
Hayatımı bir türlü yoluna koyamaz olmuştum. Ateş karşıma çıktığı günden beri başıma gelmeyen kalmamıştı. Hayatım kabusa dönmüştü adeta. Onu bulunca herşey yoluna girecek sanıyordum. Ama meğersem tam tersiymiş. Gelişi ismi gibi yakıp yok ediyordu herşeyi.
Kendime bir söz vermiş onusuz yeni bir sayfa açacak ve yoluma bakacaktım. Ama nedense bunu bir türlü beceremiyorum bir de üstüne bana takıntılı bir manyakla baş başbaşaydım o da yetmezmiş gibi onu unutmaya yemin etmişken hayat inatla onu karşıma çıkarmaya devam ediyordu. Bana beni sevmediğini onun için hiç bir şey ifade etmediğimi belirten adam şuan karşımda yanımda ki adamı parçalara ayıracakmış gibi bakıyordu. Bu adamın derdi neydi bana ne olduğundan ona ne ki. O kim ki beni önemsiyecek.
Hayla Boran'a bakıyordu ve bu bakışlar bir anda bana dönünce ne yapacağımı şaşırmıştım. Tam o anda Bora'nın tek eli belime diğer eli ise masanın üzerin de olan elimi buldu bu hareketi anlık ona bakmamı sağladı.
"Hadi gel benim odama geçelim biraz dinlen sonra hastaneye gidelim bende durumunu merak ediyorum. Yemek işini sonrada hallederiz." Benim bu halim sanki onu daha da endişelendirmişti. "Yüzünün rengi gitti beni endişelendiriyor bu halin Eflin." Bakışlarım tekrar Ateş'i bulduğunda her an masadan kalkıp Boran'ın üzerine atlayacak gibiydi. Aklıma gelen şeyle gözleri benim ile Boran arasında gidip gelen Ateş'in gözlerine umursamaz bir bakış attım. Gülümseyerek Boran'a döndüm. Bu yapacağımı hak etmişti. Gülümseyerek Borana baktım.
"Çok iyi olur beni bu kadar düşünmen beni şaşırttı açıkçası." Boran dediklerimle derin bir nefes verdi. Bu davranışım onu şaşırtsa da böyle bir bir tepki onu rahatlatmış olmalıydı.
"O nasıl söz Eflin sen benim için herşeyden daha önemlisin. Senin bir gülümsemen için neleri feda ederim aklın bile almaz bunun seviyesini." İçli bir şekilde gözlerimin içine baktı ve derin bir nefes alıp verdi. Sanki kendini bir şeye hazırlıyor gibiydi.
"Biliyorum herşey için çok erken ama sana söylemeden durmayacağım. Biliyorum hayatında biri yok İrem söyledi eğer biri olsaydı inan bu teklifi yapmazdım." Ah İrem yaptın yine yapacağını.
"En başından hislerimi bilmeni istiyorum." İnan hiç belli etmiyorsun demek istedim ama kendimi tuttum. Anlık bakışlarım Ateş'in olduğu masaya kaydı. Öfkeden yüzü kıpkırmızı olmuş boynunda ki ve yüzünde ki damarları bile belli olmuştu. Bakışlarım eline kayınca kanayan eline sıkıştırdığı beyaz peçete kıpkırmızı olmuştu. İster istemez benim canımı yanmıştı. Ama o bunu hiç hissetmiyormuş gibiydi. Gözlerini gözlerimden ayırmıyor benim vereceğim cevabı bekliyordu. Yanında ki adamlar çoktan gitmişti. Bir kaç saniyelik bakışlarımı gözlerimin içine umutla bakan Boran'a çevirdim.
"Tekrar deneyelim mi Eflin? İnan bana seni çok mutlu edeceğim, biliyorum bana karşı hislerin yok ama sabırla beni sevmeni bekleyebilirim. Ve bu süreçte senin asla istemediğin bir şeye zorlamam." Ne diyordu bu duyduklarımla dilim tutulmuştu. Bu kadar da hızlı yürünmezdi be, yürümek değil bu koşuyordu resmen. Onu şuan red edersem Ateş'e istediğini vermiş olurdum. Onsuzda bir hayatımın olduğunu anlamalıydı. Hastane de bana dediklerini yedirmenin tam zamanıydı. Hafif bir tebessümle ona baktım. Konuşmak ve güç almak için derin bir nefes aldım.
"Bak Boran bana olan hislerinin farkındayım. Ve inan beni o kadar güzel seviyorsun ki, bunu sana daha öncede söyled-"
"Lütfen Eflin o konuşmayı yapma bana bunun sonunun nereye gideceğini biliyorum. Ne olur bir şans istiyorum sadece bir ay ver bana inan beni sevebilmen için elimden geleni yapacağım." Yanlış anlamıştı beni. Aslında ben kendimi onda görüyordum. Karşılıksız sevginin ne kadar acı verdiğini. Bu sözleri söylerken bile canının nasıl yandığını çok iyi anlıyordum.
"Olur kabul ediyorum." Dedim bir anda. Ve bunun bana nelere mâl olacağını bilmiyordum.
"Yapma işte bunu sadece bir şans dedim Efl-" bir anda durdu ve o yenilgiye uğramış omuzları söylediklerimle çöktüğü yerden doğruldu. Yıkılmış ve acı çeken gözlerinde o umut ışığını gördüm. Ben ne yapmıştım böyle. Hayır bunu ona yapamazdım. Sevemeyeceğimi bildiğim birine bunu yapamazdım.
Bir anda büyük bir gürültü duyuldu. Korkudan ikimizde irkildik. Ateş oturduğu masayı devirmişti ve terastan öfkeli adımlarla gidiyordu. Hemen arkasından içeri giren garsonlar Boran'ın işaretiyle ortalığı hemen toparlamaya başladılar.
Ateş hak etmişti bana kendi hayatımı kurmamı söylemişti. Bende dediğini yapıyordum. Yanlıştı bu yaptığım evet ama buna mecbur bırakmıştı beni. Boran belki de haklıdır zamanla onun bana verdiği sevgiyi severdim belki de. İkilem arasında gidip gelmek beni deli edecekti. Bir yerden başlamak gerekiyordu ve ben bu yolun seçmiştim. Geri dönüşü yoktu artık ne olacaksa olsun.
"Eflin sen, sen ciddimisin? Bu söylediklerin Allahım çok teşekkürler inan bana seni asla hayal kırıklığına uğratmayacağım." Bir çocuğa aylarca istediği ama ulaşamadığı bir şeyi en ummadık anda vermişsin gibi bir sevinç vardı yüzünde. Tamam bana takıntılıydı. Ama bana bu zamana kadar hiç zarar vermemişti. Bazen sevgisi çok boğucu oluyordu ama onu anlayabilyorudum.
"Ama şunu unutmanı istemiyorum Boran." Elimi elinden çektim.
"Ben sadece seni sevmeyi deneyeceğim. Olmazsa beni anlamanı istiyorum."
Gözlerinde ki gizli hüznü görebiliyorudum.
"Biliyorum Eflin inan bana seni zorlamayacağım. Eğer beni sevmeni sağlayamazsam bile arkadaş kalabilmek benim için önemli o yüzden seni zorlamayacağım sana söz veriyorum." Bu söyledikleri içimi rahatlatmıştı. İçten bir tebessümle gülümsedim.
"Beni anladığına cidden çok sevindim Boran." Bakalım bu kararım beni nerelere sürükleyecek. Hayat sen plan yaparken gülermiş sana, cidden şuan onu yaşıyordum. Bu hızlı gelişme benim Ateş'i görmemle sinirle verilmiş bir karardı. Ama bu en çokta Boran'ın işine yaramıştı.
Buna en çok sevinen diğer kişi de İrem olacaktı.
Aradan dakikalar geçti ve ikimizde sessizce oturuyorduk. Anlaşmışız gibi derin bir sessizlik hakim olmuştu aramızda.
Boran ile bu konuşmanın üzerine hiç konuşmadık. Ama şimdiden pişman olmuştum. Keşke kabul etmeseydim. Bir anlık sinirle aldığım karar beni çok zor bir duruma sokacaktı. Boran'ın, verdiğim karar yüzünden mutluluktan gözlerinin içi parlıyordu. Bana sarılmak istiyorudu ama beni ürkütmek istemediği için kendini zor tutuyordu bunu çok net görebiliyordum. Ateş'in o halini gördükçe elim diğer elimin üzerine gitti istemsizce. Eli çok kötü kesilmişti. Aman banane sanki o beni çok umursuyor. Onun yüzünden işkence görmüş ve vurulmuştum ama o bir geçmiş olsun bile çok görmüştü bana. Bu kadar mı değersizdim onun için. Geçmişin de mi hatrı yoktu. Doğru ya geçmişin hatrına beni bulmuştur o yoksa onun umrunda bile değilim. Onun için geçmişten biriyim yani geçip gitmişim hayatından. Gözlerim tekrar dolduğumda bakışlarımı manzaraya çevirdim ve derin bir nefes aldım. Hayır ağlamayacaksın Eflin kendine gel. Seni zerre kadar umursamayan biri için tek bir göz yaşı bile akıtmaya değmez. Eve gidip uyumak istiyordum. Zaten yaramdan çok acıyordu. Boran'a döndüm hafif tebessümle.
"Ben kalksam iyi olur hem yaram da acıyor dinlensem iyi olacak." Boran hemen ayağa kalktı.
"Olur mu öyle şey ilk önce hastaneye gidelim hem kontrolüm var demiştin. Sonra ben seni evine kadar bırakırım. Taksilerde sürünme hiç." Evet başlıyorduk. Bir an bile yanlız kalamayacaktım. İrem'in arabasıyla gelmiştim o da gidince geriye taksi kalıyordu. Ben bu hiç düşünemedim. Pislik bende akıl mı bıraktı sanki.
"Yok cidden ben direk eve geçeyim şuan hastaneye gidecek halim yok yarın giderim. Sanda zahmet vermeyeyim." Garsonlardan birine el işareti yapmasıyla koşarak genç bir çocuk geldi.
"Buyrun efendim." Dedi saygılı bir sesle, elleri önünde bağlı başı hafif eğik gelecek emri bekliyordu.
"Koçum arabamı hazırlayın."
"Tabi efendim hemen hallediyorum." Çocuk hızla geldiği yöne geri gitti.
"Seni bu halde hatta tek bırakmam. İlk önce hastaneye gidiyoruz sonra da eve bırakırım seni." Ne desem kabul etmeyecekti. Kabul etmekten başka çarem yoktu yoksa bu konu uzadıkça uzuyacaktı.
"Ne desem sende işe yaramayacak değil mi?" Dedim bıkkın bir ifadeyle. Elimi tutup beni dikkatli bir şekilde ayağa kaldırdı ve elimin üzerini öptü. Gözlerimin içine öyle bir sevgiyle bakıyordu ki sanki en çok değer verdiği önemli bir esere biraz somurtkan baksa o eser parçalara ayrılacaktı. Kendimi istemsizce değerli biri gibi hissetim.
"Konu sensen senin iyiliğin için seni bile dinlemem Eflin. Senin iyi olduğundan emin olmak istiyorum. Lütfen kırma beni." O kadar iyi ve içten konuşuyordu ki aksi bir cevap vermek vicdanımı harekete geçiriyordu. Onun o güzel seven kalbini kırmaktan çekiniyordum. Keşke beni böyle seven Boran değilde Ateş olsaydı. Ozaman herşey daha farklı olabilirdi.
Ateş beni kırıp parçalara ayırırken Boran beni tüm kötülüklerden korumak için sarıp sarmalıyordu. Keşkelerle dolu ne çok anlarım var. Gözlerim doldu istemsizce. Ben onu nasıl unutacaktım? Ben onsuz bir hayat, onu sevmeden bir an bile düşünmezken şimdi nasıl onu düşünmeden hayatıma devam edecektim. O beni yakıp yok ederken ben o küllerden hep yeniden doğuyor ona olan aşkımdan gıram eksilmiyordum. Ve yine onu sevmeye devam ediyordum. Bu çok büyük bir aptalıktı. Kendimi çok salak ve aciz hissediyordum. Ama ne yaparsam yapayım onu unutamıyordum. En son çareyi İrem'i dinleyerek Boran'ın çıkma teklifini kabul etmekte ve ona bir şans vermekte buldum. Tabi bunu tetikleyen şey ise Ateş'i görmek oldu. Bana o hastane odasında dedikleri hayla kulaklarımda çınlıyordu. Her bir cümlesi kalbime bir hançer gibi saplanıyordu. Bunu kendime yapamazdım. Beni gıram sevmeyen biri için neden kendimi bu kadar yıpratıyordum ki ben. Ne olursa olsun buna bir son vermeliyim artık.
Boran ile hastaneye gittik yaramın enfeksiyon kaptığını söylemişti doktor bir kaç ilaç ve kırem yazdıktan sonra eczaneye gelmiştik. Ben arabada bekledim çünkü hiç halim yoktu. Doktorun yaptığı iğne aşırı uykumu getirmişti. Boranı beklerken sıkılmıştım ve bu da uykumu daha çok getirmişti. İnanılmaz derecede bir rahatlama gelmişti, başımı sağ tarafa doğru çevirdim ve oturduğum yere biraz daha sindim. Tatlı bir uyku bedenimi esir alınca kendimi uykunun kollarına bıraktım. Kolumda ki ve sırtımda ki ağrı uyuşmuştu bu da uykuya dalmamı kolaylaştırmıştı.
Yanağımdan hissetiğim bir el ve o yabancı gelen kokuyla yerimden rahatsızca kıbırdandım. Başımı diğer tarafa çevirince bu sefer uyuduğum yerden havalandığımı hissedince korkuyla gözlerimi açtım.
"Şitt sakin ol benim evine geldik uyuya kalınca kaldırmak istemedim." Boran ile göz göze gelince ilk bir kaç saniye nerede olduğumu kavramaya çalıştım. Hemen yerimden doğruldum. Tekrar Boran'a bakınca yüzünün halini görmemle ufak bir şok yaşadım.
"Boran yüzünün hali ne böyle." Dedim dehşete kapılmış bir şekilde yüzünün haline bakıyordum. Dudağı patlamıştı. Kaşında ise derin bir kesik vardı. Yüzünün çeşitli yerlerinde morluklar vardı. Kavga mı etmişti.
"Önemli bir şey değil serserinin biriyle tartıştım." Yerimden doğrulup yüzüne daha dikkatli baktım.
"Dikiş atılmalı kaşına çok kötü görünüyor. Neden kavga ettin ki?" Dedim istemsizce yüzümü buruşturdum. Canı baya acıyor olmalıydı.
"Benim olana göz dikti diyelim." Ne demek oluyordu bu. Hayla öfkeliydi sakinleşmek için gözlerini kapayıp derin bir nefes alıp gözlerini tekrar açtı. "Şey yani kapkaçı saldırdı bende izin vermeyince arbede yaşandı iyim yani boş ver beni gel ben seni eve bırakayım." Ben nasıl uyanmadım o kadar şeye. Bu haliyle beni taşımasına vicdanım el vermezdi. Ellerinin üzeri bile kanamıştı.
"Teşekkürler Boran kendim kalkabilirim." Ama o kadar sersem hissediyordum ki neden böyle olduğumu bir türlü anlayamıyordum. Ayağa kalktığım an başımın dönmesiyle dengemi kaybettim. Boran bir an da belimden tuttu. Dengemi sağlamama yardım etmeseydi yere düşmem kaçınılmaz olacaktı.
"Eflin iyimisin?" Endişeyle bana bakıyordu.
"İyim doktor o iğneye ne koyduysa gözlerimi açamıyorum başım çok kötü dönüyor."
"Enfeksiyonun olduğu için yaptı uyutması normal." Beni bir anda kucağına alınca bir şey diyemedim. Cidden çok kötü hissediyordum. Kapının önüne gelince kucağım da ki çantamın içinden anahtarı çıkardım. Boran beni dikkatli bir şekilde yere indirip anahtarı benden aldı ve kapıyı açtı. Tek eli hayla belimdeydi. Evde kimse yoktu. Annemin evde olması gerekirdi ama o da yoktu.
"Anne ben geldim." Borana dönüp samimi bir şekilde gülümsedim. Annemin evde olmadığını bilmesine gerek yoktu.
"Herşey için teşekkürler." Gitmesi için söylenen bir şeydi o da anlayışla karşıladı.
"Ne demek seve seve her zaman yanında olurum Eflin." Elini omuzuma koyup sıvazladı göz hizama eğilip samimi bir şekilde gülümsedi.
"Bir ihtiyacın olursa çekinmeden saat kaç olursa olsun ara olur mu?" Başımı olumlu anlamda salladım.
"Tabi teşekkürler tekrardan ben uyusam iyi olacak." Elim kapının koluna gitti.
"Tabi iyi akşamlar haberleşiriz." Yine gülümseyerek başımı onaylar şekilde salladım. O arkasını dönüp gittiğinde kapıyı kapattım ve odama çıkmak yerine salona ilerledim. Şuan o kadar merdiveni çıkacak halim yoktu. Kendimi koltuğa bırakmamla gözlerimin kapanması bir oldu.
Bu kadar karmaşadan ve acıdan ancak uyuyarak uzaklaşabilirim zaten. Kalbime sürekli yenik düşmekten çok yorulmuştum. Artık acı çekmek istemiyordum. Ben artık mutlu olmak istiyordum. Bu yüzden Boran'a bir şans vermek istedim. Cidden çok güzel seviyordu. Tıpkı benim Ateş'i sevdiğim gibi ben nasıl canım pahasına Ateş'i korumak istercesine kendimi hiç düşünmeden o kurşunun önüne attıysam Boran da benim için bunu yapardı. Ama en çokta onun saf aşkını kullanıyor olmak canımı sıkıyordu. Ama Boran bunu biliyordu ve kabul etmişti. Belkide aşkından kabul etmek zorunda kalmıştı. Aşkta böyle birşeydi işte. Seni inciten, parçalara ayıran birini hiç incinememiş ve parçalara ayrılmamış gibi sevmeye devam etmek.
Beni uykumdan uyandıran boynumda hissetiğim nefesti. Ama o kadar uykum vardı ki gözümü bile açmaya halim yoktu. Vücudum uyuşmuş gibiydi. Uğultulu ve kesik kesik duyduğum ses bilincimi git gide açıyordu. Yerimden rahatsızca kıpırdamaya çalışınca birinin kucağında olduğumu bedenimde hissetiğim ellerle anladım.
"Uyu hadi korkma benim." Bu ses dehşete kapılmışçasına gözlerimi açtım. Her yer çok karanlıktı saat kaçtı bilmiyorum ama eve geldiğimde yeni yeni kararıyordu hava.
Ateş'in kollarındaydım. İnmek için direndim ama beni sıkıca tutan kolları buna izin vermedi.
"Ne yapıyorsun sen? Ne işin var senin burada? İndir beni çabuk!" Öfkeyle kurduğum cümleler ona ulaşmıyordu bile.
"Koltukta uyumuşsun. Yatağına götürüyorum. Hastasın zaten ne zaman kendine dikkat ettin ki senin bu kendin hariç herkesi düşünme huyundan nefret ettiğimi daha önce söylemişmiydim?" Ne diyordu bu yaa.
"Sanane benim kimi düşündüğümden yada düşünmediğimden. İndir beni hemen canım acıyor." Cidden acıyordu. Beni öyle bir sıkı tutuyordu ki sırtımda ki yaraya baskı yaptığından haberi varmıydı acaba. Yüzünü göremiyordum ama kast katı olan bedeninden ne kadar sinirli olduğunu anlayabiliyordum.
"Neden sevgilinin kucağında olmak daha mı çok hoşuna gidiyor Eflin hanım." Sesinde ki imadan neye sinirlendiğini anladım galiba. Bana kendine yeni bir hayat kur diyen kendisi değilmiş gibi bu tavrı takınması beni şaşırtmış ve öfkelendirmişti.
"Pardon ama benim özel hayatımdan sanane sen kimsin ki sana hesap vereceğim. İndir beni hemen ve defol evimden." Öfkeyle kurduğum kelimelerle bir anda durdu ve beni bir anda yere bıraktı. Yumuşak bir şeyin üzerine düşmemle odama geldiğimi anladım ama buna rağmen canım acımıştı. Acıdan istemsizce inledim. Yaralı kolumun üzerine düşmüştüm. Ve düşmenin etkisiyle sırtımda ki yara da acımıştı.
"Eflin iyimisin?" Bir anda ışıklar açılınca ışık gözlerimi acıtmıştı hemen gözlerimi kapattım. Ateş'in endişeli çıkan sesi umrumda bile olmadı. Ona o kadar kırgın ve öfkeliyim ki bu acının yanında hissetiğim duygular daha ağır basıyordu.
Eli sırtıma gitti. Gözlerim ışığa alışınca gözlerimi açtım. Arkama geçmiş yaraya bakıyordu. Elini yaramın olduğu yerde hissettiğim an ondan uzaklaştım.
"Dokunma bana ve defol hemen evimden." Yüzüne dahi bakmıyordum. Bakarsam hemen yumuşardım çünki. Kendimi biraz geri çektim.
"Siktir yaran kanıyor Eflin hemen hastaneye gidiyoruz kalk hadi. Ya da dur kucağıma alayım seni. Nasıl öfkeme yenik düşerim ben." Beni duymuyordu bile. Yaramın kanadığını bilmiyordum ama çok acıdığını biliyordum ama o acının yaramı kanatacak derecede olduğunu bilmiyordum.
"Ateş git dedim bilerek açtığın yaraya acımış gibi yapmaktan vazgeç." Bıkınca kurduğum cümleden sonra kısa bir sessizlik oluştu. Ona bakmadan ayağa kalkıp lavaboya doğru ilerledim. Tam kapıyı kapatacakken durdum ve gözlerine baktım.
Gördüğüm şeyle kanım çekilmişti. Yüzü yara bere içindeydi. Elleri sargıdaydı. Canım acıdı o acıları kendi bedenimde hissetim. Tam ona doğru bir adım atacaktım ki adımım hava da kaldı. Bana ifadesiz bir şekilde bakıyordu. Duygularını çok iyi gizliyordu.
"Bu zamana kadar kendi yaralarımı kendim sardım. Bu saatten sonra da kimseye ihtiyacım yok. Ben çıkana kadar gitmiş olursan sevinirim. Seni görmeye tahammülüm yok çünki." Çünki seni her gördüğümde kalbime yenik düşüyordum. Kapıyı kapatmam ile açılması bir oldu. Beni kucağına aldığı an neye uğradığımı şaşırdım. Beni yatağın üzerine otutturup üzerimde ki hırkayı hiç düşünmeden çıkardı. Allahtan içimde crop vardı.
"Ne yapıyorsun sen ya dokunma bana demedim mi sana?" Kırgın ve öfkeli çıkan sesim ona hiç ulaşmıyormuş gibi davranıyordu.
"Kes sesini ve uslu dur. Yaptığım hatayı düzeltip gideceğim. Ama sen inat edeceğim diyorsan benim için hava hoş sabaha kadar didişip dururuz." Dedikleriyle bir anda durdum. Bana bakıp yarım ağız güldü.
"Aferin uslu kız olmayı öğrenmişsin. Şimdi yarana bakacağım duruma göre hastaneye gideceğiz." Hiçbirşey demeden öylece durdum. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi çırpınıyordu adeta. Bana dokunması bile kalbimde bu etkiyi yaratıyordu. Arkama geçip kiyafeti kaldırdı.
"Dikişlerin iyi durumda pansumanla hallolur." Öyle bir ciddiyetle söylemişti ki sanki çok önemli bir ameliyattaymış gibiydi.
"Tamam ben hallederim git hadi." Bir an önce gitmeliydi. Ona olan öfkem git gide azalıyordu. Mesela yüzüne ne olduğunu sormak üzereydim.
Benim dediklerimi umursamadan banyoya gitti ve kısa süre sonra elinde ilk yardım çantasıyla geri geldi. Arkama oturup dikkatli bir şekilde yaraya pansuman yapıyordu. Ama acıyı hissedemiyordum. Dokunduğu her nokta uyuşturucu etkisi yaratıyordu vücudumda. Bana acıyordu, işte bu canımı daha çok yakıyordu. Bana acıdığı için bana katlanıyordu. Gözlerim doldu ve sol gözümden bir damla yaş aktı. Hızlıca göz yaşımı sildim.
Soğuk eli tenime her temas ettiğimde ürperiyordum. Bir an önce bitmesi için nefes bile almiyordum. Daha doğrusu alamıyordum.
"Nefes al tutma nefesini." Sesinde ki alay deli ediyordu beni.
"Hayla sende bu kadar çok etki bırakabildiğime sevindim." Ona bu zevki yaşatmayacaktım. Nefesimi sesli bir şekilde bıkmışlık katarak verdim.
"Ne etkisinden bahsediyorsun sen acıdan nefes alamıyorum." Dikkatli bir şekilde ayağa kalktım hırkamı geri giydim. Ama giyerken çok canım yanmıştı. Bunu ona belli ettirmemeye çalıştım ve yüzümü düz bir ifadeyle takındım.
"Bitti bak iyim git hadi. Hem senin ne işin var burada? Ve eve nasıl girdin?" Cidden merak ediyordum.
"Kapı açıktı bende girdim."
"Yalancı ben kapıyı kapattığıma adım kadar eminim."
"Dış kapıyı evet ama mutfakta ki balkon kapısı açıktı. Hırsız olsam evi soyardım ruhun bile duymazdı. Hatta seni..." dedi ve beni boydan boya süzdü. Yüzünde pis bir sırıtma oluşunca rahatsızca yerimde kıbırdandım.
"Yada neyse gelelim asıl konumuza." Bir kaç adım da dibime kadar geldi. Ben geri geri giderken o üzerime geliyordu.
Benim anne babam neredeydi yaa. Bu hali beni korkutmaya başlamıştı.
"Neden üzerime üzerime geliyorsun?"
"Cevabını sen daha iyi biliyorsun bence Eflin."
"Neyden bahsettiğini anlamıyorum." Sırtım duvarla buluşunca kaçacak yer aradım ama yoktu. Tam sağ taraftan kaçacakken elini duvara yaslamasıyla gidiş yönümü kesti. Hızla sol tarafa kaçacakken orayı da diğer eliyle kapattı.
"Ateş ne yapmaya çalışıyorsan bir an önce bu saçmalığa son ver ve çekil önümden." Sesim titriyordu ama heyecandan mı korkudan mı onu bilmiyordum işte.
"Cevabımı almadan hiç bir yere gitmiyorum Doktor." Evet yine başlıyorduk.
"Sormadığın bir sorunun cevabını nasıl verebilirim acaba?" Yaralı olmayan kolumla itmeye çalıştım ama olmadı. Kolumda ki kolluk benim hareketlerimi kısıtlıyordu.
Burun burunaydık. Ve bu hiç iyi birşey değildi. Başımı yan tarafa çevirip temastan olabildiğince kaçınıyordum.
"O piçle ne işin var?" Duyduklarımla sinirden kahkaha atmama ramak kalmıştı. Sesinde ki öfkeyi kontrol etmeye çalışıyordu. Tabi ya bir anda birini bulmamı beklemiyordu. Bakışlarımı hızlı bir şekilde ona çevirmemle dudaklarınızı birbirine değmesi bir olmuştu. Dünya bir anda dönmeyi unutmuştu adeta. O da benim kadar şaşkındı bu duruma. Kalbim deli gibi atmaya başlamış vucudumda ki tüm kanlar yüzüme hücum etmişti.
Gözlerim kocaman açıldı ve yaralı kolumu umursamadan onu kendimden uzaklaştırmayı başardım. Canım acısada umrumda olmadı. Hızla lavaboya girdim ve kapıyı kitledim.
Sırtımı kapıya yasladım. Olayın şokunu nefes nefeseydim. Göğüs kafesim çok hızlı inip kalkıyordu.
Ateş'te böyle bir an beklemiyordu. Seremliğinden fırsat bulup onu itmiştim ve hemen kendimi buraya kitlemiştim. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki hızlı hızlı nefes alışlarım bir türlü düzene girmek bilmiyordu. Ben az önce ne yaşadım? Elim istemsizce dudaklarıma gitti. Tüm vücuduma yayılan sıcaklık nefesimi kesiyordu. Bu, bu çok tuhaf bir duyguydu. Onunla ilk defa bu kadar yakınlaşmıştık istemeden olan birşeydi evet ama ilk defa bu kadar yakınlaştık işte.
Uzun bir süre öylece kaldım. Kendime geldiğimde içeriden sese odaklandım. İnşallah gitmiştir. Bu zamana kadar gitmiş olmalıydı. Kapıyı yavaşça açtım. Odaya göz gezdirdiğimde boş olduğunu görmemle derin bir nefes aldım. Gitmişti derin bir nefesi içime çekip geri verdim. Ben ne yaşamıştım böyle yaa.
"Allahın cezası her seferinde beni darmadağın etmeyi başarıyor." Tam lavabodan çıkmıştım ki kolumdan tutulup duvara yaslanmam bir oldu. Korkuyla bağırmamla ağzımın kapanmasıyla çırpındım.
"Sorduğum sorunun cevabını almadan gideceğimi mi sandın." Elini ağzımdan çekince nasıl tepki vereceğimi şaşırmıştım. Çok oluyordu artık bu davranışı sinirlerimi tepeme çıkarmıştı. Öfkeyle bağırdım.
"YAA SA-NA-NEE SEN KİMSİN HA SÖYLESENE. ÇOCUKLUK ZIRVSNASINDAN BAŞKA KİMSİN SEN İSTEDİĞİN ZAMAN HAYATIMA GİRİP İSTEDİĞİN ZAMANDA ÇIKAMAZSIN! BUNA İZİN VERMEM EVET BORAN SEVGİL-" Beni susturan şey dudaklarıma kapanan Ateş'ti. Öfkeyle ve tutkunun bir birine harmanlandığı bu öpüşü beni dumura uğratmıştı. Tüm öfkesini çıkartırcasına hoyratça öpüyordu beni. Ona karşılık vermemek için zor tutuyordum kendimi. Omuzlarından itmeye çalıştım ama buna izin vermedi ve ittiğim kolumu tutup arkama sabitledi ve beni kendine doğru çekip aramızda ki mesafeyi sıfıra indirdi. Olayın şokunu hayla atlatamamışken böyle bir anda beni şoka sokmuştu. Benden uzaklaşamadan dudaklarımdan ayrıldı.
"Sen benimsin Eflin seni kimseye vermem. Bunu o aklına kazı sana dokunan o elleri kırar o kişinin nefesini keserim. O siktiğimin piçinden ayrılıyorsun yoksa onu mezara gömerim Eflin anladın mı beni öldürürüm onu." Şok olmuş bir şekilde Ateş'e baktım. İkimizde nefes nefeseydik. Daha neye şaşırtabilirim dedikçe hayat, daha doğrusu Ateş beni daha çok şaşırtıyor bunun bir yolunu buluyordu. Son dedikleriyle içimde ki ölen o çocuğa yeniden bir hayat vermişti adeta.
Ateş beni kıskanmıştı.
Beni seviyordu.
Bu bir itirafımıydı?
🦋❤️🔥🌸
Veeeeeeeee yeni bölüm yayında bakalım neler olacak yeni bölümde?
Ateş neden böyle bir itirafta bulundu sizce?
Peki Boran ve Eflin arasında neler olacak sizce?
Eflin bunun karşılığında nasıl bir tepki verecek?
Kalbini mi yoksa mantığını mı seçecek?
Yeni bölümde görüşmek üzere.💋💖
SEVİLİYORSUNUZZZ...🌸
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |