
"Gelmedi mi daha kendine patron bekliyor."
"Ne yaptıysak uyanmadı ama daha yeni ayılır gibi oldu."
"Su mu döküyorsunuz tokatlıyormusunuz ne yapıyorsanız yapın ama hemen ayıltın şu kızı hemen."
Neredeydim ben bu seslerde neyin nesiydi. Bir dakika ben, ben kaçırılmıştım. Hemen gözlerimi açmam gerekiyordu ama bırak gözümü açmayı parmağımı bile oynatacak halim yoktu. Ve ensemde inanılmaz bir ağrı vardı.
"Tamam abi." Kısa bir sessizliğin ardından tam tekrar uykuya dalacakken yüzümde hissetiğim bir kova suyla yattığım yerden bir hışımla öksürerek uyandım. Demek ki kendime gelmem için bir kova soğuk su gerekiyormuş. Cidden şu çok soğuktu.
"Geldi kendine." Dedi bir adam gülerek. Allahın gerizekalısı komikmi yani bu. Öfkeyle gülen adama döndüm. Elinde ki kovayı görünce bunu yapan salak adamı gördüm.
"Ha ha ha çok komik gerizekalı insan böyle mi uyandırılır aptal." Öfkeyle konuşmam adam da zerre etkisi olmamıştı.
"Sende ne uyanmak bilemezmişsin be kadın neyse uyandın sonuçta hadi kalk patron seni bekliyor." Bunda ki rahatlığa bak ya sanki kankasıyla konuşuyor. Ayağa kalkıp tam karşısında durdum.
"Pardon ama senin patronunun benimle ne gibi bir işi olur?" Ellerimi belime koyup hesap sorarcasına ona bakıyordum.
"Onu birazdan öğreneceksin. Uzatma hadi yürü." Dedi ve kolumdan tutup beni sürükleyince kolumu sertçe ondan çekip önden yürüdüm. "Kendim yürürüm." Dedim sinirle. Kimmiş bakalım benimle konuşmak isteyen kişi. Her türlü buradan kaçışım yoktu en azından uzatmadan amaçlarını öğrenmek daha mantıklıydı. O kurşunu yemeye hiç niyetim yoktu. Canıma susamamıştım.
Yürürken etrafıma bakınmadan edemedim. Bir evdeydim galiba ama baya büyük bir evdi. Bodrum katında olmalıydık merdivenlerden yukarı çıkınca buranın ev deyil bir saray olduğunu yeni yeni anlıyordum. Her yerlerde korumalar vardı. Büyük bir hole girdiğimizde adamlardan biri önüme geçip bana yol gösterdi. Beş adam arkamda biri ise önümdeydi. Kocaman bir salona giriş yaptığımızda ise bize arkası dönük baştan aşağıya siyah giyinen adam pencereden dışarıyı izliyordu. Ormanın içinde olduğumuzu bu sayede öğrenmiş olmuştum. Yani kaçsamda en fazla vahşi hayvanlara yem olacakmışım.
"Patron kızı getirdik." Adam elini yukarı kaldırıp gidin işareti yapınca adamlar anında iki adım geriledikten sonra salondan hızlı adımlarla gitmişlerdi.
"Otur lütfen rahatına bak Eflin."
Adamda ki rahatlık beni ister istemez ürkütmüştü.
Korkumu bastırıp başımı dik tuttum.
"Kimsiniz ve benden ne istiyorsunuz? Şehir eşkıyası gibi işlek bir yerde silahla tehdit edip üstüne beni bayıltırak getiriyorsunuz."
Dediklerimle adam mahçup bir ifadeyle bana baktı. Masasına geçip oturdu.
"Adamlarıma sana karşı kibar olmalarını istemiştim ama malum en kibar halleri bu kusura bakma. Kim olduğuma gelirsek namını çok duydum Eflin hocam. Seni bir iş anlaşması için buraya getirttim." İşte işler şimdi karışıyordu. Bu mafya kılıklı adamların ne işi olurdu benimle. Tamam mesleğimde dünya çapında ün yapmış biriydim ama başarım bu mafya kılıklı adamların kulağına gidecek kadar olduğunu yeni öğreniyordum.
Eliyle siyah deri koltuğu gösterdi. "Otur lütfen. Yorulmanı istemem ortak." Ne dedi o ne dedi ortak mı? Dedikleriyle dona kalmıştım. Şaşkın bakışlarım öfkeye dönüştü.
"Pardon ama kendinizi ne sanıyorsunuz bilmiyorum ama benim hakkımda kararlar verip benim sanki bunu onaylamışım gibi davranmanız bir çeşit psikopatlık belirtisi. Ve ben kesinlikle böyle birşeyi kabul etmiyorum. Beni o iğrenç ve pis planlarınıza alet edemezsiniz." Tam arkamı dönüp gitmek için iki adım atmıştım ki dedikleriyle adımlarım olduğum yere çakılı kaldı.
"Ateş Kurt hakkında bilmek istediklerin var sanıyordum. Eflin hocam ama yinede sen bilirsin tabi." Ani bir refleksle ona döndüm Ateş ile bir bağlantısı vardı değil mi? En başından beri planı buydu. Ateşi'in düşmanı olabilirmiydi?
"Sen, sen kimsin ki onun adını ağzına almaya cüret ediyorsun haddini bil. Senin gibi..." Dedim ve onu baştan aşağıya iğrenircesine süzdüm. Bu yaptığım ondan zerre etkisi etmedi. Tam tersi alaylı bir şekilde gülümsedi.
"İnsan ticareti yapan biri onun adını ağzına almaya bile yeltenemez." Dedim hidetle onun yanına hızlı adımlarla gidip elimi masaya sert bir şekilde vurdum. Gözlerinin içine kendimden emin bir şekilde baktım.
"Ve sakın ama sakın beni sevdiklerimle tehdit etmeye kalkma inan bana bu son hatan olur mafya kılıklı adam. Ben sinin gibi iğrenç insanlarla çok muhatap oldum inan bana hepsi de başta senin gibiydi ama sonu hep o parmaklıkların ardı oldu."
Evet bu gibi tiplerle çok karşılaşıyordum. Onların pis işlerini yapmamı istiyorlardı ya derilerinin altına yada göğüsleri gibi yerlerine yabancı maddeleri koymaları için bir doktora hatta öyle uzman doktor lazımdı onlara çünki taşıyıcıları sağlam ağzı sıkı insanlardı tabi ağzı sıkı insan bulmakta zordu polise konuşmak yerine kendilerinin idamını kendileri veriyorlardı.
Bu da onlardan biriydi.
"Hop hop sakin ol Eflin hocam ne bu hiddet bu celal. Ben seni sevdiklerinle neden tehdit edeyim etsem şuan karşımda böyle asıp kesemezdin emin ol. Sadece bizim adamlar için doktor gerekiyor. Şuan hemen. Çok değer verdiğim adamım ağır hasta ve tedavi olması lazım ama malum işimiz belli aranıyor heryerde. Tabi hastalığına çare olabilecek bir doktor bulamadım hepsi umutsuz vaka diyip geçtiler." Yüzünde kederli bir ifadeyle oluşunca omuzlarım çöktü.
"Beni bunun için mi kaçırdınız cidden! Hastaneye gelseniz de yardımcı olurdum size ben. Hem bunun Ateş ile ne ilgisi var onu anlamadım." Dedim sorgulayıcı bir şekilde.
"Özet geçecek olursam Ateş benim sağ kolumu bu hale getiren kişi ve şansa bak ki sende bu işte uzmansın ve onu iyileştirmek senin görevin. Ve onu iyileştirmeden bu evden gidemezsin." O kadar rahat bir o kadar tehditkar sesi beni ürkütmüştü.
Ama ben buna boyun eğecek biri değildim. Adam akıllı gelip söyleseydi seve seve yardımcı olurdum. Ama emrivakilere gelemiyordum.
"Sen beni hafife alıyorsun benim yokluğum anlaşıldığı an taş üstünde taş bırakamaz babam ve inan beni kaçırdığına bin pişman edecek seni." Dedim kendimden emin bir şekilde. Yarım bir gülüş oluştu dudaklarında. Beni baştan sona alaylı bir şekilde izledi kısa bir süre. Gözlerini benden ayırmadan seslendi.
"Kerim gel şunu al Arda'nın yanına götür. Durumuna baksın ve bir an önce tedaviye başlansın." Kapıda hazır olda bekleyen adama daha ismini seslenmeden içeri girmiş hazır olda onu dinlemiş mekanik bir şekilde başını salladı. Bu adam bana bir kova su boşaltan gerizekalı adamdı.
"Ben oradan bakılınca senin emirlerini bu köpeklerin gibi yerine getireceğimi mi sanıyorsun?" Tek kaşını öylemi dercesine kaldırdı.
"Öyle mi doktor beni zor durumda bıraktırıyorsun. Açlıkla aranan nasıl? Umarım uzun süre aç ve susuz kalabiliyorsundur. Kapatın bunu bodrum katına farelerle bir gün aç susuz geçirsin belki aklı çalışırsa bana kafa tutmamayı öğrenmiş olur yoksa buradan cesedi çıkacak haberi yok." Sanki ben burada değilmişim gibi konuşuyordu.
"Pardon ama ben buradayım. Sanki yokmuşum gibi konuşmayı bırakın lütfen. Hem ben o pis yere gitmem." Evet korkudan ne dediğimi bilmiyordum. Fare mi? Ben farelerden hem çok tiksinir hemde çok korkardım.
"Sen benim dediklerimi yapana kadar benim için bir hiçsin doktor hadi bakalim çok güvendiğin o baban ve Ateş seni kurtarabilecek mi?" Kendinden emin konuşması ve yüz hatlarında ki o sinir susmam gerektiğini haykırıyordu ama benim susma gibi bir huyum yoktu.
"Ateş'in umrunda değilim bundan emin olabilirsin inan bana ondan daha çok sen umursarsın beni. O yüzden boşuna yorma kendini. Babam konusuna gelirsek onun kim olduğundan zerre kadar bilgin yo-" Elini masaya vurup bir hışımla yerinden kalkıp iki adımla aramızda mesafeyi sıfıra indirdi ve çenemi tek eliyle sıktı. Gözlerinde ki nefret ve öfke had safadaydı. Korkudan dilim tutulmuştu.
"Şu başbakan olan aynı zamanda yer altı dünyasıyla bağlantıları olan ve kendince ülkenin en korkusuz ve belalı adamı olarak bilinen Ahmet Karsu daha doğrusu Ahmet Borzkurt mu demeliyim. Tabi sen gerçek soy adını bile bilmiyorsun. Sen kimsin ki beni tehtid ediyorsun ben senin babanın attığı adımı bilirim ki babanda beni çok iyi tanır ama tabi seni kaçırdığım aklının ucundan bile geçmeyecek. Benden şüphelenmeyi bırak o son kişi bile değilim. O yüzden boş boş konuşmayı bırak ve dediğimi yap yoksa dirin değil ölün çıkacak bu evden." Çenemi sert bir şekilde bırakınca iki adım geriledim. Ne diyordu bu ne Borzkutu ne saçmalıyordu. Nasıl yer altı dünyasıyla bağlantısı olabilir benim babam işine sadık biri hayır yalan söylüyordu.
Tam birşey diyecekken tekrar bağırdı.
"Ne duruyorsun lan al şunu gözümün önünden. Kapat odaya iki gün aç susuz kalsın da aklı başına gelsin." Adam kolumdan sertçe tutup sürüklemeye başladı.
"Benim babam asla öyle biri değil yalancısın sen adi adam aklımı karıştırıyorsun inanmıyorum sana anladın mi kandıramayacaksın beni." Bağırarak kurduğum cümlelerle Kerim denen adam beni odadan çoktan çıkarmış bodrum katına inen merdivenlerden hiç acımadan indiriyordu. İki defa düşmekten son anda kurtulmuştum. Gözlerimden akan yaşları engeliyemiyordum.
Farelerin olduğu adaya geldigim an adamın arkasına saklandım.
"Tamam tedavi edeceğim adamı ne olur beni o odaya sokma. Ben çok korkarım benim panik atağım var be-ben ölürüm orada." Resmen yalvarıyordum adama.
"O şansını kaybettin iki gün orada kalda bir daha patrona saygısızlık yapmamayı öğrenmiş olursun." Benim kolumu daha sıkı tutup içeri fırlatınca dengemi sağlayamayıp yere düştüm. Yerler betondu ve yerde oluşan deliklerden dolayi dizlerim kanamıştı. Ama buna rağmen hızla ayağa kalktım. Kapı çoktan kapanmıştı.
"Ne olur çıkar beni çok korkuyorum beni bırakma burada söz ne derseniz yapacam ben burada kalamam. Tamam başka odaya alın ama fare olmasın aç kalabilirim ama fare olamaz." Diye bağırdım ama nafileydi. Bu adamlar çok caniydi.
Bura resmen hücreydi. Cok dar ve bir sandalye vardi evet sadece tahta bir sandalye. En köşede ise bir alaturka tuvalet vardı. Başka hiçbirşey yoktu. Duvarlarda yoğun rutubet ve kan kokusu var. Bir dakika kan mı? Gözlerim korkudan fal taşı gibi açıldı. "Aman Allahım bunlar burada adam mı öldürdü. Hayır ben burada kal-" tuvaletin içinde çıkan kocaman lağım faresini görmemle avazım çıktığı kadar bağırdım.
"Bu nee aman Allahım bu fare değil bu vahşi bir canavar." Hemen sandalyenin üzerine çıktım. Benim bağırmamla fare geldiği yere geri kaçmıştı.
Nefesim kesilmişti adeta.
"Yaa acaba ben bu halde size nasıl yardımcı olabilirim. O adamı iyileştirmek için sağlıklı düşünmem gerekiyor değil mi bu yaptığınız hiç etik değil tamam özür dilerim ne olur çıkarın beni yaa ama ben size birşey yapmadım. Haksızlık bu hem benim bildiğim bu tip mafyalar kötülere zarar veriyor ben kendi halinde bir doktorum." Ne kadar konuştuğumu bilmiyorum ama boğazım ağırmaya başlamıştı. Baya uzun olduğu kesindi. Ne yapayım bende korkumu çok konuşarak yatıştırıyordum. Fare bir kaç defa daha geldi ama en sonunda tüm cesaretimi toplayıp üzerimde ki ceketi o deliğe tıkamayı başarmıştım. Ne kadar üç defa kussam da bunu başarmıştım. En azından fare derdim kalmamıştı. Ama bu demek olmuyor ki yerde ki deliklerden de farelerin çıkmayacağı, her an bir fare çıkacak gibi sandalyenin üzerinde tetikte bekliyordum.
Aniden kapı açılınca adamın öfkeli gözleriyle karşılaştım.
Masumca gülümsedim.
"O çeneni varya sus be kadın geceden beri kapanmak bilmedi o çenen. Bizimki de beyin."
"Benim ki de can ama beni kapatınız bu korkunç yere bende konuşarak rahatlıyorum be yapayım. Çıkarın beni valla çıt çıkarmam." Dedim şirinlik yaparak. Adam ilk havaya baktı derin bir nefes aldı sonra yüzüme baktı.
"Onu yukarıda artistlik yapmadan önce düşünecektin." Dedi ve suratıma kapıyı kapattı.
"Yaa bare saat kaç onu söyle. Bak cidden korkuyorum." Dedim ağlamaklı bir sesle.
"Sabah beş yani on altı saattir konuşuyorsun hiç mi yorulmak bilmezsin sen yaa." Dedikleriyle ufak çaplı bir şok yaşadım.
Evet boğazım çok acıyordu. Sesim bile kısılmıştı. Ama bende ancak bu korkuyla böyle baş edebiliyordum. Konuştuğum için deliklerden çıkan fareleri bile görmemiştim ve şuan odağım da beş tane fare vardı. Tüm vücudum kasılmıştı. Göğüsüm daralmış ve nefes alamıyordum. Gözlerimden akın eden yaşlarla bulanık görmem bile korkumu geçirmiyordu.
"İMDATTT YAA HAYIR YAA BURADA FARELER VAR AÇIN DEDİM ŞU LANET OLASICA KAPIYI" Adamların umrunda bile değildi benim bu hallerim. Gözlerim kararıyor ve gözümün önünden minik minik yıldızlar uçuşuyordu. Beynimde oluşan karıncalanmayla beraber nefesim daha da daralıyordu. Vücudumun ani gevşemesiyle bilincim tamamen kapanmıştı. Son hissetiğim ise başımdan yoğun bir acı.
*******
"Lan oğlum fareler bunun kolunu falan ısırmış başıda kanıyor."
"Ölmüş olabilirmi?"
"Sanmıyorum galiba korkudan bayıldı."
"Patron zarar gelirse ne dediğini umarım hatırlıyorsundur. Gece nöbeti sendeydi. Valla karışmam."
"Lan nerden bilim o kadar çok konuşuyordu ki uyuya kalmışım sıkıntıdan."
"Patrona da böyle söylersin beyinsiz."
Sesleri duyuyordum ama gözlerimi açamıyordum. Bilincimin tekrar kapanmasıyla seslerde uzaklaştı.
********
Başımda hissetiğim yoğun acıyla dudaklarımdan acı dolu bir inleme koptu.
Gözlerimi araladığım da bir oda da olduğumu fark etmem uzun sürmüştü. O iğrenç yerden kurtulmuştum sonunda. Kolumda hissettiğim tiz acılarla bakışlarım kollarıma kaydı. Gördüklerimle yerimden bir hışımla kalkmam bir oldu. Hayır yaa fareler beni yemiş bildiğin. Bir anda midemin bulunmasıyla öğürmeye başladım. Dengemi kaybedip dizlerimin üzerine düşmem bir olmuştu. Boş olan midemden öz sudan başka birsey çıkmamıştı. Kapının açılmasıyla korkudan
hızla yerimden kalkıp uzaklaşabildiğim kadar uzaklaştım. Adını bile bilmediğim o adam sırıtarak bana doğru geliyordu. Bu suratı gördükçe ona inat zıt gidesim vardı.
"Bakıyorum da bir gece de yola gelmişsin doktor. Severim laftan anlayan insanları." Dedi alayla beni süzdü.
"Şimdi düş önüme çok vakit kaybettik senin yüzünden zaten." Sakin ol Eflin bu manyağın dediğini yap ve kurtul buradan bu kadar basit. Sonra babana söyle ve bunu o farelere yem etsin.
Derin bir nefes alıp verdim. "Peki sen kazandın gidelim." Dedim yüzünde zafer kazanmış bir gülümseme vardı.
Sersem adimlarla yanmn odaya geçtiğimizde hastane odasında hissetim kendimi. Yatakta yüzü bembeyaz olan bir adam yatıyordu. Cihazlara bağlanmıştı. Neyi vardı bu adamın böyle.
"Durumu nedir?" Dedim hemen yanına gittim bilinçsiz yatan adamın. O kadar halsizdim ki kendime gelemiyordum.
"İşkence gördü solunum sıkıntısı var ciğerlerin de ödem var ve beyin kanaması geçirdi. Bitkisel hayata kimi getirdiysem yaşamaz dediler." Hemen masanın üzerinde ki kalem boyutunda ışıkla gözlerine baktım. Ve evet tepki yoktu.
Detaylı bir muayenin ardından cidden yapılacak birşey yoktu. Ciğerleri iflas etmek üzereydi nakil yapsak bile beyin ölümü gerçekleşen birine hiç birşey yapılamazdı. Bitkisel hayata girmişti. Ve bu adam en az iki aydır böyleydi yani zamanı çok kısıtlıydı.
"İsmin ne yani hitap edebilmek için." Dedim üzgün bir sesle." Cidden bu adama çok değer veriyordu ara ara gözlerinin dolmasından anlaşılıyordu.
"Kaan ismim sonuç nedir?" Dedi sabırsız bir sesle.
"Ciğerleri için nakil olabilir ama beyin ölümü gerçekleşen biri için fark eden birşey olamaz malesef. Genelde bu bitkisel hayatta olanları hayata bağlayan şeyler geri döndürme olasılığı azda olsa var. Mesela temas yada konuşmak. Tamam duymuyor ama ruhu hissediyor. Kaan senin için önemli peki sen bu dediklerimi denedin mi? Yada sevdiği müzikleri bu odada açtın mı?" Bana şok olmuş gibi bakıyordu. Evet tıpta yeri yoktu bunun bazı doktorlar bunu çok saçma buluyorlar ama bazıları ve benim gibiler buna inanıyor bir makalede bu sayede bitkisel hayata olan hastaların iyileştiğini okumuştum ve cidden sevgiyi hissetmek tüm ilaçlardan daha çok etkili.
"Bana bunu hiç bir doktor demedi."
"Demezler çünki bu bilimsel birşey değil kesin bir çözümü de yok ama bir makalede okudum bu sayede bir kaç bitkisel hayata olan hastalar uyanıyor."
"Tamam ne gerekiyorsa yapalım, Kerim." Diye seslendi ayağa kalkarak. İçeri giren adamı görünce ufak bir şaskınlık yaşadım.
Ağzı burnu yer değiştirmişti resmen.
"Buyur abi." Dedi başı eğik bir şekilde.
"Asaf'ın sevdiği şarkıların listesi benim odamda onu al ve bir flaşa aktar ve bu odada hergün o şarkılar çalacak ayrıca sevdiği filimleri de bul ve bu odaya bir televizyon ayarlayın o filimler de açılacak hergün." Kerim şok olmuş bir şekilde Kaan'a bakıyordu.
"Tamam abi." dedi ve odadan çıktı.
"Başka bir şey var mı doktor?" Dedi.
"Evet açım yemek yesem kafam daha iyi çalışır bence." Dedim sevecen bir sesle.
Kaan güldü. Bu imalı gülüşünü anlamadım. Umrumda da değildi zaten.
"Tabi ya o kadar gece aralıksız konuşursan acıkır ve susarsın. Latif,Kader hanıma söyle birşeyler hazırlasın." Başımın dönmesiyle duvardan destek aldım.
"Otur istersen doktor. Nasıl olsa yeni evin burası sayılır. Rahatına bak çekinme." Dedi alaylı bir sesle. Ben ne yapacaktım şimdi. Hem karnım çok açtı Allahtan bu konuda vicdanlı çıkmıştı. Zaten tüm vucudum ve kaslarım da felaket ağrıyordu. Kolumda ki ısırık izlerine bakmak dahi benim bayılmama sebep olacak cinstendi. Allah'tan sargıdaydı yoksasını boş versem iyi olacaktı.
"Bakın benlik bir durum yok bundan sonrası sizin yapacaklarınıza bağlı size söz veriyorum ara ara gelip muane edeceğim. Hatta numaramı vereyim istediğiniz zaman arayabilirsiniz beni." Cidden çok korkuyordum. Adamda sakinliğin hakim olduğu bir psikopatlık vardı. Ses tonu sakin ama bakışları sıkıysa yapma dercesine bakiyordu.
"Bu adam gözlerini açmayana kadar sen hiç bir yere gitmiyorsun biraz daha diretirsen seni o yere bir daha tıkarım doktor asabımı bozma benim." Sesi sonlara doğru yükselince yutkundum. Umarım İrem polise haber vermiştir. Babam öğrenir öğrenmez beni aramaya başlamıştır bile.
O yere geri girmemek için mecbur susmak zorunda kaldım. Bu da onun için bir cevap olmuştu. Yüzünde kocaman tehlikeli bir gülümseme oluştu.
"Aferin sana doktor laf dinleyenleri her zaman çok sevmişimdir. Ama anlamadığım bir şey var Ateş böyle pasif kadınları sevmez sende ne buldu acaba bunu çok merak ediyorum." Bu soruyu kendine sormuştu adeta. Dedikleri zoruma gitmişti. Hem niye ikide bir bu konuyu açıp duruyordu ki?
"O beni sevmiyor hiç bir zamanda sevmedi ve sevmeyecekte. Bu fikre nereden vardın bilmiyorum ama yanlış bir düşünce." Sona doğru sesim titremişti. Gerçekleri kendi ağzımdan söylemek ister istemez kalbimi acıtıyordu.
"Bunu sana o mu söyledi?" Dedi tekrar kaşını kaldırarak. Fazla detay vermesem iyi olacaktı. Çemen açıldığı zaman susmuyor herşeyi ortalığa dönüyordum.
"Seni ilgilendirmez orası da demek istediğim benim üzerimden Ateş'e şantaj kuramazsın." Bir kaç adım da yanıma gelip beni baştan aşağıya süzdü. Elli saçıma gidince bir adım geri gittim. Bu hareketim onu güldürmüştü. Bana bir adım daha gelip omuzlarımdan dökülen saçımdan bir tutam parmağına doladı. Bakışlarını saçlarından çekip gözlerime kenetledi. Ben ise nefes dahi alamadan korkuyla adama bakıyordum.
"Ahh Eflin ahhh Eflin güzelliğinin farkında bile değilsin. Bu yer yüzünde sana aşık olmayacak tek bir erkek yoktur. Hadi gel bir test yapalım mı sana ufak bir iyilik ne dersin. Sen bana bir umut verdin bende sana bulamadığın o sorunun cevabını. Son bir iyilik." Şaşkınlıktan fal taşı gibi açılan gözlerle ona bakıyordum. Ne diyordu bu öyle. Cidden Ateş bana... yok yok benimle oyun oynuyordu. Beni bunu fark ederdim değil mi? Hem o kendi ağzıyla bana dedi seni sevmiyorum diye.
Elini cebine atıp telefonunu çıkarınca bu sefer heyecandan nefesimi tuttum.
Yüzünde ki o eğlenen ifade beni şaşırtmadı anormal bir tipti zaten. Ama bir o kadar da yakışıklı bu dünyadan olamayacak kadar. Buğday teni kumral saçlarını daha bir dikkat çekici yapmış dağınık olan saçları ona ayrı bir hava katıyordu. Yeşil gözleri ise ayrı bir olaydı yüz hatları ise o kadar keskindi ki ister istemez kendine çekiyordu insanı. Adamdan nefret etmek imkansız gibiydi. Ama benim gözümde bunların bir değeri yoktu. Yakışıklıydı evet ama ona çekilecek kadar gözüm dönmemişti. Telefonu mikrofona alıp iki adim illerimizde ki orta sehpaya koyup kedisine tek kişilik koltuğa oturdu. Eliyle karşısında ki koltuğu işaret etti.
"Otur ve sakın sesini çıkarma. Bakalım onun için ne kadar önemlisin." Dedi sinsice gülerek kendine eğlence aradığı çok belliydi.
Dediklerini yapıp bende oturdum. Telefon tam kapanacakken açıldı ve benim onun sesiyle nefesim kesildi kalbim yerinden çıkacakmış gibi hızlı atmaya başladı.
"Hayırdır Zehir yine zehrini akıtacak insan bulamadın da bana mı sarmaya karar verdin. Ama sana üzücü bir haberim var şuan hiç seninle uğraşacak vaktim yok senden daha önemli işlerim var."
Sesi nefes nefeseydi. Sanki koşudaydı. Hani adamın adi Kaan'dı. Bu adam bana ismini yanlış söylemişti galiba. Tabi ya neden doğruyu söylesin ki.
"Aaa aşk olsun Ateş oysa ki ben sana yardımcı olmak istiyordum. Duyduğuma göre birini arıyormuşsun dedim daha fazla yorulmasın." Kimi arıyordu ki demek öyle yüzdendi bu sinirli sesi.
"Bana bak bunun altından sen çıkarsan yemin ederim seni yakarım inim inim inetirim seni zehir." Kaan'a neden inatla zehir diyordu? Galiba takma ad gibi birşeydi bu. Aynen bunun olma olasılığı daha yüksekti.
Kaan yüz ifadesin de yapay bir korku oluştu. "Bak şimdi çok korktum. Senin kız bende boşuna milleti rahatsız etme yani sonuçta daha fazla düşman edinmeni istemem en büyük düşmanın benim beni geçecek bir düşman benim politikama ters bir kere." Sanki normal bir konu konuşuyordu. Bu adam tahmin ettiğim gibi Ateş'in düşmanıydı. Ve bana yapacaklarını tahmin bile edemiyorum. Bana dokunmamasının tek sebebi olmuştu yatakta ki adamı iyileştirme olma olasılığımdı. Ama bu yerimden rahatsızca kıpırdamama sebep olmuştu.
"Onun saçının teline zarar gelirse soyunu kurutmassam bana da Ateş demesinler lan. Senin geçmişini sikecem puşt." Kaan kahkaha attı.
"Korkma hayla nefes alıyor ama o saçının teli konusuna söz veremem bu arada saçları çok güzel kızıl afet yeminle. Ama galiba senin ki birazcık farelerden korkuyor. Panik atakta geçirdi tabi az birşeyde farelere yem ol..." sözünü kesen ise karşı tarafta öfkeyle bağıran Ateş'in sesiydi. Ben şaşkınlıktan dona kalmıştım.
"LAANNN SENİN DERİNİ YÜZÜP O FARELERE YEM ETMEZSEM EN ADİ ŞEREFSİZİM PİÇİN EVLADI." Daha fazla daynamıyordum. İyim demek sesimi duyurmak istiyordum.
"Ateş iyim ben meraktan etme." Dememle yüzüme yediğim tokatla neye uğradığımı şaşırdım. Acıdan inleyince telefonun diğer ucunda kırılma sesleri geldi.
" İlk o elinden başlayacam lan kırmaya bekle beni ecelin geliyor. Senin ölümün Alpastlan'ın ölümünden daha beter olacak anl-" telefonu Ateş'in suratına kapattı. Öfkeyle telefonu duvara fırlatıp parçalanan telefona doğru ilerledi ve içinde ki sim kartı alıp eliyle parçaladı. Bakışları öfkeyle bana dönünce oturduğum koltuğa daha çok sindim. Öfkesi bu odadan bile taşacak cinstendi. Tam o sırada kapı çalındı.
Kemal, "Abi yemek hazır." Diyince derin bir nefes aldım imdadıma yetişen bu adamı sevmeye başlamıştım. Kaan öfkeli bakışlarını üzerimden bir an olsun çekmiyordu. Tam ayağa kalkmıştım ki dedikleriyle kalktığım koltuğa geri sindim.
"Ona yemekte yok su da o fareli odaya kitleyin onu da benim işime burnunu sokmamayı öğrensin. Dersini almamış belli ki." Ben dehşetle açılan gözlerimle oturduğum koltuğa iyicemen sindim.
"Beni o yere kapatırsan yeminim olsun Alpastlan için kılımı dahi kıpırdatmam ölümüm pahasına da olsa." Kaan alayla güldü.
"Seninle işim bitti doktor buradan sağ çıkacağını mı sandın. Aslında seni yemeklerde ki zehirle öldürecektim. Bana yaptığın iyilik karşısında acı çekmeden öl istedim diğer doktorlar gibi ama bu son yaptığınla o hakkını da kaybettin. Kemal indir bunu işkence odasına o oda bile kesmez beni artık. Ateş'e ufak bir sürpriz yapalım değil mi?" Gözlerim dolmaya başladı benim buradan kurtulmam gerekiyordu. Hemde hemen etrafıma bakındım ikinci kattaydık atlasam birşey olmazdı herhalde. Aman olsa da olsun işkence çekerek ölmekten iyidir. Kemal bana doğru geldiği an Kaan odadan çıkmak için sırtını bana döndü.
"Hazırlıkları yapın yarım saate çıkıyoruz Alpastlan için helikopter ayarlayın. Elini çabuk tut."
"Emredersin abi." Tam o sırada hızla ayağa kalkıp cama koştum. Camı açıp hiç düşünmeden kendimi aşağıya attım. Ama atlamaz olaydım. İnsan bir bakar ne var aşağıda diye. Vücudumu kaplayan yoğun acıyla kararan gözlerimle dudaklarımdan acı dolu bir haykırış koptu. Çakıl taşlarının üzerine düşmüştüm. Acıyla yerden kalkıp koşmaya başladım ama ayağım çok acıyordu bu benim koşuşumu yavaşlatıyordu.
"Yakalayın kızı hemen." Acımı görmezden gelerek daha da hızlı koşmaya çalıştım. Ormanın ortasında da elbet izimi kaybettirecektim. Sıkılan tek el silahla bacağımda hissetiğim yanmayla yere düşmüştüm.
"Oğlum ne yaptın patron sağ istedi."
"Sağ zaten ayağından vurdum sadece nasıl olsa ölecek." Gülme sesleriyle sinirim daha çok bozuldu. Canım çok yanıyordu. Acıdan ağlamaya başladım. Tam ayağa kalkacağım an saçlarımda hissetiğim acıyla inlemem arttı.
"Yürü ne uğrastırıyorsun bizi o kadar işin arasında." Hiç acımadan sürüklüyorlardı resmen.
"Canım acıyor bırak tamam kaçmayacağım söz." Adamın eli daha da sıkılaştı ve adımları hızlandı. Ama ben adımlarına yetişemiyorum.
"Babam ve Ateş sizin leşini serdiğinde de böyle rahat olabilecekmisin acaba köpek." Söylediklerimle aniden durdu ve karnıma sert bir yumruk indirdi. Daha onun şokunu atlatamadan yüzüme yediğim tokatla başım dönmüştü. Kararan gözlerimle dengemi kaybettim ama saçlarımda olan eli düşmemi engelliyordu.
"Sana neler yapardım ama dua et patron seninle özel ilgilenmek istiyor." Bilincimi daha fazla açık tutamadım bedenimi zar zor taşıyan ayaklarım iflas etmişti ve iflas eden vücudumla saçlarımda ki el bile beni ayakta tutmayı başaramamıştı.
****
Yüzüme dökülen suyla nefes nefese gözlerimi açtım. Yine o bodrum katındaydım. Bir sandalyeye bağlanmıştım. Hareket dahi edemeyince korkudan çırpınmaya başladım.
"Oo uyuyan güzelimizde uyanmış. Çok ayıp neden beni bu kadar çok bekleniyorsun? Oysa senin için çok güzel planlarım vardı. Neyse daha vaktimiz var. " dedi. Bir masanın üzerinde gördüğüm aletlerle çırpınışım daha da arttı.
"Yaa ben ne yaptım size ne olur bırak beni benim bir suçum yok. Hem ben senin arkadaşın için çok önemli bilgilerde verdim. Benim sayemde uyanırsa pismanlik duyarsın. Bırakın beni ne olur kimseye birşey söylemem valla bak." Ağlıyordum hemde hıçkıra hıçkıra. Gördüğüm işkence aletleri kanımı donduruyordu. Onların üzerim de uygulanacağını bilemek ise ölüm gibiydi.
Ben korkudan filimi bile izleyemeyen biriydim. Şimdi tam olarak o korku filminin baş karakteri gibi hissediyordum.
Adam dediklerimi duymuyordu sanki eline bir alet alıp bana doğru bir kaç adım da yanıma geldi tahta bir sandalyede ellerim yanlarımda bağlıydı ve gözleri ellerimde geziniyordu.
"Hadi sana son bir iyilik yapayim sağ mı sol mu? Hangi elini çok kullanıyorsan onu en sona bırakacağım." Başımı hızla iki yana salladım.
"Ne olur yapma ben doktorum. Beni mesleğimden edecek o alet yapma canımı al daha iyi, ben ölürüm elim olmazsa." Elimi kesecektik. Diri diri beni kesecekti.
"Ateş ne demişti, 'ilk elini kesmekle başlayacağım' dedi değilmi bakalım sevdiği kadında dediklerini uygulayınca ne yapacak." Korkuyla bağırdım. Ama bu öyle böyle bir bağırma değildi Kaan kulaklarını tıkayacak yükseklikte bir sesti.
"YETERR BIRAK DEDİM SANA! SEN BU KADAR ACİZ BİRİSİN İŞTE BİR KADINDAN KORKUP O KADINI BAĞLAYACAK KADAR ACİZ VE KORKAKSIN SENİN ADIN KORKAK OLAMALI ZEHİR DEĞİL. GÜCÜN ATEŞ'E YETMEDİ. SENDE BENİM ÜZERİMDEN Mİ İNTİKAMINI ALACAKSIN KORKAK SENİ." Ellerini saçlarıma doladı ve saçlarımı öyle bir çekti ki nefesim kesilmişti.
"Birincisi o benim canımı aldı. Kardeşimi aldı bende onun en sevdiğinin canını almaya anda içtim. Ve ben bu anı ne kadar uzun bekledim haberin bile yok." Ne yani Ateş'in kız kardeşi olduğunu bilmiyormuydu? Tabi ya Ateş kardeşini sır gibi saklıyor ben de bu yüzden bulamamıştım kardeşini.
"İkincisi ise senden değil korkmak ölmen yaşaman arasında farkın yok gözümde ama onun için var. Ve ben bunu seve seve yapacağım." Kemal deden adam bir düğmeye bastı ama ne düğmesi olduğunu anlamadım. Sağ elimde hissetigim acıyla bağırdım. Boğazım yırtılana kadar hemde. Elinde ki aletle baş bardağım da ki tırnağımı çekmişti. Tarifi olmayan acıyla başa çıkamıyordum. Acıdan haykırıyor bu lanet olasıca iplerden kurtulmak için çırpınıyordum. Ama saçlarımda ki eli buna engel oluyordu.
O pis gülüşünü duydum.
"Bak bakalım nasılmış Ateş sevdiğini acı içinde görmek." Acıdan algılarım kapanmıştı gözlerimi sımsıkı kapatmış acıdan inliyordum.
Gözlerimi açtığımda karşımda ki kamerayı gördüm. Ve bakışlarım biraz yukarı kaydığında ise onu gördüm. Gözlerinde ki acı benim için öfkeyle ise bana değil onaydı.
"At- Ateş ge-gelme öldürecek seni de." Diyebildim acıyla zar zor çıkan kelimeler bile acımı arttırıyordu.
"Dayan Eflin dayan az kaldı." Başımı iki yana salladım. Ve parmağımda hissetiğim yeni bir acıyla ipleri koparırcasına havalandım. Acıyı tüm hücrelerime kadar hissetmiştim işaret ve baş parmağım da oluk oluk kan geliyordu. Gözlerim tekrar kararmaya başladı. Ağzımdan sadece tek bir kelime çıkıyordu o da, "gelme" Ona da zarar vereceklerdi. Bilincim kapanmadan önce son hissetiğim yoğun bir acı ama bu tarifi olmayan bir acıydı beni sağır edecek kadar yoğun bir şeydi. Birşeyler konuşuluyordu ama ben duymuyordum.
Ve tek bir el silah sesi yankılandı kulaklarımda.
"EFLİNN" işte bunu net bir şekilde duymuştum. Vücudumda hissetiğim acı parmaklarımın yanında az kalıyordu.
Nefesimin kesildiğini ve o yoğun acının vücudumu uyuşturmasıyla birlikte bilincim kapanmıştı.
*****
"Eflin kendine gel kurbanın olayım." Yüzümde hissetiğim ellerle ilk bulanık gören gözlerim netleşmeye başladı. Omuzumda ve elimde hissetiğim baskıyla yerimden doğrulmaya çalıştım ama o ses beni engelledi.
"Şiittt sakin ol güvendesin geçti." Görüş alanıma giren Ateş ile yüzümde silik bir gülümseme oluştu.
Nerede olduğum bir anda gözlerimin önünde canlanınca o silik gülümsemem bir anda silindi yerini acıya ve korkuya bıraktı.
Hızla etrafıma bakındım aynı yerdeydim ve aynı sandalyede ellerim ve vücudumda ki ipler çözülmüştü.
"İyisin Eflin sakin ol bak ben buradayım." Dedi tekrardan.
"Ambulans geliyor kıpırdamadan beklememiz gerekiyor kurşun omuzuna denk gelmiş en ufak bir hata da elin sakat kalabilir. Anladın mi beni bana bak Eflin duyuyormusun beni." Sesi yankılı geliyordu.
Bakışlarımı zar zor ona çevirdim. Dehşetle içerisindeydim. Ben ne yaşıyordum böyle.
"Se-ni öld-öldürecek git." Dedim sadece. Canım çok acıyordu. Ve bilincim tekrar kapanmak üzereydi. Başım geriye doğru düşmeye basladığı an iki eliyle yüzümü kavradı.
"Hayır hayır uyumak yok Eflin bana bak bana bak dedim. Uyumak yok anlaşıldımı." Dedi sert sesi kapanmak üzere olan gözlerimin tekrar açılmasına neden oldu.
"Uyk-uykum var." Uyumak istiyordum hem uyuyunca canım acımazdı.
Başım ellerinin arasından kayıp öne doğru düştü. Onun omuzuna düşen başımla burnuma gelen kokusu beni uykuya daha çok teşvik ediyordu.
"Eflin sakın uyuma bana bak sana birşey söylemem gerekiyor. Bana bak kaldır başını." Zorda olsa başımı kaldırdım.
Gözlerimi zor da olsa ona sabit tutmayı başardım.
"Ne zamandan beri buradasın?" Dedi beni uyanık tutmak için sorduğunu biliyordum.
"Dün." Diyebildim sadece.
"Niye kaçırdı seni sadece benden intikam almak için mi?" Dedi bu sefer.
"Alpa-Alpastlan için." Dedim kısık ve kesik kesik çıkan sesimle.
"Nasıl yani ölmedi mi o?" Bu soru kendineydi.
"Neyi var? Eflin bana bak hadi güzelim bana bak sorularıma cevap vermeni istiyorum." Başımı olumlu anlamda salladım.
"Bitkisel hayat-ta." Diyebildim. Ne kadar az kelime kullansam benim için o kadar iyiydi.
"Abi ambulans yolda kaza yapmış. Daha doğrusu yaptırılmış. Zehrin işi büyük ihtimal ne yapacağız?" Gözlerimi daha fazla açık tutamadım. Ve başım Ateş'in omuzuna düşmesiyle Ateş'in beni kucağına alması bir oldu. Uyumamalıyım bana uyuma dedi uyumamalıyım. Rüzgarın tenime deymesiyle gözlerimi açtım. Akşam olmuştu ve hava çok soğuktu. Yada kaybettiğim kandan dolayı üşüyordum.
Başımı Ateş'in boynuna daha çok gömdüm. Bu hareketim onun vücudunun gerilmesine sebep oldu ama bu onu durdurmadı. Arabanın önüne geldigi an kapıyı açtı.
"Arabayı ben kullanacağım sen bizi takip et ve o piçi bana bu akşam buluyorsun Ekin."
"Merak etme o iş bende." Dedi adam.
Yarı açık gözlerimle olanları izliyor ama tepki veremiyordum.
O da yaralıydı beni kucağında taşıması dikişlerine zarar veriyordu. Arabanın ön yolcu kapısını açtı ve beni dikkatli bir şekilde koltuğa oturttu. Kapı mı tam kapatacakken Ekin denen adam birşey sorunca arkası bana dönük iki üç adım ilerledi. O an gördüğüm şeyle dünyam başıma yıkılmıştı. Sırtında lazer vardı namlunun ucundaydı. Hayır buna izin veremezdim. Seslenmeye çalıştım ama yapamadım canim çok yanıyordu. Ateş'in telefonu çaldı. Ben ise yerimden hızla kalktım. Bu acıyla başa edebilirdim. Onun için herşeyle baş edebilirdim.
"Zehir zehir zehir seni kendi zerinde boğmazsam bana da Ateş demesinler." İki ayağımı da yere basınca bir adım atmamla dengemi kaybettim ama son anda sağlam kolumla arabaya tutunarak dengemi sağlamayı başardım. Ateş'in bana dönmesiyle benim ona sarılmam ve sırtımda hissetiğim kurşun aynı anda olmuştu. Nefes almayı bırak kıpırdayamıyordum bile. Ona birşey olmamıştı. Yüzümde bir gülümseme oluştu.
Ateş şok olmuş bir şekilde bana bakıyordu. Gözleri doldu ilk defa onu gözleri dolu bir şekilde görüyordum.
Tam yere düşecekken son anda beni tuttu. Dizlerinin üzerine çöktü. Ben ise onun kucağındaydım.
"Se-se -seni vu-vura-vuracaktı." Diyebildim zar zor. Ciğerlerim de ki basınç acımı her saniye daha da körüklüyordu. O basınç benim öksürmeme neden olmuştu ve ağzımın içinde metanik bir tad oluştu. Dudaklarımdan akan sıvıyla gülümsemem genişledi. "İyi-sin" Dedim.
"Eflin ne yaptın sen Eflin ne yaptın. Hayır bak kurtaracam seni ne olur kendine gel." Beni kucağına aldı indigim yere geri bindirdi. Kemerimi takip hızla arabaya bindi. Nefes alamıyor alamadıkça gözüm kararıyordu.
"Bana bak Eflin eğer uyursan seni affetmem anladın mı beni." Ben ise gülümseyerek yarı açık gözlerle ona bakıyordum. Ama gözlerimde benden bağımsız akan yaşları anlayamıyordum.
Her taraf bir anda karanlığa büründü. Canımın acısı bir anda hafifledi. Başım ise boşluğa düştü. Hayat durdu, zaman akmayı bıraktı. Ölüm beni kollarının arasına alıp sarıp sarmaladı....
Ayyy nasıldı bölüm canlarim. Olaylar olaylar. Bakalım yeni bölümde neler olacak.
Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin ballarım.🌸
Yeni bölümde görüşmek üzere.🌼💫
SEVİLİYORSUNUZZZ...💗🦋❤️
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |