11. Bölüm

10.BÖLÜM

Medine Gürpınar
medoscummm

Teknik aksaklıklar nedeniyle bir gün kadar geciktim ballar. Şimdi fazla uzatmadan bölüme geçelim.

Keyifli okumalar.

İlk defa bir bölüme şarkı ekliyorum. Bu bölümün şarkısıdır ve okurken dinlemenizi öneririm.

The Second Waltz - Andre' Rieu

 

..................

Odamda oturmuş elimdeki telefondan not sistemindeki notlarıma bakıyordum. İlk sınavları kazasız belasız atlatmıştım. Notlarımı yüksek tutmaya çalışıyordum.

Başarı takıntısı başa belaydı.

Keremle olan ilk dans provasının üstünden bir hafta geçmişti. Bu bir haftada fırsat bulduğumuz her anda toplanıp çalışıyorduk. O kadar çok çalışmıştık ki artık bedenim kendiliğinden ritme ayak uyduruyordu.

Provalar ise hiç sıkıcı değildi. Keremle eş olduğumuzdan dolayı her seferinde konuşacak bir konu buluyor, birbirimize eski çocukluk anılarımızı anlatıyorduk. Bazense sevip sevmediğimiz konuları konuşuyorduk. Bu sayede onun hakkında birçok şey öğrenmiştim.

Mesela ilk motora bindiğinde düştüğünü ve sırtını taşa vurarak yardığını öğrenmiştim. Ufak bir yarık olduğunu söylese de inanmamıştım. İçim cız etmişti.

Ben hamburgerin içinde domates sevmezdim o ise mayonez. Hız tutkunu olduğunu zaten biliyordum ama bu tutkusu için yediği cezaları anlattığında şok olmuştum. Tabi Selma hocanın bu cezalardan haberi olduğu gibi cezayı ödemeyip Kerem’i çalıştırdığını duyduğumda da şaşkınlığımı gizleyememiştim.

Yemekleri ben baharatlı ve acılı severdim ama o aşırıya kaçmadan acı sever baharatların yemeğin kokusunu ve tadını bozduğunu iddia ederdi.

Bunlar gibi daha birçok şey konuşmuştuk ve ben hepsini aklımın kırmızı tabelasına not etmiştim.

Hafızam beni şaşırtmaz ve unutmazdı inşallah.

Elimdeki notlara memnun bir bakış attıktan sonra uygulamadan çıktım ve ardayı aradım.

Telefon ikinci çalışta açıldığında “Efendim Ayloş.”diye bir cevap almıştım. Evet, adımı asla söylemiyor ve bana ‘Ayloş’ diyordu. Ben de ona takılarak “Nasılsın Ardoş. Yarınki gösteriye benden sana açık bilet. Kesinlikle gel ve eserini gör.”dedim. Karşıdan çığlığa benzeyen bir ses geldiğinde yüzümü buruşturup telefonu kulağımdan uzaklaştırdım.

“Kız gelirim tabi. Hiç gelmez olur muyum? Sen benim ustalık eserim olacaksın.” Karşılıklı gülüştüğümüzde “Tamam o zaman bekliyorum. Gösteri bitiminde yanıma uğra. Serra ile Pınar da gelecek zaten onlar seni yönlendirir.”dedim. “Tamam tamam. Uğrarım. Annene se..” lafını yarıda kestiğinde kaşlarım çatıldı. Bir süre sessiz kaldığında kuşkulandım.

“Alo Arda orada mısın?”dememe kalmadan tekrar çığlık attı. “Ama yeter be Arda bak bu iki oldu. Üçüncüde affetmem alırım ayağımın altına.”diyerek kızdım. En sonunda ses verirken “Tamam yaparsın bir ara.”diyerek beni tınlamadı bile.

“Ben yarın ne giyeceğim ya. Ayloş benim şimdi kapatmam lazım. Biraz işim var. Giyecek bir şeyler bulmam lazım.”dedi ve benim cevap vermemi beklemeden suratıma telefonu kapattı.

Ben elimdeki telefona bakıp kalırken “Kaçık!”diye söylendim ve ayağa kalkarak aşağı inmeye karar verdim.

Bu Arda âlem çocuk ama seviyorum be!

Ben yürüyüp aşağı inen merdivenin cam kapısını açtığım anda aşağıdan annem ve anneannemin sesleri yükseldi. Anneannem geleli yaklaşık altı gün oluyordu ve ben çok mutluyken annem cinnet geçirmek üzereydi. Eskiden bu kadar huysuz ve dediğim dedik biri olmadığını yaşlandıkça huysuz inatçı biri olduğunu söyleyip duruyordu.

Açıkçası beni ilgilendiren bir şey yoktu. Aksine hoşuma gidiyordu.

“Gelemeyuz diyrum ana. Nesinu anlamıysun. Sabah beru yedun başumun etleruni.”diyordu annem.

Ardından bir çarpma sesi ve inleyiş sesi onları takip etti.

Evde yine kaos var. En sevdiğim, en sevdiğim.

“Gelecesunuz dedum bittu hafize. Sen ananun sözinin üstune laf mi edeysun?”diye bağırmıştı anneannem.

Hızla merdivenleri inip salona daldım. Karşımdaki ikili o kadar komik görünüyordu ki gülmemeye çalıştım. Anneannem koltukta oturmuş anneme diklenirken annem salonda volta atıyordu. Bir yandan saçını başını yoluyor bir yandan da söyleniyordu.

“Hayur ben anlamıyrum. Ula ne edecesun bizi götirip Trabzon’a. Bu karda kışta ne ederuz ana.” Anneannem bıkmışlıkla nefesini verdi.

“Bak cüzel yavrum. Biruncisu aç değulsunuz açukta değulsunuz. Kar kış ne edecekmuş size. İkuncisu torinim özlemişidur Trabzoni. Gezdireceğum.”

Daha fazla sessiz kalamadım. Annemin cevap vermesini beklemeden “Trabzon’a mı gidiyoruz? Ne zaman gidiyoruz? Çok özledim oraları gitmeyeli uzun zaman oldu. Ben hemen valiz hazırlayayım.”diyerek aralarına girdim.

Neşeli sesim ile annem dertli dertli iç çekti. Ardından bana dönerek “Gitmiyoruz ayla. Hem senin okulun var. Oralara gidip ne yapacaksın.”dedi.

Hevesim kursağımda kalırken anneanneme en melul bakışımı attım. Dudaklarımı da büzerek baktığımda anneannem kayıtsız kalamadı.

Bu taktik hep işe yarar.

“Kizum kırma uşağun hevesuni. Bak üzildu çocik. Hem yok midur bu uşağun tatilu? O zaman gideruz.” Anneannem artık kavgayı bitirmek için annemle ılımlı konuşmaya başlamıştı. Annem elini alnına atıp sıvazladı. Bu hareketinin nedeni oldukça basitti. Bizimle başa çıkamadığı için dara düşmüştü.

En sonunda pes ederek koltuğa çöktü. “Tamam. Okul tatil olduğunda gideriz.”demesiyle koşarak anneme sarıldım. Anneannem de arkada kaldığından dolayı elimi ona uzattım ve gizlice çak yaptık.

Bu kadın benim idolum!

Bugün 24 Kasım. Yani öğretmenler günüydü ve bizim artık gösteri yapma vaktimiz gelmişti. İlk önce sunum ve konuşmalar yapılacak sonra da sahneye biz çıkacaktık.

Salona öğrenciler doluşurken arkadaki hazırlık bir hayli yoğundu. Kafamı çıkardığım perdeden geri içeri çektim. Baya bir stres olmuştum. Ya yanlış yapar da batırırsam gösteriyi diye düşünmekten kendimi alamıyordum.

Herkes üstünü giyerken ben çoktan hazırdım. Kerem ile en önde dans edeceğimiz için ben herkesten farklı bir elbise giymiştim.

Evet. Elbise giymiştim.

Üzerimde canlı kırmızı, ip askılı ve uzun bir elbise vardı. Çok fazla dekolte vermemesine rağmen içinde biraz huzursuzdum. Elbise belimi sıkı sıkı sarıyor ondan sonra bollaşarak aşağı bileklerimin bir karış üstüne kadar iniyordu.

(Fotoğraf temsilidir. İsteyen hayalinde olan ile devam edebilir.)

Güzel bir elbiseydi fakat ben içinde olduğum için pek de güzel görmüyordum kendimi. Diğerleri aynı tür elbisenin beyazını giymişlerdi. Hepimizin ayaklarında ise siyah ince topuk ve fazla yüksek olmayan topuklular vardı.

Erkekler ise smokin giyeceklerdi. Yakalarında gül olacaktı. Herkes hazır olmaya başladığında durduğum yerden Kerem’i aradım. Buralarda gözükmüyordu. Daha fazla aranmadan gidip kulisin içine şimdilik koydukları boy aynasının karşısına dikildim. Ellerimle dalgalı yaptığım saçlarımı biraz dağıtarak hoş durmasını sağladım. Ardından göz kapağıma yapışan maskarayı temizledim. Siyah uzun saçlarım dalga dalga omuzlarımdan dökülürken aynadan kendime alıcı gözü ile baktım. Açık mavi gözlerimi ortaya çıkaran maskara ve siyah göz kalemi hoş duruyordu.

Dudaklarıma kırmızı ruj sürmüştüm. Bakışlarım elbiseme dönünce suratımı buruşturdum.

O son dilim pizzayı yememem lazımdı!

Şişmiş karnım bana alttan el sallarken ben kendime lanetler yağdırmaya devam ettim. İnsanın çölyak hastalığı olunca her an şişmesi muhtemeldi.

Ben aynada kendime odaklanmışken bir anda dikkatim dağıldı. Aynadan bana bakan bir çift göz gördüm. Hayran bakışlar aynadan bana bakıyor ortamın daha fazla ısınmasına neden oluyordu.

Bu bakışmayı bölmek adına arkamı döndüm. Kerem giriş kapısına yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmiş bana bakıyordu. Yavaşça ona doğru yürümeye başladım. Biz birbirimize bakarken etraf sanki sessizleşmiş gibiydi. Öyle ki ben sadece ayağımdaki topukluların zeminde çıkardığı sesi duyuyordum.

Yanına gittiğimde ıslık çalıp “Bu ne güzellik Leydim. Parlıyorsunuz.”dedi. Ben de ona takılarak eteğimi tutup selam verdim ve “Teşekkür ederim Lordum. Siz de çok şıksınız.”dedim.

Elini bana uzattı. Elini tuttuğumda kolumu kaldırarak beni birkaç tur etrafımda çevirdi. En sonunda “Lordum biraz daha çevirirseniz düşeceğim.”dedim. Döndürmeyi bırakıp “Düşmezsin. Ben seni tutarım.”dedi. Alttan alttan ona bakarken “Tutar mısınız?” dedim. Anında “Tutarım. Bırakmam.”dedi.

Bir süre sessiz kaldık. Belki de o sıra bizim dile dökemediklerimizi ruhlarımız konuşmuştur.

En sonunda aklım başıma geldiğinde ona bakmayı akıl ettim. Göz ucuyla şöyle bir süzdüm. Giydiği smokin üstüne tam olmuştu. Yakasındaki kırmızı gül ona ayrı bir hava katıyordu. Uzun saçları yukarıya doğru şekillendirilmişti.

Kerem saçlarına dokunulmasından hoşlanmazdı. Saçı yapılırken ne kadar huysuz göründüğünü hayal ettiğimde dudaklarım kendiliğinden gülümsedi.

Bakışlarım saçlarından aşağı inince papyonunun yamuk olduğunu fark ettim. Kendisi takmış olmalıydı ki sağ tarafının ipi de dışarıdaydı. Gülmeden edemedim. Benim gülmemi anlamlandıramamış olacak ki “Ne? Niye gülüyorsun?”diyerek sordu ama o da gülüyordu.

Biraz daha yaklaşıp smokinin kenarını tuttum çünkü bu topuklularla bile ona yetişemiyordum.

En kısa zamanda boyunu sormak farz olmuştu.

Kerem anlamayarak baktığında “Eğilir misin?”dedim. Anında eğilirken artık ona daha rahat ulaşabiliyordum. Gömleğin yakalarını kaldırarak papyonu çıkardım. Bu sırada boynunda hiç görmediğim bir şey gördüm. Bir kolye zincirine benziyordu.

Kaşlarım çatılırken izin almadan parmaklarımı zincire geçirerek kolyeyi dışarı çıkardım. Ucunda açık mavi yuvarlak bir top duruyordu. Kerem ben kolyeyi incelerken hiç hareket etmiyordu. Öylece beni bekliyordu.

Kız bırak kolyeyi çocuk fıtık olacak şimdi.

İç sesim yine mantıklı konuşurken daha fazla inceleme gereği duymadım. Hemen kolyeyi geri içeri tıkarken elimdeki papyonu da hızlıca taktım ve düzelttim. Yakalarını indirdikten sonra yamuk olan papyonu düz şekline getirirken ellerimin üzerinde baskı hissettim.

Kerem’in elleri benimkileri sarmıştı. Kafamı kaldırıp ona baktığımda onun zaten bana baktığını gördüm. Anlamsızca bir saliseliğine gözlerim dudaklarına kaydı. Ama hemen toparlayıp tekrardan gözlerinin içine baktım.

Her zamankinden farklı olan bakışlarında tanımadığım bir duygu geziyordu. Ben tutulup kalmışken o “Sormayacak mısın?”dedi.

Neyi sormayacak mıydım? Ben soru mu soracaktım? Soru neydi?

Kendine gel aptal.

Yine ve yeniden iç sesime teşekkür ettikten sonra verilebilecek en makul cevabı verdim.

“Neyi?” Ben apışıp kalmışken Kerem bu halime gülümseyerek baktı. “Neyi olacak canım. Kolyeyi tabii ki. Sormayacak mısın?” Kendime göz devirdikten sonra “Hayır sormayacağım. Sonuçta senin özelin.”dedim.

Kerem tatlı bir bıkmışlık edasıyla sırıtarak başını salladı. “Sende benim özelimsin. Durma sor hadi.” Merak duygusu beni yiyip bitirirken dedikleri aklımı başka yere çekmeye yetti.

Bu sefer kafa karıştırma sırası bende!

Gözlerimi cilve ile kıstıktan sonra dudaklarıma can alıcı bir tebessüm kondurdum. Ardından internette gördüğüm bir taktiği uygulamak için harekete geçtim. Gözlerimi ilk olarak sağ gözüne odakladım. Bir süre sonra dudaklarına saniyelik bakıp diğer gözüne baktım.

Aynı sırayı tekrar ederken kısık bir sesle “Ne zamandan beri özelin oluyorum?”dedim. Kerem’in donup kalmış hali beni neredeyse güldürüyordu. Bakışları bana odaklıyken sertçe yutkundu.

Ne yaptığımı anlamadı ama o da bana ayak uydurarak kısık sesle “Şu andan itibaren.”dedi. Onu daha fazla terletmek istemediğim için ciddi rolümü bozup haykırarak gülmeye başladım.

Bunu yapmasam anlardı.

Ben gülmeye krizine girmişken kollarımı tutup beni kendime getirmeye çalıştı. “Ayla ne yaptığını anlamadım ama artık gülmeyi bırakır mısın? Konudan sapıyorsun.”

Gülmekten gözümden yaş geldiğinde aklıma makyajım geldiği için anında dikleştim ve koşarak aynaya gittim. Tabi Kerem de peşimden geliyordu.

Aynada yüzümü kontrol ederken “Neydi ki bizim konumuz? Senin donup kalmansa bu cidden komikti.”dedim.

Neyse ki makyaja bir şey olmamıştı.

Kerem dediklerimi takmayıp beni elimden tutarak kendine çevirdi. “Tamam, kendine bakıp durma artık. Çok güzelsin.”

Bunu da şakaya vurmak isterdim ama Kerem ilk defa yüzüme açıkça güzel olduğumu söylüyordu. Yutkunurken yeniden konuyu değiştirmek için “Tamam sen kazandın. Merakımdan çatlamak üzereyim. Söylesene o kolye de neyin nesi?”dedim.

Allahtan dikkati hemen dağılabilen bir insandı.

Elleri ile kolyeyi boynundan çıkartıp havada salladı. “Bu kolye benim için çok kıymetli. Bana çok sevdiğim birini hatırlatıyor.”derken ben kolyeye bakıyordum ama onun bakışlarını üzerimde hissediyordum.

Başımı çevirip ona baktığımda hislerimde yanılmadığımı anladım. Tam gözlerimin içine bakıyordu. Bu sessiz bakışmamızın arasında duygularım gözlerimden onun gözlerine akacakmış gibi bir korku sardı içimi. Bakışlarımı hemen yere eğerken Kerem hala elimi tutuyordu.

Tuttuğu elimin avucunu açarken kolyeyi içine bıraktı. “Bu kolyenin artık senin olmasını istiyorum.” Anında reddedecekken “Alır mısın diye sormadım. Senin olmasını istiyorum dedim. Bu yüzden itiraz yok.”dedi.

Yenilmişlikle nefesimi verirken kafamı salladım. “Peki, öyle olsun bakalım.” Elimin içindeki kolyeyi geri ona uzattım. “Benim için takar mısın?” cevap vermesini beklemeden ona sırtımı döndüm.

Saçlarımı sağ omzuma atarken o kadar nazik davrandı ki sanki saçlarımda elleri gezmiyormuş da rüzgâr saçımı savuruyormuş gibiydi. Dinginlik ve huzur vericiydi.

Kolyeyi önümden geçirip boynuma takarken hala önünde durduğumuz aydan ona bakıyordum. O ise kolyeye odaklanmıştı. Kolyeyi taktıktan sonra o da başını kaldırıp aynadan bana baktı.

Boynumda asılı duran ve parıldayan mavi top kolyeyi bir yıldıza benzettim. O an içimden bir dilek tuttum. Dileğimi kolyeye bağladım ve bu kolye koparsa dileğimin gerçek olacağını varsaydım.

Umarım beni hiç yalnız bırakmazsın Kerem.

“Sanki senin için yaratılmış gibi duruyor.” Kerem saçlarımı geri atarken cevap vermedim. Elleri bir süre saçlarımda oyalanınca “Hey! Saçımı sakın bozayım deme, onlar için baya uğraştım.”dedim.

Beni dinlemeyip aksine saçlarımın bir tutamını kaldırarak kendine bıyık yaptı. Sinirlerim anında tavan olurken kayıtsız kalmamak çok zordu.

Orada dur bakalım Kerem Efendi. Saçım en fosforlu kırmızıçizgimdir.

O gülerken hemen arkamı dönüp saçlarımı ondan kurtardım. Geri dönüp aynada saçımın kabaran kısımlarını düzeltip tekrar şekil verdim. Ben sinirli sinirli söylenip saçımla uğraşırken Kerem de beni izliyordu.

“Tüm saçımı bozdun Kerem. Ben seninkini bozuyor muyum? Aşk olsun.” Ben ona çıkışırken o benim yüzüme bakıyor başka hiçbir şeyi takmıyordu. Cevap vermesini beklemeden aynanın önünden çekilip ondan uzaklaştım. Ben daha üç dört adım atmıştım ki Kerem “Olsun. Aşk olsun.”dedi.

Adımlarım sekteye uğrarken bir süre hareket edemedim. Ardından cevap verme gereksinimi duymadan yürümeye devam ettim.

Arkama dönüp bakmadım. Kaçınılmaz olan gerçekleşmişti. Daha bir süre öncesine kadar kendi hislerimden emin olmuştum. Ama onunkinden şüpheliydim. Fakat şu an açıkça da olmasa hislerini anlamıştım.

Kerem de beni seviyordu.

Dışarıda sunum ve konuşmalar yapılırken içeride sahneye giriş pozisyonumuzu almış sıranın bize gelmesini bekliyorduk. Yanımda Kerem dururken son konuşmamız dışında şuan da dâhil hiç konuşmamıştık.

Kerem’in yanından ayrıldıktan sonra Kerim’in yanına gitmiştim. Ne kadar çirkin olduğumu söyleyip beni zorbalamıştı. Yanında az daha dursaydım klâs görüntümün içine edip üzerine atlardım. Neyse ki kendine hâkim olabilen birisiydim.

He yani biz de bunu yedik canım. Gördük ne kadar hâkim olduğunu.

Sol taraf meleği yine işin içine girdiğinde sola bakarak göz devirdim. Sol tarafımda da Kerem durduğu için bana baktı. Anında gülümseyerek öbür tarafa döndüm.

Ben kendi içimde cebelleşirken sunucu olan kız “Şimdi ise sırada çok özel bir gösteri var. Okulumuz öğrencileri tarafından bugün için hazırlanan dans gösterisi için onları sahneye davet ediyorum.”dedi ve bizi çağırdı.

Kalbim küt küt atarken Kerem’in elini elimde hissettim. En önde çıkacağımız için yürümeye başlamıştık. Giriş oldukça basitti. El ele tutuşup ellerimiz hafif kalkık bir şekilde sahneye yürüyecektik. Yürüyüp sahneye çıktığımızda endişemi gizlemek adına seyircilerin arasında bizimkileri aradım. Gözlerim çok fazla etrafta gezinmeden onları bulmuştum. Orta sıranın ikinci kısmında oturuyorlardı.

Onlara baktığımı gördüklerinde üçü birden başparmaklarını kaldırıp beni onayladı. Onları görmek bana iyi gelmişti. Rahatlamıştım.

Sahnedeki yerimize geldiğimizde etraf sessizleşti ve müzik çalmaya başladı. Hep beraber seçtiğimiz şarkı, Andre Rieu çalmaya başladığında ilk önce sahneden karşılıklı birbirimize selam verdik. Ardından çalıştığımız gibi ilk adımı yapmaya başladık.

Kerem dansa başladığımızdan beri çok rahattı. Sanki bütün okul izlemiyormuş da sadece ikimiz varmışız gibi bakıyordu. Rahatlığından yine ödün vermiyordu. Daha dansın ilk adımı bitmeden konuşmaya başladı. “Ayla, Kerim ile karşılaştığınız ilk yeri hatırlıyor musun?” Sorusu garibime gitse de cevapladım. “Evet, bir sahaftı. Neden sordun?”

“Biliyorsun Kerim’in kitaplarla işi yoktur. Zamanında aklına gelmeyip sormamış olabilirsin ama onu o gün ben göndermiştim oraya.”dedi. Bu konunun nereye gideceğini merak ederek kaşlarım çatıldı. “Bu konu nereye gidecek acaba?”

Dansın ikinci adımına geçerken “Bekle anlatıyorum. İşte sen oradan o gün bir kitap almışsın Kerim görmüş. Bir şiir kitabı. Onu hatırlıyor musun?”dedi. İçim merakla dolarken artık sonuca gelmesini istiyordum.

“Evet hatırlıyorum. Severek okudum şiirleri. Neden sordun söylesene.” Sabır denen şey pek bende yoktu. Bu halime gülerken devam etti. “İşte o kitap benim kitabımdı. İçindeki sayfalardan birinde bir not vardı. Onu hatırlıyor musun?” Ben kitabın Kerem’in olduğunu bilmiyordum ve çok şaşırmıştım. Sanki hissetmişim gibi elime aldığım ilk kitap oydu. Sanırım kader o gün güçlü bir bağ kurmuştu aramızda.

“Evet, onu da hatırlıyorum Kerem. Artık sonuca gelir misin?” Onu hatırlıyor musun, bunu hatırlıyor musun? Bitmiyordu.

Kafasını memnuniyetle sallarken “Güzel.”dedi. Beni daha da meraklandırıyordu. Biz dansın ikinci adımını da bitirmiş son adıma yani üçüncü adıma geçmiştik. Kerem sessiz kaldı. Ne yaptığını anlamadığım için ona ayak uydurdum.

Tek elimden tutup beni kendinden uzaklaştırıp tekrar kendine çekti. Ceketinin cebindeki çiçeği bana uzatırken “Adın bir kelime ile bin anlam taşıyor Ay Işığı.”diye kulağıma doğru fısıldadı. Ben dansı bozuntuya vermeden devam edip çiçeği saçıma taktım.

Ben çiçeği taktıktan sonra Kerem belimi bükerek beni aşağı sarkıttı ve üstüme doğru eğildi. “Sesimi duy. Sana sesleniyor, aşkımı haykırıyorum.”

Müzik son notasına gelmişken bana söyledikleri ile bayılmamam mucizeydi. Bu resmen bir aşk itirafıydı. Bunu böyle güzel bir zamana yayması o kadar güzeldi ki kelimeler yetmezdi. Donup kalırken suratına bakakaldım. Ağzını açıp cevap vermemi söylemiyordu ama gözleri bir cevap vermemi beklercesine sabırsızlıkla kıvranıyordu.

Tek sabırsız ben değilmişim demek ki.

O benden bir cevap beklerken ben aklıma ilk gelen şeyi söyleyiverdim.

“Senin boyun kaçtı ya?” Benden bu cevabı alınca ilk önce bir afalladı. Kim olsa aynısını yaşardı çünkü ağzımdan çıkanlara ben de şaşırmıştım. Sonradan sormak istediğim bir soruydu bu ama şimdi sorulmazdı be.

Lanet kalbim yine yaptı yapacağını.

Kerem şaşkınlığından kurtulduktan sonra kafasını geriye atıp gür bir kahkaha attı. Biz hala aynı pozisyonda beklerken kafamı geri çevirip etrafıma baktım. Herkes bize bakıyor ayakta alkışlıyordu.

Ekip arkadaşlarımıza baktım. Onlar da bizi alkışlıyordu. Kerem gülmeyi bırakıp tekrar bana döndü. “Evet güzelim. Senden bir yanıt bekliyorum. Soru değil.”

Utanırken ellerimle onu ittirdim. Şimdi karşılıklı birbirimize bakarken bu sorusuna nasıl cevap vereceğimi bilmiyordum. Ne demeliydim. Bende seni seviyorum? Hayır, çok klişe. Evet? Hayır, bu da olmaz.

Ben düşünürken aklıma bir şey geldi. Neden bir söz söylemek zorundaydım ki? İçim cesaretle dolarken etraftakileri umursamadan Kerem’in yakalarını kavradım. Kendime çekerken bana izin verdi.

Parmak uçlarımda kalkıp yanağına minik bir buse kondurdum. Dudaklarım hala yanağının üstündeyken sadece onun duyabileceği şekilde “Bu bir teklifse eğer sana yanıtım da bu buse. Olumsuz düşünme ve son olmasına da izin verme.”dedikten sonra tekrar öpüp geri çekildim. Yanağında kırmızı rujumun izi çıktığında bu görüntüsü çok hoşuma gitmişti.

Kerem yüzündeki kocaman gülümseme ile ileri atılıp bana sımsıkı sarıldı. Öyle ki ayaklarımın yere değmediğini hissetmiştim. Ben de onun boynuna kollarımı sararak karşılık verdim. Beni kendi ile beraber birkaç tur döndürürken “Sana söz Ay Işığı’m. Kimsenin ve hiçbir şeyin bizim ellerimizi ayırmasına izin vermeyeceğim.”dedi. Son sözleri de bunlar oldu.

Çünkü bizim mutluluğumuza darbe vuran ve bunu henüz bizim bilmediğimiz bir ses duyuldu. Bir alkış sesi. Tek bir kişiden yükselen hayal kırıklığı dolu o alkış sesi. Canlı ama tok. Yavaş yavaş vuruldu birbirine.

Umarım Kerem sözünde durur.

 

...................

Bölüm nasıldı ballar?

Beğendiyseniz oy ve yorumlarınızı benden mahrum etmeyin lütfen.

Öpüldünüz. Sizi seviyorummm.

 

 

Bölüm : 26.08.2025 17:37 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...