26. Bölüm

26.BÖLÜM

Maviş
mavissrgt

Ben yaşamak için çırpınırken evren bana öl diye baskı yapıyordu resmen. Son bir kaç ayda aşadığım psikolojik yıkımın altından kalkamıyordum. Her çırpınışımda o bataklığa daha da saplanıyordum ve bu yorucuydu.

Klozetin dibine çökmüş sırtım tuvaletin duvarına yaslı bir şekilde hızlanan nefesimin düzene girmesini bekliyordum. Lanet olasıca panik atak gelmemesi gereken yerde geliyordu. Kulaklarımda inanılmaz bir basınç vardı ve bu basınç beni boğuyordu. Ağlamaktan kuruyan gözlerim yanıyor ve gözlerimin her hareketinde sanki iğneler gözlerimin içine batıyordu. Ayağa kalmak elimi yüzümü yıkamak istedim ama olmadı ayaklarımda derman yoktu vücudum titriyordu.

 

Çok derinden bir gürültü duydum ama ne olduğunu ayırt edemeyecek kadar kendimde değildim. Sanki kendi bedenim bana ait değilmiş gibi hissediyordum. Garipti ve korkutucu bu korku tüm bedenimi esir alıyor nefesimi kesiyordu.

 

Bana yalan söylemişti. Ateş bana yalan söylemişti. O kadına, yemek öğrenecek kadar yakındı. Yalancıdı, adi bir yalancı.

Nazlı'nın gözlerinde ki o aşalayıcı bakış midemi bulandırıyordu. Ama benim bir suçum yoktu ki Ateş bana bu evliliğin gerçek olmadığını sadece Ayaz için, mecbur olduğu için yaptığını söylemişti.

Yüksek bir gürültüyle irkildim. Etrafı bulanık görüyor dönen olayı algılayamıyorum. Bir silah sesi ya büyük bir şeyin patlaması gibiydi. Sırtımı yasladığım duvarın titrediğini hissettim. Deprem değildi ama deprem gibi o sarsıntıyı hissettim. Bedenime değen el ile refleks olarak korkuyla geri çekildim. Sonra o kokusu dolu dolu geldi burnuma. Oydu, "kendine gel." Diyordu bana ama ben dizlerimin kendime çekmiş kollarımı bacaklarıma sarmış acizliğime içim çıkana kadar ağlıyordum.

 

 

Onu o kokusunun beni bu kadar çabuk sakinleştirmesine deli oluyordum. Beni bu hale getiren o olmasına rağmen bir o kadarda iyi gelmesinden nefret ediyordum.

Beni kimsesiz bırakmıştı. Oysa o bana ben senin herseyin olurum demişti. Meğer o da yalanmış.

 

"Eflin yapma böyle ne olur bildiğin gibi değil." Yalancı yine beni yalanlarıyla kandırmaya çalışıyordu.

Görüş açım netleşmeye başladı. Bana endişeyle bakan o iki çift göz takıldı gözlerime. Yere çökmüş bana dokunmak istiyor ama vereceğim tepkiden korktuğu için elleri havada tetikte bekliyordu. Ona öfkeyle bakıp bakışlarımı kaçırdığım an gördüğüm şeyle dona kaldım. Kapı kırılmıştı ve benim yaslandığım duvara çarmıştı. Duvarda kapının çarmasıyla oluşan çöküntü vardı. Kapının kırıldığını gördüğüm an kalbim bir kez daha durdu sandım. O kapı sadece ahşap parçası değildi gururumdu, üvenimdi içimde kalan son sağlam şeydi. Ateş ona bile saygı duymamıştı.

“Eflin…” Ateş’in sesi bu kez yalvarır gibiydi.

Silah sesi gerçekten vardı. Bir şeyler oluyordu ama beynimde algılayacak kadar güçlü değildi. Koridordan bir hareketlilik, bir koşuşturma duyuluyordu. Ama ben hiçbirini algılayamıyordum. Tek duyduğum kendi kalbimin kulaklarımı sağır eden atışıydı. Birde derinlerden gelen Ateş’in o boğuk ve yankılı sesi.

“Nazlı!” diye bağırdı Ateş birine doğru.

Nazlı kapının yanında durmuştu. Yüzü bembeyazdı. Gözlerini benden ayırmadan korkuyla bakıyordu. O bakış… zaferle korku arasında bir yerdeydi.

“Ben bir şey yapmadım!” dedi titreyen bir sesle. Ateş öfkeyle arkasına döndü. Koridorda iki adamı vardı. Biri silahı indiriyordu. “Kim sıktı o silahı?!” Ateş’in sesi evi titretti. “Abi camdan ateş açtılar. Bir kaç el ateş edip kaçtılar adamlar peşine düştü. Hedef Nazlı hanım ve Ayaz'dı.” Konuşulanları zar zor idrak edebiliyordum. Kemal burada da bulmuştu bizi. Derdi korkutmak mı, oyun oynamak mı yoksa cidden bizi öldürmek mi bunu anlayamayacak kadar başım dönüyordu.

 

Sadece tek kelime zihnime çarptı. Bu ev bile artık güvenli değildi. Ben artık hiçbir yerde güvenli değildim. Göğsüm bir kez daha sıkıştı. Ateş bana döndü. Yüzü bir saniyede değişti. Öfke gitti yerine derin bir korku geldi.

“Elfin… bak bana.” Nefes alamıyordum. Gerçekten alamıyordum. Gözlerim karardı ellerim uyuştu parmak uçlarım buz gibiydi.

“Hayır hayır hayır…” Ateş elleriyle yüzümü kavradı “Bana bak. Nefes al.” Alamıyorum. “Eflin!” Son gücümle fısıldadım:

“Ben… nefes.... alamıyo-” devamını çıkmadı dudaklarımın arasından kalbimde ve ciğerlerimde oluşan o yogun baskı buna izin vermedi. Başım yana düştü dünyam koca bir karanlığa gömüldü. Büyük bir haykırış yankılandı kulaklarımda.

 

 

Bilincim kapanmaya başladığı o aralıkta beni kucağına aldığını hissetim yerden havalanmıştım kolları titriyordu. Yada benim vücudum titriyordu bilmiyordum.

“Arabayı hazırlayın!” diye bağırdı. “Hemen!”

Saçlarım yüzüme düşüyordu. Nefesimi kontrol etmeye çalışıyordu. Gözlerimi zorda olsa hafif aralayabildim ama onu buhulu görüyordum.

“Elfin gözlerini kapatma. Bana kız, bağır, vur ama gözlerini kapatma.” Sesi çok yankılı ve derinden geliyordu. Alamadığım nefesten kaynaklı vucüdum kasılmıştı. Panik ataktı biliyorum ama bu çok farklı bir evreydi ve benim içimi inanılmaz derecede bir korku kaplamıştı bu da beni daha kötü yapıyordu.

Bir damla sıcaklık yanağıma düştü.

Ateş ağlıyordu.. Ona iyi olduğumu birazdan geçeceğini söylemek istiyordum ama olmadı daha fazla direnemedim ve başım arkaya doğru düştü. Bilincim kapandı ve ben Ateş’i o çaresizliğin içinde tek başına bırakmak zorunda kaldım.

 

  *****

 

Gözlerimi açtığımda beyaz tavan değil, odanın açık renkli tavanını gördüm.

Hastane kokusu yoktu lavanta vardı. Burası hastane değildi. Burası benim için tuttuğu evdi. Birkaç saniye nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Sonra olanlar zihnime çarptı. Nazlı...oğluyla birlikte kapıda duruşu. O küçümseyen bakışı, 'Bakalım benim öğrettiğim gibi yapabilmişmisin kacacım. Gerçi ezberin küvetli mükemmel yaptığına eminim.' Mideme yine o bulantı oturdu. Yerimden rahatsızca kıpırdamadım. Kalbimin ortasındaki o hançer yine kendini hatırlatmıştı.

 

Yan tarafta bir sandalye gıcırdadı.

Ateş...Gözlerimi açtığımı fark edince doğruldu. Bu sefer daha temkinliydi. Sanki ani bir hareketimle yine kırılacakmışım gibi.

“İyisin.” dedi alçak bir sesle.

Cevap vermedim. Ona o kadar kırgın o kadar öfkeliydim ki bu nasıl geçecekti hiç bilmiyordum. Ben artık iyileşmek nedir unutmuştum.

“Burası… benim evim değil.” dedim etrafı süzerek. Ben kendi evime gitmek istiyordum. Burada kaldığım her saniye kendimden daha çok nefret etmeme neden oluyordu.

“Biliyorum.” dedi hemen. “Burası senin için tuttuğum ev. Doktor şidetli bir panik atak gecirdiğini söyledi. Sakinleştirici vurdu hadi biraz uyu güzelim olur mu?”

Bu cümle normalde içimi ısıtması gereken bir şeydi ama ısıtmadı.

 

"Ben evime gitmek istiyorum." Dedim sesim ne kadar sert çıkarmaya çalışsamda olmadı. Pürüzlü ve kısık çıkan sesim kalbimin kırıklığını gün yüzüne çıkarmıştı adeta.

 

"Şuan orası senin için çok tehlikeli Eflin. Ama sana söz veriyorum. Orayı güvenli hale getirdiğim ama senin evine geçeriz." Geçeriz? Ben ondan kaçarken o hayla kendini benim hayatıma sokuyordu.

Yerimden doğruldum ve sırtımı yatak başlığına dayadım. Başım da inanılmaz bir ağrı vardı ve baş dönmem de devam ediyordu. Bıkkınca nefesimi soludum

 

"Ateş ben sensiz kendi evime gitmek istiyorum. Yani senin olmadığın bir ev anladın mı beni?" Gözlerinde ki o yıkılmayı gördüm. Tam herşey yoluna girmişken başa sarmanın yorgunluğunu gördüm.

 

"Menekşem yapma böyle ne olur. Onun dediği hiç bir şey doğru değil. Sırf sen böyle yap diye söyledi. Ayaz'ı da o yüzden yanında getirdi. Benim onun yanında ona sert çıkışmayacağımı çok iyi biliyor çünki." Eli elime uzandığı an elimi hemen uzaklaştırdım onun elinden.

 

"Haklıydı kadın ben ona kızmıyorum ki Ateş ben kendime kızıyorum. Kadının kocasına göz dikmiş bir oru-"

 

"Sakın Eflin sakın onun devamını getireyim deme sakın." Öyle bir kükremişti ki korkudan yutkunamadım bile.

 

"Sen kendine nasıl böyle birşeyi yakıştırırsın. Kendine gel Eflin böyle çabuk pes eden aciz biri değilsin sen. Sırf yalan yanlış duyduğun şeyler yüzünden kendini bu kadar düşüremezsin anladın mı beni!"

 

"Gerçekler acıdır Ateş. Duymak istemesende gerçek bu, ben bu evde seninle kaldığım sürece metres olarak anılacağım. Ve ben asla buna musade etmem. O yüzden ne senin tuttuğun evde ne de seninle kalırım artık." Başımı dik sözlerim sertti. Benim bu kararlılığım onu deliye döndermeye yetmişti.

 

"Bunu aklından çıkarsan iyi edersin çünki ölsem bile buna izin vermem Eflin. Bir yalancının dedikleri yüzünden bana bunu yapamazsın buna hakkın yok." Gözlerinde o karanlık bakışı çok net görmüştüm. Ama pes etmeyecektim.

 

"Neden alamıyorsun Ateş biz bir arada olamayız. Görmüyormusun ne zaman bir araya gelsek hep bir kaos çıkıyor. Ve ben çok yoruldum. Benim kaybedecek sadece canım kaldı. Ama ben yaşamak istiyorum, ben bu hayata yenilmek istemiyorum Ateş. Sen evlisin ve senin kurulu bir düzenin var ben bu-"

 

"Boşanacağım Eflin sonucu ne olursa olsun Nazlı'dan boşanacağım yeterli benimle kal yanımda kal." Dedikleriyle gözlerim fal taşı gibi açıldı. Benim için boşanacakmıydı yani.

 

"Ayaz o yıkılır." Dedim sadece şaşkınlığım sesime yansımıştı. Normal biri olsa sevinçten boynuna sarılırdı. Ama ben galiba o normal insanlardan değildim artık. Olan o masum çocuğa olacaktı.

 

"Halledeceğim birtanem onu da halledeceğim. Ama bana söz ver bu boşanma sürecinde ne olursa olsun asla ama asla beni ve bu evi terk etmek yok. Ben bugün başlatıyorum süreci." İçimde ki o küçük Eflin zil takıp oynarken diğer Eflin nasıl bir tepki vereceğini şaşırmıştı. Ben bir yuvayı mı yılmış olacaktım yani. Ama hayır ya bana sahte bir evlilik dedi. Ama Nazlı’nın bugun söyledikleri tam tersini söylüyordu. Ateş benim sessizliğinden de ona inanmadığımı anlamış olacak ki yorgunca derin bir nefes aldı ve sert bir şekilde geri verdi nefesini.

 

"İnanmayacaksın değil mi peki Eflin bekle beni." Dedi ve ayağa kaltı oda dan çıktı. Nereye gitmişti benim ona inanmam için nasıl bir kanıt sunabilir ki ancak Nazlı’nın gelip konuşması gerekirdi. Onunda böyle bir açıklama yapacağını sanmıyorum.

 

Ne kısa ne uzun olan o iki zaman diliminde arasından Ayaz ile odaya girdi.

 

"Eflin ablası bak Ayaz sana geçmiş olsun demek için gelmek istedi." Ayaz ne alaka şimdi.

Bana heyecanla bakan çocuğa asık suratıma çeki düzen verip yüzüme gülümseme kondurdum.

 

"Tabiki gel canım." Dedim. Ayaz heyecanla yanıma gelip yatağın kenarına oturdu.

 

"Geçmiş olsun Eflin abla babam hasta olduğunu söyledi." Üzülmüştü ve benim hasta olmam onu endişelendirmişti. Ne saf masum duyguları vardı. Annesinin tam zıttı olmalı.

 

"Önemli bir durum değil canım üzülme hem iyileştim bile ben."

 

"Ama yüzün bembeyaz hem gözlerinin içi de kıpkırmızı. Çok hasta görünüyorsun. Annemde bazen böyle hasta oluyor o da hep iyim diyor ama ben inanmıyorum."

 

"Aa neden neyi var annenin canım."

 

"Bilmiyorum bende sende annemin o zaman ki haline benziyorsun. Baba onu doktora götürelim mi?" Ateş onun saçlarını karıştırdı. "Merak etme doktor geldi ve iyi olduğunu sadece biraz uyusa iyi olacağını söyledi oğlum." Öyle güzel oğlum demişti ki canım acımıştı.

 

"Baba sen burada mı kalacaksın?" Ateş başını salladı.

 

"Eflin ablan hasta onun yanında kalmam gerekiyor oğlum."

 

"O zaman Eflin abla bize gelsin hem sen de gelmiş olursun. Ben seni çok özlüyorum ama sadece ben hastayken geliyorsun. Hem ben Eflin ablaya çok güzel bakarım. Masalda okurum ona daha çabuk iyileşir."

 

Ateş ile anlık göz göze geldik. Al sana kanıt der gibi baktı. Bakışlarımı kaçırdım.

 

"Baban eve gelmiyormu hiç Ayaz." Dedim. Kendimden sormadıkça emin olamazdım.

 

"Hayır hep işleri oluyor sadece ben hastayken geliyor onda da hastanede oluyoruz zaten. Ona kızarmısın Eflin abla beni hep ihmal ediyor. Ben onu çok özlüyorum." Ateş doğru mu söylüyordu yani?

 

"Ama annen beraber yemek yaptığınızı falan anlattı. Bende baban eve çok sık geliyor sandım."

 

 

"Annem şaka yapacağını söyledi. Sana hoş geldin şakasıymış banada sende beni onayla demişti. Ama sen sevmedin galiba babam anneme kızdı sen gittikten sonra annemde çok üzüldü." Dudakları aşağıya doğru sarkınca kendimi suçlu hissetmiştim.

 

 

"Hayır oğlum ben annene kızmadım sadece şakası çok kötüydü daha güzel şakalarda yapabilirdi onu anlatmaya çalıştım."

 

"Baba ben çocuk değilim. Sen annemi hiç sevmiyorsun bunu çok net görüyorum. Ama bir daha annemi anlatırsan seninle asla konuşmam. Benim annem her gece ağlıyor ama sen yoksun." Ateş dumura uğradı ne diyeceğini şasırmış gibiydi. Bunu ikimizde beklemiyorduk.

 

 

"Ayaz sen en çok makarna mı sevdiğini söylemiştin."

"Ayaz dolu dolu gözlerle bana çevirdi bakışlarını başını olumlu anlamda salladı.

 

"Baban sana yaparmı makarna?"

 

"Evet ama dedim ya sadece hasta olduğum zamanlar."

 

"Hmm gel ben sana kocaman bir tabak makarna vereyim baban yaptı. Ve sana bir sır vereyim mi?" Dedim ona biraz yaklaşarak. Ayaz meraklı gözlerle bana yaklaştı. Kulağına eğildim, "baban bu sefer hiç güzel yapamamış ben beğenmedim istesen sende bir tadına bak yorumla ne dersin. Acaba hasta olduğum için mi tad alamadım merak ettim." Ayaz heyecanla bir Ateş’e bir de bana baktı.

 

"Olur hadi gidelim. Ben hemen anlarım güzel mi değil mi diye." İşte buydu o hüzünlü hali dağılıp gitmişti. Ateş bana teşekkür ederim dercesine gülümsedi.

Halsizdim ama zorda olsa kalkabilmiştim yataktan.

 

"Eflin iyi değilsen ben hallederim."

"Hayır söz verdim ben hallederim." Dedim beni dikatle inceleyen Ayaz'a bakıp göz kırptım. Yüzünde kocaman gülumseme oluştu.

 

Elimi tutup beni çekiştirince yüzümde istemsizce bir gülümseme oluştu.

 

Mutfağa geçerken Nazlı'yı salonda dalgın dalgın otururken gördüm ama o beni görmemişti.

 

 

Ayaz'a bir tabak dolusu makarna koydum. İştahla yemeye başladı.

"Eflin abla bu çok güzel." Ağzında yemek varken tam konuşmadı. Lokmasını hızlıca yutup devam etti.

"Bence sen hasta olduğun için tad alamamışsın acil iyileş ve öyle dene bence." Onun dediklerine gülümseyerek cevap verdim. Artık nefret ettiğim bir yemek vardı. Ne olursa olsun Nazlı’nın dedikleri aklımdan çıkmıyordu.

 

Ayaz makarnayı yedikten sonra annesine de bur tabak doldurup salona gitmisti. Ben ise öylece masada duran o tabağıma bakıyordum. Herşey burnumdan gelmek zorundamıydı. Gözlerim doldu öfkeyle tabağı alıp içinde ki makarnayı çöpe döktüm.

 

Odaya geri gitmek için arkamı tam döndüğümde Ateş ile burun buruna gelmiştik. Ne ara bu kadar dibime girmişti anlamış değildim. Tam bir adım geri gidecekken belimden yakaladı.

 

"Aramızda ki anlasmazlığı çözdük sanırsam sevgilim." Ona bu kadar yakın olmak nefesimi kesiyordu ama yapamazdım ona teslim olmak demek bu aşkın zindana dönmesi demekti.

 

Onu kendimden uzaklaştırmaya çalıştım ama izin vermedi.

"Hiç bir şey hallolmadı Ateş bırak beni." Dedim çırpınarak. “Ben gidiyorum.”

Bakışları bir anda karardı. “Ne demek gidiyorsun?”

Gözlerimi gözlerine kilitledim. Başım hâlâ dönüyordu ama umursamadım.

“Ben saklanarak yaşamak istemiyorum Ateş. Bir kadın gelip kapımı çalacak, beni aşağılayacak, oğlunun annesi olduğu için haklı hissedecek ve ben burada korunmaya muhtaç ve bir metres gibi yaşayacağım?”

“Kimse haklı değil! Ve sana kaç kere dedim şu kelimeyi kendin ile yan yana bile getirme diye." dedi sertçe.

“Kağıt üzerinde haklı Ateş şuan her acıdan o haklı anla bunu. Karın içerideyken sen gelmiş benimle yakınlaşmaya çalışıyorsun.” dedim gözlerinin içine bakarak. “Soyadı sende değil mi hâlâ?”

Bu sefer cevap veremedi. İşte en ağır yer burasıydı.

“Ben kimim?” dedim sakin ama yırtıcı bir tonla. “Sığınmacı mı? Mertes mi? Tehlike altındaki korunması gereken bir zavali mı?”

“Elfin—”

“Hayır.” Elimi kaldırdım. “Cevap ver.” Sustu. Ve o suskunluk yine her şeyi söyledi. Onun sert bir şekilde kendimden iterek uzaklaştırdım. Bu sefer titremiyordum.

“Nereye gideceksin?” diye sordu. “Beni kimsenin saklamadığı kendimi metres sığıntı gibi hissetmediğim bir yere.”

Bu cümle onu gerçekten korkuttu.

Çünkü bu sefer benim ne kadar ciddi ve kararlı olduğumu görüyordu.

“Tek başına dışarı çıkamazsın. Kemal—”

 

“Ben Kemal’den korkmuyorum.” dedim.

 

“Ben korkuyorum!” diye patladı. Öyle bir haykırdı ki kanım çekildi adeta.

İlk kez bu kadar çıplak bir korku gördüm yüzünde. “Senin için korkuyorum.”

Gözlerim doldu ama ağlamadım.

 

“Benim için korkuyorsan…” dedim yavaşça, “beni yarım bırakma.”

Bu cümle ağırdı hemde çok ağırdı.

“Boşanana kadar sakın ama sakın karşıma çıkma Ateş.” dedim net bir sesle.

Bu bir restti ama bağırarak değil. Sakin bir ölüm sessizliğiydi.

 

Ateş bir süre hiçbir şey söylemedi.

Yüzünde o tanıdığım ifade vardı. Karar veren adamın yüzü telefonunu cebinden çıkardı ben ise ne yapacağını izliyordum. Telefonu mikrofona aldı.

 

Telefon iki kez çaldı üçüncüde açıldı.

"Buyrun Ateş bey."

"Asım boşanma işlemlerini başlat Nazlı dan boşanıyorum." Bu kadar hızlı mıydı?

 

"Tabi Ateş bey hemen başlatıyorum."

 

"En kısa sürede bitecek bu iş anladın mı beni?" Gözlerini bir an olsun benden ayırmıyordu.

 

"Tabi efendim ama Nazlı hanım ile anlaşarak boşandığınıza dair belge imzalarsanız bir hafta içinde boşanma olur diğer türlü aylar sürebilir. Ben size bir saate kadar belgeyi gönderirim."

 

"Tamam yarın sabah sana belgeyi gönderirim." Telefon kapandı ben ise öylece olanları izliyordum. Büyük bir kaos bizi bekliyordu. Nazlı deliye dönecekti.

 

 

"Nazlı!" Ateş’in seslenmesiyle irkildim.

"Mutfağa gel!"

 

"Ateş Ayaz var ne yapmaya çalışıyorsun?" Dedim şaşkınlıkla.

 

"Olması gerekeni yapıyorum. Bu iş bugün bitecek ve sende bu evden hiç bir yere gitmeyeceksin." Tam cevap verecekken Nazlı’nın sesi beni durdurdu.

“Ne var Ateş?” Nazlı’nın sesi sakindi. Fazla sakindi.

Ateş’in bakışları sertleşti.“Bir daha Eflin’in bulunduğu yere gelmeyeceksin.” konuya tabiki hemen giremezdi.

Kısa bir sessizlik oluştu. Nazlı bana baktı ama hemen bakışlarını kaçırdı. Ateş'e öyle bir baktı ki benim canım acımıştı.

“Ben oğlumu babasına getirdim bu suç mu?” Ateş sakinleşmek için kısa bir süre gözlerini kapattı ve açar açmaz öfkeyle Nazlı'ya kilitledi gözlerini.

 

 

“Burayı nasıl buldun?” Bakışlarını kaçırdı. İşte bu suçluluk psikolojisiydi. Ben o sessizliği duydum Ateş de duydu.

“Takip ettim.” dedi yine. Yalandı yalan söylüyordu. Bunu ben de hissettim.

Ateş’in gözleri buz kesti.

“Bugün yaptığın son şeydi.” dedi net bir sesle. “Avukatım yarın seni arayacak. Akşam imzalaman gerken belgeleri imzalayacaksın. Merak etme eski düzen yine olacak ama ben artık bu yalan dolan evliliği sürdürmek istemiyorum." Kahkaha attı Nazlı ama öyle normal bir kahkaha değildi bu. Acı ve öfke dolu bir kahkahaydı.

 

“Boşanma mı? Gerçekten mi?” dedi Nazlı. “O kız için mi?” Ateş hiç tereddüt etmedi. “Evet.” O tek kelime mutfakta soğuk bir hava estirdi sanki. Nazlı’nın sesi bu kez yumuşamadı soğudu.

“Unutma Ateş.” dedi. “Ben kaybedersem sessiz kaybetmem. Bu boşanmanın sonuçlarını sana hatırlatmama gerek yok. Bir savaş başlatman demek." Ne savaşından bahsediyordu bu?

 

O cümle içime oturdu ben Ateş’e baktım.

"Herşeyin farkındayım ve senin ve oğlunun güvenliği için herşeyi yapacağım."

 

"Benim için değil Ateş kendin için kork. O masada seni sağ bırakırlar mı sanıyorsun sen. Babam olmazsa sen bir hiçsin." Ateş öfkeyle onun yanına gidip kolunu sıktı.

"Asıl ben olmazsam ne sen ne o baban ne de annen hayattaydı. Unuttun mu sizi o dar ağacından ben kurtardım. Minnet edeceğine nankörlük yapıyorsun. Ben bu yaşıma kadar başımın çaresine baktım yine bakarım. Haa babana verdiğim söze hayla sadığım ama bu kadar ilerisini benden beklemen senin aptallığın olur."

 

"Nazlı'nın yüzünün rengi gitti. Dili tutuldu ne diyeceğini bilemez bir şekilde kalakaldı. Bu çok ağırdı işte.

 

"Ateş yeter bırak kadını." Dedim kızın kolunu öyle bir sıkıyordu ki ben bile dayanamadım. "Bırak onun kolunu. Bunu ona yapmaya hakkın yok o bir kadın kontrolsüz güç uygulayamazsın bir kadına." Dediklerimle Ateş ne yaptığını yeni anlamış gibi bir anda elini onun kolundan çekti. Nazlı’nın gözleri doldu ama kendine hakim olmaya çalışıyordu.

"Tamam boşanalım Ateş. Beni korumayada ihtiyacımız yok. Ama şunu unutma boşandığım andan itibaren Ayaz’ın yüzünü dahi göremeyeceksin. Zaten hiç hayatımda olmayan birinin yasını tutacak değilim. Oğlumu bu zamana kadar koruduğun içinde teşekkürler." Bana öyle bir bakış attı ki o an yerin dibine giresim geldi.

 

"Tabi sevdiğin kadını buldun bize de ihtiyaç kalmadı." Bakışları Ateş’i buldu. "Sana en büyük bedduamdır Ateş, dilerim Allah'tan en mutlu olduğun o günler koca bir kabusla sonlansın. Rabbimden tek dileğim yüzün hiç gülmesin hep en sevdiklerinle sınan." Arkasını döndü ve mutfaktan çıktı. Ruhum bedenimden çekildi sanki. Öyle yürekten etmişti ki bedduayı tüylerim diken diken olmuştu.

 

 

Ateş bana yaklaştı ama bu sefer mesafeyi korudu.

“Artık resmî olarak başlıyor.” dedi. “O yüzden daha dikkatli olacağız.”

“Biz?” dedim.

Gözlerimin içine baktı.

“Evet. Biz.”

 

"Ateş o beddua bizim peşimizi bırakayacak biliyorsun."

 

"Eflin ben ona hiç bir zaman ümit vermedim. Evlenirken de neden evlendigimizi iyi biliyordu. O beddua kabul olmaz çünki ben onun duygularıyla oynamadım onun bana olan duygularına karşılık verme gibi bir zorunluluğum yok. Ben onu hiç sevmedim bunu o da çok iyi biliyor." Kalbim bir anlık yumuşamak istedi bana aşkla bakan adama sarılmak istedim ama hemen kendime geldim. Ama o çoktan iki eliyle yanaklarımı kavramıştı.

 

“Dokunma bana.” dedim yine ellerini bir anda çekmesini beklemiyordum.

“Dokunmuyorum.” dedi endişeyle. Hayır ya bir anda sert bir şekilde söylemem onun yanlış anlamasına sebep olmuştu. Gelen bir atak sandı galiba. "İyim o anlamda demedim. Sadece boşanana kadar bana dokunmanı istemiyorum. Tamam burada kalacağım, ama seni de görmek istemiyorum." Sabır çekti hemde küfürlü bir sabırdı bu.

 

"Ona da tamam ona da tamam oldumu ben arabada kalırım." Bu evden uzak olsun da nerede kalırsa kalsın.

 

"İyi tamam o zaman." Dedim. Ve sırtımı ona döndüm. Ona o kadar çok ihtiyacım vardı ki. Bu kadar çok ihtiyacım varken git demek işte bu bu çok kötü bir şeydi.

 

 

Ateş bir süre daha bana baktı. Camdan arkamda ki Ateş’i görebiliyordum. Sanki söylemek istediği yüzlerce şey vardı ama hiçbirini söylemedi. Sonunda başını hafifçe eğdi ve arkasını döndü. Gözlerinde ki o hayal kırıklığı beni bin parçaya ayırdı sanki.

 

Mutfağın kapısından çıkarken adımlarının sesi evin içinde yankılandı. Birkaç saniye sonra dış kapının açılıp kapanma sesi geldi. Ardından derin bir sessizlik çöktü.

Ev bir anda kocaman ve boş gelmişti.

Sanki herkes gitmiş, geriye sadece ben ve içimde kopan fırtına kalmıştı.

Yavaşça sandalyeye oturdum. Dizlerim hâlâ titriyordu. Ellerimi masanın üzerine koydum ama parmaklarımın titremesini durduramadım. Bir süre öylece oturdum.

Sonra gözlerim çöpe attığım makarnanın olduğu poşete takıldı. Nazlı’nın sözleri yine kulaklarımda yankılandı. Mideme keskin bir ağrı saplandı. Gözlerimi kapattım ve başımı masaya yasladım.

Her şey bu kadar karmaşık olmak zorunda mıydı? Sevdiğim adam evliydi.

Bizi öldürmek isteyen bir düşman vardı.

Ve ben… bu savaşın tam ortasında kalmıştım.

 

Ama en kötüsü de içimdeki o küçük umut hâlâ ölmemişti. Bu da her şeyi daha acı verici yapıyordu. Derin bir nefes aldım ama ciğerlerim yine dolmadı o hava. Sanki hayat bana sürekli aynı şeyi söylüyordu.

Kaç yada öl diyordu. Ama ben yaşamak istiyordum. İrem için o benim bu hatta nefes almam için çok çabalamıştı hatta benimle için psikolog olmuştu. Bunu ona yapamazdım. Dolan gözlerimden akan yaşları durdurmak için başımı yasladığım masadan kaldırdim ve gözlerimi açtım.

Boş mutfağa baktım.

Uzun süre hiçbir şey görmeden.

Aslında tek sorun Nazlı değildi, Kemal' de değildi, hatta Ateş bile değildi.

 

Sorun bendim, ben burada olduğum sürece herkes tehlikedeydi.

Ateş… Ayaz… Hepsi, gitmeliydim, çok uzağa, başka bir şehre… belki de başka bir ülkeye.

 

Ben daha fazla birilerinin ölümünün sorumluluğunu taşımak istemiyordum.

Eğer aralarında sevdiğim adam da varsa… buna asla izin veremezdim.

 

Ve ben o gece karar verdim… sabah olduğunda Ateş’in hayatında artık ben olmayacaktım.

 

 

KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN CANLARIM.🌸🌹🦋💖

 

VEEE BÖLÜM SONU...🥰

 

FİNAL YAKLAŞTIKÇA YAZMAM DAHADA ZORLAŞIYOR.

 

OY VE YORUMLARINIZI EKSİK ETMEYİN CANLARIM.🌸🌹

 

YENİ BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE..

 

SEVİLİYORSUNUZZZ....🌼🩷

Bölüm : 08.03.2026 20:32 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...