24. Bölüm

24.BÖLÜM

Maviş
mavissrgt

İnsan ne kadar çabalarsa çabalasın hayat çizgisinden asla çıkamaz. Sen planlar kurar harekete geçsende evren yine kendi bildiğini okur. Tıpkı ben İrem için bir şeyler öğrenmeye geldiğim evde daha farklı olayları öğrenmem gibi.

 

Rauf Karaca... bu isim hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. Boran Karaca... bu bağlantı asla tesadüf değildi.

Annemin yüzü hâlâ bembeyazdı.

Benim içim ise tuhaf bir şekilde sakindi.

Çünkü artık korku yerini şüpheye bırakmıştı.

“Anne…” dedim yavaşça. “Boran’ın babası Rauf muydu?” Annem gözlerini kaçırmadı bu kez. Ama cevap vermedi. Cevap vermemek… bazen itiraf değilmidir zaten. “Boran beni kaçırdı,” dedim. Sesim titredi. “Bunu biliyordunuz.” Daha çok bir sitem bir isyandı ağzımdan çıkan kelimeler.

Annemin dudakları aralandı. Bir şeyler söylemek istiyor ama onu durduran şeyler vardı sanki.

“Biz… sadece sana zarar gelmesinden korktuk.” Biz! Demek babam da biliyordu.

Tam o sırada kapı açıldı, babamdı. Bizi salonda görünce durdu.

Gözleri annemin şişmiş gözlerine, sonra bana kaydı. Anladı ve gözlerini kapatıp derin bir nefesi sesli bir şekilde soluyup gözlerini geri açtı.

“Rauf Karaca,” dedim direkt. Bir anlık duraksadı. Sadece bir an ve o kelimeler döküldü dudaklarından. “Evet,” dedi. “Eski ortağım.” Annemin herşeyi anlattığını anlamıştı lafı dolandırmaktan nefret eden biri olduğu için beni hiç uğraştırmadan cevap vermişti. “Onun bir oğlu vardı.”dedim. Bu ona yönettiğim bir soruydu. Ben sorular soruyordum babam ise tereddüt etmeden hemen cevap veriyordu.

Babam başını hafifçe yana doğru eğdi.

“Vardı." Dedi düz bir sesle.

"Boran Karaca!” dedim doğrulaması için.

İlk kez adını onun yanında söyledim.

Babamın çenesi kasıldı. “Demek biliyorsun.” kravatını gevşetti. İçimi kaplayan öfke ve hayal kırıklığı had safadaydı. Ama sakin olmalıydım. Şimdi değil.

“Boran beni kaçırdı,” dedim. “Ve siz bunu biliyordunuz.” Annem araya girmek istedi ama babam eliyle susturdu. “Boran babasının intikamını almak istiyordu.”

“İntikam mı?” dedim. “Neyin intikamı?”

Babamın gözleri karardı.

“Babası bana ihanet etti ve bedelini de ödedi.” Bedel. Bu kelime evin duvarlarına çarptı. Babamın bedel dediği ölümdü. Bunu geçte olsa anlamam çok acıydı.

“Öldü mü?” diye sordum. Babam cevap vermedi. Ama suskunluğu ve o göz kaçırması herşeyi anlatıyordu zaten.

“Peki,” dedim yavaşça. “Boran bunu nasıl öğrendi?” Bu soru ilk kez babamı hazırlıksız yakaladı. Gözleri küçüldü.

“Ne demek istiyorsun?” bir kaç adımda yanımıza gelip tekli koltuğuna oturdu. Birşey unutmuştu onun için geldiği belliydi. Çünki eve girer girmez gözleri birşeyi ara gibi etrafta dolandı. Ama benim ve annemin durumumuzu görünce dikkati bize kaymıştı birde söylediklerim onu geri gitmekten vazgeçirmişti.

 

Annemle benim tam karşıma oturdu. Dolu dolu gözlerle stem edercesine cılız çıkan sesimle kendimi duyurmaya çalıştım. “Boran benim hayatıma tesadüfen girmedi. Yıllarca bekledi, plan yaptı, beni seçti.” Nefes aldım ama olmadı ciğerlerime oksijen gitmiyordu. “Biri onu yönlendirdi.” dedim cılız çıkan sesimle.

Annemin eli koltuğun kenarına sıkıca tutundu. Babam sert bir şekilde, “Saçmalama,” dedi. “Saçmalamıyorum.” Öne doğru eğildim. Ruhum acı çekiyordu. Bu duyduklarımla o acı daha da harmanlanmıştı. “Eğer Rauf ortadan kaybolduysa, dosya kapandıysa… Boran gerçeği tek başına öğrenemezdi. Ona biri anlattı.” Sessizlik oluştu ama bu olayları yeni kavrayan birinin sessizliği değil zaten herşeyi bilen birinin suçluluk sessizliğiydi.

İşte işin kilidi buydu.

 

O sessizliği bu kez babam bozdu. “Boran seninle ne zaman tanıştı?” diye sordu.

“Yıllar önce,” dedim. “Ama asıl yaklaşması son bir kaç ayda oldu.”

 

 

Bunu bilmediği çok netti. Birşeyler beynin de ölçüp tartıyordu. Neyi hesapladığını anlamıyordum. “Ben kimseyi yönlendirmedim,” dedi sonunda. “Boran bana da yaklaştı. İlk başlarda bilmiyordum gerçekleri bildiğini hatta benimle ortak olmak istediğini söyledi. Ben kabul etmeyince bir süre yok oldu sonra tekrar karşıma çıktı. Bana seninle evlenmek istediğini söyleyince hemen reddettim. Ama yediremedi kendine sürekli reddedilmeyi. Sonra ortadan tekrar kayboldu. Ta ki senin haberini alana kadar."

Annem bir anda,

“Yalan söyleme!” dedi.

İkimiz de ona döndük.

Annem ağlıyordu artık.

“Sen o çocuğu kovdun ama çok geçti! Çoktan öğrenmişti. O daha çocukken senden yardım istemek için kapına dayandı. Kimsesizdi ama sen ona acımadın o kışın ortasında küçücük çocuğu döverek dışarı attın. O zamanlar-"

"Yeter sus artık." Babamın bağırmasıyla annem öfkeyle ayağa kalktı. "Hayır yıllarca bu vicdan azabıyla yaşadım artık susmayacağım. O masum çocuğun bu kadar cani olmasının sebebi sensin Ahmet. Benim kızımın bu halde olmasının sebebi sensin. Seni yüzünden ben kızıma sarılıp kokusunu doya doya içime çekememem senin yüzünden. Eflin'imin hayatı kaydı ellerinden bu da senin yüzünden. Boran o geceden sonra değişti. O olayı öğrendikten sonra bizim hayatımızı cehenneme çevireceğine anda içmişti unuttun mu o geceyi."

Kanım çekildi ruhum bin parçaya bölündü.

“Ne öğrenmişti?” dedim. Annem gözlerimi buldu. “Babanın o gece ne yaptığını.” Babam sert bir şekilde, “Yeter!” diye bağırdı.

Ve ben ilk kez ürktüm. Ama duramazdım pes edemezdim. “Boran beni neden kaçırdı?” diye sordum. Sebebini az çok biliyordum ama onun itiraf etmesini istiyordum. Çünki ses kaydına alıyordum tüm konuşulanları.

Babam derin bir nefes aldı. Pes etmişti. Anneminde benim tarafımda olduğunu anlayınca o hep dik olan omuzları çöktü. “Çünkü seni en zayıf noktam sandı.”

Zayıf nokta...“Sonra..” dedim. “Eğer bu bir intikamsa… Boran kendi mi planladı? Yoksa biri mi onu piyon olarak kullandı?” Bu kez babam sustu. Gerçekten sustu. Gözleri bir anlık uzaklaştı işte o an anladım babam Boran’ı yönlendirmemişti.

Ama… Birinin Boran’ı doldurduğunu biliyordu. “Kim?” dedim fısıltıyla.

Babam bana baktı, “Rauf’un kardeşi vardı.”

Oda bir anda küçüldü. Sesler yankılanmaya başladım “Adı Kemal.” Yıllardır ortalıkta görünmeyen bir isim mi yani? “Rauf kaybolduktan sonra yurtdışına gitti,” dedi babam. “Ama kin tutan bir adamdı. Ama bu normal bir kin tutma değil akrep gibiydi. Zaten ona akrep diye hitap edilirdi. Ben geri geleceğini biliyordum ama öne yiğenini süreceğini hiç tahmin etmemiştim.”

Kalbim hızlandı. Demek mesele sadece geçmiş değildi. Birileri o geçmişi canlı tutmuştu. “Yani…” dedim. “Boran yalnız değildi.” Babam başını yavaşça salladı.

“Hiçbir intikam tek başına büyümez.” Şimdi tablo netleşiyordu. Babam geçmişte bir şey yaptı. Rauf kayboldu. Kemal'in o kini yıllarca büyümüştü ve o kin ve öfkeyle Boran'ı aşılamış ve büyütmüştü ve anlatan kişide Kemaldi.

Babamın bakışları ağırlaştı.

"Boran öldü. Ve amcası bunu öğrendiği an asıl savaş o zaman başlayacak. Ve hepsi senin yüzünden baba. Senin yüzünden Ateş'in canı da tehlikede." Benim acil Ateş'in yanına gitmem gerekiyordu. Ben ne için gelmiştim ve ne öğrenmiştim.

 

Bu savaş geçmişin savaşıydı.

Ve ben artık ortasında değil…

merkezindeydim.

 

Öfkeyle ayağa kalkıp kapıya doğru yöneldiğim an kolumdan tutulmasıyla nefesim kesilmesi bir oldu. O can havliyle çırpınmaya başladım.

"Dokunma bana bırak." Neden tetiklendiğimi bilmiyorum ama babamın bana dokunması tıpkı o hücredeki gibi hissettirmişti. Babam bur şeyler söylüyor beni kendine çekmeye çalıştıkça ben daha çok aklımı kaybeder hale geliyor babama attığım tokadı hatırlıyordum sadce. Oda bir anda küçüldü ve o zindana dönüştü. Kalbim durma noktasına gelecek kadar yavaşladı. Ciğerlerimde hissetiğim basınç beni daha da çıldırtıyordu. Biri beni o elden kurtardı. Ama bedenim iflas etmişçesine işlevini kaybetti bir anda. Beynimde uğuldayan o ses yine yankılanmaya başladı.

 

"Kurtulamayacaksın Eflin. Kendi ölümünü kendin getireceksin. Tüm sevdiklerini kendi ellerinle öldüreceksin. Artık benim malımsın sen. Aklınla oynamak bedeninle oynamaktan daha zevkli. Daha yeni başlıyoruz Eflin aklını öyle bir alacam ki bir robota dönüşeceksin. Her yerde beni göreceksin."

 

Ellerim kulaklarıma gitti. Ayaklarım beni daha fazla taşıyamadı ve dizlerimin üzerine çöktüm. Bir el bana uyandığını gördüm. Bulanık görüş açıma bir suliyet belirdi silikti ama unutamayacağım bir suliyetti. Boran! Korkuyla geriye doğru sürünerek çekildim.

 

"Gelme dedim sana! Dokunma bana! Dokunma uzak dur benden!" Haykırırcasına bağırarak kurduğum cümleler onu durdurmuştu. Ama beynimde ki sesler o pis kahkahası hayla kulaklarımda yankılanıyordu. Gözlerimi kapattım. Ellerimi kulaklarıma tekarar götürdüm. Ayaklarımı kendime çektim. Görünmez olmak hatta yok olmak istedim o an. İleri geri titreyen bedenimle sallanmaya başladım.

 

"Gelme dedim! Dokunma! Uzak dur benden! Dokunma! Dokunma bana! Susun dedim size sus allahın belası sus!" Canım yanıyordu. O iğneleri bedenimde hissettikçe kafayı yiyecek gibi oluyordum. Saç diplerim acıdı. Ama korkudan kıpırdamayı bırak gözlerimi bile açamıyordum.

 

 

Ne kadar o şekilde korkuyla beklediğimi bilmiyorum ama bir koku benim sallanmamı durduran o koku alamadığım o nefesi yeniden soluduğumu hissettirdi bana.

"Buradayım." Diyordu. "Buradayım birtanem aç hadi gözlerini. Bak kimse sana dokunmuyor güvendesin menekşem." Duyduğum ses beni kendime getiriyor o zindandan beni çekip alıyordu sanki. Ama güvenemedim.

 

"Uzak dur benden yalancı." Oyun oynuyordu benimle. Yine kandıracaktı beni.

 

"Eflin benim Ateş unuttunmu aramızda ki şifreyi. Sen benim menekşemsin." Sesi sakin ve yumuşak çıkması bana güven diyordu sanki. İnan o burada geldi diyordu. Korkuyla titreyen kiprilerimi araladım. Üç adım geride duruyordu. Evet üç adım oydu gelmişti. Onu görmemle ağlamam daha da şiddetlendi. Beynimde ki sesler bir anda sustu. Hiç düşünmeden ona sıkıca sarıldım. Benim sarılmamla bir an afalladı. Ama o da bana sıkıca sarıldı.

 

"Çok korktum Ateş. Neden böyle oldu? Ben neden kendimi bir an da o zindanda buldum? Bırakma beni ne olur çok korkuyorum." Bana sarılı olan kolları dahada sıkılaştı.

 

"Sen istesende seni asla bırakmam ömrüm. Korkma geçecek hepsi geçecek." Saçlarımın arasına buseler konduruyor beni bırakmayacağını kanıtlar nitelikte bana sıkıca sarılıyordu.

 

 

 

Ateş’in göğsüne yaslanmışken gözlerimi kapadım. Nefesini saydım. Bir… iki… üç…

Kalbim yavaş yavaş normale dönerken içimde başka bir şey ayağa kalkıyordu.

Korku değildi, öfke de değildi. Sebebini bilmediğim o şey beni kendime getirmişti.

Ateş’in kollarından yavaşça ayrıldım. Gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim. Ateş beni dikkatlice izliyordu. Bir anda sakinleşmem onu da şaşırtmış olmalıydı. Ben bile kendimi tanıyamıyordum artık. Dizlerimin üzerine çökmüş o kız gitmişti. Yerine ayağa kalkmayı seçen biri gelmişti.

Bakışlarım korku ve endişeden bitap düşmüş anneme kaydı. Bana sarılmak istiyor ama çekiniyordu. Bir yandan da Ateş'e bu kadar gözü kapalı güvenip hiç düşünmeden sarılmam onu şaşırtmıştı. Bakışlarımı babama çevirdim. Göz göze geldik bakışlarını kaçırdı. Ama bir kaç saniye sonra tekrar bana çevirdi bakışlarını. Öfkeyle titreyen vücudumu görmezden gelip ayağa kalktım. Hayla gücüm yoktu. Ateş kolumdan tutarak bana destek oldu. Ona bakınca olayları anlamaya çalışıyordu. Duyacakları hiç hoş şeyler değildi bunu biliyordu en azından.

 

Ateş'in elini sıkıca tuttum. Güç almak savaşacak o gücü ortaya çıkarmak için. Çünki karşımda ki babamdı. İlk aşkım bana hayatı öğreten adamdı. Güvenmeyi, sevmeyi, inanmayı en çokta nasıl evlat onulacağını. Ama bu yaptıklarıyla içimde ki o çocuğu hayal kırıklığına uğratmıştı.

“Bu savaş senin yüzünden başladı.” dedim sakin ama keskin bir sesle. “Ama bitirecek olan ben olacağım.” Babamın yüzü çöktü. İlk defa beni çocuk gibi değil, karşısında duran bir kadın gibi gördü.

“Eflin—” dedi. Elini bana dokunmak için kaldırdığında istemsizce bir adım gerileyip parmağımı ona tehditkar bir şekilde doğrulttuum.

“Sakın bana bir daha dokunma.” dedim. “Bana dokunma anladın mı beni!"

Sesim titremiyordu artık. Sadece hayal kırıklığı ve öfke vardı ses tonumda. Yüzünün rengi gitti. Bu davranışımı hiç beklemiyordu.havada olan elim boşluğa düştü.

“Beni zayıf noktan sandılar öylemi? Beni piyon sandılar. Ama bir şeyi unuttular.” Ateş’in elini daha sıkı tuttum. “Ben hayatta kalmayı öğrendim baba." Annem ağlıyordu. Ama ben artık onların gözyaşlarının içinde kaybolmuyordum.

Babam ağır bir nefes aldı. “Kemal bunu öğrendiğinde durmayacak.” Duygularım umrunda değildi değilmi? “Dursun istemiyorum zaten.” dedim. Kendimden emin bir şekilde.

O an içimde bir şey yerine oturdu. Boran beni zindana kapattığını sandı. Oysa o zindan beni güçlendirmişti. Evet şuan iyi değildim ama artık o eski korkak Eflin yoktu. Korkularıyla yüzleşen Eflin olacaktı artık herkesin karşısında. Buna babamda dahil. Artık kaçmayacaktım Babam tam birşey söyleyecekken Ateş’in telefonu çaldı.

Sessizlik o kadar yoğundu ki zil sesi evin duvarlarına çarpıp yankılandı.

Ateş ekrana baktı benimde bakışlarım ekrana kitlendi. Bilinmeyen numaraydı.

Bir an göz göze geldik bakışlarını benden kaçırmadan aramayı açtı.

Karşıdan gelen ses soğuktu. Tanımadığım ama içimi buz gibi yapan bir sesti.

“Yeğenim yarım bıraktı.” dedi adam. “Ben tamamlayacağım.” Telefon kapandı. Babamın yüzünden kan çekildi.

“Kimdi?” dedim. Ateş’in çenesi kasıldı.

“Kemal.” ses beynimde yankılandı. Ne demekti şimdi bu ne demek ben tamamlayacağım. Ateş'in belimi saran elleri daha da sıkılaştı. Gözlerinde gördüğüm şey beni ürkütmüştü. Ölüm vardı o gözlerde ve bu ölüm kendi için değil can almak içindi. O an anladım savaş ilan edilmişti.

Ve bu kez ben ortasında değil…

merkezindeydim ve bu merkeze istemesemde sevdiğim adamı da çekmiştim.

Ateş telefonu elinde birkaç saniye öylece kaldı. Öyle bir sıkıyordu ki telefonu telefonun ekranı kırılmıştı.

Babam fısıltılı konuşmasıyla bakışları ona yöneldi.

“Akrep…” Kendi kendine konuşuyordu.

Evin içindeki hava değişti. Sanki duvarlar biraz daha daralmıştı. Annem daha fazla ayakta duramadı ve kendini koltuğa bıraktı. Oda farkındaydı. Büyük bir yıkım bizi bekliyordu ya o enkazda kalıp ölecektim. Yada o enkazda onları öldürecektim.

Tam o sırada kapı zili çaldı.

Hepimiz irkildik. Ateş beni kendine çekti.

Bir kez. Bu sefer beni arkasına sakladı.

Sonra bir kez daha. Soluğum kesildi.

Ne aceleci ne de sabırsız. Sanki geleceğini biliyor, bekliyordu.

Babam yerinden fırladı. “Kimse açmasın.”

Ama ben çoktan Ateş'in arkasından çıkıp kapıya doğru yürümeye başlamıştım.

Ateş kolumu tuttu. Bu kez paniklememiştim. Ona baktım. “Kaçmayacağım artık Ateş ne olacaksa olsun.” dedim.Kapıyı doğru bir kaç adım daha attıktan sonra derin bir nefes alıp kapının kulpunu kavradım. Ateş iki adımda yanıma gelip beni arkasına aldı ve eli belinde ki silaha gitti. Kapıyı hızlı bir şekilde açmasıyla silahı karşıya doğrultması bir olmuştu. Ama karşımız da kimse yoktu. Sadece kapının önüne bırakılmış küçük siyah bir kutu.

Üzerinde tek bir menekşe vardı.

Ve o menekşe kana bulanmıştı, kanım çekildi. Ateş’in arkasından çıkıp tam kutuyu alacakken Ateş hızla önüme geçti. Kutuyu yerden aldı babam bağırdı. “Dokunma! Bomba olabilir!”

"Kutu hafif bomba değil. Bu bir mesaja benziyor." Ateş dikkatlice açtı.

İçinden eski bir kaset çıktı.

Ve bir fotoğraf.

Fotoğrafı gördüğüm an dizlerim titredi.

Fotoğrafta ben vardım.

Hücrede Boran’ın karşısında bu fotoğrafı kim çekmişti? Arkasında tek cümle yazıyordu, “Hatırlamak istemediğin her anı sana tekrar yaşatacağım.” Gözlerim kocaman açıldı. Ateş resmi yırtıp attı. Annem yerde olan resimleri birleştirip yazıyı okuyunca ağlamaya başladı.

Babam küfretti Ateş’in elleri titremiyordu ama gözleri kararmıştı.

“Ev izleniyor.” dedi. Ben ise donmuş bir şekilde bos kutuya bakıyordum. O zindan da yaşadıklarım birer birer canlandı zihnimde.

 

 

Camın üzerinde beliren kırmızı lazer noktası önce göğsümde sabitlendi.

Bir saniye....Sonra hafifçe yukarı kaydı. Kalbimin tam üzerine Ateş’le aynı anda fark ettik bakışlarımız çarpıştı.

O bakışta tek bir kelime vardı, keskin nişancı. Ateş refleksle beni yere çekti. Gövdesiyle üzerimi kapattı. Aynı anda cam patladı.

Cam parçaları yağmur gibi üzerimize döküldü.

İlk kurşun arkamızdaki duvara saplandı. Alçı sıva parçalandı. Toz bulutu havaya kalktı.

“Yere yatın!” Babam bağırdı.

İkinci atış.

Bu kez yemek masasının kenarı parçalandı. Ahşap kıymıkları etrafa saçıldı.

Ateş sağ eliyle silahını çekti. Sol koluyla hâlâ beni bastırıyordu. Namluyu camın sol çaprazına, karşı apartmanın çatısına doğrulttu.

Karşı bina üç katlıydı. Bizim salonumuz ikinci kattaydı. Çatı parapetinin hemen arkasında bir gölge kıpırdadı.

Üçüncü atış geldi.

Bu kez kurşun sehpanın camını dağıttı. Salonun ortasında cam kırıkları kaydı.

 

 

 

Annemin çığlıklarıyla babamın annemin üzerine siper olması ve yere kapanması bir oldu.

Ateş beni gövdesiyle kapatmıştı. Kalbimin atışını duyabiliyordum.

 

Susturucu yoktu karşı tarafta. Bu bir gözdağıydı. Her atış yankılanıyordu.

 

 

Ateş ileride ki masayı önümüze siper etti. Tekrar üzerime kapandı. Korkuyla tüm bedenimi esir almıştı.

Babam da silahını çekmişti. Kolonun arkasına geçip çapraz açıdan ateş etti.

“Sağ çatı köşesi!” diye bağırdı.

Tam o anda kapıdan iki koruma içeri daldı. Biri kapının yanındaki duvara siper aldı, diğeri pencere altına çöktü.

Dördüncü kurşun geldi bu kez hedef ben değildim. Ateş’in vücudunun girildiğini hissettim tam o na bakacakken izin vermedi.

“Keskin nişancı geri çekiliyor!” korumalardan biri bağırdı.

Karşı binanın çatısında bir karaltı belirdi. Siyah bir siluet. Ardından bir gölge hızla geri çekildi.

Son bir atış daha geldi.

Bu kez bilinçli olarak pencere çerçevesine.

Camın kalan parçaları da dağıldı.

 

 

Kemal tehdit etmiyordu o bizimle oynuyordu ve oyunun ilk hamlesini yapmıştı.

 

Başımi kaldırmaya çalıştığım her an Ateş buna izin vermiyor başımı eğiyordu. Silah sesi kesildiğinde kulaklarım uğulduyordu. Ateş hâlâ üzerimdeydi.

“İyi misin?” diye fısıldadı. Başımı sallayacaktım ki…

Elimin altındaki sıcaklığı fark ettim.

Sıcaktı ve ıslaktı elimi kaldırdım gördüğüm sıvıyla beynimden vurulmuşa döndüm. Bu kandı!

“Ateş…” Sesim boğazımda takıldı.

O an yüzüme bakarken dudaklarının kenarı hafifçe gerildi.“Çizik.” dedi. "Korkma sevgilim sadece ufak bir çizik." Korkmak mı o kurşunu kalbimde hissetmiştim. Korkuyla gözlerimi bedeninde gezdirdim. Bana bir şeyler anlatıyordu ama sesi uğultulu geliyordu. Sesi eskisi kadar güçlü değildi. Yada ben öyle sanıyordum.

Omzunun hemen altından koyu kırmızı kan sızıyordu. Mermi sıyırıp geçmişti ama kan çok hızlı akıyordu.

“Yalan söyleme!” diye bağırdım. "Yalan söyleme kan var çok akıyor kan var Ateş çok kan var." Delirmişçesine bağırıyordum.

Ateş dişlerini sıktı. “Ömrüm panik yapma… hayati değil. Ufak bir sıyırık dedim ya. Bana bak iyim bak bilincim açık ve seninle konuşabilcek kadar hafif yaram.” üzerimde ki hırkayı hızla çıkarıp yarasına bastırmaya başladım. Kan vardı hemde çok kan vardı. Bu da yetmezmiş gibi sevdiğim adamın kanıydı bu.

Babam pencereye doğru sürünerek ilerledi. “Karşı binanın çatısı!” Annem ağlıyordu ama iyiydi. “Ambulans çağırın!” diye bağırdım. Ateş ayağa kalkmaya çalıştı ama sendeledi. Onu son anda tuttum. Bu kez ellerim titremedi. Ama ruhum virane olmuştu.

Boran’ın hücresinde titreyen kız gitmişti.

Yerine kanı gördüğünde donup kalmayan biri gelmişti. Bunu onun için yapıyordum. Şuan bilincimi kaybedecek ne yeri ne zamanıydı. O iyi değildi sevdiğim benim yüzümden vurulmuştu.

“Ateş, bana bak.” dedim. “Gözlerime bak.”

Gözlerini sabitledi. Onu koltuğa doğru yönlendirdim. Açık hedef olmayan bir köşede ikili koltuğa dikkatli bir şekilde oturttum. “ Bana bak lütfen uyuma ne olur be-ben seni iyileştireceğim tamam mı.Ben buradayım.” dedim. Korkuyordum, Boran'ın dedikleri yankılandı kulaklarımda.

 

"Onun ölümüne sen sebep olacaksın Eflin. Aşık olduğun adamın katili sen olacaksın."

 

Hızla başımı iki yana salladım. "Hayır iyi olacaksın ben doktorum seni iyilestireceğim. Nasıl seni ölümün kollarında aldıysam şimdi de kurtarabilirim." Eli yüzümü buldu, bakışlarımı gözlerine sabitledi.

Bir anlık gülümsedi. “Ben iyim sakin ol Eflin. " yüzünün rengi gitmişti. Ama bana bu halde bile gülümsüyordu.

 

Dışarıdan uzaklaşan bir motor sesi geldi.

Kemal sadece mesaj vermişti. Ama bu mesajın bedelini ona ödetecektim. Her bir kanın damlasını çok ağır ödeyecekti.

 

Telefonum titredi bilinmeyen bir numaradandı mesaj ekranı açtım.

Bir fotoğraf daha bu kez biraz önceki an camın patladığı saniye ve altında yazan cümle: “Bu sadece selamımdı. Sıradaki mermi kalbe daha yakın olabir.”

 

 

Ateş başını bana çevirdi. Acı içindeydi ama gözleri kararlıydı.

Mesajı o da görmüştü. Ağız dolusu küfürleri sıraladı.

"Senin ecdadını sikmezsem banada Ateş demesinler. Bu laflarını sana teker teker yedirtecem lan." Telefonu elimden alıp öfkeyle duvara fırlattı. Asıl savaş şimdi başlıyordu.

 

 

Ateş’in yarası sarılmıştı. Doktor “hayati değil” demişti ama kan kokusu hâlâ burnumdaydı. Ateş tüm korumalarını Babamın evine yığmıştı. Babamın ise ne ara bu karar koruması var dedirtecek cinsten korumalar evi sarmıştı. Abimi aramış olanları anlatmıştı babam abim ise gerekeni yapacağını söylemişti. Ateş hepimizin bir arada olması daha iyi olacağını söylemiş ve bu sebepten şuan babamın evindeydik. Ev çok sessizdi.

Tehlike geçmiş gibi görünüyordu. Ama ben geçmediğini biliyordum.

Çünkü Kemal’in mesajı tehdit değildi. Olacak bir savaşın ilk adımıydı.

 

 

O gece uyuyamadım. Ateş karşı odamdaydı. Ama benim içimde ki o korku beni uyutmuyordu. Sanki her an ev yine taranacaktı.

Gözlerimi her kapattığımda camın patlama sesi beynimde tekrar ediyordu. Kapım tıkandı. İrkilerek yerimden doğruldum.

 

"Gelebilirmiyim." Ateş te uyumamıştı. Gülümseyerek başımla gel işareti yaptım. Yanıma oturdu.

"Uyuyamadığını tahmin etmiştim. İstersen yanında kalabilirim?" Tamda istediğim buydu beni bu kadar iyi tanımasına hayran kalıyordum.

 

"Ne kadar güçlü durmaya çalışsamda konu sen olunca duygularımı kontrol edemiyorum." Yüzünde sıcacık bir gülümseme oluştu.

 

"Duygularımız karşılıklı desene." Dedi göz kırparak.

"Kay bakim kenara biraz." Diyince gülümsemem genişledi ve hemen yatakta ona yer açtım. İki kişilik yatak ikimize de yeterdi. Sadece onun kokusuyla huzurlu bir uyku istiyordum. Yanıma uzandı ve beni kendine çekmesiyle nefesim bir anlığına kesildi. Bu hareketi kalbimde inanılmaz bir hareketlilik oluşturmuştu. Başımı onun göğüsüne yasladım. Kalp atışlarını duymak bana inanılmaz iyi gelmişti. Saçlarımı okşuyor bana sıkıca sarılıyordu. Bu inanılmaz derecede huzur vericiydi.

 

 

 

Bir süre sonra Ateş’in uyuduğunu düzenli nefes alış verişinden anladım. Gözlerim omzunda ki bandaja kaydı. Yarası iyi duruyordu. Yarasına ben bakmak istesemde annem iyi görünmediğimi başka bir doktorun bakmasının daha sağlıklı olacağını söyleyince onun iyiliği için kabul etmek zorunda kalmıştım. İstesemde o gece uyuyamadım. Hep tetikteydim. Ne zaman uykuya daldığım ise hiç bilmiyordum ta ki sabaha karşı bir sesle irkilene kadar uyuduğumu anlamamıştım.

Çok hafifti, sanki bir şey sürüklenmiş gibi.

Odamın kapısına baktım kapı kapalıydı ama içimde bir his vardı yalnız değildim.

Yavaşça yataktan kalktım kapıyı açtım koridor boştu salona doğru yürüdüm.

Her adımda kalbim daha hızlı atıyordu.

Salona geldiğimde cam kapalıydı, kapı kilitliydi ama yerde bir şey vardı. Dış kapının iç tarafında yerdeydi.

Küçük bir zarf, hiçbir kırık eşya yoktu, hiçbir zorlanma izi yoktu.

Zarfın üzerinde adım yazıyordu.

Eflin...

Ellerim titremeye başladı bu mümkün değildi kapıyı kim açmıştı? O kadar korumaya rağmen bu zarf nasıl girebilmişti bu eve. Korkuyla etrafıma bakındım.

Yoksa biri hâlâ içeride miydi?

Zarfı tam açacakken babam annem ve Ateş aynı anda odalardan çıktı. Ateş elimde ki zarfı görmesiyle adımları hızlandı.

 

"Bana gelmiş." Dedim. Ateş tam zarfı alacakken engel oldum almasına.

"Eflin ver şunu yine seni üzecek birşey var belli ki. Hem bu kadar koruma dolu eve nasil elini kolunu sallayarak girebiliyorlar lan."

 

"Bence içeride adamları olabilir." Vakit kaybetmeden zarfı açtım. Ateş ne kadar engel olmaya çalışsa da buna engel olamamıştı.

İçinden tek bir USB bellek vardı birde küçük bir not.

 

Nota okuduklarımla nutkum tutulmuştu.

“Gerçekleri sevdiğini söylemiştin Eflin.

Hadi o zaman, en sevdiğin adamın neden seni terk ettiğini öğren.”Kalbim durdu sandım.

Ateş’in eli omzuma gitti. “Eflin—”

“Hayır.” dedim fısıltıyla. “Bunu izlemem lazım.” Hiç vakit kaybetmeden elim titreyerek televizyona taktım. O an babam ve Ateş'in o bakışmasını yakaladım. Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü resmen.

Her neyse bu babamı da ilgilendiriyordu. Ve bu hiç iyi bir şey değildi.

 

 

 

USB’yi televizyona taktığımda ekran birkaç saniye siyah kaldı.

O siyahlıkta kendi yansımamı gördüm. Solgun. Titrek. Tanımadığım biri gibi.

Sonra görüntü geldi.

Babamın ofisi.

Perdeler kapalı. Masa lambası yanıyor. O sarı ışık odanın yarısını aydınlatıyor, yarısını gölgede bırakıyordu. Babam masanın arkasında dimdik oturuyordu. Omuzları her zamanki gibi sert. Kontrol onda.

Karşısında Ateş daha genç, daha asi.

Ama gözlerinin içi bugünkü kadar karanlık değil.

Babam önündeki dosyayı açtı. İçinden birkaç belge çıkardı. Kâğıtların masaya sürtünme sesi bile duyuluyordu kayıtta.

O an kalbim yavaşlamaya başladı.

Babam dosyayı masanın üzerinden Ateş’e doğru itti. “Baban kız kardeşini kumar borcu karşılığında sattı. Haberiniz var mı?”

Cümle ofisin içinde yankılandı. Ekrandaki Ateş önce anlamadı.Yüzündeki ifade boşaldı sonra kaşları çatıldı.

“Ne diyorsun Ahmet amca?” dedi. Sesi boğuktu ama hâlâ kontrollüydü.

Babam belgeleri parmağıyla işaret etti.

“Belgeler burada. Borçlar, imzalar, masa kayıtları. Dört kişiye.”

Dört kişi...

Kelime boğazıma takıldı.

Ekrandaki Ateş’in eli yumruk oldu. Parmak kemikleri beyazladı. Ama bağırmadı.

Sadece nefes alış verişi hızlandı.

O an anladım.

Ateş bağırmadığında daha tehlikelidir.

“Yalan…” dedi.

Ama o “yalan” bir inkâr değil, dua gibiydi.

Babam arkasına yaslandı. Soğuk. Hesaplı.

“Sana bir teklifim var.”

Ofisteki sessizlik ağırlaştı.

Ben televizyonun karşısında dizlerimin üzerine çökmüştüm. Ama artık ağlamıyordum. Sadece izliyordum.

“Annen ve kız kardeşinle çok uzakta yaşayabilirsin,” dedi babam. “Yeni kimlik. Yeni şehir. Geçmiş yok. Borç yok. Tehdit yok.”

Ekrandaki Ateş’in gözleri bir anlığına yere kaydı.

Annesini düşündü.

Kız kardeşini düşündü.

Bunu yüzünden anladım.“Karşılığında?” dedi. Babamın cevabı gecikmedi. “Kızımdan uzak duracaksın. Onun hayatından sonsuza kadar çıkacaksın.”

O an odadaki hava değişti.

Ekrandaki Ateş ayağa kalktı.

Sandalyenin ayakları zemine sertçe sürtündü. “Eflin’i seviyorum,” dedi. Sesi ilk kez çatladı. “Ondan vazgeçmem.”

Kalbim o an kırılmaya başladı.

Babam eğildi. Dirseklerini masaya koydu.

“Sevgi karnını doyurmaz. Ama benim teklifim doyurur.” Tam o anda telefon çaldı.

Ekranda “Annem” yazıyordu.

Ateş bir anlık tereddüt etti. Sonra açtı.

Hoparlör değildi ama kadının ağlama sesi o kadar yüksekti ki net duyuluyordu.

“Onu götürdüler Ateş… kız kardeşini götürdüler…” O an dünyam sustu.

Ekrandaki Ateş’in yüzü saniyeler içinde değişti.Öfke gitti yerine korku geldi, gerçek korku. “Kim?” diye bağırdı.

Karşı tarafın sesi duyulmadı ama Ateş’in gözleri babamı buldu. Ve o bakış…

O bakış her şeyi anlattı babam hiçbir şey söylemedi sadece baktı ve bekledi Ateş’in çenesi titredi. Göz kapakları kapandı. Nefesini tuttu o an yenilmedi o an karar verdi telefonu yavaşça indirdi babamla göz göze geldi uzun bir sessizlik.

Sonra… “Tamam.” dedi. Tek kelime.

Ama o kelime bir çığlık gibiydi. Babam başını hafifçe salladı. “Doğru karar.”

Ekrandaki Ateş gözlerini kapattı.

Ve o an… Tek bir damla yaş süzüldü.

Sessizce, inatla, ağlamadı, bağırmadı. Sadece o bir damla aktı ve görüntü karardı.

Oda karanlık kaldı birkaç saniye.

Kimse konuşmadı. Televizyon ekranında kendi yansımamı gördüm. Ben yıllarca 'beni terk etti' diye nefret ettiğim adam…

 

O beni terk etmemişti o ailesini kurtarmayı seçmişti.

Ve ben… onu suçlamıştım.

Boğazımda bir şey düğümlendi.

Ateş’e bakmaya cesaret edemedim.

Çünkü şimdi anlıyordum.

O “Tamam” dediği gün…

Beni bırakmamıştı kendini bensizliğe mahkum etmek zorunda kalmıştı. Nefes alamadım elim boynuma gitti. Sanki biri boğazımı sıkıyordu. Oda küçüldü kalbim.... bu sefer tarifi olmayan bir acıyla kapandı. Benim bunca yıl çektiğim acı Ateş’in onca yıl çektiklerinin tek sorumlusu babamdı.

 

Televizyon kararan ekranında kendi yansımamı görüyordum.

Ekranda yansıyan yüzüm artık aynı değildi.

Ve ben ilk kez babama baktım…

Bir baba olarak değil.

Bir düşman olarak....

 

YENİ BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE CANLARIM...❤️🌼

 

SEVİLİYORSUNUZZZ..💞🦋

 

Bölüm : 22.02.2026 19:35 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...