25. Bölüm

25.BÖLÜM

Maviş
mavissrgt

 

OY VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN CANLARIM. VEE FİNALE ADIM ADIM YAKLAŞIYORUZ. İYİ OKUMLAR💫🌸💞

 

 

Daha ne kadar canım yanabilir ki dedikçe daha beterlerini yaşar olmuştum ve ben artık kaldıramıyordum. Şuan yanımda olmasını istediğim kişi yoktu onun o sakinleştirici sesine sarılıp teselli edişine ihtiyacım vardı ama yoktu. Kalbim yana yana geriye sadece küle dönmüş bir kalp bırakmaları beni hissizleştirmeye başlamıştı. Sevdiğim, aşık olduğum adam benim babam yüzünden bu haldeydi. Ve ben yıllarca hep Ateş'i suçlamış hep kendimde kusur aramıştım. Bu ikilem beni yılardır içimi kemiren bir kurt gibi yavaş yavaş yiyip bitirmişti.

Yavaşça Ateş’e döndüm. "Doğru mu?” dedim kısık sesle. Ateş gözlerini kaçırmadı kaçıramadı ona öyle bir bakıyordum ki gözlerini kaçırsa şuracıkta ölecektim sanki. Sanki bunları ben yapmışım gibi hissedecektim. Babamın yerine ben utanmıştım. Ben babamın kızı olmaktan ilk defa utanmıştım.

Bana doğru bir adım attı ama buna izin vermedim bakışlarımla onu durdurdum. Bana dokunması kendim için değil onun içindi. Havalanan eli benim tepkimle geri indi. “Annemi o gün yerde baygın buldum.” dedi kısık sesle. “Kız kardeşimi gerçekten götürmüşlerdi. O adamları durduracak gücüm yoktu. Ama Ahmet'in vardı.” Bana açıklama yapıyordu. Ama buna gerek yoktu ki suçlu belli madur belliydi.

Babam bir şey söylemek istedi.

Ama bu kez ben izin vermedim. Ona öfkeyle baktığım an kelimelerini yutmakla yetindi sadece.

“Benim onu sevdiğimi bile bile… beni ondan kopardın.” dedim babama. Sesim titremiyordu ama içim paramparçaydı.

Kemal ilk hamlesini yapmıştı. Beni babamdan uzaklaştırarak.

Ve en kötüsü… Bu gerçeği yıllarca saklayan babamdı.

 

Yıllarca babama yaslanmış bir parçam…

sessizce çekiliyordu yavaşça ayağa kalktım başım dönüyor beynim patlayacak derecede ağrıyordu. Elim istemsizce ağrıyan ve dönen başıma gitsede kendimi toparlaya bildiğim kadar toparladım ve dik bir şekilde kendimden emin bir o kadarda yıkılmış şekilde babam doğru bir adım attım.

“Eflin ben—”

“Sakın!” dedim sesim beklediğimden daha sakindi.

“Bir kelime daha etme." Annem yine ağlıyordu. Ama onu teselli edecek halim yoktu o an kimseye sarılmak istemedim. O da suçlu değilmiydi zaten.

Gözlerinde acı vardı ama bana bakışı hâlâ yumuşaktı. Yıllarca kendi kendime 'neden gittin?' diye sorduğum adam…

Benim için değil, ailesi için gitmişti.

Ve babam… benim için yaptığını sandığı şeyle hayatımı alt üst etmişti. Derin bir nefes aldım sindiremedim, kabullenemedim ama bunun bedeli de elbet ödenecekti. Benim artık böyle bir babam yoktu.

“Ben bu evde kalmayacağım. Ben buraya ailem sandığım kişilerin yanında zaman geçirmek biraz olsun iyi gelir diye gelmiştim ama benim bir ailem yokmuş meğersem.” dedim. Tabiki yalandı buraya gelme amacım çok farklıydı ama ailem olmadığını yeni anlamam doğruydu. Ve bu benim için inanılmaz derecede acı verici bir şeydi. Ben kimsesiz kalmıştım. İrem de yoktu zaten kendimi gecenin bir vakti o karanlık kış soğunuda bir an da kimsesiz yetim kalmış sokak çocuğu gibi hissettim. Sudan çıkmış bir balık gibiydim ne diyeceğimi nasıl tepki vereceğimi bilemez haldeydim. Ben... ben ne yapacaktım şimdi?

Annem başını kaldırdı. “Eflin—”

“Hayır anne.” dedim net bir sesle. Gözlerimde akmaktan usanmayan yaşlarla çıkan ses tonum birbirinden farklıydı. Göz yaşlarım acıdan inim inim inlerken sesim dik başlı kendinden ödün vermeyen o Eflin'di.

“Beni koruduğunuzu sandınız. Ama benden gerçeği çaldınız. Benden hayatımı çaldınız. Siz beni yıllarca diri diri mezara gördünüz. Ben sizin yüzünüzden hayata küs biri olarak yaşadım. Yaa... yaa benim babam sığınağım dediğim adamın Boran'dan bir farkı olmadığını öğendim." Babam taş kesildi yüzünün rengi bir an da soldu. Acımadım bana nasıl acımadıysalar bende onlara acımayacaktım.

"O da beni Ateş'ten ayırmak için türlü işler çevirdi. Ama o başaramadı, sen başardın baba. Beni yıllarca sevdiğim adamdan ayırmayı başardın. Ve bunu onun en hassas yerinden vurarak yaptın."

Babam sertleşti. “O çocuk seni bu dünyanın içine çekecekti!”

“Ben zaten içindeydim!” diye bağırdım ilk kez. "Sen de bu dünyadan değilmisin baba? Kimi kandırıyorsun sen! Ben artık o saf çocuk değilim. Sen daha dün bana Boran’ın babasını öldürdüğünü söylemedin mi? Bu yüzden o kadar belalar beni bulmadı mı? Boran o yüzden benim peşime düşmedi mi? Şimdi de Kemal senin yediğin o haltlar yüzünden beni hedef almadı mı baba? Sen Ateş'ten daha karanlıksın. Senin Boran'dan daha kötüsün."

Titriyordum ama geri adım atmadım.

“Beni zayıf sandınız. Nasıl olsa yumuşak yüzlü susar otururmu dedin. Eflin aptal bir şekilde yola gelir mi dediniz. Ama çok yanıldınız. Beni bile bile mahkum ettiğiniz o acılar varya onlar beni acımasız yaptı."

Babamın gözlerinde ilk kez pişmanlık gördüm ama çok geçti.

“Ben Ateş’le gidiyorum.” dedim. "Bundan sonra benim senin gibi bir babam yok Ahmet bey." Babamın ve annemin gözlerinde ki o yıkımı çok net gördüm.

Ateş elimi sıkıca tutup, “Bencede en doğru karar bu. Seni katilin olacak adamla asla aynı ortamda bırakamam zaten."

Bakışlarım anlık Ateş'e döndü sonra tekrar babama çevirdim. “Ben artık senin tarafından korunmak istemiyorum. Ben bu saaten sonra sadce Ateş’in yanında güvende hissediyorum. Yani sevdiğim adamın."

Babamın sesi kırıldı. “Kemal seni hedef alıyor. Bu çok tehlikeli Eflin aklını başına al."

“Benim aklım yeni başıma geldi.” dedim.

Bir anlık sessizlikten sonra ekledim, “Ve sen onun ilk hamlesin de yenildin. Ben seni hiç tanıyamamışım. Sen benim bir damla göz yaşıma kıyamayan biriydin. Meğer o da yalanmış.”

Bu cümle onu öyle bir sarstı ki bir an yere düşecek sandım. Kemal beni babamdan koparmıştı. Arkamı dönüp dış kapıya doğru ilerledim.

Hızlı adımlarla dış kapının yanına geldiğimde bir an durdum.

Bu evde büyümüştüm ama artık ait hissetmiyordum arkamı dönmeden konuştum, “Beni korumak için yaptığın her şey… beni en çok yaralayan şey oldu Ahmet bey.” Arkama bile bakmadan bir daha adımımı atmayacağım evin kapısından çıktık.

Kapı arkamızdan kapandı. Tok bir ses… o ses evin içinden değil, içimden yankılandı sanki. Yıllarca sığındığım duvarlar, o tek kapı sesiyle üzerime yıkılmıştı. Soğuk hava yüzüme çarptı. Kışın keskin ayazı ciğerlerime doldu ama içimdeki yangını söndürmeye yetmedi. Bir adım attım ayaklarım yere basmadı sanki.Toprak kayıyordu, dünya eğilmişti.

Arkamdan annemin boğuk bir “Eflin…” sesi geldi. Dönmedim, dönsem kalırdım, kalırdım ve yine susardım. Omuzlarım ağırlaştı sanki biri yıllardır sırtıma yüklediği gerçeği şimdi tamamen bırakmıştı üstüme.

Nefes almaya çalıştım.

Hava yetmedi, gözlerim karardı. Kapının kapanma sesi hâlâ kulaklarımdaydı.

'Beni korumak için yaptığın her şey… beni en çok yaralayan şey oldu Ahmet bey.'

Cümlem kulaklarımda yankılandı.

Dizlerim titredi Ateş’in elini daha sıkı tuttum ama parmaklarım güçsüzleşti.

Tutamadım.“Eflin…” Bu kez sesi yakındı. Paniklemişti, yere düşmedim ama düşecek gibi hissediyordum. Güçlü bir kol belime sarıldı ve bedenim boşlukta kaldı.

Gözlerimin önünde kar taneleri dönüyordu.

Gerçek miydi bilmiyorum. Soğuk artık tenimde değil, içimdeydi. Son gördüğüm şey Ateş’in yüzü oldu.

“Bana bak… Eflin, gözlerini kapatma.”

Sesini duydum ama tutunamadım. Karanlık, içimde açılan boşluk gibi yavaşça üzerime kapandı. Benim en güvendiğim insalar beni sırtımdan hançerlemişti.

Ve ben ilk kez… kimsesiz kaldığımı o karanlığın içinde anladım.

 

******

 

Gözlerimi açtığımda gördüğüm ilk şey tavandaki beyaz ışıktı.

Keskin, soğuk, rahatsız edici bir şeydi. Burnuma antiseptik kokusu doldu. Bir an nerede olduğumu anlayamadım.

Sonra kapı…

Soğuk…

Babam…!?

Kalbim hızlandı. Elimi kıpırdatmaya çalıştığım anda bir sıcaklık hissettim. Parmaklarım başka bir ele değdi.

Öyle sıkı tutuyordu ki elimi sanki her an ellerinden kayıp gidecek gibi, başımı yavaşça çevirdim Ateş.Başını yatağın kenarına yaslamıştı. Sağ omzundaki bandaj biraz açılmış, hafif kan sızmıştı. Ama o umursamıyor gibiydi.

Elimi bırakmamıştı gözlerimin açıldığını fark ettiği an başını kaldırdı.

O bakışı… hayatımda ilk kez Ateş’in gözlerinde korku gördüm. “Şükür…” dedi fısıltıyla.Sesi çatallıydı.

“Ben…” Konuşmaya çalıştım ama boğazım kuruydu. Hemen ayağa kalktı.

Bir eli hâlâ benim elimdeydi. “Doktor travmaya bağlı baygınlık dedi. Tansiyonun düşmüş. Başka hiçbir şey yok.”

Bir an durdu. “Kalbim duracak sandım Eflin sen bir anda kollarıma yığılınca dünyam başıma yıkıldı.” Bu cümleyi söylerken gözlerinde ki o korkuyu çok net görmüştüm.

O güçlü, sarsılmaz Ateş ilk defa zayıf görünüyordu o an anladım.Onun en büyük korkusunu da tetiklemiştim.

“Özür dilerim…” dedim fısıltıyla.

Kaşları çatıldı. “Bir daha o kelimeyi ağzına alırsan…” Cümlesini bitirmedi.

Ama elimi biraz daha sıktı. “Artık yalnız değilsin Eflin. Ne baban ne Kemal ne Boran hiçbiri. Ben varım, ben varken hiç bir şeyden korkmayacaksın. Ben varken senin hiç kimseye ihtiyacın yok."

Ses tonu sakindi. Ama altındaki öfke tehlikeliydi. Bir an gözlerimi kapattım. Artık babamın evi yoktu.

Ama… Ateş vardı. Ben sevdiğim adama kavuşmuştum. Galiba benim tek tesellim buydu.

Hastaneden çıktığımızda hava hâlâ soğuktu. Ama bu kez üşümüyordum. Çünkü Ateş elimi bırakmıyordu. Elinin ısısı kalbime kadar işliyordu.

Arabaya bindiğimizde bir an duraksadım.“Nereye gidiyoruz?” Ateş kontağı çevirdi.

“Benim eve.” İlk defa tereddüt etmedim. O da biliyordu babamın pes etmeyeceğini. Babamı benden iyi tanıyordu.

Artık geri dönecek bir evim yoktu. Kendi evime gidemezdim. Baba demeye bin şahit isteyen o adam oraya gelir diz çöker, affettirmek için her şeyi yapardı.Ama ben artık o kapıyı açamazdım.

Fakat Ateş’in evi… orada Nazlı vardı. Arabada ilerlerken içimde büyüyen huzursuzluk mideme oturmuştu.

Evet, kağıt üzerinde evliydiler, evet, aralarında bir şey yoktu. Evet, Ayaz ondan bile değildi.

Ama… Nazlı Ateş’e aşıktı. Bunu o gece gözlerinde görmüştüm. Bir kadının başka bir adama nasıl baktığını bilirdim.

Ve o evde rahat nefes alamayacağımı adım gibi biliyordum.

“Ateş…” Sesim düşündüğümden daha kırılgan çıktı. Bana döndü oyumuşak bakışıyla.

“Söyle birtanem.” Yutkundum. “Ben o eve gitmek istemiyorum.” Bir saniye, sadece bir saniye.

Ama o saniyede yüzündeki ifade değişti.Gözleri karardı, çenesindeki kas gerildi. Arabayı sağa çekti ve kontağı kapattı.

Tamamen bana döndü. “Sebebi ne?” Sesi sakindi ama altında bir gerginlik vardı.

“Yoksa o olaydan dolayı mı? İyi gelmeyeceğini düşünüyorsan hemen başka eve geçeriz. Adamları ararım, bir kaç saate eşyaların taşınır.”

Duraksadım demek bunu düşündü.

“Hayır… konu o değil.” Bakışları sertleşti. Soru dolu bakışlarla baktı gözlerime bu sefer.

“Nazlı.” Adını duyduğu an gözlerini kapadı.

Derin, sabırsız bir nefes verdi.

“Her ne kadar kağıt üzerinde olsa da… sen ona aitsin Ateş.” dedim. Canım yansa da bunu bilmesi yada hatırlaması her neyse gerekiyordu işte.

“Ve o sana aşık.” Gözlerim doldu. Yutkunamadım bakışlarımı anlık kaçırdım.

Bu kez yüzü gerçekten gerildi.

“Ben ona ait değilim. Ben sana aidim Eflin.” dedi net bir sesle.

“Ve en başından beri ona Ayaz için evlendiğimi söyledim. O bunu bilerek kabul etti.”

Bir an sustu. Sakinleşmek için kendine biraz zaman tanıdı.

“Onun duyguları benim sorumluluğum da değil Eflin.” Sesi sertti ama bana değil, içinde bulunduğu durumaydı öfkesi.

“Ben onunla aynı odayı bırak aynı çatı altında bile parmakların sayısını geçmeyecek kadar kaldım. O da Ayaz yüzündendi.” İçimdeki düğüm biraz gevşedi. Ama başka bir soru vardı.

“Peki Ayaz?” dedim. Gözleri yumuşadı.

“O beni babası sanıyor bunu sende biliyorsun.” Bu kez sesi daha sakindi.

“Gerçeği şimdi öğrenmesi onu yıkar. Henüz küçük. Onu korumam gerekiyor.”

Haklıydı Ayaz masumdu ama Nazlı değildi. Bunu gözlerinde görmüşmüştüm. Hiç düşünmeden bana o kapıyı açıp katiline git diyen insandı o, tamam ben istemiştim ama zorunlu olduğumu tehdit edildiğimi biliyordu.

“Nazlı beni görünce mutlu olmayacak.” dedim açıkça. “Ben de onu görünce olmayacağım.” Ateş bana doğru biraz eğildi.

“O zaman ayrı bir ev.” Hiç düşünmeden söyledi bunu. “Ama eve yakın olacak. Kemal işi bitmeden seni gözümün önünden ayırmam.” Bu cümledeki ton değişmişti.

Babam beni korumaya çalışırken kaybetmişti.

Ateş ise korumak için değil, yanımda kalmak için savaşacaktı.

Ateş'in dediğini kabul etmiştim. Evine sadece on dakikalık bir mesafede bir ev ayarlamıştı. Yani ev demeye bin şahit isterdi. Saraydı burası resmen kocaman evde ben tek nasıl kalacaktım. Evin önüne gelmiştik ama arabadan inmemiştim. Aklıma gelenlerle gözlerim doldu. Sicim sicim yaşlar akmaya başladı.

Keşke İrem yanımda olsaydı. O zaman bu ev onun sesiyle dolar açılan o yaralarıma da iyi gelirdi. Ama o yoktu ve hiç gelmeyecekti. Ve benim o açılan yaralarım ömür boyu kanayacaktı.

Ağlamam şidetleniyor omuzlarım sarsıla sarsıla ağlamaya başlamıştım. Ateş arabadan inmiş evin önüne diktiği korumalara emirler veriyordu. Zaten beni böyle görmesini de istemiyordum. Ben İrem'i çok özlemiştim. Sesi kulaklarımda yankılanmaya başladı. O kahkahası, benimle dalga geçişi, benim en kötü anlarımda yanımda olup bana sıkıca sarılması hepsi teker teker gözümün önünde canlandı. Onsuz bir günüm bile geçmememişken şimdi günler, haftalar oldu onu görmeyeli ve ben kendimi koca bir boşlukta hissediyordum. O benim kız kardeşimdi. Ben hem kız kardeşimi hemde en yakın arkadaşımı kaybetmiştim. Ve bunun sorumlusu bendim. İşte bu beni öldürüyordu. Nefes alamamaya başladım. Canım yanıyordu ellerimle yüzümü kapatmış kendimden geçercesine ağlıyordum. İrem ile olan tüm anılarım gözlerimin önünde canlanmaya başladı. İki elimde hissetiğim eller ellerimi yüzümden çekmeye çalışıyordu ama ben kitlenmiştim. Tüm kaslarım kitlenmişti adeta. Bana sarıldı bir şeyler söylüyordu ama sesi çok uzaktan ve boğucu geliyordu. Ama kokusu işte bu beni sakinleştiren şeydi. Beni kucağına aldığını hissettim. Ağlamam yavaş yavaş diniyor yerini iç çekişlere bırakıyordu. Soğuk hava tenime temas ettiğinde biraz olsun kendime getirmişti. Kasılan kaslarım yavaş yavaş gevşiyordu. Beni bir banka oturttu.

"Eflin güzelim bana bak buradayım. Hadi güzelim bana bak." İrem’in o son gördüğüm anda ki yüzü belirdi ağlamam tekrar şiddetlendi. Durduramıyordum kendimi ciğerlerime hava gitmiyor boğazımda ki o yumru canımı inanılmaz derece de acıtıyordu.

"Panik atak geçiyorsun. Bana bak Eflin elini yüzünden çek kurbanın olayım." Hayır ben panik atak değil kaybettiğim geçmişime ağlıyordum.

"Be-benim yü-zü-mden öl-dü." Diyebildim sadece. Uzun bir sessizlik oluştu. Ne demek istediğimi çok iyi anlamıştı. Panik atak eğil büyük bir vicdan azabı çekiyordum. Ben kardeşimi kaybetmiştim ve bu benim yüzümden olmuştu.

"Şiittt sakin ol birtanem senin yüzünden olmadı bunu sana daha önce de anlattım. Bunu yapanı bulacağım ve cezasını sen kendi ellerinle keseceksin." Ya babamsa o zaman ben ne yapacağım. Yaşlı gözlerimi ona sabitledim.

"Ya oysa ben ben o zaman ne yaparım Ateş. Senin hayatını maf eden kişi İrem’e neler yapmaz. Ben bunu kaldıramam anlıyormusun beni kaldıramam. Ben herşeyi mi kaybettim. Mesleğimi, kardeşimi, dostumu, ailemi ben kendimi kimsesiz hissediyorum." Bana sıkıca sarıldı sadece o da biliyordu hepsinin geri dönüşü olmayan bir yol olduğunu.

Kollarım iki yanıma sarkmıştı. Bana sıkıca sarılıyor saçlarıma öpücükler konduruyordu.

"Geçecek sana söz veriyorum geçecek. Senin ailende, arkadaşında ben olacağım bunun için elimden ne geliyorsa en iyisini yapacağım. Ama kurbanın olayım yapma böyle seni böyle görmek... ben bununla baş edemem Eflin. Ben herşeyle savaşırım ama senin bir damla göz yaşına yenilirim ben. Güçlü olmam ve bir şeyleri yoluna koymam için seninde kendini toparlaman gerekiyor. Zor evet ama başarabilirsin inanıyorum ben sana." Herşeyini bir anda kaybeden biri nasıl ayağa tekrar kalkabilirdi ki ben bunu bilmiyordum. Ben eskisi gibi olacağımı da düşünmüyordum. Ama hayatımda sadece Ateş kalmıştı. Onun hatrı için aşkım için deneyecektim. Ona sıkıca sarıldım başımı boyun girintisine salladım.

"Senin için, sadece senin için deneyeceğim. Ne olur beni bırakma Ateş. Sende gidersen benim yaşamak için hiç bir sebebim kalmayacak." Dudaklarımın arasından bir hıçkırık koptu.

"Asla ama asla bırakmayacağım andım olsun ki bir gün sen beni istemezsen bile ben senden asla vazgeçmeyeceğim. Sensiz ben bir hiçim menekşem bunu unutma sakın." Beni kucağına alıp eve doğru ilerledi. Beni bırakmayacaktı. Yemin etmişti. Ateş kolay kolay yemin eden biri değildi. Bunu duymak yaralı ruhuma az da olsa iyi gelmişti.

Eve girdikten sonra beni evin salonuna tekli derin koltuğa oturttu. İstemsizce etrafa bakındım. Cam kenarında gördüğüm çiçekle istemsizce gülümsedim. Menekşe çiçeğim, onu da getirtmişti. Heyecanla ayağa kalkıp cam kenarına gittim. Onu unutmuştum toprağı kurumuştu. Ateş bana 'senden başka kimse o çiçeğe dokunamayacak,' demişti buna kendi de dahildi. Hızla etrafa bakındım. Mutfak olduğunu düşündüğüm odaya ilerledim. Evet doğru tahmindi. Hızla dolap kapaklarını açıp kapattım. Çiçeğimi sulamak için su bardağı yada sürahiye ihtiyacım vardı. Cam kapaklı dolap kapağını kaldırdığımda su ve çay bardakların olduğunu görünce hemen bir su bardağını aldım ve su doldurdum. Hızlı adımlarla salona geri döndüm. Ateş kalktığım tekli koltuğa oturmuş beni izliyordu. Çiçeğimin yanına gidip dikatlice suladım. İki günde ne kadarda solmuştu.

Ne olursa olsun solmasına izin vermeyecektim. Benim gibi solup ölmeyecekti. Hem onu bana Ateş almıştı işte bu ona iyi bakmam için en büyük sebepti.

"Açmısın?" Yönümü Ateş'e çevirdim.

"Hayır değilim." Dedim Çiçeğe tebessüm eden yüzüm bir anda soldu. Modum yine düşmüştü. Bunu fark etti ve ayağa kalkıp yanıma geldi. Elimden bardağı alıp cam kenarına koydu.

"Eflin bir şeyler yemen gerekiyor. İlaçlarını içmelisin hem dün de aksattın.

"Aç değilim içebilirim şimdi."

"Dünden beri ağzına tek lokma koymadın olmaz öyle hem yemekler benden bugün."

Şaşkınlıktan gözlerim kocaman açıldı.

"Nasıl yani sen mi yapacaksın yemekleri?" Dedim. Yüzümde ki şaşın ifade onu gülümsetmişti.

"Tabi ki hemde senin en sevdiğin yemeği yapacağım." Benim ne sevdiğimi nereden biliyordu ki.

"Ne seviyormuşum ki ben?" Dedim merakıma yenik düşerek. Cidden ben ne seviyordum bunu bende bilmiyordum. Yemek ayırmayan biriydim. Bugüne kadar şu yemeği seviyorum dediğimi hatırlamıyordum.

"Konu sensen ben herşeyi bilirim birtanem. Bana yardım etmek istermisin? Yada yemek hazır olana kadar dinlenebilirsin."

Onu yemek yaparken izlemek varken burada oturmak çok aptalca olurdu. Aslında onunla konuşmam gereken çok konu, sormam gereken çok soru vardı. Ama o da buna hazır değildi bunu görüyordum. Biraz olsun kafamızı dağıtmak o kötü olaylardan uzaklaşmak ikimize de çok iyi gelecekti. Ona söz vermiştim çabalayacak ve iyileşmeye çalışacaktım ve bu da ilk adımımdı. Ateş bunu bile bile yapıyordu.

Yüzümde bir tebessüm oluştu. "Seni yemek yaparak izlemek kadar güzel bir şey yok bence. Bu fırsatı kaçıramam." Dedim heyecanlı bir o kadarda imalı bir şekilde. Emindim o yemeği yapamayacaktı.

"Bence o kadar emin konuşma sonra çok üzülürsün." Tek kaşımı imalı bir şekilde kaldırdım.

"Yapamayacaksın Ateş eminim." Dedim kollarımı göğsümde birleştirerek.

"Varmısın ideaya?" Dedi. Hiç düşünmeden kendimden emin bir şekilde cevap verdim.

"Tabiki varım. Neyine?" Dedim serçe parmağımı uzatarak.

"Hmm." Diye ses çıkartarak gözlerini gözlerimden bir an olsun ayırmadan kısa bir süre düşündü. Gözlerinde ki o tehlikeli pırıltıyı görmem nedense yutkunmama neden olmuştu. "İdeayı ben kazanınca söyleyeceğim." Gözleri dudaklarıma oradan boynuma kaymıştı. Serçe parmağını benim serçe parmağıma kilitledi.

"Sıra sende neyine giriyorsun?" Benimde aklıma bir şey gelmiyordu. Aslında bir şey vardı ama söylersem kabul etmeyecekti o yüzden bende onun yaptığını yaptım.

"Bende kazanınca söyleyeceğim." Dedim sinsice gülerek.

"Vayy gizemli takılıyorum diyorsun yani tamam öyle olsun bakalım. Hadi gel başlayalım. Çoktan kaybettin haberin olsun." Elini belime koyup beni mutfağa doğru yönlendirdi. Bu kadar kendinden emin konuşması beni korkutmadı değildi.

Mutfağa girdiğimizde beni mutfağın ortasında beyaz gri karışımı mermer masaya yönlendirdi. Sandalyeyi çekip beni oturttu.

"Şimdi sen burada oturuyorsun sevgilinin parmaklarını yiyeceğin yemeğin yapışını izliyorsun." Bende yardım etmek istiyordum. İlk defa beraber yemek yapacaktık. Bu benim için tarifi olmayan bir mutluluktu. Küçükken ne zaman evcilik oynamak istesem evciliğimi bozar bana kıza giderdi. Şimdi yıllar sonra gerçek bir ev ve gerçek bir mutfakta kendi isteğiyle beraber yemek yapacaktık. Bunun verdiği mutluluğu anlatamazdım.

 

"Beraber yapalım mı? Ben malzemeleri hazırlayım sende yemeği yaparsın." Gözlerinde ki o mutluluğu çok net görmüştüm.

 

"Olur güzelim ama sonra bana, 'bende yardım ettim tabi yarsın' gibi bahaneler uydurmak yok ama!" Dedi yapmacık bir sitemle.

"Yok söylemem boş boş oturmaktan istemiyorum." Tabi ki yalandı hiç halim yoktu ama onunla yemek yapmak geçmişte açılan yaralarıma az da olsa merhem olacaktı. Bu fırsatı kaçırmazdım.

 

"O zaman buz dolaptan domates biber çıkar bir de salça. Aa keçapta olacaktı onu da çıkar." Dediklerini aklımda tutarak hemen buz dolabın olduğu yere gidip buz dolabın kapağını açtım. Dolap tıklım tıklım doluydu. Ateş'in dediklerini çıkartıp tezgahın üzerine koydum. Ateş ise bir tencereye kaynar su biraz yağ ve tuz ekleyip ocağa aldı ve altını açtı. Makarna mı yapacaktı. Ee ne var ki bunu yapmakta.

 

"Bir dakika yaa bu hile makarna yapmakta ne var ki sayılmaz bu." Dedim sitem dolu bir sesle.

 

"Öyle deme çok güzel bir sos tarifiyle yapacağım." Kendinden emin konuşması korkutuyordu beni. Ne zaman böyle bilmişlik taslasa sonu kötü bitiyordu.

 

"Ateş ben yapayım istesen ideayı da unutalım bir olayı daha kaldırcak halim yok çünki." Bir kaç adım attıp iki omuzumdan tuttu. Göz hizama eğilip gözlerini gözlerime sabitledi.

"Sen daha beni tanımamışsın izle ve gör."dedi kendinden çok emin konuşuyordu. Tekrar tezgaha ilerleyip kaynayan suya çubuk makarnayı attı o haşlanana kadar malzemeleri hazırlamaya başladı. Makarnanın suyu kaynadıktan sonra bir iki kepçe suyunu ayırıp makarnayı süzdü. Ardından aynı tavaya yağ ve biberleri ekledi. Sonra domates ve salça ekledi. Bir kaşık keçap ekleyince şaşırmadan edemedim kesin ölecektik. Arada bana göz ucuyla bakıyor benim şaşkın halimi gördükçe sırıtıyordu. Biraz ocakta karıştırdığı sosun içine eklediği makarna suyunu da koyduktan sonra baharatta attı. Biraz kırmızı biber biraz kırmızı toz biber ve nane atmıştı. On dakika daha ocakta kaynadıktan sonra haşlanan spagetlileri sosunun içine atıp bir iki tur çevirip ocağın altını kapattı. Yanlız makarna enfes görünüyordu. Tam sevdiğim gibi bol soslu yapmıştı. Burnuma gelen o koku iştahımı kabartmıştı. Ama sosundan şüphelenmedim değildi. Tabakalara koyduğu makarnaları orta tezgaha koydu. Benim bol soslu olan herşeyi sevdiğimi unutmamıştı. Ben bile unutmuştum halbuki.

 

"Hadi bakalım Eflin hanım beğenecekmisin?" Sandalyeye oturup çatalımı makarnaya doladım. Makarnanın ilk lokmasını aldığım an o yoğun sos ve makarna öyle güzel harmanlanmıştı ki. Mutluluktan gözlerimi kapandı ve dudaklarımın arasından mırıldanarak çıkan sesimi bastıramamıştım. Gözlerimi açtığım da Ateş'in beni izlediğini gördüm. Gözlerinde ki o tutkuyu görmek vücut ısımı yükseltmişti. Ağzımda ki lokmayı zorda olsa yuttum.

 

"İdeayı kazandığıma göre." Dedi ve sandalyemi bir anda kendine doğru çekince nefesim kesilmişti. Burun buruna geldik. Elimde ki çatalla kala kalmıştım.

 

"Ne istediğimi söyleyebilirim." Sesinde ki o ton kalbimi harekete geçirmişti. Gözleri dudaklarım ve gözlerim arasında gidip geliyordu. Tam geriye çekilecekken elini belime atıp beni kendine biraz daha çekince aramızda milimetrik mesafe kalmıştı.

"Oyun bozanlık yapma güzelim." Boğuk çıkan sesi ve tutkudan kararan gözleri... bunlar kalbimin göğüs kafesimi parçalayacak kadar hızlı atmasına sebep oluyordu.

"Be-ben anlamadım. Şartın n-ne ki?" Dedim dilim tutulmuştu adeta.

"Hmm anlatılmaz bence yaşaman anlaman için daha iyi olur." Nefesi dudaklarıma temas ettikçe içimde oluşan yangını körüklüyordu. Biraz daha yaklaştı ve biraz daha. Gözlerini dudaklarımdan bir saniye olsun ayırmıyor ve gittikçe tutkudan kararan gözleri beni kendine çekiyordu.

 

"Ben..." devamını getiremedim çünki konuştuğum an dudaklarım dudaklarına temas ediyordu.

"Sen?" Dedi konuşmamı teşvik etmek için.

"Hile ya-yaptın." Kalbim sıkışıyor içimi kaplayan o haz beni ele geçiriyordu.

"Hmm nasıl bir..." biraz daha yaklaştı. Artık dudakları tamamen temas ediyordu dudaklarım. Geri çekilmek için son bir hamle yaptım ama beni kendine daha çok bastırdı.

Usul usul alt dudağımı öpmeye başlayınca o an dünyam durdu sanki. Öpüşleri git gide hoyratlaşıyordu. Boşta olan eli enseme ulaştı ve beni daha derin ve tutkulu öpmeye başlayınca daha fazla dayanamayıp kollarımı boynuna doladım. Bende karşılık verince dudaklarından bir inilti çıktı. Aklımı başımdan alıyordu öpüşleri kısa bir süre alt dudağımı öptükten sonra ağır ağır üst dudağıma ulaşıyordu öpüşleri. Belimde ki eli sıkılaştı. Ona karşılık verdikçe kendini kaybediyordu. Bunu öpüşlerinden ve kasılan bedeninden alayabiliyordum. Üst dudağımı ısırmasıyla acıdan bir inilti koptu dudaklarımdan tam çekilecekken buna izin vermedi. Belimde ki eli kazağımın içine usulca sızdığı an vucudum gerildi, beynimde bir uğultu oluştu. Her bir hareketi beni delirtiyordu.

Beni tek bir hamlede kucağına çekti.

 

Tam o sırada dış kapının zili yankılandı evin içinde. Ama Ateş'in umrunda olmadı. Sırtımda ki eli keşfe çıkmıştı. Zil tekrar ve tekrar ard arda çalınca Ateş dudaklarımdan ayrıldı ve ağız dolusu küfürler savurdu.

 

"Her kimse eceline geldi." Bakışları gözlerimi buldu.

 

"Beni burada bekle hemen geliyorum sevgilim." Çok utanmıştım. Dudaklarıma kısa ama derin bir öpücük kondurup beni tezgahın üzerine otutturup ard arda çalan zile küfürler yağdırarak mutfaktan çıktı.

Elim deli gibi atan kalbimin üzerine gitti. Biz ne yaşamıştık az önce. Yanaklarım yanıyordu. Dudaklarımda hissettiğim tiz bir acıyla elim istemsizce dudaklarıma gitti. Yüzümde oluşan gülümsemeyi bastıramıyordum. Bedenim yarım kalan öpüşün devamını istecesine yanıyordu.

 

Boğazım kurumuştu. Tezgahtan inip bir bardak suyu tek dikişte bitirdim. İçeriden gelen çocuk sesiyle merakıma yenik düşerek mutfak kapısından çıktım.

 

"Yine o kadının yanındasın Ateş. Sen evlisin unuttun mu bunu."

 

"Nazlı beni deli etme bak Ayaz burada diye kendimi zor tutuyorum ama çok olmaya başladın artık. Hemen eve geri dön geldiğimde bunun hesabını vereceksin."

Nazlı tam konuşacakken göz göze geldik. Bana öfke ve nefretle bakıyordu.

 

"Baba makarna mı yaptın. Çok güzel kokuyor." Ateş'in bakışları Ayaz'a kaydı.

 

"Evet oğlum ama şimdi eve git ben sana getireceğim olur mu?"

 

"Olmaz Ateş oğlumuz şimdi istiyor. Hem o arkadaşında sorun çıkarmaz bence. Değilmi Eflin, sonuçta Ateş’in evi burası yani kocamın." Ateş’in gözleri bir anda beni buldu.

 

"Ta -tabi ben rahatsız etmeyeyim sizi." Tam üst kata çıkacakken Nazlı'nın söyledikleriyle adımlarım olduğum yere çakılı kaldı.

 

"Bakalım benim öğrettiğim gibi yapabilmişmisin kacacım. Gerçi ezberin küvetli mükemmel yaptığına eminim." Öyle bir hızla bakışlarımı Ateş’e çevirdim ki Ateş bakışlarımda ki o hayal kırıklığına ve güvenimin sarsılışını gördüğü an bir adım geriye doğru sendeledi. Şuan tuvalete gidip kusmak istiyordum. O derece midem bulanmıştı.

 

Acıyla gülümsedim. Hiç bir şey demeden üst kata çıktım. Karşıma çıkan ilk kapıdan içeri girdim ve kapıyı ard arda kilitledim. Yediğim o bir lokma bile mideme oturmuştu. Odanın lavabosuna girip içim çıkana kadar kusmaya başladım. Bu olmamalıydı kendimi metres gibi hissetmiştim. Bana yaptığı yemeği bile o kadın öğretmişti ona. Haklıydı ama Nazlı benim onların yuvasını yıkmaya hakkım yoktu. Ateş bana yalan söylemişti.

 

Belkide onunla aynı yatağa- aklıma gelen düşüncelerle ağlamam şiddetlendi.

 

Aptal Eflin çok salaksın aptalsın iste. Metressin Eflin bu hallere de düştün ya öl sen niye yaşıyorsun ki. Yaşamaya değer neyin kaldı.

 

 

 

 

 

 

VEEE BÖLÜM SONU...🥀

 

GÖRÜŞMEK ÜZERE...🦋

 

SEVİLİYORSUNUZZZ 🌸💫

Bölüm : 01.03.2026 20:05 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...