8. Bölüm

8.BÖLÜM

Maviş
mavissrgt

Büyük bir çıkmazın içerisindeydim. Bir yanım bu duruma delicesine seviniyor adeta bir çocuk gibi yerinde duramıyordu. Diğer yanım ise bunun çok büyük bir hata olduğunu büyük bir acıya sürüklendiğimi ve buna derhal bir son vermem için bana bağırıyordu. Duvar ile Ateş arasında kalmıştım. Tüm bunlar ne demekti şimdi. Daha düne kadar o yoğum bakımda can çekişirken acımasızca bana söylediği laflardan sonra bir kere bile halimi hatırımı sormayan oyken, şimdi ise herşeyi yoluna koymaya çalışırken birden tekrar hayatıma girmiş beni sevdiğini söylüyordu.
Şimdi ben herşeyi görmezden gelip ona bu şansı vermelimiydim yoksa yoluma kaldığım yerden devam mı etmeliydim?

Eli bir anda omuzlarımdan dökülen kızıl saçlarıma gitti. Sanki biraz hoyratça tutsa saçlarım kopacaktı. Bu hareketi beni benden alıyordu ama ben buna daha fazla izin veremezdim. Tek elimde itmeye çalıştım ama olmadı o koca vücudu santim oynamadı. Bu durum beni öfkelendirdi. Bana hüküm etmesi beni deli ediyordu. Her zaman onun dediği olmamalıydı. Öfkem yerine geldiği an sert bir tokat attım suratına. Bu hareketim onu şaşırtmamış tam tersi gülmesine neden olmuştu. Tokatımın çok sert olduğunu avcunun içinin yanmasından anlıyordum. Ve dudağının kenarında ki kandan ama Ateş hiç etkilenmemiş gibi bana tuhaf bir şekilde gülüyordu. Baş parmağını kanayan yere götürdü, parmağına bulaşan kan ile gülümsemesi daha da arttı.

"Uzak dur benden psikopat. Derhal evimi terk et." Öfkeyle gözlerinin içine bakıyor onu kendimden uzaklastırmak için son gücümle yaralı olan kolumla da itmeye kalkışınca hemen kendi geri çekildi.

"İyi bare kendini korumayı az da olsa biliyorsun. Bunu o siktimin puştuna da uyguluyorsundur inşallah." Dalgayla ve ciddi karışımı ses tonu beni hayrete düşürüyordu.

"Sen kimsin yaa sanane benim kime nasıl davrandığımdan. Sen değilmiydin hayatımdan defol diye. Sen değilmiydin git kendine yeni hayat kur diyen şimdi ne bu oyunlar. Benim için bittin artık Ateş bunu o aklına kazı. İstediğin zaman hayatıma girip istediğin zaman çıkmana daha fazla izin vermeyeceğim." Onun üzerine gidiyor omuzundan ittiğimin farkında bile değildim. Bu kadar şuursuzca hareket etmesi beni deli etmişti. Öfkeden gözlerim dolmuştu. Hiç bir şey demeden gözlerini gözlerime kilitlemiş beni izliyordu. Bu hareketi benim öfkemi daha da had safaya çıkarıyordu.

"Susma! Sana diyorum cevap ver?" Diye öfkeyle bağırdım.

"Herşeyin yeri ve zamanı var Eflin o yüzden o zaman gelene kadar bekle." Ne diyordu bu ya. Öfkeden kahkaha attım. Kollarımı iki yana açtım. Ona sen ciddimisin dercesine bakıyordum.

"Yeri ve zamanı öylemi. Ve bu gelmeyen zaman sana kafana göre beni kullanmanı hak görüyor. Ben senin o yeri ve zamanını bekleyemem. Ben kendime bir yol çizdim ve sen artık o yol da değilsin Ateş bir daha sakın ama sakın karşıma çıkma." Gözlerinin içine bakarak kurduğum her cümle kalbimi parçalara ayırıp yakıyordu adeta ama ben beni bu denli acımasızca kullanmasına izin vermeyecektim. Bunu kendime için yapacaktım. Yine o ifadesiz yüz halini takınıyordu.

"Şuan ne desen boş Eflin senden uzak durmam gerekiyor. Bu senin iyiliğin için ama bazen-" sestu ve derin bir nefes aldı.

"Beni bekle Eflin çok az kaldı. Senin güvenliğini aldıktan sonra ömür boyu benim olacaksın." Duyduklarımla dilim tutulmuştu. Ne demek oluyordu bu dedikleri. Yoksa başı büyük bir beladamıydı. Aman bende ki de soru. O belanın ta kendisiydi belasız günü olmadığına adım kadar emindim. Bir yanım bu dediklerine delice inanırken diğer yanım o kocaman olan egosudan dolayı böyle konuştuğunu söylüyordu. Öfkeden gram eksilmeden kararlı bir şekilde gözlerine baktım.

"Ben senin artık hayatımda istemiyorum Ateş. Şimdi sonsuza kadar çık git hayatımdan." Odanın kapısında ilerleyip kapıyı açtım. Elimle dışarıyı işaret ettim.
"Çık git! Defol evimden ve hayatımdan! Seni o karanlık dünyana girecek kadar aklımı kaybetmedim." Ah be kalbim yanma bu kadar ha gayret bitecek bu ızdırap.
Ağlamayacağım şuan değil o gidince sabaha kadar ağlayıp söylediğim her bir kelime için kendime lanetler okuyarak ağlayacağım ama şimdi değil. Evet gözlerim doluyor sesim titriyordu konuşurken. Hatta havada olan elimin bile titrediğini Ateş'in elime kitlenince anladım ve elimi hemen indirdim. Ateş kısa bir süre beni inceledi ve ağır adımlarla bana doğru gelip tam karşımda durdu.

"Geri geleceğim Eflin işte o zaman benim olacaksın ve bunun kaçışı yok." Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Dudağı dudağıma değmek üzereydi. Bakışları gözlerim ve dudaklarım arasında gidip geliyordu. Nefesim kesilmişti. Beni bu kadar çabuk etki altına alacağını tahmin etmemiştim.
"Beni seni almaya gelene kadar beni bekle Eflin." Benden uzaklaştı. Dilim tutulmuştu. Gülümsedi gözlerimin içine bakarak.
"Bende öyle tahmin etmiştim zaten. Sen hep bana sadıktın haylada öylesin." Tam arkasını dönüp gidecekken dediklerimle adımları yere çivilendi adeta.

"Evet ben hayla sadığım ama sana değil Boran'a." Kapıyı suratına kapatıp kitledim hemen. Beni bir daha etkisi altına almasına izin veremezdim. Sırtımı kapıya yasladım ve yere oturdum. Gözlerimden yaşlar akıyor ama ben sesim çıkmasın diye elimle ağzımı sıkıca kapatmıştım. Uzun bir süre sessizlik oluştu sadece onun öfkeyle soluduğunu duyuyordum. Bir süre sonrada adım sesleri duyuldu ve yüksek sesle duyduğum kapı çarpma sesiyle gittiğini anladım. Vücudum titriyordu, neden olduğunu bilmiyordum ama ağlamam da eklenince bu halim beni korkutmaya başlamıştı. Titreyen vücudumu zorda olsa yerden kaldırıp kendimi banyoya attım. Soğuk bir duş iyi gelirdi herhalde. Vücudum artık tüm bu olanları kaldıramıyordu. Ruhum acılar içerisinde yıllardır kıvranırken vücudum hep bir direnç gösteriyordu. Ama bugün o dirençte yıkılmıştı. Hayat neden bana karşı bu kadar acımasızdı ki? Kendimi önce soğuk suyun altına attım. Titreyen vücuduma iyi gelmemişti. Ama beynimi susturmaya iyi gelmişti. Sıcak suyu ayarlayıp uzun bir süre duşun altında kaldım.
Ağlamaktan içim dışıma çıkmıştı. Bana bunu neden yapıyordu. Bir kukla gibi benimle oynuyordu. Canımı bu kadar yakmak zorundamıydı?

Ben kendi yoluma bakmaya çalıştıkça o mutsuz olmam için elinden geleni yapıyordu. İlk bana ümit verip kalbime umut tohumları ekiyor sonra da o tohunlar tam yeşermişken bir fırtına gibi herşeyi yerlebir ediyordu. Ve şimdi ise tekrar o tohumları ekmeye çalışıyordu. Ama ben buna bu sefer izin vermeyecektim.


Odaya geçip üzerimi giyindim. Saate baktığımda sabah olmak üzereydi. Saçlarımı kurutup topuz yaptım. Yatağıma girip uyumaya çalıştım ama olmadı. Bir gram uykum yoktu. Söyledikleri beynimde yankılanıyordu. Kalbim söylediklerine inanmak için çırpınsada aklım bunu yalanlıyordu. Kalbimi susturacaktım bu sefer mantığımla hareket edecektim. Yataktan kalkıp annemin odasına gittim. Kapıyı çaldım ama ses yoktu. İçeri girince odanın boş olduğunu anladım. Nereye kaybolmuşlardı böyle. Salona ilerleyip koltukta olduğunu tahmin ettiğim telefonu orada bulunca hemen annemi arayacakken ondan gelen aramaları ve mesajı görünce hemen attığı mesaja girdim.

"Kızım neden açmıyorsun telefonlarımı? Biz bir süre abinin yanına gidiyoruz. Babanın işleri varmış abinin olduğu ilde bende biraz oğlumla zaman geçiririm dedim bir süre yokuz bir şey olursa ara hemen ve mesajımı alınca ara hemen beni aklım sende kaldı."

İyi bare kötü bir şey yokmuş. Tekrar gözüm saate kaydı sabahın beşiydi. Mutfağa gidip kendime bir kahve yapsam iyi olacaktı. Kahveyi yapıp mutfağın balkonuna çıkıp sandalyeye oturdum. Hava serindi. Sandalyede duran badaniyeyi omuzlarıma atıp bacaklarımı karnıma çektim. Telefonumdan müzik listeme girip rast gele bir şarkı açtım. Aha tam da üzerine gelen şarkı.

Sezen Aksu/ Son Bakış çalıyordu. Kahvemden bir yudum alıp bakışlarımı yeni ağırmaya başlayan gök yüzüne çevirdim. Derin bir nefes aldım. Gökyüzü hafif kızıla bürünmüştü.


"Bir söz bitişi gibi."
"Son buldu sevişler."
"Bir yaz güneşi gibi eritir hep."
"Bu terkedilişler,"
"Bir yaz güneşi gibi eritir hep."
"Bu terkedilişler."

Kendime ne kadar emirler versemde kalbimde ki o acıyı yok sayamıyordum. Onun bana karşı yaptığı en ufak kötü sözü ve hareketi canımı öyle bir yakıyordu ki, hele benimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynaması gururumu çok kötü kırıyordu.

"Bir an duruşu gibi,"
"Ömrün gidişi gibi,"
"Veda ederken aşk ateşi gibi,"
"Söner iç çekişler."

"Veda ederken aşk ateşi gibi,"
"Söner iç çekişler."
"Aman aman, yandım amman."
"Kurşun gibi izler."
"Son bakıştaki o gözler."
"Kaldı aklımızda."

"Ah Sezen abla ne güzel anlatıyorsun." Sesli bir şekilde kurduğum cümleyle göz yaşlarımı elimin tersiyle sildim. Gün doğumunu ağlayarak izliyordum yine. Zaten yüzümün güldüğü çok az zaman vardı o da iyleştirdiğim hastalarımdı. O ölümcül vakaları iyileştirip ailelerine o güzel haberi verirken ki o sevinçleri beni güldüren tek şeydi. Tabi bunun diğer bir kötü tarafıda vardı o ailelere kötü haberi vermek.

"Aman aman, acı yüzler,"
"Kurşun gibi izler."
"Son bakıştaki o gözler."
"Kaldı aklımızda."

Şarkıya eşlik ettim. Kendimi bulmuştum bu şarkıda. Bir süre daha oturduktan sonra odama geçip üzerimi değiştirdim. Saat yediye geliyordu. Annem uyanmış olmalıydı. Aynadan kendime baktım. Berbat görünüyordum. Gözlerim kızarmış göz altlarım şişmiş ve yüzüm kreç gibiydi.
Makyaj masama oturup yüzümü toparlamak için biraz makyaj yaptım. Gözlerimin kızarıklığı için de damla sıktım gözlerime. Bir kaç dakika bekledikten sonra son kez aynadan kendime baktım.

"Çok iyisin Eflin herşey yolunda." Bok iyiydi hayatım büyük bir çıkmaza sürükleniyordu. Ama iyi olacaktım.
Annemi görüntülü aradım. İkinci çalışta açtı.

"Kızım günaydın." Gayet mutlu görünüyordu.

"Günaydın annecim. Ne yapıyorsun?" Dedim yüzüme kondurduğum sahte gülümsemeyi anlamazdı umarım.

"Kahvaltı hazırlıyorum canım."dedi ve kamerayla masayı gösterdi. Yine döktürmüştü.

"Ooo anne yine şaheserliğini konuşturmuşsun."
Kamera bir anda abime döndü.

"Hep sana mı Eflin hanım biraz da bana yapsın değil mi?" Abimin imalı ve gülerek kurduğu cümleler benimde gülümsememe neden olmuştu.

"Ben mi sana dedim başka ile tahinini iste diye abi sen gittin. Ee bi zahmet kararlarının sonucunu da çekeceksin. Aaa savcı olan sensin birde benden ders alıyorsun." Onunla uğraşmayı özlemiştim.

"Aaa yeter uğraşmayın benim prensesimle." Babamın sesiyle gülümsemem arttı. Evet beni diğer gülümseten şey ise ailemdi. Onların bu hallerine nadir şahit oluyordum. Ailecek işine düşkün insanlardık ve bir arada olmamız çok zor oluyordu. Ama şu nadir anları hiç bir şeye değişmem.

"Canım babam benim iyi ki varsın sen de olmasan bu anne oğul beni harcayacaklar." Dedim yapmacık bir üzüntüyle. Kamera babama döndü.

"Ben var olduğum sürece kimse benim kızımı harcayamaz harcarım valla onları buna Kerem de dahil." Dedi imalı bir şekilde abime baktı.

"Aaa düpedüz ölüm tehdidi bu. Bir savcıyla konuştuğunu unutuyorsun baba." Babam masadan bir şey alıp abime fırlattı.

"Başlatma lan savcılığdan senin o savcılığın benim yanımda sökmez sen hayla benim o haylaz küçük oğlumsun hepte öyle kalacaksınız." Dedi bana da itafen. Abimin kahkahası duyuldu.

"Yandık desene." Dedi yapmacık bir isyanla çıkan sesi hepimizi güldürdü.

"Sen nasılsın canım. Ani işim çıkmasa gelemezdim. Aklım sen de kaldı."

"Yok babacım gayet iyim hatta bugün işimin başına döneceğim yat yat nereye kadar. En azından kolum iyilesene kadar hasta bakarım. Hem fizik tedavimde var ona da girerim."
"Kızım daha toparlanmadın biraz daha mı dinlensen?" Annem ve babam ekranda bana üzgün bir şekilde bakmaları canımı sıkmıştı. Yine anlamışlardı kafaya birşeyleri taktığımı.

"Bunaldım baba çalışmak istiyorum bana da iyi gelecek eminim. Lütfen zorlamayın." Dedim yalvarır bir sesle.

"Peki kızım ama kendini zorlamak yok. Nöbete kalkmakta yok. Zaten durumun ortada baş hekim seni nöbete bırakmaz ama sen kalmak istemeyeceksin." Uyarı dolu sesi çok ciddiydi.

"Tamam babacım söz. Neyse benim çıkmam gerekiyor." Tam kapatacakken annemin sesiyle kapatmaktan son anda vazgeçtim.

"Sen kahvaltı yaptın mı? İlaçlarını eczane dolabında içtin mi onları da Eflin." Tabi ki hayır ama bunu bilmelerine gerek yoktu.

"Kahvaltımı yaptım ilaçlarımı aldım annecim merak etme." Beyaz yalandan birşey olmazdı.

"Tamam canım dikkat et kendine." Bu sohbet uzadıkça uzayacaktı anlaşıldı.

"Oldu hadi görüşürüz geç kaldım öptüm hepinizi kapatıyorum." Dedim ve kapatım.

Evden hızlıca çıktım. Araba kulanamayacağım için taksi çağırmıştım. Şoföre hastanenin adresini verip arkama yaslandım. Dikişlerim hayla ağrıyordu ama hastanede alırdım ilaçlarımı.
İrem'den ses seda çıkmıyordu. Acaba nasıl oldu hastası. Çok endişeli görünüyordu.

Telefon çantamdan çıkarıp İrem'i aradım.
Ama açmıyordu. Tekrar aradığım da tam kapatacakken açtı.

"İlaçlarını düzenli ve saatinde verin ayrıca dozlarını arttırdım ona dikkat edin lütfen. Çıkabilirsiniz. Alo Eflin!"


"Nerelerdesin sen kayıplara karıştın."
Telefonun ucundan oflama sesi geldi.

"Hiç sorma yaa dün anlattığım hastam intihar etti. Yetişemedim Eflin hayla kendime gelemedim." Duyduklarımla şok olmuştum.

"Nee ciddimisin sen İrem öldü mü?" İrem o hastanın üzerine çok titriyordu.

"Hayır Allahtan itfaiyenin müdahalesiyle açtıkları şişme can kurtaranın üzerine düştü ama ona rağmen kolunda ve bacağında kırıklar var." Sesi çok kötü ve yorgun geliyordu.

"Çok üzüldüm şimdi durumu nasıl?"

"İyi normal odaya aldılar bende şimdi terapiye gireceğim onunla onu tetikleyen şey ne olabilir onu öğreneceğim. Anlamıyorum çok iyi gidiyordu. Ne oldu da bir anda intiharın eşiğine gelir?" Bende bunu merak ediyordum. İki yıldır yakından takip ettiği hastasıydı. Şizofreni hastasıydı ve sanrılar görüyor ve sürekli bir şeylerden korkuyordu. Ama son beş ayda baya bir ilerleme vardı. Topluma giremeyen kişi topluma girer olmuştu.

"Tamam canım bende hastaneye geliyorum zaten beni de haberdar et merak ettim durumunu."

"Tamam görüşürüz." Diyip telefonu kapattı.
Bende hastanenin önüne geldiğimde ilk başhekimin yanına gittim. Kapıyı çalınca Asım beyin "gel" komutuyla içeri girdim.

"Aa Eflin hocam hoş geldin. Nasıl oldunuz?"
Samimi ve içten gülümsemesine karşılık verdim. Tebessüm ederek bir kaç adım daha yaklaştım.

"Daha iyim Asım bey. Ben iznimi bitirmeye geldim. İşimin başına dönmek istiyorum."
Bana eliyle karşısında ki sandalyeyi gösterdi.

"Otur bakalım Eflin hocam." Onu başımla onaylayıp oturdum.

"Daha yaralarınız taze ve duyduğuma göre dün dikişleriniz için gelmişsiniz. Pek iç açıcı durmuyorlar. Bu halde çalışmanız uygun değil en az iki hafta daha dinlenmeniz gerekiyor."

"Biliyorum ama sadece hasta muanesi yapsam ameliyata giremeyeceğimi bende biliyorum. İşimi çok seviyorum ve bu kadar ayrılık bile bana hiç iyi gelmedi. Acilde de bulunmam lütfen yoksa evde otura otura kafayı yiyeceğim." Dedim en sonunda isyan ederek. Asım bey hafif bir gülümsemeyle bana baktı.

"Bak Eflin sen uzun yıllardır burada çalışıyorsun. Seni severim işine olan bağlılığın ve başarın da dünya genelinde çok konuşuluyor. Ama bu halde en ufak bir hatan seni en yüksekten en dibe çeker bunun farkındasın değil mi? Aldığın ilaçlar seni halsizleştiriyor ve o kafayla hastaya yanlış müdahale yada yanlış bir ilaç senin sonunu getirir o yüzden bir iki hafta daha dinlen. Senin için diyorum. Senin gibi başarılı birini kaybetmek istemem." Haklıydı ama ben evde oturmaktan çok sıkılıyorum.

"Doğru söylüyorsunuz. O zaman hastanede dolaşmama izin verin hastalarla iç içe olmak bile iyi gelir bana." Başını sen iflah olmazsın dercesine iki yana gülerek salladı.

"Pes etmeyeceksin değilmi?" Dedi hafif bir gülümsemeyle.

Aynı şekilde mahçup bir ifadeyle bende gülümsedim.
"Malesef kendime engel olamıyorum."

"Tamam ameliyatları izleyebilirsin servise de çıkabilirsin ama müdahale etmek kesinlikle yasak. En ufak bir müdahalede iyileşene kadar seni hastaneden kapısından içeri sokturtmam." Dedi uyarı bir sesle. Evet bunu söylerken çok ciddiydi.

Ama ben çoktan sevinçten Asım beye sarılmamak için zor tutuyordum kendimi.

"Hiç merak etmeyin asla müdahale etmeyeceğim. Çok teşekkürler." Dedim ayağa kalkarken.
"Hadi bir iyilikte benden olsun. Şuan ikizlerin ameliyatı var ayırma operasyonu. İkinci ameliyathanede." Duyduklarımla yüzümde kocaman minnet dolu bir gülümseme oluştu. Hiç vakit kaybetmeden kapıya yöneldim.
Tam kapıdan çıkacakken Asım beye döndüm. Ağzım kulaklarımdaydı adeta.

"Aramızda ki resmiyet olmasa size kocaman sarılmak isterdim çok teşekkürler." Koca bir kahkaha attı.

"Deli kız hadi git ameliyatı kaçırma." Başımla onaylayıp direk ameliyathaneye doğru hızlıca yürümeye başladım.

Asım ATA ellili yaşlarının sonundayı. Çok babacan biriydi ama o kadar despottu ki onunla labai konuşmayı bırak ses tonunu bile yükseltemzdik yanında ama zor anlarımızda ilk o koşar babacan bir şekilde kol kanat gelirdi. Bu benim için değil tüm hastane personeli için geçerliydi. Ve tüm hastane Asım ATA'YI çok seviyorduk.


Hastanede olmak bana o kadar iyi gelmişti ki kendimi dinlenmiş ve mutlu hissetmeye başlamıştım bile. Tam üç ameliyat izlemiş. Acil serviste çaktırmadan bir kaç hastaya müdahale etmiştim. Şuan ise İrem ile hastane bahçesinde kahve molası vermiştik. Asım beyin dediklerini ona anlatınca o da başhekimi haklı bulmuştu.


"Senin hastan ne oldu?" Dedim durumunu merak ediyordum. Dalgın bir şekilde karşıya bakıyordu.

"Bilmiyorum anlatmıyor bana mesafeli davranıyor. Galiba ona inanmadığımı düşünüyor. Onu ne tetikledi bilmiyorum. Zeynep bana çok güvenirdi. Taburcu olduktan sonra o iki hafta da ne yaşamış olabilir? Zaman veriyorum bana tekrar güvenmesini sağlamam gerekiyor. Ve bana olan güveni neden sarsıldığını da öğrenemem gerekiyor. Şuan kendini dış çevreye kapatmış durumda."

"Ailesi olabilir mi o evde birşey olmuş olmalı. Hatırlıyormusun bir ara yine böyle olmuştu. Üvey babası ve annesiyle gelmişti. Üvey babasından çok korkuyordu. Sana beni dövüyorlar demişti ama ailesi inkar etmişti."

"Evet vücudunda darp izi yoktu. Hastalığına bağlı bir durum demiştim."

"Ya öyle değilse!" Dedim kendimden emin bir şekilde. Bir an da bana döndü.

"Aklından geçen ne Eflin?"

"Zeynep'e o evde fiziksel değilde psikolojik şiddet uyguluyorlarsa belki de bunu söylemeye çalışıyordur." Söylediklerimle aklında ki taşlar yerine oturmuştu.

"Olabilir hatta öyle çünki bana ruhumu çok acıtıyorlar demişti bir kere. Zaten çok az konuşan biri büyük ihtimal psikolojik şiddetle kızı bana düşman ettiler. Ama neden işte? İnsan kızının iyi olmasını ister o yüzden getirmiyorlarmı buraya." Doğruydu ama aklıma gelen şeyle bunu söyleyip söylememekle kararsız kaldım.

"Eflin ne var aklında bir şeyden mi şüpheleniyorsun?"

"Evet bence bu kızın annesinin hiç bir şeyden haberi yok üvey babası bu kızın durumundan dolayı devlet yardımı kesilmesin diye kızın aklıyla oynuyor olabilir. Zeynep annesine içten bakarken üvey babasıyla göz teması bile kuramıyor."
Bunu ilk geldiği gün ve ailesinin ziyaret ettiği günlerde bir kaç defa denk gelmiştim.


"Hiç bu yönden düşünmedim. Babasıyla arası hiç yoktu. Bende üvey babası diye kabullenmiyor diye düşündüm. O adam zaten kızın burada kalma taraftarı değildi. Eflin bana çok güzel bir fikir verdin." Yerinden sevinçle kalktı.

"Eğer öyle birşey varsa o adamın hayatını kabusa çevireceğim."
Yüzünde ki intikam dolu hırs beni güldürmüştü. Söz konusu hastalari olunca içinden canavar çıkıyordu bu kızın.

"Ne demek kardeşim ne zaman istersen olay çözmede sana seve seve yardımcı olurum."

"Ben Zeynep ile konuşup geliyorum. Aa bu arada şu Bora olayını unuttum sanma ilk fırsatta anlatacaksın." Bunları söylerken bile bir kaç adım uzaklaşmıştı bile.

"Zaten unutsan şaşarım." Dedim imali bir şekilde bakarak. Dediklerimi umursamadan hızlıca uzaklaştı.


Telefonumun çalmasıyla masanın üzerinden alıp ekrana baktım. Boran arıyordu. Telefonu açtım.

"Efendim." Dedim
"Eflin nasılsın? Evine geldim ama yoksun herhalde." Evet başlıyorduk. Ben bunu unutmuştum.
"Ben hastanedeyim Bora" Daha sözümü bitirmeden telaşlı sesi böldü konuşmamı.

"Nee! Kötüleştin mi ben sana beni ara demiştim Eflin." Çıkan seslerden arabaya bindiğini anladım. Bu kadar telaşta neydi böyle.

"Sakin ol Boran ben iyim işimin başına dönmek için geldim ama Asım bey izin vermedi." Bende hastanenin bahçesinde kahve içiyorum." Derin bir nefes alıp verdi.

"Çok korktum Eflin. İyi olduğunu gözlerimle görmek istiyorum. Yarım saate oradayım." Dedi ve daha konuşmama izin vermeden telefonu kapattı.

"Ben onun teklifini kabul ederek kendi ayağıma sıkmıştım galiba." Sesli bir şekilde ofladım. Onun beni buradan çabuk sahiplenmesi beni şaşırtmıyor değildi. Karnım acıkmıştı. Sabah kahvaltıda yapmamıştım çoktan öğleni geçmişti. Yaralarımda haddinden fazla ağırımaya başlamıştı. Göstersem iyi olacaktı.

Yerimden kalkıp kantine doğru ilerlerken telefonum tekrar çaldı. Boran tekrar arıyordu. Telefonu açıp kulağıma götürdüm.

"Efendim Boran." Dedim.
"Öğlen yemeğine ne dersin. Ben bunun için gelmiştim aslında sana. Çok güzel bir yer biliyorum."

"Olur benimde karnım acıkmıştı zaten. Yemek yiyecektim birazdan bende, seni bekliyorum ozaman." Neşesini telefondan anlayabiliyorudum.

"Zamanlamam çok iyi desene. Tamamdır görüşürüz o zaman." Sesinde ki sevinç tuhafıma gitmişti. Bir yemek için bu kadar sevinmesi normalmiydi?

Yönümü değiştirip hastanenin girişine doğru ilerledim. Zaten kısa süre sonra da Boran geldi. Aşağıya inip bana sarılınca bende ona sarılarak karşılık verdim.

"Daha fazla aç aç bekletmeyeyim seni hadi arabaya geçelim." Hiç hayır diyemezdim açlıktan midem sırtıma yapışmıştı resmen.
Onu başımla gülümseyerek onayladım. Eli belimi bulunca ilk irkildim ama birşey diyemedim. Arabanın kapısını açıp oturmamı bekledi bu davranışı hoşuma gitmişti. Gülümseyerek ona baktım. Çok centilmendi bu huyu hiç değişmemişti.

"Teşekkürler." Dedim içten bir gülümsemeyle. Ona bir şans vereceğime söz vermiştim. Ve sözümde durup bu ilişkiye bir şans verecektim. Ve bunun için elimden geleni yapacağım.

"Ne demek senin gibi birine bunlar az bile." Gülümsemem daha da artınca mahçup bir şekilde önüme döndüm. O da sürücü koltuğuna geçince araba hareket etti. Tam hastaneden çıkarken gözüme siyah bir araba takıldı. Bu arabayı sabahta görmüştüm galiba. Arabanın camları siyah filmlerle kapalıydı. Ve içeriden flaş yanıp söndü sanki. Umarım aklımda ki değildir.
Yoksa hiç iyi şeyler olmazdı. Yok ya o kadar da değil kuruntu yapıyorum yine.

Sahil kenarında lüks bir restoranda gelmiştik. Sahil manzarası olan bu yer çok güzeldi. Mekanın önünde yol vardı onun karşısında ise kocaman bir deniz. Hava sıcak ama hafif esen rüzgar o sıcaklığı alıyordu. En sevdiğim havalardan biriydi.
Cam kenarına geçip önce benim oturmam için sandalyemi biraz geriye çekip oturmamı bekledi. Tebessüm ederek oturdum. O da tam karşıma oturunca bir garson gelip siparişleri aldıktan sonra gitti.

"Çok güzel olmuşsun Eflin. Düne göre daha iyi gördüm seni." Yaa gel birde bana sor diyecektim ama neyse. Makyajımı sildiğim zaman ki yüz ifadesini merak etmiştim.

"Evet uyumak iyi geldi. Daha iyi hissediyorum." Dedim tebessümle.
Tabi canım sabaha kadar ağladığımı o manyağın nasıl dengemi alt üst ettiğini anlatsam kan çıkardı valla.

"İyi olduğunu görmek beni çok mutlu etti." Elimi tutup dudaklarına görürdü ve öptü.

"Çok düşüncelisin Boran teşekkürler beni böyle önemsediğin için." Elimi bırakmayıp masada tuttu. Yemekler gelince şükür elimi bıraktı. Hemen masanın altına koydum elimi. Bu kadar hızlı gitmek beni ürkütüyordu.

Hiç konuşmadan yemeğimi yemeğe başladım. Buradan çıkınca bir bahane uydurup eve geçerdim. Bu kafayla çekilmiyordu.

Yemeğin sonuna doğru, "Eflin yanlış anlamazsan sana bir şey vermek istiyorum." Ağzımda ki lokma boğazımda kalıyordu. Bu bana evlenme teklifi mi edecekti yoksa. Ay yok o kadar da değildir herhalde. Son lokmayı zorla yuttuktan sonra ona ne vereceksin dercesine baktım.
Ceketinin sol iç cebinden bordo bir kutu çıkarmasıyla telefonuma ard arda gelen mesaj aynı anda oldu dikkatim masada ki telefonuma kaydı.

"Özür dilerim önemli galiba bakmam gerekiyor." Anlayışla gülümsedi.

"Tabi ki sorun değil beklerim ben." Diyince bakışlarım telefona kaydı. Ateş'ten gelmişti. Tam beş mesaj atılmıştı. İlk bakmak istemedim ama sonra merakıma yenik düşüp mesajı açtım.
Okuduklarımla korkudan fal taşı gibi açılan gözlerle Boran'a kaydı bakışlarım.

"Ben sana o piç ile bir daha görüşmeyeceksin demedim mi?"

"Beni hafife alıyorsun Eflin!"

"Birde elini mi öptürüyorsun!"

"Onun leşini oraya sermezsem banada Ateş demesinler."

"Seninle ayrı hesaplaşacağız EFLİNN."

Hızlıca etrafıma baktım. Boran bana, "Eflin iyimisin ne oldu? Ne bu halin?"desede benim gözlerim onu arıyordu.

Bir anda hızla önümüzde duran siyah arabalarla dikkatim oraya kaydı. Silahlı adamları görmemle dehşete kapılarak Boran'a bağırdım.

"BORAN YERE YAT HEMEN!" Boran ne olduğunu anlamdı kolundan tuttuğum gibi yere itti ve masayı önümüze devirmeyle silah seslerinin duyulması bir oldu. Etrafta ki insanlar çığlık çığlığa sağa sola kaçıyorlardı. Boran hemen kendine gelip kendini bana siper etti. Belinden silahı çıkarıp karşılık vermesiyle yaşadığım şok had safaya çıkmıştı.

Bu da neydi böyle? Yüzünde ki o korkutucu, ölümcül yüz ifadesi beni ürkütmüştü. Boran tek elini bana sarmış ve kafamı kaldırmamam için beni sabit tutuyordu. Kolumda hissetiğim sıcak sıvıyla ağrının bedenimi sarması bir olmuştu. Bir anda büyük bir savaşın içine düşmüştüm.

Titreyen sesimle Boran'a seslendim. Elimi kanayan yere götüremiyordum çünkü Boran beni o kadar sıkı tutmuştu ki hareket dahi edemiyordum.

"Boran ben-" Devamı gelmedi soğuk soğuk terlemeye başladım. Korkudan mı yoksa o gece yaşadığım olayladan kaynaklımı bilmiyordum. Ama panik atak geçirdiğim kesindi. Nefesim kesiliyor sanki dünyanın sonu gelmiş gibi hissediyordum. Gözüm kararıyor Boran'dan kurtulamadıkça daha kötü oluyordum. Sesim dahi çıkamayacak kadar kötüyüm. Bilincimin kapanmasıyla çırpınmam durdu. Ve tüm sesler bir anda kesildi.




Veee bölüm sonu...🌸

Bölümü nasıl buldunuz canlarım?

Bu Ateş baya manyak çıktı. Seviyormuş sevmiyormu belli degil.

Bakalım yeni bölümde neler olacak.

Görüşmek üzere...❤️🦋

SEVİLİYORSUNUZZZZ...💞🩵🌼

Bölüm : 02.11.2025 21:18 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...