

Evet aşklarım. Wattpade bölümü atıp buraya atmayı unutmuşum. Kusuruma bakmayın.
Keyifli okumalar.
...............
Her zamanki gibi sınıfta oturmuş, ilham perimin geri gelmesini bekliyordum. Aklıma muhteşem bir dörtlük uğramış bunu da kâğıda dökmüştüm lakin ilham perim o dörtlükten sonra kaçıp gitmişti. Sıkıntı ile nefesimi verip “Bir kere de işini tam yapsan şaşarım yani.”diye serzenişte bulunmuştum.
Ben kendi kendime o lanet olası ilham perisine giydirirken tam yanımdan bir ses “Yine kime sayıyorsun acaba?”diyince ödüm patlamış telaşla arkama dönmüştüm. Korku dolu bakışlarla yan tarafıma baktığımda Kerem’i görmek beni rahatlatmıştı.
Utanırken “Hiç öylesine bir şeyler söylüyordum işte. Neyse nasılsın?”dedim konuyu kendimden başka tarafa saptırmak için. Kerem kaşlarını hafif çatmış bana bakarken “Hiç sorumu geçiştirmeye çalışma. Dökül bakalım.”dedi.
Yakalanmanın verdiği umutsuzlukla iki elimi teslim oluyormuş gibi kaldırdım ve “Her şeyi açıklayabilirim memur bey.”dedim. Rolleşmeme uyarken bir elini silah yapıp diğer eli ile de altından tutup bana doğrulttu. “İtiraf et sen öldürdün!”
Ellerim hala yukarıdayken “Evet. Lanet olsun. Ben öldürdüm.”dedim. Sözlerim bitince ikimiz birden kocaman bir kahkaha patlattık. Ellerimi indirirken o da kaymamı işaret edip yanıma oturmuştu. “Ee hadi anlat bakalım.”
Bilmiyormuş ayağına yat. Dedi sol taraftaki melek.
Hayır, söyle gitsin. Diye karşı çıktı sağ taraftaki.
Ben bilmiyormuş gibi yap dediysem öyle yapacak.
Sen ne kadar gaddar birisin ya. Hayır, kızım söyle gitsin.
Söyleme. Ya sana gülerse?
Gülmez, Kerem o. Hadi başla saçmalamaya.
Kafamın içindeki sağ ve sol taraf melekleri kavga ederken onları takip etmekte zorlanıp “Yeter artık, bir susun be!”diye yükseldim. İkisi de benim yükselişime karşılık yerlerine sinince Kerem’e döndüm. Bana garip ve şaşkın bakışlar atıyordu. Birkaç dakika durup neden öyle baktığını düşündüm.
Fazla düşünme. Ben duydum az öncekileri dışından söyledin.
En mantıklı yanım beni uyarınca ona minnet dolu bakışlar attım. Bu sırada sağ ve sol taraf melekleri mantığımla didişiyordu. Onları umursamadan Kerem’in yüzüne garip garip bakıp gülümsedim.
Az önce benim yaptığım gibi ellerini kaldırıp “Sakin ol şampiyon. Bir şey demedim.”dedi. Utançtan önümdeki sırayı ağzıma sokmak istedim. Bir elimle önüme gelen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırırken bakışlarımı kaçırıp “Şey… Ben onu dışımdan mı söyledim ya?”dedim. İstemsizce yine utanmıştım.
Kerem gülerek “İçinden mi söylemen gerekiyordu?”diye sordu. Sorusuyla daha da utanırken “Of Kerem. Zaten canım sıkkın bir de sen gelme üstüme.”dedim. Kerem artık gülmüyordu. “Niye canın sıkkınmış bakalım? Biri bir şey mi yaptı?”
Anlatıp anlatmamak arasında kalmıştım ama yine de uzatmayarak sağ taraf meleğine göz kırpıp tek cümle ile “İlham perisi bana selektör çakıp beni kandırıyor.”dedim.
Kerem düşünmeden “Kim o adını ver yete..”diyordu ki dediklerimi kulağı anca duymuş gibi bana sorgular şekilde bakıyordu. “Ne dedin sen?”
Başımı yere eğip “İlham perisi diyorum. Beni kandırıyor.”dedim. Ben cümlemi tekrar edince Kerem tüm sınıfta yankılanacak kadar gür bir kahkaha patlattı. Sınıftaki birkaç göz bize çevrildi.
Bir elini omzuma atarak beni kendisine çekti ve saçlarımı hafif karıştırdı. “Dert ettiğin şeye bak güzelim. Sen canını sıkma. Ben şimdi azarlarım onu.” Bir çocukmuşum gibi beni teselli ederken kendini daha fazla gülmemek için zor tutuyordu.
Bir dakika. Kerem bana güzelim mi demişti?
Tam ağzımı açmış söylediği şeyi tekrarlayarak kıvrandırma mooduna giriyordum ki aklıma gelen şeylerle açılan ağızım geri kapandı. Ben hislerimden emindim. Ama onun hislerinden emin değildim. Bunu yapmaya hakkım yokmuş gibi hissetmiştim.
Ortamda oluşan kısa sessizliği bozmak isteyerek omzunun altından uzaklaştım. Yalandan kaşlarımı çatıp “Bana çocuk muamelesi yapman hiç hoşuma gitmedi.”dedim. Kerem cevap vermek için ağzını açtığında biraz uzaktan “Kimmiş bakalım çocuk muamelesi gören?”diye bir ses duyuldu. Kafamı çevirip baktığımda bize doğru gelen Kerim’i gördüm.
Bende tam nerde kaldı bu andaval diyordum!
Konuyu tamamen benden uzaklaştırmak adına Kerim’e çatmaya karar verdim. “Hah! Bende canım Kerim’im nerde kaldı diyordum.”dedim. Kerim sözlerimle havalanarak “Biliyorum. Biliyorum. Herkesin bir numarası benim. Tezahürata gerek yok. Teşekkürler.”dedi.
Konuştu yürüyen ego!
Kerem bugün hiç kardeşini çekmek istemeyen bir halde yüzünü buruşturdu. “Valla sendeki hava dünyada yok. Sohbetinize doyum olmuyor gerçekten ama zil çaldı ve gitmem gerekiyor. Hadi kolay gelsin.”dedi. Yanımdan kalkıp uzaklaşırken “Eyvallah.”dedim.
Kerem sınıftan çıkıp giderken yanıma oturan Kerim’e “Neden senden kaçıyormuş gibi hissettim.”dedim. Kerim gülümseyerek “Dün akşam derbi vardı. Tabi aslanlarım her zamanki gibi kanaryaları bir çırpıda yutuverince bana da dalga malzemesi çıktı. O yüzden kaçıyor.”dedi. Şimdi anlaşılmıştı.
Gülerek omzuna vurdum. “Tebrik ederim.”dedim. Kerim yine abartarak role girip bir elini kalbinin üstüne atıp başını hafifçe eğdi. Ben kıroca bir şey söyleyecek sanırken bu halinden hemen sıyrılıp benim gibi omzuma vurdu. Ama biraz sert vurmuştu çünkü savrulmuştum. Tabi benim bu halimi bakışları yerde olduğu için görmedi. Hemen ardından “Ay teşekkürler kız.”diyerek tamamladı kendini.
İlk defa takım tutan gay görmüştüm açıkçası.
Ben az daha camdan dışarı savrulma tehlikesi atlatırken sinirlenerek “Ne vuruyorsun ayı. Omzum çöktü.”dedim. Bir yandan da omzumu ovalıyordum. Kerim bana bakınca bakışları ile kınadı. Yetmedi bunu sesli dile getirdi. “O kadar dövüş geçmişin var. İki dokunduk, ağlayacaksın resmen. Bir de bayıl istersen feriha.”
Biz yine tartışma içine girerken Gizem koşarak sınıfa girdi ve yüksek sesle bağırarak “Arkadaşlar bugün Mahir hoca sınav sonuçlarını açıklayacakmış.”dedi. Anında Kerim ile geyiği bırakarak sessizleştik. Bizim cevap anahtarını çalmamızın üstünden bir hafta geçmişti. Daha sınavlar devam ediyordu.
O günü tekrardan hatırlayınca içimdeki gülme hissini durduramadım.
1 HAFTA ÖNCE
Uykulu bir şekilde okula yürüyordum. Kulağımda takılı olan kulaklıkta Gökhan Kırdar’ın ‘Üstüme Basıp Geçme’ şarkısı çalıyordu. Sabah sabah bu derdim kimeydi bilmiyordum. Biraz daha yürüdükten sonra okula varmıştım. Soğukta daha fazla durmak istemediğim için hemen sınıfa çıktım.
Montumu asarken daha kimsenin gelmediğini fark ettim. Bir tek ben, Kerim, Süha, Tarık, Gizem, Ayşegül ve Aysu vardı. Yerime oturduğumda Kerim dikkatli bir şekilde sınıfa girenleri izliyordu. Garipti çünkü Kerim genelde geldiği gibi uykusuna devam ederdi. Ayrıca dün cevapları çaldığımızdan dolayı da aşırı rahat olması gerekirdi ama diken üstünde gibiydi.
Çantamdan ilk ders için gerekli olan eşyaları çıkarırken Kerim yerinde dikleşti. Ne olduğunu sormak için başımı kaldırmıştım lakin o başka bir yere bakıyordu. Baktığı yöne doğru bakınca sınıfa Aslı ve Peteğin girdiğini gördüm. Kızlar her zamanki gibi ilerleyip yerlerine oturdular. Tam Kerim’e dönüp neden baktığını soracakken sınıfta bir çığlık koptu. Tekrar Peteklerin olduğu yöne dönünce Aslı ve Peteğin sıralarından çığlık atarak uzaklaştıklarını gördüm.
Sınıfta bulunan herkes onlara bakarken Aslı “Yılaann!”diye bağırdı. Gizem, Ayşegül ve Aysu da sıralarının üstüne çığlık atarak çıktığında bir ben tepki vermiyordum. Sınıftaki erkekler kızları sakinleştirmek adına nerde olduğunu soruyor, yılanı arıyorlardı. O an aklıma nereden estiyse Kerim’e bakmak geldi. Yerinde ağzını kapatmış gülmemek için kendini kasıyordu. Suratı kıpkırmızı olmuştu.
Ona bakınca neden böyle bir tepki verdiğini anlamıştım. Bende artık gülmemek için kendimi kasmaya başladım. Hatta yerimden kalkıp kızların korktuğu sıraya doğru ilerlemeye başladım. Petek endişeyle “Ayla gitme oraya. Çok büyüktü, zehirli olabilir. Yaklaşma.”diye uyardı ama dinlemedim.
Sakin adımlarla yürüyüp sıranın altına eğildim. Bu sırada da kızlar yerlerinde zıplıyordu. Sıranın altına elimi uzatıp yılanı olduğu yerden çıkardım. Elimi havaya kaldırıp elimdeki oyuncak yılanı havada salladım. Ardından yüzüme yaklaştırarak “Oy yerim seni.” Kızlara gösterdim. “Şuna bakar mısınız kızlar? Çok tatlı değil mi?”dedim. Ardından oyuncak yılanı kafasından öptüm.
Kızlar artık sakinleşmiş bir şekilde yere indiler. Bu sırada da kızların çığlıklarını duyan nöbetçi öğretmen bizim sınıfa girmişti. İngilizce öğretmeni olan Ayşe hoca sınıfa telaşla girerek “Çocuklar ne oluyor burada?”diye sordu.
Elimdeki yılanı hocaya göstererek “1/B sınıfından Kerim bize ufak bir şaka yapmış hocam. Bir sorun yok yani.”dedim. Kadın elini kalbine bastırarak “Ay bende bir şey oldu sandım. Tamam, sorun yok bakın eğlencenize gençler.”diyip sınıftan çıktı.
Bu kadını seviyordum.
Ayşe hoca çok mizaçlı biri olduğu için takmamıştı ama bizim kızlar Kerim’e öfkeli bakışlar atıyorlardı. Normalde arkadaşımı asla satmazdım ama o da bana dün gece neler karıştırdığını söylememişti. Bir nevi intikam almıştım. Bana göre intikam sıcak sıcak dumanı üstünde tüten bir yemek olarak yenmeliydi. Afiyetle kaşıkladım.
Ay pardon izledim.
Kızlar Kerim’in üzerine yürürken Kerim oturduğu sıradan yavaş hareketlerle kalkıp kaçma peşindeydi. Göz ucuyla bana baktıktan sonra “Ayla, kardeşim. Dünyanın en tatlı, en güzel, en zeki kardeşi. Bana bir el at be.”dedi. Ona bakarken gülmemek için yanağımı dişledim. Umursamaz görünmeye çalışarak omuzlarımı silkip “Kendin kaşındın fasulye sırığı. Bana söylemen gerekirdi. İntikam çok güzel bir şey.”diye şakıdım.
Benden ona ekmek çıkmadığını gören Kerim “Hay senin kardeşliğine tüküreyim. Kardeş kardeşe bunu yapar mı?”dedikten sonra “Tabana kuvvet Kerim.”diyip hızla koşmaya başladı. Tabi Kerim koştuğu için yavaş ve sinsi şekilde ona ilerleyen kızlar da koşmaya başladı. En son Peteğin koridorda “Yakalayın kızlar. Kaçmasına izin vermeyin.”diye bağıran sesini duymuştum.
ŞUAN
Yerimde hafifçe kıkırdarken Mahir hoca elinde sınav kâğıtlarımızla beraber sınıfa girdi. Gerilirken gözümü kırpmadan hocayı izliyordum. Masaya oturduktan sonra “Evet gençler. Yılın ilk sınav sonuçları elimde, hazır mısınız?”diye sordu. Ön sırada oturan Akif “Valla hocam onu size sormak lazım.”dedi.
Mahir hoca gülerek “Tamam çocuklar başlıyorum okumaya.”dedi ve sırayla tek tek okumaya başladı. Sınıf genellikle düşük almıştı. Beklendik bir şey olduğu için birkaç kişi dışında kimse sorun etmedi.
‘Nasip ikincisine’ mantığı vardı bunlarda.
Biz ise Kerimle beraber göğsümüzü kabartmış birbirimizin omzuna elimizi atmış gururla hocanın sonuçları söylemesini bekliyorduk. Ben bütün cevap anahtarını ezberlememe rağmen sınavda hoca çakmasın diye bir soruyu bilerek boş bırakmıştım.
Hoca birkaç kişinin daha adını okuduktan sonra “Ayla, 95.”dedi. Sınıftan uğultular yükselince daha da bir gururlandım. Bu not takıntım beni yemeden benim onu gururum ile bitirmem lazımdı ama olmayınca da olmuyordu işte.
Cevapları çalmak benim fikrimdi ve planı ben yapmıştım. Aklımı seveyim. Gururlanmak hakkımdı.
Uğultuların kesilmesi için hocaya bakıp bağırarak “Sağ olun hocam.”dedim. Bu sırada hoca bana bakıp göz kırpmıştı. Sınıf tekrardan sessizliğe gömülünce hoca okumaya devam etti. Hoca birkaç kişiyi daha geçtikten sonra şaşkın bir ses tonuyla “Senden bunu hiç beklemezdim Kerim ama 100 aldın. Bu kâğıt başarılı bir kopya eseri galiba.”dedi.
Kerim’in 100 aldığını duyunca sınıf baya karıştı. Öyle ki en sonunda Mahir hoca elini masaya vurarak susturabilmişti. En sonunda sınıf sessizleştiğinde Kerim ayağa kalktı. Yürüyüp tahtaya çıktı. Filozoflar gibi ellerini birleştirip “Öncelikle beni bu ödüle layık gördüğünüz için teşekkür ederim.”dedi. Biraz durup sınıfı inceledi.
Sonra bir anda tahtada göbek atmaya başladı. Bunu yaparken de “Altmış, yetmiş, seksen, doksan, yüz. Oh oh yandan yandan.”diyerek oynuyordu. Hep birlikte gülüp eğlendikten sonra Mahir hoca önümüzdeki sınavlara çalışmamız için bizi serbest bıraktı.
En sevdiğim ders olan edebiyata çalışmaya başladım.
❤
Elimdeki kalemi parmaklarımın arasında çevirirken kelimeleri de zihnimde evirip çeviriyordum. Sabah benden kaçan ilham perisi tekrar gelmişti. Bu sefer onu öyle kolay bırakmadım. Sınırlarımı zorlayıp kâğıda bir cümle daha yazdıktan sonra şiir artık tamamdı.
Genel olarak efsanelerden yola çıkıp onları hikâyeleştirerek şiire uyarlamayı çok seviyordum. Önümdeki uzun şiire bir daha baktım. Tam tamına dokuz kıta olan bu şiir şimdiye kadarki yazdığım ve içime sinen tek şiirdi. İçimden bir bütün olarak okumaya başladım.
KIRMIZI GÜL
Bir gül yaşarmış uzun zaman önce,
Dünyadaki en güzel Gül’müş kendince,
Bembeyaz yaprakları ışıldarmış rüzgâr esince,
Herkes ona hayranmış, ona göre.
Bu gülün bir de dikenleri varmış sivrice,
Korurmuş gülü zararlardan.
Tanrıya teşekkür edermiş dikenleri için,
Ama fark edememiş dikenlerin sevdiğini alacağından.
Uzaktan bir yerden gelen melodi,
İşlemiş gülün yüreğine.
Bir de bakmış ki bu bülbülün sesi,
Kalbi atmış birden sevinçle.
Bülbül de görmüş uzaktan gülü,
Güzelliğine vurulmuş âşık olmuş ona,
Bu aşk daha çok öttürmüş bülbülü,
Farkına varmamış gülün aşkına.
Günler geçmiş uzaktan izlemişler birbirlerini,
Ama ne bülbül ne de gül dökmüş içindekileri,
Aşk bu ya cesaretlendirmiş bülbülün yüreğini,
Bir anda havaya bırakıvermiş kendini.
Gitmiş konmuş gülün dalına,
Gül heyecanlanmış izlemiş salına salına,
İlk bülbül dökmüş içini sonra da gül,
Bitmiş artık hasret her ikisi için de.
Söyledim ya daha önce,
Gülün dikenleri var diye,
İşte o dikenler engel olmuş birbirlerini sevmelerine,
Tam o zaman başlamış acıklı hikâye.
Bülbül bir gün dayanamamış,
Dikenlere rağmen sarılmış,
Kendi kendini infazlamış,
Gülün koynunda derin uykuya dalmış.
Bülbülden akan kanlar,
Gülün yapraklarını boyamış.
Kırmızı gül o zaman ortaya çıkmış,
Çok sevdiği dikenleri gülün yüreğini yakmış.
Okumayı bitirdikten sonra elimdeki kalemle altına imzamı attım. Benim olduğu belli olsun diye. Kendimle gurur duyarak kâğıdı kaldırıp izledim. Bu sırada sınıf kapısının önünde tanıdık bir ses duymamla bakışlarımı o tarafa çevirdim. Kerem yine sınıfta kalan arkadaşlarını ziyarete gelmişti. Şu an çok fazla duygu karmaşası yaşadığım için içli gözlerle onu izledim.
Kerem’i ne zaman görsem aklıma cevap anahtarını çalmak için sınıfa girdiğimiz gün geliyordu. Bana ‘eşim olur musun?’ dediğinde tepki verememiş hatta saçmalamıştım ama sonradan düşündüğümde ‘eğer gerçek olsaydı bu tepkileri verir miydim?’ diye kendime soruyordum.
Garip olansa bunun cevabını biliyor olmamdı. Bu soruyu kendime ilk soruşumda cevap adeta beynimde yankılandı. İnsanlar genelde ne tepki vereceğini o anki duygu durumuna bağlardı ama benim ne tepki vereceğim sanki asırlar öncesinden belliymiş gibi beynimdeki kırmızı tabelada yerini aldı.
Gözlerim Kerem’den ayrılmazken daha rahat izleyebilmek adına elimi sıraya koyup çeneme yasladım. Her gün gördüğüm ve ezberlemeye başladığım yüzünü bir kez daha incelemeye koyuldum.
Ben Kerem’i incelemeye dalmışken elimdeki kâğıt elimden çekildi. Odağım bir anda dağılırken ne olduğunu anlamaya çalıştım. Kerim elimdeki kâğıdı almış okuyordu. Şiirlerimi paylaşmaktan pek haz almadığım için çaprazımda duran Kerim’in eline uzanmaya çalıştım. Vermeyip üstüne bir de eli ile bir dakika işareti yapınca ayağa kalktım. “Kerim elindekini verir misin?”
Bakın insanca sordum.
Vermedi. Gözleri hala kâğıtta gezinirken “Bir dur Ayla ya. Alt tarafı bir şiir ne kadar önemli olabilir ki.”dedi. Sinirlendim. Gözlerimi devirip “Senden daha önemli olduğu kesin. Şimdi verir misin şunu?”dedim. Elimi uzatmış vermesini bekliyordum. Biraz uzun bir şiir olduğu için benim sözlerimi kaile almadan okumaya devam etti.
En sonunda bitirmiş olacak ki başını kâğıttan kaldırıp bana baktı ve gülümseyerek elime kâğıdı bıraktı. Hemen kâğıdı katlayıp pantolonumun cebine sokuşturdum. Bu sırada da Kerim alt dudağını büzmüş ve bana etkilenmiş bakışlar atıyordu.
O anlık sinirle dönüp “Ne var oğlum? Ne bakıyon öyle öküzün trene baktığı gibi.”dedim. Bu sefer sırıtmaya başladı. Sabır çekerek yerime oturdum. Kerim de benim oturduğum yerde oluşan minik boşluğa oturup kıçı ile beni kenara ittirdi.
“Ayla sana bir şey sorabilir miyim?”dedi sesi ılımlı çıkıyordu.
“Bu bir şey dalga amaçlı değilse neden olmasın?”dedim soruya soruyla karşılık vererek.
“Değil değil. Ama terslemek yok tamam mı?”dedi bu sefer de.
“O, sorunun türüne göre değişir canım. Hadi oyalama beni çıkar ağzındaki baklayı.”dedim sabırsızca.
“Şiirin çok güzel olmuş. Tabi ben anlamam böyle şeylerden ama sana bir tavsiye vermek istiyorum.”dedi.
Kerim’den şaşırtıcı kelimelerdi bunlar.
Şaşırarak “Alla alla, bu kelimeler hiç senin tarzın değil.”dedim ardından “Söyle Kerim’ime ne yaptın?”diye sordum.
Gülerek “Bana bir şey olduğu yok Ayla. Sadece bazen arkadaşlık damarım ağır basıyor.”dedi. Bir anda ciddileşerek “Ayrıca duymadım sanma o kâğıt parçasına benden önemli dediğin için başka zaman trip atacağım.”dedi.
İşte şimdi gerçek Kerim olduğunu kanıtlamıştı.
“Neyse konuyu daha fazla kaynatmayalım. Sen bunları bir Merve hocaya göstersen. Olmaz mı? Hem destek alarak kendini geliştirebilirsin.”dedi mantıklı konuşarak.
Durup birkaç dakika düşündüm. En sonunda “Ben bunları içimden geldiği için yazıyorum Kerim. İçimdeki bu hevesi işe dönüştürme havasında değilim. Gerek yok.”dedim.
Kerim bana sıcak bir tebessüm gönderdikten sonra kolunu omzuma atarak bana yandan sarıldı. “Ne dersen de tam yanında yürüyor olacağım. Ama sen yine de benim fikrimi bir düşün.”
Benim kafam onun yanağına yaslı şekilde ben de ona sarılırken o görmese de gülümsedim. “Tamam düşünürüm.”
Biz sarılırken kapı tarafından “Bensiz sarılıyorsunuz öyle mi?”diye bir ses geldi. Etrafıma bakındım bizden başka sarılan var mı diye ama yoktu. Kafamı çevirip baktığımda Kerem’i gördüm. Gülümsemem daha da büyürken yerimde hareketlenerek Kerim ile birlikte sıradan çıkmamızı sağladım.
Kerem durmuş ne yaptığımızı anlamaya çalışarak bize bakıyordu. Biz de ona istekle bakıyorduk. Hala anlamayarak “Ne?”diye sordu. Bir elimi Kerim’den ayırırken kafama vurdum.
Bu çocuk, bu kafa ile nasıl okul birincisiydi acaba?
Elimle gel işareti yaparken “Hadi gelip sen de bize katılsana ne bekliyorsun davetiye falan mı?”dedim. Hemen gülümserken koşarak yanımıza gelip bize sarıldı. İşte şimdi tamamlanmıştık.
Gerçi iki eksiğimiz daha vardı ama onlar burada olamazlardı.
İki kardeşin arasında kalmıştım. Ama bu huzurlu sarılma Kerim’in cıvıtması ve fazla sıkması sonucunda boğulma tehlikesi ile sonlanmıştı. Kerem tabi ki de kardeşini pataklamıştı ama bunlar hep olan şeylerdi.
İkizler kendi aralarında kavga ederken Kerim bir anda “Bakın şimdi size yeni öğrendiğim bir dans hareketini yapacağım.”diyip ayağa kalkınca Kerem bir şey hatırlamış gibi bana döndü. Kerem bana dönünce Kerim bir süre kardeşine baktı ardından dans etmekten vazgeçip yanımızdan ayrıldı.
“Kerim dedi de aklıma geldi. Çalışacağımız dansın karografisini birazdan sana atarım. Yarından itibaren çalışmalara başlıyoruz. Senin bildiğin dansa pek benzemiyor ama evde dansın ritmine çalış ve yarın provaya büyük salona gel.” Uzun uzun bana yapılacak olan şeyleri anlatırken onu kesmeden dinledim.
“Tamamdır. Ben çalışırım, çok yetenekli değilim ama artık olduğu kadar.”
Kerem küfür etmişim gibi ayıplayarak “Sen mi yetenekli değilsin? Güldürme beni. Hem başarırsın sen. Bak gör içlerinde en güzel dans eden sen olacaksın.”dedi.
Utanmıştım ama belli etmemek için “Tabi oğlum, bizden yeteneksizi mezarda.”diyerek olayı dalgaya aldım. Gülmüştük. Biz gülerken Kerim’i unuttuğumuz aklıma geldi. Kafamı çevirip Kerim’i aramaya başlamıştım ki çok aramadan buldum.
Yine Aslı’nın dibinde bitmiş dedikodu yapmak için yalvarıyordu. Ama Aslı hiç pas vermiyordu. Geçen hafta onlara yapılan şakayı hiçbiri unutmamıştı. Büyük bir kısmı olmasa da sınıftaki kızların birçoğu Kerim’e arkalarını dönmüştü.
İlk günler Kerim bundan dolayı kahrolsa da sonradan ‘benim kimseye ihtiyacım yok’ tribine girmişti. Ama şu andan da anlaşıldığı üzere dedikodusuzluk canına tak etmişti. Ona bakarken gülmemek elde değildi.
Zaten bu okula başladığım günden beri yüzümden gülümseme eksik olmuyordu.
Okulumu, sınıfımı, arkadaşlarımı ve bu iki şapşiği çok seviyordum. Burası bana iyi gelmişti.
................
Bölümü beğendiyseniz yorum ve oy atmayı unutmayın ballar.
Bu arada Watpad'de şiirlerimi paylaştığım bir kitap hazırladım yakında buraya da yükleyeceğim ama o zaman kadar gidip Watty'den bakabilirsiniz.
Sizi seviyorem.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |