti.

Ateş...

Benim nefesim. Bazen onun olduğuna bedenim zihnim inanmasa da kalbim beni ikna ediyordu. Bir aydır her uyandığımda ya kapının yanında yada olmadığı zamanlar nerede olduğuna dair baş ucuma bırakılan notlarla ona gözlerimi açıyordum. Bu bana, ruhuma o kadar iyi geliyordu ki. Ama bazen onu sûliyeti bir an da Boran olunca, işte o zaman herşeyin bir yalan olduğuna ikna oluyor o dar kasvetli odada kendimi buluyordum. O iğnelerden tekrar yapıyordu bana. Çırpınışlarım bile engel değildi o iğneyi vurmasına sonrası mı? Sonrası yine acı dolu koca bir karanlıktı. O anlar bana zülümdü. O anların gelmesinden delicesine korkuyordum. Bu korkularımın arasında gelen panik atak ve anksiyete ise bu kabusların tuzu biberi olmuştu. Annem babam ara ara yanıma gelseler bile yanıma yaklaşmalarına istesemde izin veremiyordum. Annem babam bu halime dayanamamış olacaklar ki fazla gelmiyorlardı. Yada geliyorlar ben görmüyordum. Akan zamandan o kadar bi haberdim. Bir ara annem ilk geldiğinde. Yada onu ilk defa hissedip net bir şekilde gördüğümde onun yaşadığını bilemek beni inanılmaz derecede mutlu etmişti. Çünki annemi kanlar içinde gördüğüm anlardan beri bunu gerçekten yaptım mı diye kendimi yiyip bitiriyordum.

O İlk gördüğüm ona, 'seni öldürdüm sandım' diye ağladığım da bana, 'sen bırak beni öldürmeyi sen birinin canını sıkacak kalbini kıracak tek bir söz söylemekten kaçınan birisin kızım. Ben iyim ve sen asla bana zarar vermezsin bunu sakın unutma.' Demişti. Bu kurduğu cümle bana o kadar iyi gelmişti ki içimde ki o yangının su serpmişti adeta. Ama o andan sonra içime serptiği o su bir anda şiddetini arttırdı ve o kelimeleri yakıp yok etti.

Anneme ilk ve son kez o zaman sıkıca sarıldığımı anımsıyorum. Sonrası mı koca bir kaos ve kriz anıydı. Bir anda annem kollarıma yığılışını hatırlıyorum. Kulağıma gelen o emir! Bana, 'onu öldür!' Demişti o ses. Bir robot gibi dediğine anında yapmıştım. Ona sarılarak boğmuştum. Ağzından kanlar akıyordu. O an ki çığlıklarım tüm evreni sarsacak cinstendi. Haykırışlarımın arasından kolumda hissetigim tiz bir acıyla karanlığa hapis olmuştum. O günden sonra asla birini bir adım bile yanıma yaklaşmasına izin vermiyordum. Yoksa ya onu öldürüyordum yada kanlar içinde kollarımın arasında buluyordum. Bu düşünce bile ağlamama neden olmuştu. Hastane odasından dışarıyı izlerken ağlamam şiddetlendi. Açık olan saçlarım yüzüme gelmesine ayrı sinir olarak geriye atmaya çalıştım ama kolumda ki serum izin vermedi. Hırsla göz yaşlarımı sildim. Aklımda dönen o sanrıları hayal ve gerçekten ayırt etmek çok zordu. Ve bu durum başımda inanılmaz bir ağrıya sebep oluyordu. Ağrım arttıkça sinirimde bir o kadar artıyordu.

"Nefret ediyorum sizden de nefret ediyorum." Dedim saçlarıma kızıyordum. En ufak bir şeyin bile rahatsız etmesi benim sinirimi bozuyordu. Bir nevi sinirimi saçlarımdan çıkarıyordum.

"İstersen saçlarını toplayabilirim." Duyduğum sesle irkildim ve korkuyla dudaklarımdan ufak bir çığlık koptu.
Sesin geldiği yere dehşetle baktım.
Oydu, korkuyla soluduğum nefesi Ateşi'i görmemle rahatlayarak geri verdim.

Ama tam olarak o olduğuna emin olamadım. Yüzümde ki rahatlama yerini tekrar korku ve endişeye bıraktı.

"Benim menekşem Ateş, korkma benden ne olur." Yine o şifreyi kurmuştu. Bir gün o olduğuna emin olduğum gün onun olduğunu anlamam için ona bana menekşe de o zaman seni tanırım demiştim. Sadece benim için önemli ama onun için sıradan bir çiçek ismini söylemesini istemiştim. Ama o, o zamandan sonra ne zaman ondan şüphe ettiğimi anlasa bana menekşem diyordu. Bu bende inanılmaz bir mutluluğa sebep oluyordu.

Oydu, sesi ve onun bakışı oydu. Gülümsedim. "Sensin." Dedim onun olduğunu yine teyit etmek istercesine.

"Benim birtanem. Benim ömrüm. Benim menekşem." Öyle bir söylemişti ki kendimi hiç bu kadar özel hissetmemiştim.

Gözüme gelen saçı koparırcasına çekiştirip öfkeyle geriye attım. Sinirle kaşlarımı çattım. Yüzüm düştü ne alıp veremediği vardı bu saçın benimle. Sıfıra vurmak istiyordum.
"Saçlarını toplamamı istermisin?" Dondu bakışlarım. Bana yaklaşmasını hele ki bana dokunmasını istemiyordum. Yine o kriz anını yaşmak istemiyordum. Bakışlarımı kaçırdım.

"Dokunmam sana Eflin. Canını acıtmam. Sadece saçlarını toplayacağım. Rahatsız olduğun an ban söylemen yeterli hemen çekerim ellerimi." Ellerim titremeye başladı. Korkuyordum, ya o da kanlar içinde kucağıma yığılırsa.

"Korkuyorum." Dedim sadece titreyen sesimle.
"Ya sende kollarımda kanlar içinde ölürsen." Bunu ilk defa söylüyordum.
"Biri bana dokunduğu an onu kollarımda yada," titreyen elimle yeri gösterdim.
"Orada kanlar içinde görüyorum. Seni o halde görmeye dayanamam ben Ateş." Uzun süre kendime gelemiyordum. Bu bazen günlerimi anlıyordu. O kişinin ölmediğine inanmam hiç kolay olmuyordu.

Temkinli bir şekilde bir iki adım yaklaştı bana.
"Bana hiç bir şey olmayacak. O artık yok Eflin. Öldü o yok. Sana zarar veremez. Güven bana ve bana da hiç birşey olmayacak. Çok hızlı bir şekilde toplayacağım saçlarını rahatsız olduğun an bırak demen yeterli." Gözlerini gözlerime hapis etmiş şefkatle bana bakıyordu. Çok kararsızdım ama bu bakışlara hayır demek ona ihanet etmek gibi birşeydi sanki.

Sadece başımı olumlu anlamda salladım. Bu onun için evet demekti. Yüzünde ki o mutluluk istemsizce gülümsememe neden olmuştu. Haftalar sonra ilk defa bana dokunacak olması bende hem korkuyu hemde heyecanı aynı anda yaşamama neden oluyordu.

Ama bir yanım ise korkuyor yapma diyordu. Canını acıtacak. O ölecek diyordu. Susturdum bir anlık Ateş'in olduğuna inandığım o kişiye güvenmek istedi kalbim.
Kalbim hızlandı ama bağırmadım.
Kaçmadım. Teslim oldum ilk defa ona güvenmeyi seçtim.
Yanıma geldi ama karşıma geçmedi.Arkamda durdu. Yüzümü görmek zorunda değildi. Gözlerime bakmıyordu.Parmaklarını hissettim.
Titriyordu. O da mı benim gibi hissediyordu yoksa. Korku ve heyecanı aynı anda hissediyor olabilirmiydi.
Bu beni şaşırttı.Ben korkuyordum ama… O da korkuyordu.
Saçımı parmaklarının arasından aldı. Acele etmeden. Çekmeden. Canımı acıtmadan. Sanki kırılacak bir şey tutuyormuş gibi. Ellerini neredeyse hissetmiyordum. Sadece saçlarımın hafif çekildiğini hissediyordum.
Nefesimi tuttum. Gözlerimi korkuyla kapattım. İçimden 'birşey olmayacak sana söz verdi.' Diye kaç kere geçirdim bilmiyordum.

Sonra saçımı kulak arkasına koydu. Ve eline aldığı lastikli tokayla saçlarımı at kuyruğu yaptı. Kalbim deli gibi atıyor korku tüm bedenimi esir alıyordu. Elleri uzaklaştı. Tuttuğumu anladığım nefesi geri verdim.

Ama sanki içimde bir duvar yer değiştirdi.
“Bitti,” dedi hemen.Geri çekildi.Dokunma bitmişti.Ama etkisi bitmemişti. Gözlerimi açtım. Elleri titriyordu. Onunda elleri titriyordu.
“Teşekkür ederim,” dedim.
Sesim beklediğimden daha net çıktı.
Bir an durdu.Sonra başını eğdi.
“Ne zaman istersen,” dedi, “söyle. Ya da hiçbir şey söyleme. Ben anlarım.”Gözlerim doldu.O an şunu fark ettim. Boran dokunurdu. İzin almadan. Durmadan ve acımasızca can yakarak dokunurdu.

Ateş ise…
İzin istiyordu. Acıtmadan korkarak dokunuyordu. Her bir saç telimi incitmemekten korkarak elleri titreyerek dokunuyordu.
Ve bu fark…
Beni hayatta tutan şeydi. Kan yoktu ölüm yoktu. Ağlamaya başladım. İlk defa biri dokunduğunda kan ve ölüm yoktu. Bu sefer sevinçten ağlıyordum.

"Eflin iyimsin?" Endişeli sesi bu ağlamamın ondan kaynaklı olduğunu sanmasındandı.
Bakışlarımı ona çevirdim. Göz yaşlarımın arasından gülümsedim ona.

"İyisin!" Dedim sadece. Kısa bir an anlamadı ne dediğimi. Ama sonra analdı. Bakışlarından anladım. O endişeli bakışları değişti. Yerini sevince ve verdiği güvenin mutluluğuna bıraktı.

"İlk defa oldu bu. İyisin." dedim yine ona dikatlice bakıyordum. Nasıl baktığımı bende bilmiyorum ama bu bakışım yada söylediklerim onun gözlerinin dolmasına neden olmuştu.

"İyisin." Dedi "iyileşiyorsun menekşem."

Yüzümde ki gülümseme daha da arttı. Bu benim için mucize gibi birşeydi. Sadece iki adım uzağımdaydı. Ona sarılmak tenini hissetmek, kokusunu doya doya solumak istiyordum. Ama içimde ki korku buna engel oluyordu. Aklıma Boran'ı, Ateş sandım anda onu öptüğüm an geldi. Midem kasıldı, yüzümde ki gülümseme soldu. Hayır bir daha buna asla izin vermeyecektim. Uzaklaş bu düşünceden Eflin o yok güvendesin. Ne zaman aklıma gelse o kabus dolu anlar aklımı hep başka şeylerle meşgul ediyordum. Bana iyi geliyordu. Buna kaçmak diyebilinirdi ama ben o düşüncelerden kaçarak nefes alabiliyordum. Ateş mesafeyi korudu tekrar bir kaç adım uzağımda ki sandalyeye oturdu.

Elim az önce yaptığı at kuyruğu saçıma gitti.
Tokanın lastiği hâlâ saçımdaydı.
Başımın arkasında yabancı ama rahatsız etmeyen bir ağırlık gibi duruyordu.
Nefesim hâlâ düzensizdi ama hayattaydım. O da hayattaydı. En önemli olan ise buydu zaten.
Gözlerim boşluğa dalmıştı elim saçımdaydı. Sakinleşmeyi beklediğim o an, tam o sırada…
Koridordan gelen metalik bir sesle irkildim. Elim göğüsüme gitti. Bakışlarımı korkuyla kapıya diktim. Çok ani ve yüksek ses nefesimi kesmişti. Saçlarımda ki elim kalbimin uzerine gitti. Ardından bir kahkaha duyuldu. Korkuyla Ateş'e baktım.
Bir şey yere düşmüş olmalıydı.
Ama beynim bunu böyle algılamadı. Ateş hızla ayağa kalktı kapıyı araladı ve bir şeyler söyledi. Kapı tekarar kapandı.

Kulaklarım uğuldadı.
Gözlerimin önü karardı.
Odayı değil, o karanlık yeri gördüm. O pisliğin kahkahası canlandı kulaklarımda.
“Hayır…” o son gün metal tabağın yere çarpma sesi kulaklarimda yankılandı. Bakışlarım bileklerime kaydı. Bileklerimde sargı vardı.
Sesim boğazımda parçalandı.Ellerim istemsizce serumu çekti. Kalbim kontrolden çıktı.Nefes alamıyordum. Kaçmak uzaklaşmak istedim. Yine gelecekti. Adım sesleri yankılandı kulaklarımda.

“Eflin.”

Ateş’in sesi geldi ama…Geç kalmış gibiydi.
Başımı iki yana salladım korkuyla. Adım sesleri, o metal tabağın düştüğünde ki ses ve o pisliğin kahkahası. Ateş'in sesi bu seslerin arasında karışıyordu. Onun söylediğinden bile emin değildim.

“Git.”

Bu kelime ağzımdan bir yalvarış gibi çıktı. Herkes gitsin kimse yaklaşmasın kimse dokunmasın bana istiyordum.

“Git lütfen… Gitmezsen—”
Devamını getiremedim.Getirirsem devamında kan gelecekti.
Ateş durdu. Bakışlarımı kaçırdım ondan.
Yaklaşmadı.
Bu benim için çok önemliydi.
“Tamam,” dedi sakince. “Buradayım ama gelmiyorum. Yaklaşmıyorum."
Odanın köşesine doğru iki adım geri çekildiğini adım seslerinden anladım. Ağır değildi bu adım sesleri. Boran ağır adımlarla yaklaşırdı. Bu hızlı adımlarla sesleri Ateş'e aitti. Bakışlarım korkuyla dolu bir şekilde onu buldu tekrar.
Ellerini iki yana açtı. Silahsız bir adam gibiydi. Zihnim boyut atlıyordu kendimi o karanlık dar oda da buluyordum. Sonra aniden yine burada buluyordum. Ama o taraf çok korkunçtu.
“Ses yüzünden oldu,” dedi.
“Biliyorum." Dedim kısılan sesim titremişti. "A-Ama ken-kendime engel olam-ıyordum." Ağlıyordum. Ellerimle kulaklarımı kapattım.
Gözlerimi kapattım. Bir ileri bir geri sallanıyordum. Sesler susmuyordu. Arada Ateş'in sesi susturuyordu ama o da kısa bir andı.
Nefes almaya çalıştım ama olmuyordu.
“Bak,” dedi yine.
“Dokunmuyorum. Buradayım. Yaşıyorum. İyisin yanımdasın Eflin. Orada değilsin bunu hatırlat kendine."
Yaşıyorum…
Bu kelime bir yere çarptı içimde.
Titreyen parmaklarımı yatağın kenarına bastırdım.
Soğuktu.
Gerçekti.
Gözlerimi açtığımda Ateş hâlâ oradaydı.
Aynı yerde.
Aynı mesafede.Gitmemişti.Ağlamaya başladım.Sessizce parçalanarak.
Geçti demedi. Asla demedi.
Sadece şunu söyledi. “Geçmese bile… yalnız değilsin.” Ve ben o an anladım.
İyileşmek, korkunun bitmesi değilmiş.
Korkarken bile birinin kalmasıymış. Korkarken bile seninle o korkuyu paylaşacak yanlız hissettirmeyecek birinin varlığını hissetmekmiş. O kişi ise güvendiğin kalbini sahibi olan kişi olunca tüm o korkuları atlatmak daha kolay geliyordu.

Ne kadar öyle kaldık bilmiyordum. Ama içeri giren birini Ateş'in geri gönderdiğini duydum.Koridordan gelen sesler kesildiğinde zaman yeniden akmaya başladı. Beynimde ki o sesle ağır ağır kesilmeye başladı. Zihnimi kontrolünü sağladığım o an yine başımda ki ağrı şiddetlendi. Nefes nefeseydim
Ama içimdeki fırtına dinmemişti.Sadece yorulmuştu.Ateş hâlâ odanın köşesindeydi.
Yaklaşmıyordu. Yakta beni dikkatli bir şekilde izliyordu. Diken üstündeydi adeta.
Bu… güven vericiydi.
Serumdan gelen düzenli damlaların sesi kulaklarımı doldurdu. Ateş'e bakmıyordum ama orada sabırla beni beklediğini biliyordum.
Bir… iki… üç…
Nefesimi o sese uydurmaya çalıştım. Aklımı başka şeylerle meşgul ettiğim zaman daha iyi hissediyordum.
Zorlanıyordum ama deniyordum.
“Yaklaşma,” dedim yine içimde ki o korkuyu bastıramıyor olmak beni deli ediyordu. Bunu ona değil içimde çıkmaya çalışan o sanrılara söylüyordum.
Ama bu sefer sesim titremiyordu. Öfkeli ve netti sesim.
“Yaklaşmıyorum,” dedi hemen. Onu duyuyordum ama anlayamıyordum. Bu korkuma panik atakta eklenmişti. Ama durduramıyordum. Aklımı yönlendirmekte zorlanıyordum.
Sonra onun sesi kulaklarıma ulaştı.
“Eflin birşey sorabilirmiyim?”dedi sakin ama bir o kadar çaresizdi sesi.
Başımı ona çevirdim.
Bakışlarım hâlâ temkinliydi. Her an bir şey olacakta herşey altüst olacakmış gibi hissediyordum. Ölecektim evet ölecek gibi hissediyordum. Kalbim... çok hızlı atıyordu. O kadar hızlı atıyordu ki sanki patlamak üzere olan bir bomba gibiydi.
“Saçın…” dedi tereddütle. Gözlerime bakıyor vereceğim tepkileri çok dikkatli izlediğini fark ettim. Ama yüzünde ki merak benim dikkatimi çekmişti.
“Bir tel yüzüne düşmüş. Rahatsız ediyor mu?”Kalbim hızlandı.Ama kaçmadım.
Evet, rahatsız ediyordu. Ama ondan daha önemli bir sorunum vardı. Cidden o mu takıldı gözüne?
Ama asıl rahatsız eden şey… bunu söylemenin ne anlama geldiğiydi aslında.
Bir süre sessiz kaldım. Dikkatimi kendine çekmeyi başarıyordu.
Sonra çok küçük bir baş hareketiyle onayladım.
“Bir saniye,” dedi. Yarım adım sadece yarım adım yaklaştı. Onun hareketlerini izliyor hiç bir tepki vermiyordum. Saçımı yüzümden çekmek istiyordu.
“Eğer istemezsen—” cümlesini tamamlamadan lafını kestim alel acele.
“İstiyorum,” dedim aniden.
Kendi sesime kendim şaşırdım. Bu kadar korkarken bu dediğini kabul etmekte neyin nesiydi. Bedenim onu uzaklaştırmaya çalışsada ruhum kalbim onu delicesine istiyordu.
Ateş yerinden kıpırdamadı. Bu dediğini kabul etmemi o da beklemiyordu. Yüzünde bir şaşkınlık oluştu. Gözlerinde ki o parıltılı gördüm. Onun bana ikinci kez dokunmasına izin veriyordum. Bir ayın ardından kendimden üç adım uzağımdan bir adım dahi attırmayan ben şuan bir gün hatta bir kaç dakika içerisinde ikinci kez bana dokunmasına izin vermek ikimiz içinde çok büyük bir şeydi.
“Ben yaklaşmayacağım,” dedi. Bir kaç adım attı ama tam anlamıyla yaklaşmadı dediği gibi aramızda bir kaç adım vardı. O da farkındaydı. Bu söylediklerim istemsizce çıkmıştı ağzımdan.
“Sen başını bana doğru eğ.”
Bunu neden söylediğini ilk başta anlamasamda sonradan anlamıştım. Kontrol bende olacaktı. Bu beni güvende hissettirecekti.Yavaşça başımı yana eğdim.
Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.
Ateş sadece bir adım daha attı. Ama o da tam bir adım değildi. Sadece dengesini sağlamak için yapmıştı bunu.

Parmaklarının ucu saçımın ucuna değdi. Saçımı yüzümden çekerken eli yanağıma değmişti. İçim titredi.
Bir saniyeden kısa sürdü. Ama o bir saniyede kalbimde nasıl bir fırtınaya sebep olduğuni bilse o elini hiç çekmezdi benden.

Parmak uçlarıyla saçımı okşadığını hissetim. Durdu kısa bir an duraksadı. Sanki bu anın bitmesini istemiyordu. Gözlerini bir an bile saçlarımdan ayırmadığını hissediyordum. Bende göreceği en ufak ters bir tepkiyle hızla geri çekileceğini biliyordum.
“İyi misin?” diye fısıldadı.
Gözlerimi kapattım.
Evet...Kan yoktu...Karanlık yoktu...
“Devam edebilirsin,” dedim.Saç telini kulak arkama aldı.Bu sefer elinin tamamı değmedi.Sadece parmak uçları. Ama o parmak uçları öyle şefkatle sevdi ki saçımı. Ruhuma kadar işledi o sevgi.
Sonra hemen geri çekildi. Gözlerimi açtım.
Bitti. Bir yanım bitti diye üzülürken diğer yanım seviniyordu.
Bir şey olmadı.Nefesimi verdim. Ona sarılmak istiyordum. Beni bağrına bassın ve beni oradan hiç ayırmasın isyiyordum. Ama bu imkansız gibi geliyordu bana. O da istiyordu bana doya doya dokunmayı bunu hissediyordum. Ama biliyordu ki o ana daha vardı.

“Oldu,” dedim. Heycandan titreyen sesime engel olamadım.

“Bak… oldu.” dedi.

Yutkundu ama bu çok başka bir yutkunuştu. Kendimden biliyordum bu yutkunuşu.
Gözleri doldu ama konuşmadı.
“Korkuyorum,” dedim. Beni anlasın istiyordum. Anlasın ki benden gitmesin. Git desemde gitmesin. Ona ne kadar ihtiyacım olduğunu bana ne kadar iyi geldiğini bilsin ve gitmesin istiyordum. Buğulu gözlerle ona baktım.
“Geçecek gibi de hissetmiyorum. Sana sarılmak istiyorum ama çok korkuyorum Ateş." Gözlerinde ki o sarsılmayı çok net gördüm. Elini yumruk yaptı bana belli etmek istemiyordu acısını ama ben görüyordum. Bakışlarında yoğun bir şefkat oluştu. Ama bir o kadar da öfke vardı. Bu öfke bana değil kendineydi. Yetişememişti ve bunu biliyordu. Ona bu konuda kırgın oldamda buna hakkımın olmadığını biliyordum. O beni kurtarmak için çok çaba sarf ettim çok uyardı ama olmadı. O canide benim canım vardı. Gözlerimden akan yaşıları silmedim bu sefer silmeyeceğim halim yoktu zaten.

Gözlerimden akan her yaşa öfkesi artıyordu. Ağlamama dayanamıyordu ama bende ağlamamı durduramıyordum.
“Geçmek zorunda değil,” dedi.
“Ben buradayım. He zaman yanındayım."
O an fark ettim. Bu ikinci temas, ilki kadar sarsıcı değildi. Evet tuhaf bir duygu karmaşasıydı ama yıkıcı değildi.
Çünkü bu sefer…ben izin vermiştim. Ateş benim kontrolüm altında olması için yapmıştı ve işede yaramıştı.
Kalktığı sandalyeye geri oturdu. Benim iyi olduğumdan emin olana kadar gözlerini üzerimden ayırmadı. Cebinden titreyen telefonu daha fazla kayıtsız kalamayarak, "ben şuna bir bakıp geliyorum canım." Benden onay bekliyordu. Gitme desem gitmeyecekti bunu biliyordum. Ama acil olmalı ki hafif bir tebessüm ile onayladım onu.

Uzun zaman olmuştu. Çok mu acildi acaba. Yatağımda oturmuş pencereden dışarıyı izliyordum. İster istemez tüm o kötü anılar o kabus dolu günler gözümün önünde canlanıyordu. Bakışlarım bileklerime kaydı. Nasıl bunu kendime yapmıştım. Ben hayat dolu biriyken intiharın eşiğine gelen insanlara sinirlenir ne yaşamış olabilir ki diye onlara kızarken nasıl onların yaşadığı o duruma gelmiştim. Ama hayat insana yapmam dediği herşeyi yaşatmadan bırakımıyormuş bunu en acı şekilde öğrenmiştim. Ama yine olsa yine yapardım. Sevdiklerimin katili olacağıma kendi canımı almaya razıydım. Ve hiçte pişman değildim. Aklıma gelen düşünceyle silik bir gülümseme oluştu. İrem burada olsaydı ağzıma sıçmış saçımı başımı yolmuştu. Ve ömür boyu bitmeyen o nasihatlarıyla başımın etini yemeğe başlamıştı bile. Camdan dışarıyı izlerken hastane bahçesinde onun yüzünü görmemle korkudan hızla geriye çekildim. "Hayır Eflin saçmalama yok o güvendesin. Ateş burada güvendesin. Yok o gelmeyecek bir daha." Korkuyla cama kafamı uzattım. Yoktu evet yoktu tuttuğum nefesimi geri verdim.

Bu aralar yine çok ani gelip gidiyordu sanrılar ve ben artık yorulmuştum. Gücüm kalmamıştı. Her ne kadar bunu Ateş'e belli etmemeye çalışsamda artık kaldıramıyordum. Bir ara doktor geldi hemşireyle beraber serumumu değiştirip muane ettikten sonra gitmişti. Dokunmuyor yaklaşmıyor sadece bana soru soruyor bende donuk bir sesle cevaplıyordum. Serumumu ise ben uyurken değiştiriyorlardı. Bu aralar sanrılarımın arttığını ve zihnimin sıklıkla yine o zindana kaydığını ve kendimi orada bulduğumu anlattım. Doktor ilaçlarım da değişiklik yapacağını söyleyip gitmişti. İlk geldiğim zamana göre baya güzel ilerleme kat ettiğimi soylemiş olduğundan daha hızlı iyileştiğimi söylüyordu. Ama ben kendimi iyileşmiş gibi hissetmiyordum.

Yanlız kaldıkça yaşadıklarım zihnimde dönüp duruyordu. Bir ay olmuştu ama çok az bir ilerleme kat etmiş gibiydim. Önceden kimseyi tanımazken şimdi sadece ara ara o yüzleri tanır olmuştum. Zaten İrem de hiç gelmemişti yanıma. Ateş, geldi ama sen kendinde değildin demişti. Onu çok özlüyordum. Annem babam abim sık sık geliyordu ama İrem hep kriz anıma mı denk geliyordu. Onun iyi olduğunu görmek istiyordum.

Kapı çalınca irkildim bir anda. Hızla yönümü kapıya çevirdim. Ateş'ti. Gülümsedi. Ben ise donuk bir şekilde bakıyordum. Aklım hayla İrem'deydi.
Artık Ateş'in yüzü değişmiyordu o kadar sık ama nadiren yine oluyordu. Zaten o zaman da Ateş bana kendini hatırlatacak şeyler yapıyordu. O da bir uzmandan destek almış bu gibi durumda nasıl yaklaşacağını bilmesi gerekiyormuş. Bu durum beni mutlu etmedi değil.

Bir kaç adım yaklaştı. "Eflin ne oldu? İyimisin?" Dedi asık ve donuk yüzümü inceliyordu.

Donuk bir şekilde ona döndüm.
"Sen bana yalan söylüyorsun. İrem nerede, neden gelmiyor yanıma. Yoksa son olanlardan sonra bana küstü mü?" Sesim titredi gözlerim doldu. Bunu beklemiyordu dediklerimle yüzünün rengi attı.

"A-ama ben onun için canımı öne sürüp onun yanına gittim. Ateş ben ona birşey olsun istermiydim hiç ha şöyle bana." Dumura uğradı gözlerini kaçırdı. Yutkunuşunu gördüğüm an dehşetle ayağa kalktım. Ona bir şey olmuştu. Ona birşey olmuştu ve benden saklıyorlardı.

"Ateş ona birşey mi oldu?" Dedim bağırarak. Sustu konuşmadı. Canım yandı, kalbimde inanılmaz bir acı nüksetti.
Kolumda ki serumu hızla koparıp attım. Yaptığım bu hareket korkuyla iki adım daha bana yaklaşmasına sebep olmustu.

"Siktir kolundan kanıyor Eflin. Ne yaptığının farkındamısın sen?" Dedi öfkeyle.

"Ona birşey oldu kardeşime birşey oldu." Kapıya doğru koşmaya başladım. Onu bulacaktım. Ona birşey olmuş olamazdı.

Kapıyı açmamla kapanması bir oldu. Ateş çıkmamı son anda engellemişti.

"Bırak İrem'in yanına gideceğim. Bana küsmek neymiş gösterecem ona." Dedim öfkeyle.

"Eflin dur olmaz. Sakin ol lütfen." Bana dokunmuyor ama kapıyı açmama izin de vermiyordu. Eliyle kapıya baskı yapıyor açamamı engeliyordu.

Öfkeyle ona döndüm. "Bana İrem'i getir o zaman tut kolundan zorlada olsa getir. Yoksa ben gider kendim bulurum." Gözlerini benden kaçırdı yine. Hayır neden böyle yapıyordu ki. Neden birşey saklıyormuş gibi davranıyordu.

"Ateş birşey oldu değil mi?" Dedim ağlayarak. Birşey olmuştu.
"Benim yüzümden oldu hemde. Onu koruyamadım mı? Ona geç mi kaldım?"

Ellerim ilk defa Ateş'in yakasını kavradı. Gözüm dönmüştü adeta. Bu davranışım onu şaşırtmıştı. İlk defa düşünmeden planlamadan dokunuyordum ona.
“Konuşsana İrem nerede Ateş? Sana diyorum İrem nerede? Bana yalan söylüyorsun. Hani bana bir daha yalan söylemeyecektin. Sende onlar gib—”

“Öldü.”

Söz ağzından bir kurşun gibi çıktı.
Bir saniye sustu. Yutkundu. Gözleri karardı.

“Öldü tamam mı…” dedi bu sefer daha kısık.

“Onu kurtaramadım.” Nefesi düzensizleşti. Eli saçlarına gitti.
“Senin canın pahasına ölüme gittiğin arkadaşını… kurtaramadım.”
Başını iki yana salladı. Sanki kendine kızıyordu.
“Geç kaldım.” Sesi çatladı.
“Yine geç kaldım.” Bir adım geri attı. Gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu.
“Bu senin suçun değil. Benim. Ben yetişemedim. Ben koruyamadım.”
Nefes aldı ama o nefes yarım kaldı.
“Anladın mı? Ben… işe yaramazın tekiyim. Hep kaybediyorum.”
Son kelimeler neredeyse fısıltıydı.
“Eflin…” dedi ama devam edemedi.
Sustu.
Gözlerini kapattı. Yüzünü sertçe ovuşturdu. Ne söylediğini o an fark etmiş gibiydi.

Ama ben ben algılamadım. Ne demişti. Ölüm ile İrem'i aynı cümlede mi kullanmıştı?
Beynimden vurulmuşa döndüm. Vücudum titredi. Nefes alamadım ellerim onun üzerinden boşluğa düştü. İki adım geriledim. Başımı hızla iki yana salladım. Yoo yoo hayır bu bir hanisilasyondu. Beynim yine bana oyun oynuyordu. Evet kesinlikle buydu.

"Hayır yalan söylüyorsun. Sen Ateş değilsin. Sen Boran'sın beni kandırıyorsun." Evet beynim benimle oyun oynuyordu yine.

"Eflin benim Ateş. Bunu senden sakladık çünkü hiç iyi değildin. Söylesek bile anlayacak durumda değildin." Acıyla omuzlarım çöktü. Başımı hızla iki yana salladım. Her yer bulanıklaştı.

"Hayır hayır yok olamaz o iyi dedi bana. Ben yetiştim ona. Geç kalmadım. Ateş hayır dedim sana bana onu getir bana kardeşimi getir." Yakasına yapıştım bu gerçek olamazdı ne olur olmasın o kabuslardan biri olmasına razıydım. Ne olur koca bir kabus olsun bu ve hemen tamam şu anda uyanayım.

"Çok özür dilerim." Dedi sesi titredi. Ama göremiyordum yüzünü. Sanki beynimin içinde yangın vardı. Öyle bir yangın ki o yangın çok hızlı bir şekilde kalbime kadar yayıldı. Kalbim acıdı. Tüm hücrelerime kadar yayıldı saniyeler içinde o yangın. Beni kül etsin yok etsin istedim.
Benim yüzümden olmuştu. Koruyamadım onu koruyamadım. "Yoo hayır buna izin vermem ben buna izin vermem anladın mı beni. Çekil ben kardeşime gidecem." Onu öyle bir ittim ki bu gücün nasıl bende olduğuna inanamadım. Bir kaç adım geriledi ve yere düştü.

Öfkeli bakışlarımı bana korkuyla bakan Ateş'e çevirdim. "Yalancılar hepiniz yalancısınız. O ölmedi anladın mı beni İrem ölmedi. Sende onlar gibisin. Boran onu yine kaçırdı. Ve siz benden saklıyorsunuz bunu. Gitmemem için söylüyorsun bunları." Zihnimi bedenimi kontrol edemiyordum. Ben, ben olmaktan çıkmışım.
Hızla kapıyı açmamla bir yığın korumayla göz göze geldim. Korku iyicemen beni esir aldı. Hayır bunlar Boran'ın adamlarıydı. Bulmuşlardı beni. Yanımda duran adama öfkeyle bakmamla bakışlarını kaçırdı ve iki adım geriledi. Gözüm belinde ki silahı bulduğu an hiç düşünmeden ani bir hareketle silahı aldım. Ne yaptığımı bilmiyordum. Elim benden bağımsız hareket ediyordu. Silahı onlara doğrultmam ile hepsi bir kaç adım geriledi.

"Eflin hanım sakin olun." Ateş takıldı gözüme. O da onlardandı. Belki de Ateş değildi. Tüm korumalar çıktığım odanın önünde dizilmişlerdi. Ben ise tam karşılarında silahı onlara doğrultmuş delirmişçesine suçlu gözümü bir an bile çekmiyordum.

"Bana hemen şimdi İrem'in yerini söyleyin yoksa hepinizi öldürürüm." Adamların hepsi aynı anda Ateş'e baktılar.

"Tamam bana bak Eflin. Seni İrem'e götüreceğim söz veriyorum sana. Ama önce o silahı bana ver hadi güze-"

"Yalancı yalan söylüyorsun sen bana öldü dedin şimdi de seni ona götüreceğim diyorsun. Kimsin sen ha kimsin? Sen Ateş değilsin hepiniz onun adamısınız." Hepsi benimle oyun oynuyordu. Sinsice gülüşünü gördüm. Anında silindi gülüşü. Korku kapladı o gülüşlerinin yerini.

"Allahta benim belamı versin." Dedi kendine mi demişti bana mı anlamadım.

Silah ağırdı.Avucumun içinde değildi sanki; koluma asılı bir yük gibiydi. Parmaklarım tetiğin üzerinde titriyordu ama titreyen elim değildi, zihnimdi. İçimde bir şeyler yer değiştirmişti. Sesler üst üste biniyor, yüzler bozuluyor, hastane koridorunun sınırları eriyip birbirine karışıyordu.

Hepsi aynıydı.

Aynı bakış.

Aynı yalan.

Ateş önümdeydi ama değildi. Bir an yüzü onun yüzüydü, bir an Boran’ın. Gözlerim yanıyordu, sanki biri göz kapaklarımın altına kum dökmüştü. Nefes aldıkça göğsüm acıyordu. Hava yetmiyordu bana.

“İrem…” dedim fısıltıyla.Sesim bana ait değildi.
Bir adım geri attım. Duvara çarptım. Soğuk sırtımdan içime işledi. Silah hâlâ elimdeydi ama artık kimi hedef aldığımı bilmiyordum. Onları mı? Ateş’i mi? Kendimi mi?

Ve sonra… Onu gördüm.
Kapının kenarında duruyordu.
Sessizdi.Bana bakıyordu.

İrem...

Üzerinde en son gördüğüm kazak vardı. O kazağı ona ben almıştım. Saçları omuzlarına dağılmıştı. Yüzünde ne korku vardı ne öfke. Sadece o tanıdık bakış… Çocukken düştüğümde bana baktığı bakış.
“Geç kaldın,” demedi.
“Suçlusun,” da demedi.
Hiçbir şey demedi. En acısı da bu değilmiydi zaten.
Boğazım düğümlendi. Silahı tutan elim biraz daha gevşedi. Gözlerimi kırptım, gitmedi. Daha da netleşti. Hastane koridorunu doldurdu sanki. Herkes silikleşti, o kaldı.

“İrem…” dedim acı dolu tiz bir sesle.

Sesim çatladı. Yüzümde silik bir gülümseme oluştu. Dizlerim titredi. Başımı acıyla karışık sevinçle omuzuma eğdim.
Bir adım attım ona doğru. O da bana doğru bir adım attı sandım ama hayır… Yerinden kıpırdamadı. Aramızdaki mesafe hiç kapanmadı.
“Buradayım,” der gibi baktı.
Ama aynı anda…
“Burada değilim,” der gibiydi.
Başımın içi uğuldamaya başladı.
Zindan geri geldi.
Duvarlar daraldı. O koku… Nem, pas, kan. Bileklerim acıdı. Gözlerimi kapattım ama kaçamadım. Açtığımda yine aynı yerdeydim. Yine hastane. Yine silah. Yine Ateş.
Ama İrem yoktu.
Ateş girdi görüş alanıma. “Gördün mü?” dedim titreyerek. “O buradaydı… az önce buradaydı.” Kimse cevap vermedi.
Ateş dizlerinin üzerine çöktü o an. Gerçekten çöktü. Göz hizamdan kayboldu. İlk defa yukarıdan baktım ona. Omuzları düşüktü. Sanki yıllardır taşıdığı bir yük bir anda üzerine çökmüştü. Onun bu halini anlamlandıramadım.

“Kimse yaklaşmasın,” dedi.Sesi… kırılmıştı.
Bu sesi tanıyordum. Bu, yalan söyleyen birinin sesi değildi. Bu, kaybeden birinin sesiydi. İçimde bir şey çatladı.
“Sen de gördün mü?” dedim fısıltıyla. “İrem’i gördün mü Ateş? Yaşıyor işte buradaydı. Tam arkanda kapının orada. Ama nereye gitti birden? Yoksa odaya mı girdi?" Kocaman açılmış gözlerle Ateş'e bakıyordum.
Başını kaldırmadı.
“Eflin…” dedi sadece. Adımı söyledi. Başka hiçbir şey dökülmedi dudaklarından. O tek bir kelime beynimde yankılandı adeta. Ense kökümde bir ağrı oluştu.
Adım… Tüm gerçekler bir tokat gibi çarptı yüzüme.
Ama İrem yoksa… ben neredeydim?
Silah elimden düştü.
Metal sesiyle birlikte içimdeki son direnç de yere çarptı.
Gözlerim karardı. Ayakta duramıyordum. Dünya yana doğru eğildi. Midem bulandı. Kalbim sanki kaburgalarımı kırarak dışarı çıkacaktı.
“Ben onu korudum,” dedim kendi kendime. “Geç kalmadım… değil mi?”
Cevap gelmedi.
Bir iğne hissettim kolumda. Sonra bir tane daha. Sesler uzaktan geliyordu artık. Birileri adımı söylüyordu ama kim olduklarını bilmiyordum. Ateş mi, doktor mu, Boran mı… Hepsi birbirine karışmıştı.
Gözlerim kapanırken yine İrem’i gördüm.
Bu kez gülümsüyordu.
Ama o gülümseme içimi ısıtmadı.
Daha çok üşüttü.
“Uyuman gerekiyor,” dediğini duyar gibi oldum. Birinin kollarına düşmüştüm.

"Özür dilerim." Dedi bir ses.Ama ses İrem'in değildi.
Belki benimdi. Ellerimi, bana o gülümsemesiyle bakan İrem'e uzattım ama uzattığım an kayboldu. Beynimde kurşun yemiş etkisi yarattı bu an bende.
Karanlık üzerime kapandı.
Son düşündüğüm şey ise, eğer bu bir kabussa, uyanmak istemiyordum.
Eğer gerçekse…
Buna uyanacak gücüm de takatim de yoktu. Keşke o gün oradan çıkamasaydım. Keşke bir kişi daha eksikseydi. Kardeş katili olmak istemiyordum. Ben bu gerçeği kaldıramazdım. Bazı gerçekler insanı öldürmez, ama yaşatmaz da. Ben bunu en acı şekilde öğrenmiştim...


VEEEE BÖLÜMÜ ATAR BEN KAÇAR...💞
BOL YORUM VE OY VERMEYİ UNUTTMAYIN ARKADAŞLAR.🌸

GÖRÜŞMEK ÜZERE....❤️

SEVİLİYORSUNUZZZ 🌼💫🦋

Bölüm : 25.01.2026 18:59 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...