6. Bölüm

6.BÖLÜM

Maviş
mavissrgt

 

 

İREM..

Kalp ritmini ölçen cihaz da tek bir çizgi vardı. Benim kardeşimin kalbi atmıyordu. Beynimde ki basınç beni deli edecek cinstendi. Bir anda herşey ağır çekimde ilerlemeye başladı. Ateş bir şeyler diyordu ama onun sesini yankılı ve kesik kesik duyabiliyordum. Soğuk zeminde olan bedenim ve kararan gözlerim hareket edemeyecek kadar hissizdi. Dünyam kararmıştı adeta. Koca bir kabus olmalıydı bu olanlar.

"YAŞAT ONU DOKTOR!" Diyordu. Belkide bunu öfkeyle ve bağırarak söylüyordu ama ben kendimi dış dünyaya kapamış gibiydim. Kulaklarımda çok yüksek bir çınlama vardı. Bilincim yavaş yavaş yerine geliyordu. İki hemşire koluma girip beni kaldırdı. Ama ben sadece ağlıyordum. Beni kolumdan tutup sürüklüyorlardı adeta, ben tek bir tepki dahi veremiyordum. Beyaz kapı kapandı ve kolumu tutan el benden uzaklaştı. Bir anda bırakılmanın etkisiyle boşluğa düşuyormuş gibi hissettim ve iki adım sendeledim. Biri görüş alanıma girdi ve beni sarsıyordu ama ben sabit bir yere bakıyor tepkisiz bir şekilde kalakalmıştım. Gözlerimden akan yaşları durduramıyordum.
Bakışlarım ağır ağır beni sarsan kişiye döndü. Sema teyze korkuyla bana bakıyordu. Nasıl bakıyordum bilmiyorum ama bende ne gördüyse dehşete düşmüştü. Gözümün önünden o son hali gitmiyordu. Delirmek üzereydim adeta.

"Hayır Eflin ölmedi. O ölemez!" Dedim dehşete kapılarak. Gözlerimden akan yaşlar etrafı görmemi engeliyordu. Kısa bir süre sadece çok kısa bir süre derin bir sessizlik oluştu. Ölüm sessizliği!
Ve bir feryat duyuldu gökyüzünü delecek kadar şiddetli bir feryattı bu. Vücudum beni daha fazla taşıyamadı ve dizlerimin üzerine düşüp ellerimi soğuk zemine bastırıp ağlamaya başladım. Omuzlarım sarsıla sarsıla ağlıyordum.


Tekrar kapı açıldı ve o kadar feryadın içinde bir ses duydum.

"O yaşıyor geri döndü." Ateş'in kurduğu tek bir cümle ile tüm o feryatlar sustu. Ama ben bu sefer de sevinçten ağlamaya başlamıştım. Doktorun da çıktığını gördüğümde an hemen ayağa kalktım. Sema teyze ve diğerleri de benimle birlikte doktorun yanına geldi.

"Do-doktor bey kızım nasıl?" Dedi bitkin düşmüş bedenini Ahmet amcadan destek alarak dik tutuyordu.

"Şuan durumu stabil ama bu durum bizi de şaşırttı. Durumu iyiken bir anda böyle olması olan dışı birşeydi. Ama durumu kontrol altına aldık. Bugün yoğumbakımda gözlem altında kalacak yarın da durumuna göre değerlendirme yapacağız. Her hangi bir terslik olmazsa normal odaya alıp uyandıracağız."

"Görebilirmiyim peki kızımı?" Dedi titreyen sesi kısık çıkıyordu ağlamaktan.
"Malesef bu pek mümkün değil hastanın sağlı açısından yarını beklemeniz gerekecek. Geçmiş olsun." Dedi ve gitti. Gözlerim Ateş'i aradı onun yüzünden olmuştu. O ne dedi ki kardeşim bu hale geldi. Tüm öfkemi ondan çıkarmak istiyordum. Herşey onun suçuydu, etrafa bakındım öfkeyle ama yoktu gitmişti yapacağını yaptı ve gitti yine. Allah belasını versin. Allah bilir ne dedi de bu hale getirdi Eflini.

"Hiç iyi gelmiyorsun Eflin'e Ateş hemde hiç."


EFLİN'DEN

"Lütfen hastayı fazla yormayın."

"Merak etmeyin sadece çok kısa bir süre."
Kapı kapanma sesi duydum ama bu seste kimindi. O kadar boğuk ve yankılı geliyordu ki sesler. Ben neredeydim? Neler oluyordu hiç bir şeyi anlamayacak kadar kötü hissediyordum. Her yerim ağrıyordu ama parmağımı bile kıbırdatamayacak haldeydim. Kısa bir süre sonra yatağımın kenarında birinin oturduğunu hissettim.


"Eflin ben seni sevemem senin beni sevmen büyük bir hataydı." Neredeydim bilmiyorum ama ses netleşmeye başlamıştı ve ben bu sesi çok iyi tanıyordum. Gözlerimi istesemde açamıyordu. Parmağımı dahi kıbırdatamıyordum. Sanki felç geçirmiş gibiydim. Kalbimi elerinin arasına almış o kalple oynuyordu ve şuan kurduğu cümlelerle o kalbi avcunun içine almış sıkıyor ve tırnaklarıyla o kalbi kanatıyor, eziyordu.

"Beni sevmen demek intihar etmen demek. Sevme beni Eflin beni sevme! Ben sevilecek bir adam değilim. Ben sana laik biri değilim. Ben senin canını yakarım Eflin. O küçük zalim çocuk şimdi daha da zalim. Bu senin içinde geçerli. Benimle olman demek ölümle eş değer bir kelime. Katiline aşık olman büyük bir aptalıktı. Uzak durmalısın benden Eflin yoksa hiç acımam sana. Ben kalbimi o son buluşmamızda ezip yok ettim. Mantığım ile hareket etmem beni güçlü yaptı. Ve ben herkesi çıkarlarım için harcayacak biriyim." Alnımda hissetiğim dudaklarla kalp atışını arşa çıkmıştı. Hayır bu sevinçten değildi. Bu korkudandı onu kaybetme korkusundan.
Kulağımda yankılanan ses nefesimi kesiyordu. Gözümden akan yaşla ani bir şekilde gözlerimi açtım.

"Hayır Ateş!" Vücudumun çeşitli yerlerinde hissetiğim yoğun bir acıyla inilti koptu dudaklarımdan. Bakışlarım ilk elimde ki yoğun acıya odaklandı sargıdaydı. Ve sol kolumda kolluk vardı. Tüm olanlar bir anda beynimi sardı. Acıyı görmezden gelerek etrafıma bakındım. Neredeydim ben?
Ateş! O neredeydi? O söyledikleri rüyaymıydı gerçekmi?
Gerçekti alnımda onun öpücüğünü hayla hissediyordum. Ateş benimle konuştu. Söyledikleri tekrar beynimde yankılandı. Bana "beni sevme!" Diyordu. Gözlerimden akan yaşlara doğruluğum yataktağa geri yattım. Bana "katiline aşık olman büyük bir aptalık." Demişti. Bunu biliyordum zaten.

"Benden imkansızı istiyorsun." Hıçkırarak ağlamaya başladım. Hem canımın acısına hemde duyduklarıma ağlıyordum. Nefes alamamaya başlayınca cihazdan gelen sesler değişmeye başladı. Ama bu benim umrumda değildi. Kısa bir süre sonra içeri giren doktor ve hemşire neden ağladığıma anlam veremediler. Hemşirenin serumuma kattığı sakinleştirici ile tekrar uykuya daldım. Benim bu yaşadığım büyük bir kabus olmalıydı. Ara ara çektiğim iç çekişler ve hemşirenin "sakin olun geçecek." Demeleriyle uykuya daldım. Onlar yaralarım yüzünden ağladığımı sanıyorlardı ama ben kalbimde ki yaradan dolayı acı çekiyordum.

Uyusam da geçmeyecek bir acıydı bendeki bu yara...


"Eflin hadi uyan canım."

"Neden hayla uyanmıyor? Yoksa birşey mi oldu?

"Sakin olun hayla sakinlestiricinin etkisinde birazdan uyanır."

Tüm seslerin içinde o sesi aradım ama yoktu. O gelene kadar uyanmak istemiyordum. Uyanmayacaktım, uykumda çok vardı zaten. Tekrar uykunun beni esir almasına izin verdim. O gelene kadar uyanmayacaktım. Sesler git gide silikleşmeye başladı ve uyku beni kollarının arasına hapis etti. Tüm o kabuslardan korumak için beni sarıp sarmalamıştı.

Yanaklarıma hafif bir şekilde dokunan biri bana sesleniyordu. Bu benim uykumun açılmasına neden oluyordu. Ama ben uyumak istiyordum. Eğer uyanırsam o kabusla yüz yüze gelecektim.

"Eflin hanım beni duyabiliyormusunuz? Gözlerinizi açın lütfen."

"Neler oluyor doktor kızım neden uyanmıyor."

"Bizde anlamadık çoktan kendine gelmesi gerekiyor."

Babamın sesini duydum ama onun sesi hayla yoktu. Gözlerimi hafif araladım her taraf ilk karanlıktı. Yavaş yavaş herkes netleşmeye başladı. İlk abimi gördüm bana gülümseyerek bakıyordu. Sonra İrem babam ve annem girdi görüş alanıma ve en son doktor ve hemşireyi gördüm o yoktu. Gözlerim doldu birşeyler söylemeye yeltendim ama olmadı sesim çıkmadı. Boğazım çok kurumuştu. Uyumak istiyordum gözlerim yeniden kapanmaya başladığında doktorun sesini duydum.

"Eflin hanım beni duyabiliyormusunuz? Bana bakın lütfen. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?"
Ard arda sorduğu sorular başımın ağrımasına sebep olmuştu.

"A-Ateş!" Diyebildim sadece. Konuşurken bile canım acıyordu. Yutkunmaya çalıştım boğazımın acısını dindirebilmek için ama nafileydi. Dudaklarımı dilimle ıslattı ve gözlerimi tekrar açtım. Annem dibime kadar girmiş ne demek istediğimi anlamaya çalışıyordu.

"Ne istiyorsun güzelim söyle hemen yapalım?" Net göremiyordum ama hali perişnadı onun bu halini görünce kendime gelmeye çalıştım ama olmadı. Çok halsizdim. Kolumu bile kaldıracak halim yoktu. Benim ona ihtiyacım vardı. Gitmişti beni bırakıp yine gitmişti.

"Ate- Ateş ner-nerde? O beni yi-yine mi bıraktı?" Gözlerimden akan yaşlarla kesik kesik nefesler aldım. Canım acıyordu en çokta kalbim. "Gitti anne yine gitti be- beni ne-neden sevemedi."Diyebildim çatalasmış ve boğuk çıkan sesim anlaşılırdı bu sefer. Açık tutamadığım gözlerimi tekrar kapattım ve bilincim tekrar kapandı. Annemin beni sarsması bile bilncimi açık tutmaya yetmemişti. O gelmeden uyanmayacaktım.

"Sadece beş dakikan var ona ne dediysen yalanlıyormusun ne yapıyorsan yap ama onu hayata geri dönder." Duyduğum ses kimindi tam anlayamamıştım. Ne dediğini bile kavrayamayacak haldeydim. Bilincim bir açılıp bir kapanıyordu. O sesten sonra tekrar bilincim kapanmak üzereyken o tanıdık koku uyumamam için beni uyarıyordu. Gelmişti gözlerimi açmak bir tepki vermek istiyordum ama yapamıyordum. Ne kadar uzun süre uyuduğumu bile bilmiyordum.

Saçlarımda hissetiğim elle atmayı bırakan kalbim yeniden atmaya başladı.
Ve o hasret kaldığım sesini duydum. Ve saçlarımda ellerini hissetim.

"Bana kırılmış ve küsmüşsün Eflin. Uyanmayı red ediyormuşsun doktorun yaşamak istemiyor sanki dedi bana. Sana o gün dediklerimi duydun değil mi?" Gerçekti bana onları gerçekten söylemişti. Gözümden akan sıcaklık kulağıma doğru ağır ağır aktı. Uyanmak istiyor ona neden beni sevemediğini sormak istiyordum.

"O dediklerimde-" dedi ve uzun süre sustu saçlarımda olan elini çekti. Kendimi bir anda kimsesiz gibi hissettim.
"İrem bana ulaştı ve o söylediklerimden sonra durumunun kötüye gittiğini söyledi bana. Ben senin hayatından temeli gitmişken sen inatla beni kendine çekmenin bir yolunu buluyorsun. Uyan ve kendi hayatına bak. Bizden olmaz be kızım. Bunu senin için yapıyorum. Çünki ben bu yolun sonunu biliyorum. Yolun sonu saf acı be Eflin neden anlamıyorsun bunu. Hayatını bana bağlaman büyük aptalık." Zorda olsa gözlerimi açtım. Ama onu görmeyi beklemediğim bir şekilde görmüştüm. Burun burunaydık ve eli saçlarımdan yanağıma ulaşmıştı ama dokunmuyor havada asılı kalmıştı. Gözleri kapalıydı ve yüzünde acı çeker gibi bir ifade vardı. Havada asılı olan eli yumruk oldu ve gözlerini açtığında göz göze geldik. Yüzünde buruk bir tebessüm oluştu. Ama bu ifade çok hızlı silindi. O ifadesiz hali geri geldi.
"Günaydın uyuyan güzel." Dedi sanki küçük bir kızla konuşur gibiydi.
Ben ise dolu dolu gözlerle ona bakıyordum.
Hiçbir tepki vermeden onu izliyordum. Gözümü bile kırpmadan onu izlediğimi görünce yüzünde bir endişe oluştu.

"Eflin iyimisin, beni duyabiliyormusun?" O buruk tebessüm endişeye dönüştü. Ben ise bana kurduğu her cümle her kelime kalbime saplanan bir hançerin acısını sindirmeye çalışıyordum. Keşke hiç çıkmasaydı karşıma onu eski haliyle sevmeye devam etseydim. O zaman bu hallere düşmezdim. Hissiz ve boş bakıyordum. Gözlerimi geri kapattım. Ona o kadar çok kırgınım ki konuşmak dahi istemiyordum.

"Eflin aç gözlerini uyuma lütfen neden bunu bana yapıyorsun? Uyan dedim sana!" Sesi öfkeden çok yalvarır gibiydi. Ama ben bu gerçekleri ondan duymaya hazır değildim. Evet uyuyacaktım ve bunun bir rüya olduğunu kendime inandıracaktım.

Yüzüme dökülen suyla tam uykuya dalmak üzereyken korkuyla gözlerimi açıp yerimden doğrulmaya çalıştım ama omuzumda ki keskin ağrı canımı çok kötü yakmıştı. Acıdan sesli bir şekilde inledim.

"Yeter artık bu nazlı hallerinden bıktım. Ne bu ya sürekli seninle mi uğraşacağım sana ayıracak vaktim yok benim kendine gel artık. Ergen bir kız gibi davranmaktan vazgeç Eflin." Öfkeli ve bıkmış sesi ona bakmamı sağlamıştı.

"Sen aklını mı kaçırdin psikopat adam hasta biri böyle mi uyandırılır. Hem sensin ergen. Senin yüzünü dahi görmek istemediğim için uykunun daha cazip geldiğini anladım." İmalı bir şekilde gözlerinin içine baktım. Ellerini cebine koydu ve beni baştan aşağıya süzdü.

Alaylı bir şekilde gülümseyip başını sağa sola hafifçe salladı.
"Peki madem hadi bana eyvallah." Dibime kadar girip burun buruna gelmemiz saliseleri bile almamıştı.

"Bir daha sakın ama sakın karşıma çıkma ve başını belaya sokma çünki o zaman ben olmayacağım." Öyle bir tonda söylediki sesinin büyüsüne kapılmak üzereydim.
Gidecekmiydi cidden benden bu kadar çok mu nefret ediyordu gerçekten. Başımı dik tutup meydan okurcasına gözlerinin içine umursamaz bir şekilde baktım.

"Ben bu yaşıma kadar kendi başımın çaresine baktım. Ve hepsini kendim halletim. Senin yardımına ihtiyacım yok yani kendini o kadar önemseme derim. İrem de yanlış anlamış hem sen kimsin ki seni bu kadar önemsiyeceğim. Geçmiş gitmiş birisin işte. Benim geçmişle işim olmaz." Geriye yaslanıp yaralı olmayan kolumun üzerine doğru döndüm.

"Şimdi gidip benden daha önemli olan o işlerine devam edebilirsin. Bir daha görüşmemek üzere." Soğuk sesim beni bile şaşırtıyordu. Sırtım ona dönüktü, kısa bir süre öylece kaldı ve sonra adım seslerini duydum kapı sesinden sonra kapalı olan gözlerimi açmamla göz yaşlarımın ardı ardına akması bir oldu. Ne zordu sevilmeden sevmek. Ne acı bir derti. Ne ızdırap dolu bir hayattı. İnsanı hem gurursuz yapıyor hemde kendine olan saygısını ayaklar altına alıp hiç çekinmeden ayaklarıyla acımadan ezdiriyordu. Tıpkı kalbim gibi, canım acıyordu. Ruhum ve bedenim binlerce parçaya bölünmüş gibi hissediyordum. Darmadağınık! Hayır hayır ben kendimi bir hiçmiş gibi hissediyordum. Değersiz bir nesne gibi. Sanki o çöp kenarında duran bir eşya gibi kimsenin dönüpte bakmadığı bir eşya gibi hatta ondan daha beteri neyse onun gibi. Tarifi olmayan bir şeydi bu hissetiğim. Deliler gibi sevdiğin biri tarafından bir hiçmişsin gibi davranılmak berbat bir duyguydu. Ben onun için kendimi ölümün kollarına atmışken o bir teşekkürü bile bana çok görmüş birde üstüne kalbimi yerden yere vurup daha da hırpalamıştı. Banada yazıklar olsun ki bu beş para etmez kalbim böyle bir haysiyetsiz için atıyordu.
Bundan sonra onun için tek bir göz yaşı dahi dökmek yoktu. Aşkımdan gebersem bile onun adını dahi ağzıma almayacaktım. Dil söylemezse kalp elbet unuturdu. Göz yaşlarımı elimin tersiyle sildim. Sevdiğim o adam on altı yaşında ölmüştü. Bu benim tanıdığım adam değildi. Yasımı tutar acımı yaşar ve hayatıma devam edeceğim.



İKİ HAFTA SONRA...

"Eflin bak ne buldum?" İrem'in heyecanla elinde tuttuğu şey ile odama dalıp yanıma oturdu. Yataktan biraz yana kayıp ona yer açtım. Elinde tuttuğu fotoğraf albümünü heyecanla bana gösteriyordu.

"Bak bizim çocukluk albümümüz ben yapmıştım bir kaç sene önce hadi gel bakalım." Bu yaptığı beni hem mutlu etmiş hemde şaşırtmıştı.

Uyandığımdan beri çok mutsuz ve asık suratlıydım. Annemde dahil olmak üzere herkes yüzümü güldürmek için herşeyi yapıyorlardı. Hatta abim kaç aydır istediğim özel tasarım elbiseyi almıştı. Ben o elbise için kredi bile çekmeyi düşünüyordum. Ama tek bir tane olduğu için satılmıştı ama abim alan kişiyi bulmuş o elbiseyi daha etiketi üzerindeyken satın almış o kişiden. Tabi normal bir zamanda havalara uçmuş polyana gibi ortalıkta geziniyor olur abime sayısız öpücükler atıyor olurdum ama sadece ufak bir tebessümle teşekkür etmiş elbiseye bile bakma gereği duymamıştım. Resmen hayattan soğumuştum. Hiç bir şeyden tad alamıyordum. Havva teyze arada gelip benimle dertleşmek istesede onu kırmamaya çalışarak kısa kısa cevaplar veriyordum. O da anlayışla fazla kalmadan gidiyordu. Abim bana bunu yapan adamın ortadan kaybolduğunu söylemişti ama İrem işin detayını bana anlatmıştı. Kanım donmuştu resmen. Ateş sandığımdan daha da psikopat bir adama dönüşmüştü. Bana o söylediklerini İrem'in söyledikleriyle daha iyi anlamıştım. Tam bir hafta uyumuşum. Bunu duyunca şaşırmıştım.

Günler sonra ilk defa içten bir şekilde gülümsedim. Cidden her anımızı albüme eklemiş. Çamurdan pasta yaptığımız bir fotoğraf vardı. İkimizde kahkaha atarken çekilmiş plastik bir tabakta çamurdan pasta, kurabiye ve sarma yapılmıştı. Üstümüz başımız hep çamur olmuş ama ona rağmen gözlerimizin içi parlıyordu. Başka bir karede İrem'in doğum günününden bir kare burada diğerine göre daha bakımlı ve daha süslüyüz kocaman bir masa ve çeşit çeşit atıştırmalıklar ve masanın ortasında kocaman iki katlı pembe bir pasta. Üzerinde hayvan figürleri vardı. İrem ile bir birimize sıkıca sarılmış kameraya gülümsüyorduk. Ne güzel günlerdi. Tek derdimiz oyuncaklarımızdı.

Çocukluğumuzdan bugünümüze kadar anıları sıraya koymuştu. Mutluluktan gözlerim doldu resmen.

"İrem bu çok güzel bayıldım."
"Aslında bunu sana doğum gününde verecektim ama şuan tam zamanı diye düşündüm." İçten bir gülümsemeyle ona sıkıca sarıldım. Sarılmamla oda bana sıkıca sarıldı ama omuzumda ki yaraya dikkat ederek.

"İnan bana yüzümü güldüren tek şey bu."
Bir birimizden ayrıldıktan sonra bilmiş bir tavır takındı hemen.

"Tabi kızım ne sandın seni senden iyi tanıyorum. Hem çok sıkıldım senin bu yatak döşek yatma hallerinden. Bu akşam bizim gecemiz olacak senin için bir hafta izin aldım. Yani anlayacağın bir hafta geceler bizim bebeğim." İşte bundan korkuyordum. Ben hiç hazır değildim, bana yaplanları hayla unutamıyor her gece kabuslarımda o anları tekrar tekrar yaşıyordum. Ateş'in söyledikleriyle psikolojik olarak çökmüştür resmen. Ellerimde ki sargılar açılmıştı ama parmaklarım çok kötü durumdaydı. Omuzuma ve sırtıma yediğim kurşunun acısı geçmişti ama doktorluk yapmama engel olmuştu. Tam iki ay belki daha fazla fizik tedavi almam gerekecekti. Bu durum beni daha kötü yapmış kendimi işe yaramaz biri gibi hisseder olmuştum. Zaten öyle ani hareketlerde yapamıyordum. Bu halde nasıl gecelere akacaktık hayla anlamış değildim.

"İrem hiç zamanı değil hem daha kendime gelemedim. Bu halde hiç bir yere gelmem ben." Yorgun ve bitik haldeydim. Herşey o kadar çok üst üste geldi ki o kadar yükün altında ezilmiştim adeta. Bana çok iyi gelen mesleğimi bile yapamaz hale gelmek canımın acısına acı katıyordu.

"Böyle olmaz ama en azından sahil kenarına gidelim biraz yürüyüş yaparız sana da iyi gelir. Söz seni zorlamayacağım. Önce yürün yaparız sonra birşeyler yer eve geçeriz bir anda yüklenmek biraz saçmaydı kabul." Şükür anlamıştı beni, ama bu hali beni şaşırtmıştı. Normalde ısrar eder illa kendi dediği olsun isteyen biridir. Galiba hasta olduğumu ve ani tempoyu kaldıramayacağımı anlamıştı.
Ona zoraki bir tebessüm ettim.

"Beni anlamana şaşırmadım desem yalan olur." Bana anlamayacağım kadar tuhaf baktı. Elini yanağım götürüp baş parmağıyla okşadı.

"Nasıl bir ruh halinde olduğunu, neler hissettiğini çok iyi anlıyorum birtanem. Ama böyle yaparak o karanlığa daha çok çekiyorsun kendini. Artık hayatına devam etmek zorundasın bende bunun için elimden geleni yapacağım. O neşeli hayat dolu arkadaşımı geri getirmek için herşeyi yapmaya hazırım." Gözlerim doldu ve sol yanağımdan bir damla yaş aktı. Onunda gözleri doldu ama belli ettirmemek için gülümsedi. Gülümsemesine karşılık vererek bende burukça gülümsedim onun gibi.

"O yüzden canım hadi kalk üzerine rahat birşeyler giy biraz yürüyüş yaparız düşük tempoda başlayalım sonra bu tempoyu yükseltip gecelere akarız." Neşeyle yerinden kalkıp griy bir crop altınada ona uygun bir eşortman çıkardı. Kolumda ki kolluk çıktığı için daha rahat hissediyordum. Daha yaralarım tam iyileşmediği için rahat bir şeyler giymem daha iyi olurdu zaten normalde de spor giyinen biriydim. Tabi bunda mesleğimin etkiside vardı. Uzun nöbetler ameliyatlar acilde koşturmalar sayesinde spor giyinmeye alışmıştım.
Giyinmeme yardım ettikten sonra evden çıktık.

Sahil kenarına gelmiştik yürüyorduk. Cidden iyi gelmişti, içimde ki sıkıntıyı az da olsa almıştı deniz. Hava sıcak ama hafif esen rüzgar havanın sıcaklığını alıyordu. Rüzgar tenime temasıyla içimi huzur kaplıyordu. Bu gün gökyüzü bile bana acımış ve kaç gündür yağmurlu ve soğuk olan hava bugün çok güzeldi. İrem'in koluna girmiş küçük adımlarla yürüyorduk. Kaç dakika oldu bilmiyorum ama ben yorulmuştum.

"İrem biraz oturalım mı yoruldum biraz." Beni başıyla onaylayıp başıyla ileri de ki bankı gösterdi.

"Bak orası boş oraya oturalım biraz daha yürüyüp sonra yakınlarda çok güzel bir lokanta var. Yeni açıldı oranın sahibini sende tanıyorsun hani üniversitede ki Boran varya hani sana deli divane aşık olan işte onun yeri." Dedi son kelimeyi imalı bir şekilde söylemesi sinirimi bozmuştu.

"Ve sende oraya gidelim diyorsun öylemi? Aklınımı kaçırdın sen o takıntılı manyaktan zor kurtuldum bir daha karşılaşmaya hiç niyetim yok."

"Saçmalama yaa ne takıntısı seviyordu seni. Hem sevmek ne zaman takıntı olmuş ki vee o bizi davet etti. Geçen şu hastanede ki çocuk varya ona söz vermiştim malum. Baya bir düştü peşime yemek sözün vardı diye bende tamam diyince oraya gittik beni görünce hemen tanıdı ama benim tanımam baya zor oldu. Kızım adam evrim geçirmiş. Taş gibi olmuş seni sevdiğini bilmesem adama ben asılacam o derece felaket biri. Hem ilk seni sordu. Bende bekar olduğunu doktorluk yaptığını söyleyince o da davet etti. Dedi ki bakalım yeneklerimi geliştirmişmiyim elleriyle yemek yapacakmış sana." Duyduklarımı şaşkınlıkla dinliyordum.

"İrem sen delirdin mi neden benim hakkımda ki bilgileri bana takıntılı olan manyağa veriyorsun. Hayır oraya gitmiyoruz. Eve gidiyoruz hadi kalk." Tam ayağa kalkmıştım ki arkama bakıp mahçup bir şekilde bana baktı.

"Şey ufak bir detayı atlamış olabilirim. Onun lokantası tam arkamızda ve şuan bizi gördü ve bu-" dedi ve susmasıyla duyduğum sesle yutkunamadım.

"Bir insan güzelliğinden hiçmi ödün vermez ya."

"Ve geldi." Dedi başını eğdi ve gülmemek için kendini zor tutuyordu. Öfkeyle ona baktım. Allahım beni neyle sınıyorsun sen ya. Biri bitmeden biri başlıyor. Aldık başa belayı. Arkam ona dönüktü ve öfkeyle İreme bakıyordum. Bana sinsice gülmesi sinirimi bozuyordu. Boran'ın adım sesleri tam arkamda durduğunda yüzüme yapmacık bir gülümseme kondurdum ve Boran'a doğru döndüm.

"Aaa Boran seni görmek ne güzel." Dedim ve elimi uzattım. Ama o uzattığım elimi önemsemeden bana sıkıca sarılınca neye uğradığımı şaşırdım.

"Seni de öyle güzellik. İnan bana hayatımda ki en güzel gün bugün." Benim ellerim havada şok olmuş bir şekilde kalmıştım. O ise hayla bana sarılıyordu. Yaramı bahane edip acıyla inlememle hemen benden uzaklaştı.

"Ah özür dilerim çok mu yandı canın. İrem bahsetti. Bir kaza geçirmişsin." Allahtan özele saygısı vardı bu deli kızın. Bende ondan bir iki adım uzaklaşıp ufak bir tebessümle başımı onaylar nitelikte salladım.
"Çok geçmiş olsun duyunca ziyaret etmek istedim ama İrem buluşma ayarlayalım sanada iyi geleceğini söyleyince çok sevindim. Seni böyle sağlıklı ve göz kamaştıracak kadar güzel görmek cidden çok güzel." Ben bu dediklerine tebessüm ile karşılık verdim. Benim bu hal ve hareketlerimi çok iyi biliyordu ama görmezden geliyordu. Tam bir manyakt.

"İrem seni de görmek çok güzel." Dedi ve göz kırptı tabi ya bu planlıydı. İrem, Ateş'i unutmam için yapıyordu bunu.

"Ahh Boran seni de görmek çok güzel." Dedi yapmacık bir heyecanla. Bunlar tam bir tencere kapak olmuşlardı. Ama İrem'in bu yaptığı çok yanlıştı.

"Hadi gelin sizin için çok güzel bir yer ayırttım. Bugün herşeyi Eflin'in zevkine özel ayarladım. Eskiden olduğu gibi kendi ellerimle yaptım." Evet yine başlıyorduk.

"Hadi geçelim çok acıktım valla ben." İrem koluma girip beni yolun karşısına doğru sürüklemeye başladı. Boran ise arkamızdan geliyordu.

"Bittin sen İrem bu yaptığını çok kötü ödeyeceksin." Dedim tehditkar bir şekilde.

"Bende seni çok seviyorum canım kankam." Yüzsüzlükte zirvana yapmıştı resmen.
"Gör bakalım ben de sana neler yapıyorum." Dedim meydan okurcasına. Bu dediklerimi kâle almıyordu ama bunu ona çok pis ödetecektim.

Bize ayırtılan özel yer dediği yer cidden özelmiş. Cam kenarı ve çok güzel bir manzarası vardı. Mekanın arka tarafına geçmiştik ve Orman manzarası beni benden almıştı. Benim bu tarz manzaraları sevdiğimi gayet iyi biliyordu ve beni büyülemeyi çok iyi biliyordu. Üniversite zamanlarında keşke bende seni sevebilseydim demiştim ona ayrılık konuşmasında. O kadar güzel seviyordu ki keşke karşılık verebilsem diye kendime çok kızmıştım. Zaten o yüzden onun çıkma teklifini kabul etmiştim. Belki severim diye ama olmadı başkası tarafından sevilmek bile kalbinde ki o aşkı öldürmeye yetmiyordu. Öyle bir şeydi ki o aşkı hiç bir şey yıkamıyordu.

Büyülenmiş gibi etrafı izlerken bana olan bakışlarını hissedebiliyordum. Bakışlarım ona döndüğünde o da bana büyülenmiş gibi bakıyordu. Bu davranışı hem utanmama hemde rahatsız olamama neden olmuştu.

"Manzara cidden çok güzel." Dedim bakışlarını görmezden gelerek.

"Biliyorum ama hiç bir manzara senin kadar güzel değil Eflin." Hiç bir anı kaçırmıyordu.

"Çok incesin teşekkürler iltifatın için ama sandığın kadar da güzel değilim bence."

"Sen bir de gel kendini benim gözlerimden gör Eflin. O zaman dediklerinden utanırsın." Dilim tutuldu adeta. Hemen konunun değişmesi gerekiyordu. Yanimda oturan İrem'in dizine vurdum. Konuyu anlayınca hemen konuşmaya başladı.
"Hayırlı olsun mekan cidden çok güzel. Kaçıncı mekan bu." Sonunda dikkatini dağıtabilmiştim.

"Türkiye içini soruyorsan İkiyüz on bir ama dünya genelini soruyorsan sekiz yüz kırk altıncı." Duyduklarımla şaşkınlıktan gözlerim kocaman açıldı. Bu kadar ün salmışmıydı yaa.

"Maşallah işler baya iyi gidiyor anlaşılan." Dedi İrem.

"Evet yemek sektöründe işini iyi ve disiplinli yaparsan yükselmen kaçınılmaz. Tabi en önemlisi hijyen ve katı kurallar. Ayrıca çalışanlarla dostluk ve patronuk arasında ki o çizgiyi dengede tutmakta şart." İşini severek yaptığı o kadar belliydi ki anlatırken bile gözlerinin içi parlıyordu. İrem'in telefonu çalmasıyla konuşması yarım kaldı. Telefonu cevaplayıp kısa bir süre sonra, "Tamam hemen geliyorum sakinleştirici verin ben gelene kadar durumunu stabil tutun." Telefonu kapatıp bana döndü.
"Biliyorum bu haftamı sana ayırmıştım ama uzun süredir gözlem altında tuttuğum hastam tam iyiye giderken bir anda kötüleşimiş acilen gitmem gerekiyor." Onu anlıyordum ama bununla burada tek kalamazdım.

"Tamam bende seninle geleyim o zaman." Buradan kaçmak için çok iyi bir fırsattı bu benim için.

"Hayır olmaz çok ayıp olur o kadar hazırlık yapmış. Siz oturun benim işim erken biterse ben size katılırım." Bunları söylerken çoktan ayaklanmıştı. Benim birşey söylememe fırsat vermeden çoktan gitmişti bile. Allahım sen bana sabır ver. Baş başa kalmıştık bu hiç iyi değildi.


Sessiz geçen dakikaların ardından sıkılmaya başlamıştım.
Ortam ister istemez çok gergindi. Yada ben çok gerginim. Daha fazla duramadım ve konuşmanın daha iyi olacağını anlamam zor olmadı.

"Yeni yerin hayırlı olsun diyelim o zaman daha iyi yerlere gelirsin umarım." Dedim tebessüm ederek.

"Teşekkürler ederim Eflin." Bana öyle bir bakıyordu ki nasıl tepki vereceğimi bilemez olmuştum. Masaya gelen yemeklerle şaşkınlığım daha da arttı. Bu üniversite de bana yaptığı ilk yemeklerdi. Amacı neydi bunun?

"Bu yemkeler benim dönüm noktam oldu ve bunu ikinci defa yapıyorum. Çok özel bulduğum kişiye." Allahım ben ne yaşıyordum böyle. Boran yemeklerden azar azar tabağıma koymaya başladı.

"Bak bakalım geliştirebilmişmiyim kendimi. Bana verdiğin tavsiyeleri ciddiye alarak o sınavı geçebildim. Buralara da senin sayende geldim Eflin. Hayatıma ve bana hep iyi geldin ve geliyorsun da." Elimi tuttuğu an irkilerek elimi çekmek istedim ama buna izin vermedi.

"Buraya gelerek beni ne kadar mutlu ettiğini bilemezsin." Baş parmağıyla elimin üzerini okşamaya başladı. Gözlerini gözlerimden bir an olsun ayırmıyordu.

"Bana da sürpriz oldu aslında." Dedim bilerek gelmediğimi belirterek. Elimi tekrar çekmek istedim ama izin vermedi.

Tekrar elimi çekmeyi deneyecekken bu sefer kendi bıraktı. Tam sevinmişken bu sefer ayağa kalkıp yanıma oturdu. Ben şaşkınca onun bu davranışını izliyordum.

"Bu kadar uzak oturmaya gerek yok bence böyle daha iyi." Zorraki bir tebessümle karşılık vermekle yetindim. Bir an önce kalksam iyi olacaktı. Sandalyemi öne çeker gibi yapıp ondan uzaklaştırdım biraz daha. Allahım nasıl kurtulacaktım bu manyaktan. Aklıma gelen klasik yalanla konuya girdim direk.

"Ben kalksam iyi olacak doktor kontrolüm vardı. Hem yaralarımda daha tam iyileşmediği için ağırımaya başladı. Her şey için çok teşekkürler." Tam ayaklanacakken kolumdan tuttu.

"Daha yeni geldin önce yemklerin tadına bak ben seni kendim götürürüm. Rahat etmediysen odama geçelim hem uzanırsın dinlenirsin biraz." Allahım kafayı yiyecektim. Tam konuşacakken cam kırılma sesi duydum dikkatim o tarafa kayınca kalbim o kadar hızlı atmaya başladı ki nefes dahi alamaz hale gelmiştim.

Ateş elinde kırılan viski bardağı ile bizim masamıza bakıyordu. Elini çok ciddi bir şekilde kesmişti ve oluk oluk kan akıyordu elinden. Ama o bir saniye olsun gözünü Boran ve benim üzerimden çekmiyordu. İki yan masamız da dört tane takım elbiseli adamlar ona ne oldu dercesine bakarken o bunları duymuyor adeta avına kitlenmiş aslan gibi bizim masaya kitlenmişti. Ne zamandan beri bizi izliyordu hiçbir fikrim yoktu ama birazdan ortalık savaş alanına dönecekti...

❤️‍🔥❤️‍🔥




Ayyy umarım beğenmişsinizdir canlarım. Yeni bölümlerde görüşmek üzere.

SEVİLİYORSUNUZZZ..❤️💋🌼🦋

Bölüm : 13.10.2025 19:16 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...