2. Bölüm

2.BÖLÜM

Maviş
mavissrgt

 

İrem bana ben ise ona şok olmuş şekilde bakıyordum. Böyle bir durum da beni bulurdu zaten. Ama ben onu bulmuşken kaybedemezdim. İrem ne düşündüğümü anlamış olmalı ki bana dehşete düşmüş bir şekilde bakıyordu.

 

"Hayır bunu yapmak aklından geçmiyor de bana ne olur Eflin." Ona başka çarem yok dercesine baktım.

 

Korkuyla bir adım geriledi. "Saçmalıyorsun kızım manyakmısın sen mesleğini mi yakacaksın. Ne zorluklarla geldin buralara bunun en büyük şahidi benim." Dedi bana hayretler içerisinde bakarak. Ama ben sevdiğim adamı o parmaklıkların arasına gönderemezdim hemde bunu kendi ellerimle yapmış olacaktım. Hayır buna asla izin vermem.

 

"Onu tam bulmuşken tekrar kaybedemem İrem ve bu yolda benim sağ kolum sen olacaksın." Dedim sinsice gülerek. "Dostlar bu günler içindir değil mi?"

 

"Hayata o katil için sana yardımcı olmam sende yapmayacaksın böyle birşey." Ses tonu o kadar öfkeli ve sert çıkmıştı bu davranışı beni şaşırtmıştı.

 

"Sanki adam öldürecem diyorum alt tarafı sevdiğim adamı kaçıracağım. Bana azılı bir katil gibi bakmayı kesermisin." Dedim kınarcasına ona bakınca iyicemen delirdi.

 

"Eflin bak canım arkadaşım başına güneş mi geçti senin. Yok yok bence sen onu bir anda görünce şoka girdin ve hayla şoktasın bunları da o yüzden söylüyorsun." Dedi onu doğrulamam için bakışlarıyla adeta bana yalvarıyordu.

 

"İrem zamanımız yok benimlemisin değilmisin?" Dedim ciddi bir şekilde.

 

Elini alnına vurup arkasını döndü. Sinirden bir iki adım atıp bana döndü. Galiba birazdan beni öldürecek. Acaba şuan onu bu odaya kitleyip Ateş'i kaçırdıktan sonra gelsem öldürmeye fikrinden vazgeçermiydi? Sonuçta iş işten geçmiş oluyor. Bu da beni öldürme fikrinden caydımış olur.

 

"Sen cidden kafayı yemişsin Eflin kendine gel. O adam tehlikeli sana zarar bile verebilir. Verebiliri geç direk verir. Senin tanıdığın o çocuk değil o kardeşim. Bırak çeksin cezasını o kadar masumun canını yakan bir katil o adam." Haklıydı hemde çok haklıydı. Ama birde hayatını ondan dinlemek gerekirdi. Küçükken neler yaşadığını biliyordum. Hayır ona bunu yapamam.

 

"Peki tamam sen bu işten uzak dur ben kendim de hallederim." Dedim ve hızlıca odadan çıktım ve yoğumbakım bölümüne koşarak ilerlemeye başladım. Nasıl çıkaracağımı bende bilmiyordum ama otoparka kadar götürürsem gerisi kolaydı. Tabi kamera işini de halletmek gerekiyordu. Onu bir çıkarayım gerisini o zaman hallederim. Yoğumbakıma girdiğimde onun o halini görmek bile canımı yakmıştı. Küçüklüğünden beri hep acı içinde yaşayan çocuğu büyüdüğünde bile acı çekmeye devam etmesini görmek bende büyük bir yıkıma sebep olmuştu. Hiç vakit kaybetmeden kalp ritmini gösteren monitörü yattığı sedyeye koydum solunum cihazına ve serumlarını da koyduktan sonra yanına gidip o darmadağın olan saçlarını düzelttim. Yanağına küçük bir buse kondurup geri çekildim.

 

"Seni bulmuşken kaybetmeye niyetim yok Ateş, biliyorum bana olan duyguların arkadaşça bile değil. Ben senin başının belasıydım hep. Ama bu sefer hayatını kurtaran kişi olacağım." Özel eşyaların olduğu poşeti de alıp üzerine örtülen örtünün altına koydum. Sedyeyi itip tam odadan çıkacakken karşımda gördüğüm güvenlikle elim ayağım buz tutmuştu.

 

"Eflin hocam bir sorun mu var?" Dedi şüpheyle bana ve Ateş'e bakarak.

 

"E-evet iç kanaması var galiba acil ameliyata almamız gerek zaman kaybediyorum çekil." Dediğim an hemen önümden çekildi. Bu kadar da iyi bir yalancı olunmaz ki. Korku insana neler yaptıttırıyor.

 

"Kusura bakmayın buyrun diğer hemşire ve doktorlar nerede? Siz tek başınıza sedyeyi götürebilecekmisiniz? Yardım edeyim size." Diyince panikle bağırdım.
"Hayır dokunma Hasan! Yani enfeksiyon kapma olasılığı çok yüksek sende malum dezenkfekteli değilsin ben hallederim zaten ameliyatı ben yapmayacağım. Ameliyathane hazır ben sadece ameliyathaneye götüreceğim." Beni başıyla onaylayınca gözüm ileride hasta kayıtta ki polislere takılınca korkudan yutkundum. Bir an önce gitsem iyi olacaktı.

 

"Polislere acil ameliyata alındığını ve yarına anca normal odaya alınacağını söyle gitmem gerek görüşürüz diyip hızla gözden kayboldum. Asansörü çağırdım ama gelmek bilmedi. Görülmeden hemen hastaneden çıkmam gerekiyordu.

 

İleriden bana doğru gelen başhekim Asım beyi gördüğüm an derince yutkundum işte simdi bitmiştim. Asım bey tam bana doğru başını çevireceği sırada sedyenin çekilmesiyle bende sedyeyle birlikte asansöre girdim. İrem ard arda kapanma düğmesine basıyordu. Kapı kapandığı an ömrümden bir on sene gittini anlamam zor olmadı.

 

"Allahım delirmiş olmalıyım biz ne yapıyoruz böyle." İrem'i görmenin mutluluğuyla derin bir nefes verip asansörün kabinine yasladım sırtımı.

 

"Beni yalnız bırakmayacağını biliyordum canım arkadaşım." Dedim gülümseyerek.

 

"Tabi emin olursun arkanı toplayan hep benim çünki. Ya plan yapmadan nasıl hareket edersin bu koca sedye arabaya nasıl sığacak ve bu-" dedi ve Ateş'e baktı tiksinircesine sanki dünyanın en büyük, korkunç yarattığına bakar gibi bakıyordu.

 

"Bu psikopat adamı bulamayınca kameralara bakacaklarını hiç mi düşünmedin?" Dedi bana salağa bakar gibi bakıyordu. Tabiki düşündüm ama ikinci seçeneği düşündüm araba konusu hiç aklıma gelmedi benim arabam sedyeyi alacak kadar büyük değildi.

 

Ben öyle suçlu bakınca ofladı.
"Tamam bakma bana öyle ben hallettim. Bana aşık olan şu hasta bakıcı varya Burak hah o kameraları halledecek ve bize boşta olan bir ambulansı ayarladı senin odandan çıktıktan sonraki ve hastaneye girişimize kadar ki kısmı silecek. Ama acele etmeliyiz iki saate hastaneye dönmemiz gerekiyor. Tabi bunlar bana pahalıya patladı o salakla yemek yemeğe söz verdim. Allahım görüyorsun değilmi arkadaşım için nelere katlanıyorum." Dedi bana öfkeyle bakınca ona şirinlik yaparak gülümsedim.

 

"Bunu bırakacak yer düşündün mü?" Dedi ifla olmazsın dercesine bakıyordu. Bu kızı seviyordum. Hata yapsam bile yanımda duruyordu. Ağzıma sıçıyordu orası ayrı ama yine de yanlız bırakmıyordu.

 

"Evet anneannemin bana bıraktığı eve götüreceğim. Orayı senden ve benden başka kimse bilmiyor. Sonra hastaneye gelip hastalık numarasıyla bir hafta izin alırım. Sen de bana hastane de ki gelişmeleri haber edersin. Zaten Hasan'a polislere acil ameliyata almamız gerekiyor polislere söyle yarına anca normal odaya alırız dedim. Ve telefondan sisteme acil ameliyat diye kayıt yaptım. Yani kayıtlarda ameliyata olduğu görünecek ama doktorların ismini girmedim onu da unutuldu acil olduğu için falan diye bir şekilde oyalarız." Dedim asansörün kapısı açılınca otoparka gireceğimiz sırada beyaz örtüyle Ateş'in yüzünü kapadım. Biri görürse hiç iyi olmaz. Bizi bekleyen ambulansa hemen bindik. Ambulansı İrem kullanmak için direksiyona geçti. İkimizden başka kimse yerini bilmemeli. Bende Ateş'in yanına oturup değerlerini kontrol ettim herşey tıkırında ilerliyordu. Monitörü ve diğerlerini de yerlerine yerleştirdikten sonra eşyalarının olduğu siyah poşeti köşede ki tek kişilik koltuğun altına yerleştirdim.

 

Çok değişmişti ben onu o küçükken ki gibi hayal etmiştim. Yüz hatları bile küçükken ki gibiydi aklımda, ama o çok değişmişti. Keskin çene kasları vardı ama küçükken daha yuvarlak yüz hatları vardı küçükken ki o sarışın çocuk şimdi kumrala dönmüştü. Yapılı vücudun bu hasta haline bile gücü çok net gösteriyordu. Ölümün eşiğinden dönen biri için bile buradan bakınca hayla korkulası bir hali vardı baygınken bile kaşları çatıktı. O mahalleden taşıdıktan daha doğrusu bir anda ortadan kaybolduktan sonra neler yaşamıştı acaba. Elim solgun yüzüne gitti.

 

"Neler yaşadın ki bu hale geldin sevdiğim." Baş parmağım elmacık kemiğini okşarken bir anda gözlerini açınca korkudan geriye çekildim. Tam doğrulacağı sırada omuzundan tuttum.

 

"Şiittt sakin ol güvendesin ameliyattan yeni çıktın dikişlerin açılacak uzan lütfen." Benim konuşmamla bakışları beni buldu. Bana uzun süre hiç konuşmadan baktı. Gözleri yüzümü en ince ayrıntısına kadar inceledi. Ama öyle bir bakıyordu ki sanki bana değil de boşluğa bakar gibiydi. Bakışları yüzümün bir yerinde durunca gözleri gözlerimi buldu sanki gözlerimde bir birşey görmek ister gibiydi. Bir anda bakışlarını çekti ve geri uzandı.

 

"Neredeyim ben?" Çatalaşmış sesine rağmen o sert sesi ürkütücüydü. Sesine bile ne kadar hasret kaldığımı yeni fark ediyordum. O kömür karası gözleriyle etrafını inceliyordu. Bakışları tekrar bana kaydı ve üzerimde ki doktor önlüğünde ki yaka kartına kaydı bakışları ismi mi gördü ve bakışlarında ki o sarsıcı bakışı çok anlık gördüm gözlerinde. Tabi ya beni tanıdı beni ilk kaşımda ki yaradan tanıdı emin olamayınca ismimi gördü ve emin oldu. Yüzümde buruk bir tebessüm oluştu. Bana veda etmeden ortadan kaybolmuştu. Ve yıllar sonra böyle karşısında bulmak onu şaşırtmıştı.

 

"Neredeyim ben?" Dedi tekrar soğuk buz gibi bakışlarıyla. Bana öyle bakması canımı sıkıyordu. Kırgın bakışlarla ona baktım beni tanımamazlıktan geliyordu peki öyle olsun. Aynı soğuklukla cevap verirdim bende.

 

"Güvendesin polisler seni arıyordu bende seni onlardan kaçırdım. Seni güvenli bir yere götürüyorum. Sonra hemen hastaneye dönüp izin alıp iyileşene kadar yanında duracağım. O yüzden şimdi uyu dinlen." Benim düz ve soğuk konuşmam onun kaşlarının çatılmasına neden olmuştu. Tabi o cıvıl cıvıl hiç susmayan kızı bekliyordu ama ona bunu vermeyecektim. Madem beni tanımamazlıktan geliyordu bende onun gibi yapacaktım.

 

"Sen kimsin ki beni kafana göre kaçırıyorsun. Durdur ambulamsı hemen!" Vücudunda ki kabloları sökmeye çalışınca onu durdurmak için kollarından tuttum. Ne yapıyordu bu deli adam.

 

"Ne yaptığını sanıyorsun sen ya ne kadar ciddi bir ameliyatın çıktığından haberin var mı senin. Düzgün dur yoksa dikişlerin açılacak." Öfkesi dediklerimle daha da arttı. Beni öyle bir sert itti ki geriye doğru savrulup başımı çarpınca kulağımda inanılmaz bir çınlama oldu. Acıyla inleyip elimi başıma götürdüm.

 

"Sana her işe burnunu sok diye kim dedi hem sen kimsin ki bana acıyıp yardım ediyorsun kimsin sen doktor bozuntusu." Öyle bir bağırdı ki acıdan çınlayan kulaklarım bağırmasıyla daha çok acımıştı. Acıdan gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı. Galiba başım kanıyordu.
Bir süre acının geçmesini gözlerim kapalı bekledim. Ağrım hafifleyince öfkeyle gözlerimi açıp öfkeyle etrafına bakan adama sert bir tokat attım. Bunu beklemediği çok açıktı. Bende beklemiyordum valla.

 

"Allahın delisi ben senin için meslek hayatımı tehlikeye atıyorum senin yaptığına bak bir teşekkür çok mu zor geri zekalı." Benim bağırmamla dumura uğramıştı. Evet bu psikopat tokat atmıştım. Alahım ne yaptım ben böyle. Hayatım da ilk defa birine vurmuştum. Attığım tokkatan dolayı yana düşen başını ağır ağır bana çevirince öldürücü bakışları gözlerimi bulunca hemen yerimden kalkıp ambulansın en köşesine gittim. Hemen buradan kaçmalıydım.

 

Ben korkudan titreyerek ona bakmaya devam edince onun gözlerinde ki ölümü çok net görüyordum. Üzerinde ki kabloları ve serumu gözlerini gözlerimden ayırmadan sert bir şekilde söküyordu.
Ambulansın şoför ve hasta bölümü arasında ki cama vurup, "İrem durudur arabayı hemen yoksa bu deli beni öldürecek." Diye bağırmamla ambulans ani firen yapınca ayağa kalkan Ateş ani firenle benim üzerime düşmüştü. Evet şuan dibimdeydi. Korkudan nefes alamadığımı yeni fark ediyordum. Ateş'in yüzü benim yüzüme çok yakındı nefesi dudaklarıma değiyordu. Allahım galiba kalbim durma noktasındaydı.

 

Gözleri boynuma kayınca öfkeli bakışı bir anda yumuşadı ama saniyelikti bu tekrar öfkeyle bana bakınca korkudan yutkunamadım bile.

 

"Şe-şey be-ben özür dilerim. Normalde şiddetten yana değilimdir. Sen bir anda itince bende o acıyla şey yapmış oldum. Yani sana vurmuş oldum ama bilerek olan birşey değil refleksti. Gidebilirsin ben seni hiç tutmayayım. Ama yarana dikk-" parmağıyla dudağıma baskı yapınca konuşmam yarıda kalmışmıştı.

 

"Senin susma düğmen yok mu?" Diyince şaşkınlıkla gözlerim fal taşı gibi açıldı.

 

"Yani korktuğum zaman ve endişeli olduğum zamanlar birde mutlu olduğum zaman ben galiba hep çok konuşurum." Konuştukça dudaklarım onun parmağına sürtünüyordu. Ben konuşunca cenem susmak bilmiyordu. Bu da benim kötü bir huyumdu malesef. "Evet benim başıma ne geldiyse bu çok konuşmamdan geliyor zaten şuan olduğu gibi banane ki seni o polislerden kurtarmak bana mı düştü değil mi ama yok illa burnumu sokacam. Al işte karşılığı ne oldu ta-" eliyle ağzımı kapatınca konuşmam yarıda kaldı.

 

"Bi sus be kadın ne çok konuşuyorsun sen öyle." Tekrar cevap verecekken bana öyle bir baktı ki susmanın benim için daha iyi olacağını anladım.

 

Ambulansın kapısını açılınca ani bir şekilde ambulansın kapısına dönünce elini ağzımdan çekmişti. Tetikte beklemesi ve her an saldıracakmış gibi İreme bakması benim bir an önce onu bu konuda aydınlatmam gerektiğini anlamam zor olmadı.

 

"O benim arkadaşım zararsız yani." Diyince alaylı bir şekilde güldü.

 

"Siz ve zarar vermek güldürmeyin beni iki pısırık kadından mı korkacağım." Dedikleriyle öfkeyle onun önüne geçtim.

 

"Senin pısırık dediğin bu iki kadın seni hapise girmekten kurtardı buna ne diyeceksin peki." Dedim kendimden emin bir şekilde ona bakıyordum.

 

Ateş tam konuşacakken İrem'in sesi onu durdurmuştu.

 

"Eflin başın kanıyor!" Dedi endişeyle hemen yanıma gelip ensemde akan kanın geldigi yeri buldu.

 

"Çok kötü görünüyor baş dönmen yada mide bulantın var mı?" Dedi sanki onun canı acıyordu ama ben gayet iyiydim.

 

"Sakin ol ufak bir yara iyim ben." Biz konuşurken Ateş çoktan ambulanstan inmişti. O kadar yarayla nasıl hiç birşeyi yokmuş gibi hareket ediyordu aklım almıyor.

 

"O mu yaptı.?" dedi öfkeyle.
"Evet ama bilerek yapmadı uykudan uyanınca tehdit altında hissetmiş olacak ki bir anda itti beni. Biliyorsun bu gibi durumlar da olabiliyor." Tabi ki öyle değildi gerizekalı beni bile bile itti. İrem beni anlayışla onaylayıp, "Gel pansuman yapalım." Diyip beni sedyeye yönlendirdi.

 

"Gerek yok gidelim vaktimiz yok." Haklıydı olduğumu bildiği için beni onayladı. Arabadan indiğimizde. Ateş etrafına bakıyordu. Evet dağın başındaydık.

 

Onu burada bırakmak hiç içime sinmiyordu ama bana son yaptıkları canımı çok yakmıştı. Ben ona el uzatmak istemiştim ama o, o eli kırmayı tercih etmişti. İrem sırtı bize dönük olan adama baktığımı görünce elini sırtıma koyunca bakışlarımı ona çevirdim. Gözlerim buhuluydu, onu böyle hayal etmemiştim. Bu kadar cani ve acımasız. Zaten bu zamana kadar öyle salak saçma hayaller kurmam hataydı. Ne kadar da aptalmışım ben öyle, aradan o kadar zaman geçmiş ben kimim ki beni sevip beni tanıyacak.

 

"Hadi gidelim." Dedi anlayışla gülümseyerek. Başımı olumlu anlamda salladım. O şoför koltuğuna ben ise yan koltuğa oturdum. Ama neden hayla böyle hissediyorum. O yaralı ve ben onu bu dağ başında böyle yaralı bırakmaya kalbim el vermiyor. Belli etmiyor ama canı çok kötü acıyordu bunu biliyordum. Önünü bize doğru döndüğü an gözleri benim ona baktığım ambulansın yan aynasına kaydı. O kadar büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım ki bu benim için büyük bir yıkımdı. Tamam küçükkende kavgacı asi bir çocuktu ama insan büyüyünce olgunlaşır o küçükken ki hali törpülenir. Ama bu Ateş'te tam tersi etki yapmıştı. Beni tanıdı ama bu onun umrumda bile olmadı. Beni yaralayacak kadar onun umrunda değildim.

 

Bana boş gözlerle bakıyor bir an olsun gözlerini ayırmıyordu. İstemsizce gözümden bir damla yaş aktı. Hemen başımı değer tarafa çevirdim. Beni aciz ve ezik biri olarak görmesini istemiyordum. Sanki onun umrundaydı ya benim bu halim. Ambulans geldiği yolu u dönüşü yaparak döndüğü an İrem'in ani freniyle öne doğru savruldum.

 

"Allahın gerizekalısı ne yaptığını sanıyor bu manyak. Gider ayak beni katil mi edecek?" Diye bağırdı İrem. Başımı kaldırdığım da Ateş tam ambulansın önünde duruyordu. Sinsice gülerek bize bakıyordu daha doğrusu bana. Normal biri yani İrem'in şuan verdiği bu yüz ifadesine olduğu gibi korkmam ve sinirlenmem gerekirken tam tersi bu gülüş içimde ölü olan o çocuğu canlandırıyordu. İstemsizce dudaklarımda silik bir gülümseme oluştu. Ne yapıyordum ben böyle hemen kendimi toparlayıp bakışlarımı değiştirdim. Ama o ne yaptığımı çoktan anlamıştı. Gözü bendeydi ve bir salise bile gözlerini benim üzerimden ayırmaması vücudumu saran o anlamsız duyguyu tetikliyordu. Ben neden onun bu bakışları altında kendimi heyecanlı ve nefes alamaz halde hissediyordum? Bana öyle bir bakıyordu ki bu sefer birşeyler anlatmak istercesine bakıyordu. Ama ben ne söylemek istediğini anlayamıyordum. Bu da beni deli ediyordu.

 

İrem camı açıp bağırmasıyla kendime geldim.

 

"Senin bizimle derdin ne? Manyakmısın be adam katil olmak gibi bir niyetim yok. Çekil önümden." Öfkeyle bağırması onu hiç etkilemiyordu. Bırak etkilemeyi ona bir saniye bile bakmıyordu. Hasta önlüğüyle yolun ortasında durmuş bana bir ruh hastası gibi bakıyordu. Artık ben bile rahatsız olmaya başlamıştım. Konuşmadan en ufak bir tepki vermeden böyle durması beni de korkutmaya başlamıştı. Tabi doğal olarak sinirlendirmeye de başlamıştı beni. Ambulanstan inip tam karşısında durdum. Boyu benden birazcık fazla uzun olunca başımı kaldırarak bakmak zorunda kalmıştım.

 

"Senin bizimle derdin ne gitmek istedin ve bizde nasil istediysen öyle yaptık. Şimdi ne diye yolumuzu bir haydut gibi kesiyorsun? Lütfen kenara çekilirmisin zamanımız kısıtlı çünki." Dedim sakin bir o kadar umursamaz bir tavırla.

 

"Beni bu hasta kıyafetiyle dağın başında bırakacaksınız bende izin vereceğim öyle mi? Ne telefonum ne de kıyafetlerim var bilmem anlatabildim mi küçük cadı." Dedi alaylı ses tonu sinirden gülmeme neden oldu. Küçükkende bana cadı derdi ve bunu yine söylemişti bunu bilinçli söylemediği o kadar belliydi ki yüz ifadesi bir anda değişti. Ben ise bu cümleyle göğüs kafesimde çıkmak için çırpınan o kelebekleri zapt etmeye çalışıyordum. Zorla takılndığım umursamaz yüz ifademi takınmaya devam ettim. Ama bu benim için çok zordu.

 

"Aaa pardon o hengamede ben telefonunu almayı nasıl unuturum benim aptallığım. Prensim affedin beni." Dedim yapmacık bir pişmanlıkla. Söylediklerimin ardından yüzüm hemen ciddileşti. Söylediklerimle gülmemek için yanağının iç kısmını dişliyordu.

 

"Bu yaptığın büyük bir hataydı. Plan yaparken en ince ayrıntısına kadar düşünmelisin. Neyse cadılarda hata yapar bu prens seni affetti." Dedi gerim gerim gerilerek söyledikleri beni deli ediyordu. Bu adam elimde kalmasına ramak kalmıştı. Yine beni sinir etmeye çalışıyordu.

 

"Bana ba-"

 

"Her neyse beni daha işlek bir yerde bırakın birde bir telefon lazım bana sonra istediğiniz yere gidin." Daha ben birşey demeden ambulansın hasta kısmının kapısını açıp içeri girdi. Ben şaşkınlıkla kalakalmıştım.

 

"Doktor hanım dikişlerim açıldı galiba bu ne sorumsuzluk insan hastasına böylemi bakar böyle sorumsuzluk görmedim ben ya." Diye bağırınca İrem ile göz göze geldik. İkimizde şok içerisinde birbirimize bakıyorduk bu neydi şimdi?
İrem bana ne yapacağız dercesine bakınca bende omuzlarımı bilmiyorum dercesine kaldırıp indirdim.
İrem'in yanına gidip, "şunu dediği bir yerede indirelim yoksa ilk cinayetimi işleyeceğim." dedim bıkkın bir sesle. İrem, "Yaa kesin öyledir şuan ki duygularını benden daha iyi anlayan yoktur. Gözlerinden belli ne kadar sinirli olduğun." Dedi imalı bir şekilde gülerek. Laf mı soktu bu bana? Tam konuşacakken duyduğum sesle konuşmanın burada bittiğini ikimizde anladık.

 

"Aloo doktor sana diyorum sen nasıl doktor oldun ya şu diplomayı nerden aldın sen kasaptan mı? Dikişlerim diyorum açıldı ve kanıyor gelsen mi artık." Sesinde ki rahatlık beni deli etmeye yetmişti.

 

"Hadi atla bakim zamanımız dar şu ruh hastasını bırakalım bir yerde hastaneye dönmemiz gerekiyor." Başımı olumlu anlamda salladım. Susmak bilmeyen adama oflayarak bağırdım.

 

"Geliyorum Allah'ın cezası. Benim de sınavım sensin galiba. Yaa bana ne battı acaba seni kaçırmak gibi bir salaklık yaptım. Banane yaa senin derdin beni mi gerdi. Bence uykusuzluk benim beynimi durdurmuş olmalı. Yoksa aklı başında olsaydım hayatta böyle birşeye kalkışmaz." Söylene söylenen ambulansa bindim. Birde utanmadan sedyeye uzanmış Allahım sen bana sabır ver.

 

Hasta kıyafetine bulaşan kanı görünce ciddi olduğunu yeni anlamıştım. Cidden dikişleri açılmış olabilirmiydi?
Endişeyle yanına gidip tam önlüğünü açacakken uzattığım kolumu tuttu. Onun bu davranışına anlam veremezken ne oldu dercesine baktım.

 

"Sen doktor olduğuna eminmisin beni kaçırmak için doktor kılığına girip kendini role fazla kaptırmadın değil mi?" Dedi. Evet bunu söylerken çok ciddiydi.

 

"Hem bu doktor önlüğü falan kesin sahtedir kesin hastaneye geldin bulduğun ilk doktor önlüğünü giydin değil mi? Hem sen kimsin neyin nesisin ki bana böyle bir yardım da bulunuyorsun? Bunun karşılığında ne isteyeceksin benden?" Buz gibi sesi ve bir sorgu memuru gibi soruyu sorarken bile her bir mimiğimi inceliyordu.

 

Yüzümde silik bir tebessüm oluştu. Başımı iki yana salladım. Oyun istiyordu madem öyle bende onun oyununa uyardım. Kolumu elinden kurtardım.

 

"Doğrularımı istiyorsun?" Dedim onun gibi ciddi bir yüz ifadesiyle. Başını olumlu anlamda salladı.

 

"Peki önce şu yarana bakayım. Merak etme ben gerçekten doktorum hatta seninle ameliyatını yapacak kadar profesyonel bir doktorum. Şimdi izin ver işimi yapayım sonra senin sorularına cevap vereceğim." Dedim normal hastalarımla konuşur gibi düz bir o kadarda anlayışlı bir ses tonuyla.

 

Gözlerinde ki şaşkınlığı çok net görüyordum. Benim doktor olabileceğim aklının ucundan bile geçmiyordu. Ne yapmaya çalıştığını çok iyi anlıyordum. Eflin'miyim değilmiyim emin olmaya çalışıyordu. Küçükkende böyleydi. Kolay kolay ikna olmaz ve hiç bir şeye kolay kolay inanmaz ve güvenmezdi.

 

Elimi göğüsünde ki yaraya uzatınca bu sefer izin verdi. Şükür dikişleri iyiydi. Tuttuğum nefesi sesli bir şekilde verdim.

 

"Şükür dikişlerin iyi durumda ama daha bir gün bile olmadı ameliyat olalı çok dikkatli olmalısın güvenli bir yere git ve bir hafta dinlen yoksa yaraların kolay kolay iyileşmez." Dedim pansumanı bitirdikten sonra elimde ki eldivenleri çıkartıyordum bunları söylerken.

 

"Doktor tavsiyelerin bittiyse sadede gelelim. Anlat hadi!" Dedi sabırsız bir sesle.
Sen ciddimisin dercesine bakıyordum.

 

"Neden bu kadar inatsın? Herşeyi biliyorsun illa benim mi söylemem gerekiyor?" Dedim bıkkın bir sesle.

 

"Ne diyorsun doktor düzgün anlat." Allahım sen bana sabır ver amin.

 

"Peki madem. Sana bir can borcum vardı bende bunu yerine getirdim. Bu yaptığımla da o can borcumu ödedim. Bir daha seni görmemek dileğiyle yollarımızı ayıralım. Ne sen beni gördün ne de ben seni okey anlaştık mı?" Geçmişi yok saymayı tercih ediyorsa bende onun oyununa uyum sağlardım. Ona yalvarıp kendimi acındıracak halim yoktu. Onu seviyor olmam gururumu ayaklar altına alacağım anlamına gelmiyordu.

 

"Demek öyle ben bu zamana kadar tek bir canlıya bir iyilik yaptığımı hatırlamıyorum. Ben can yakmaktan başka birşeyden anlamam. Sana ne gibi bir iyiliğim dokundu ki?" Dedi dalga geçiyordu resmen.

 

"O da benim özelim anlatamam ama aldığın bir can senin bile haberin olmadan hayatımı kurtarmana neden oldu. Zaten çok eskiye dayanan bir olay. Bende seni bir anda görünce tanıdım. Polisler falan almaya geldi falan diyince can borcumu ödemenin en iyi yolu bu dedim ve seni hastaneden kaçırdım." Ne güzel iki dakikada yalanları sıraladım ama, bana bu konuda oskar ödülü vermeleri gerekiyor.

 

"Hımm demek öyle ama bana iyilik yapılmasını hiç sevemem yani seni bu salak saçma amaçların umrumda degil ben bana yapılan o iyiliği de karşılıksız bırakmam Eflin."

 

Son kurduğu o kelime kalbimin teklemesine sebep olmuştu. Bana ismimle hitap etmişti. Kalbimin ritmi bozulmuş gibi çok hızlı atamaya başladı.

 

"Ve sana bir şey daha küçük cadı. Her önüne gelene böyle iyilikler yapma bir gün ters teper. Dünya sandığın kadar toz pembe değil." Söylediklerinden sonra tek elini başının altına koyup gözlerini kapadı.
"Sessiz ol biraz uyuyacağım." Ben ise hayla dediklerinin etkisinden çıkamamıştım. Bana öyle bir Eflin diyişi vardı ki bu adam benimle çok kötü oyun oynuyordu. Beni tanıdı ama neden inatla tam tersini yapıyordu. Bu davranışı canımı yakıyordu. Sedyede gözleri kapalı olan adamı izlemeye başladım. Bu onu son görüşümdü değil mi? Bu kadar karanlık işleri olan bir adam o yer altından kolay kolay yer yüzüne çıkmazdı. Zaten beni tanımamazlıktan gelmesi de bundandı değil mi? Ama ben onu bu kadar çok beklerken bana tam geldi dedikten sonra tekrar kaybetmenin acısıyla nasılsın baş edecektim ki ben o kadar güçlü değilim ki.

 

Gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum. Ona sarılmak tenini hissedip kokusunu doya doya içime çekmek istiyordum ama şuan bunları yapamayı bırak benimle konuşmamak için uyumayı tercih eden adama uzaktan bakmakla yetiniyorum. Rabbim madem böyle olacaktı neden bu aşkı kalbime kazıdın?

 

Ağzımdan tutamadığım o hıçkırıkla hemen ayağa kalktım ve sırtımı ona döndüm. Sedyede hareketlenme olunca kendimi sakinleştirmek adına derin derin nefesler aldım. Hemen göz yaşlarımı sildim.

 

"Pişttt ne yapıyorsun orada." Dedi sorgulayıcı bir ses tonuyla.

 

"Hiç ilaçlar dağılmış onları toparlıyorum. Ses yaptığım için kusura bakma daha dikatli olurum." Omuzumda hissetiğim elle tüm bedenim kasılmıştı.

 

"Neden ağlıyorsun?" Neden acaba taş kalpli canavar.

 

"Yoo niye ağlayım ki yorgunum ondan sesim böyle."

 

"Öyleyse dön bana buna ben karar vereyim." İnanmadı tabiki de hem ona ne ki benim duygularımdan.

 

"İyim dedim ya benden sanane hem ambulans hareket halinde ani bir fren yada manevrayla düşüp dikişlerine zarar verebilirsin." Bir anda beni kendine çevirmesiyle inatla akan göz yaşlarımı silmeye fırsat bulamamıştım. Yüzümün halini gördüğü an kaşlarını çattı.

 

"Seni bu hale getiren durum ne?" Sesinde ki sorgulayıcı ton umrumda değildi o da öyle.

 

"Ağlamıyorum alerjim azıyor bazen böyle yaşarıyor gözlerim. Sorun yok yani." Tam arkamı dönecekken beni durdurdu.

 

"Ya bana sebebini söylersin yada karakola gidip beni kaçırdığını söylerim." Duyduklarımla dumura uğramıştım.

 

"Seni gördüğüm andan beri dokunsan ağlayacakmışsın gibi bakıyorsun. Ve ben ağlayan insanlara katlanamıyorum. Söyle de o sorunu halledeyim bende rahatlayayım."

 

"Polise ihbar edeceğini düşünmüyorum diğer konuya gelecek olursak benim özelim sizi bu kadar ilgilendirmemeli. Zaten şunun şurasında bir kaç dakika sonra bir daha yüzümü bile görmeyeceksiniz. Sorun etmeyin bu kadar." Öfkeyle kolumu sıkıp beni kendine çekince acıdan inledim. Ona sizli konuşunca daha çok sinirlenmişti ama bunu yapan kendisi. Beni tanıdığını belli etmek istemiyordu.

 

"Orası da beni ilgilendirir. Seni görüp görmeyeceğime gelince buna ben karar veririm sen değil. O yüzden anlat hemen ne oldu?" Şaka mı bu adam ya hem umursamıyor varlığımdan şüphe ettirecek kadar yok sayıyor sonra tam tersini yapıyor. Tam bir kaçık olmalı.
Acıyan kolumu elinden zorda olsa kurtardım.

 

"Yaa sa-na-ne anladın mı? Belki sevgilimle ayrıldım. Belki kocamla kavga ettim bunlar seni ne ilgilendirir." Dediklerimle dumara uğrama sırası ondaydı. Kolumu sıkan elleri gevşemişti.

 

"Sen evlimisin?" Dedi söylediklerimi anlamaya çalışır gibiydi.

 

Tam konuşacakken ambulans durmuştu.
"Cevap ver bana evlimisin?"

 

"Neden ilgilendiriyor benim evli olup olmam sizi Ateş bey." Dedim kollarımı ellerinden kurtarıp göğüsümde birleştirdim ve ciddi bir ifadeyle gözlerine baktım.

 

İrem ambulans kapısını açınca elimle dışarıyı işaret ettim.
"Bakın işte bundan sonra bu asık surat maruz kalmayacaksınız." Arkamı dönüp eşyalarının olduğu poşeti alıp ona uzattım.
Ona vermeyi o söyleyene kadar unutmuştum.

 

"Buyrun bu da eşyalarınız telefonunuz da içinde." Diyip aşağıya indim. O ise öylece bana bakıyordu.

 

"Evlenmiş." Dediğini duydum. Ohh iyi oldu müstahak sana.
Aşağıya inince yönümü ona döndüm.

 

"Üzerinizi değiştirin ve gidin daha fazla zamanımdan çalmayın benim de devam etmem gereken bir hayatım var." Diyip ambulansın kapısını kapattım.

 

"Kim lan kocası o adamı elime bir geçireyim derisini yüzmezsem bana da Ateş demesinler." Diye bağırınca dayanamayıp güldüm. Beni hatırlaması için damarına basmam gerekiyormuş.

 

"Eflin ne evlenmesi ne diyor bu manyak?" Dedi şaşkınlıkla.

 

"Oyununa oyunla cevap verdim diyelim. Zaten son görüşüm onu biraz olsun öfkemi atmam gerekiyordu değil mi?" diyince o da güldü.
"Çok fenasın." Dedi gülerek.

 

"Hak etti ama." Dedim ambulanstan bir kaç adım uzaklaşıp sakinleşmeye çalıştım. İrem de durumumu anladığı için beni kendimle bırakmayı tercih etmişti. Bende ileride ki bir taşın üzerine oturdum. "Geçecek bu da geçecek Eflin." Dedim kendi kendime teseli vererek.

 

Olması gerektiğinden fazla kalmıştı içeride. Aman banane ne hali varsa görsün. Saate çokta gece on ikiyi bulmuştu. Tam yarım saatir üst mü giyilir yaa. İremde ambulansta uyuyakalmıştı zaten.
Tamam ambulansa doğru gidecekken sayamayacağım kadar lüks arabalar ard arda ambulansın yanında ani bir firene durunca korkudan adımlarım durmuştu. Aynı anda sayamayacağım kadar adam arabadan inince bu sefer korkudan ambulansa koşup kapıyı açtım ve içeri girdim. Telefonla konuşan Ateş benim korkudan kreç gibi olan yüzümü görünce, "kapatıyorum dediklerimi yap haber bekliyorum yarım saatin var." Diyip telefonu kapattı.
"Ne bu halin birşey mi oldu?" Dedi etrafına bakındığın da neye korktuğumu anlamış olacak ki derin bir nefes verdi. Ama ben onun bu rahatlığına anlam veremiyordum.

 

"Senin düşmanların etrafımızı sardı ve sen çok rahatsın sanki benim düşmanım adamda ki rahatlığa bak." Ambulansın kapısını kapattığım da yönümü ona döndüğümde yüzünde ki gülümseme sinirimi bozmuştu.

 

"Ne!? Ne gülüyorsun delimisin nesin yaa? Etrafımızı sardılar. Aman Allahım ambulansı tarayacaklar İrem ona da zarar verirlerse. Polis polisi arayalım." Hemen cebimde ki telefonu çıkarıp tam polisi arayacakken telefonu elimden çekti.

 

Öfkeyle Ateş'e baktım.
"Sakin ol kimse kimseyi öldürmeyecek." Ambulansın kapısı bir anda sert bir şekilde açıldığı an korkudan çığlık atarak Ateş'e sarıldım. "Ateş öldürecekler bizi." Ona sarılmamla donup kalmıştı elleri havada kalmış bu ani hareketimle vücudun kaskatı olmuştu.
Korkudan ağlamaya başladığımda bir küfür savurmuştu.

 

"Ben size ben gelene kadar ambulansa yaklaşmayın demedim mi lan." Ne yani onlar bizi öldürmeye gelmedi mi?

 

"Patron özür dilerim ama polisler geliyor acil çıkmamız lazım." Duyduklarımla hızla Ateş'ten ayrıldım.

 

"Ne polis mi aman Allahım ne yapacam ben hepsi senin yüzünden ne diye çıkarsın ki karşıma. Mesleğim yanacak senin yüzünden." Bu sefer öfkeden ağlayınca Ateş sinirden deliye dönmüştü.

 

"Şu ağlamayı kes artık." Diye bağırınca korkudan sıçradım. Tabi ağlamamda korkudan bir anda kesildi. Bu adam nasıl bir cinsti böyle ya.

 

"Ne yapalım patron?" Dedi katil suratlı adam. Adama korkudan bakamıyordum. Hani yüzümü görürsen ölürsün derlerdi ya filmlerde bu katil suratlı adam da öyle bakıyordu.

 

Omuzlarımdan tutup göz hizama kadar eğildi. Hipnoz olmuş gibi ona bakıyordum.
"Şimdi dediklerimi harfiyen yapıyorsun, seni bayıltacağım uyandığında benim sizi silah zoruyla kaçırdığımı söyleyeceksin polislere kaçmaya çalışınca başından yaraladığımı ve buraya gelince de bayıltığımı anlatacaksın tamam mı? Arkadaşını uyandırıp getirin hemen." Dedi gözlerimin içine bakmayı bırakıp adama emir verince adam saniyeler içinde İrem'in kolundan tutarak yanımıza getirdi.

 

İrem kokudan bayılmak üzereydi.
Ateş hemen konuya girdi.
"Polisler geliyor bütün suçu bana atacaksınız sizi silah zoruyla alıkoyup kaçmak için tehdit ettiğimi ve buraya gelince de sizi bayıltıp kaçtığımı söyleyeceksiniz." Diyince İrem hızla başını olumlu anlamda salladı. Adama işaret vermesiyle adam silahın arka tarafıyla İremin ensesine sert bir şekilde vurunca İrem acıdan inleyerek kendinden geçip yere yığıldı. Ben daha ne kadar korkabilirim dedikçe Ateş beni daha da korkutmayı başarıyordu.
Korkuyla bir adım geriledim.

 

"Şey beni bayıltmanıza gerek yok ben bayılma numarası da yapabilirim." Dedim ama Ateş dediklerimi umursamadan üzerime geliyordu.
Tamam dibimde durunca eğilerek yüzünü yüzümün hizasına indirdi.

 

"Yardımın için teşekkürler bende bu yardımının karşılığında seni polislerin sana ve arkadaşına olan şüpheleri üzerinden çekiyorum ve ödeşiyoruz doktor."

 

"Yapacaksın değil mi?" Dedim korkuyla.
Başını olumlu anlamda salladı. Yüzümün en ince ayrıntısına kadar inceliyordu. Bende öyle çünki onu bir daha göremeyecektim. En acısına neye bulaştığını biliyordum artık ve bundan sonra hep ona birşey oldumu düşüncesi beni yiyip bitirecekti.
Belinde ki silahı görünce kocaman açılan gözlerle yutkundum.

 

"İste-" Bana sarılınca kelimelerim yarım kalmıştı.

 

"Kendine dikkat et doktor. Ve herşey de ağlama." Gözlerim dolmuştu.
"Hoşçakal kendine dikkat et olurmu? Yaşa Ateş yaşa." Dedim titreyen sesime engel olamayarak.

 

Ensemde hissettiğim tiz bir acıyla inledim.
Bedenimi sıkıca tuttuğunda bilincim tamamen kapanmak üzereydi.
Son duyduğum şeyi gerçek mi hayal mi hiçbir zaman bilemeyecektim.

 

"Hoşçakalı moşçakalı bilmem ama bu saatten sonra benden kurtuluşun yok küçük cadı. Başının en büyük belası olacağım...."

 

Ayyyyy geldimmmm nasil buldunuz ikinci bölümü ben yazarken çok eğlendim.
Sizce neler olacak yeni bölümde.

 

Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin canlarim.🌸🦋

 

Yeni bölümde görüşmek üzere. 💗

 

SEVİLİYORSUNUZ...🦋🌸💝

Bölüm : 20.08.2025 19:28 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...