

Merhaba aşklarım. Size bölüm getirdim. Zurnanın zart zurt bir şeyler dediği bölümdeyiz. Dikkatli okuyun.
Keyifli okumalar.
.................
Hayatın karşınıza ne çıkardığını bazen bilemezsiniz. En üzgün olduğunuz anlarda karşınıza bir aydınlık yol çıkarır bazen. Bazense en mutlu anınızı mahvetmek için o anın coşkusunu dibine kadar yaşamanızı bekler.
Benim yaşadığım ise şuan tam olarak ikincisi olacakmış gibi geliyordu. İçimdeki huzursuz his tekrar içime yerleşirken alkış sesinin nereden geldiğini bulmaya çalışıyordum.
Alkış hala devam ederken kimse umursamıyordu. Etrafta seyircilerden kimse kalmayınca ilerideki hala alkış tutan ellerin sahibini gördüm. Tahmini 17-18 yaşlarında bir genç kızdı bizi alkışlayan.
Kızlar, Arda ve Kerim de yanımıza gelmiş hep beraber bu kişinin kim olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Bakışlarım etrafta gezinmeye devam ederken tanıdık bir yüzün donup kaldığını gördüm.
Selma hoca büyük salonun köşesindeki kolonun arkasında durmuş sessizce gelen kıza bakıyordu. Gözlerinden duygularını anlamak çok zordu.
Bize hala yabancı olan kız yaklaşmaya başladı. Tam o an onu inceleme fırsatı buldum. Üzerinde simsiyah kıyafetler vardı. Dizinin bir karış üstünde biten deri eteğinin altına file çorap giymişti. Üstünde ise eteğe zıt bit şekilde siyah bir tişört vardı. Tişörtün üstündeki kuru kafa sembolü onu asi biri olarak algılamamı sağlamıştı.
Kıyafetlerini incelemeyi bırakıp yüzüne odaklandığımda ağır bir siyah makyajının olduğunu gördüm. Açık kahve saçları ise garip bir saç kesimiyle anarşistliğini ilan etmiş gibiydi. Saçının sol tarafı kulak üstüne kadar kazınmıştı. Ve açıkta olan kulağında bir sürü küpe ve piercing vardı.
Saçının diğer tarafında ise birkaç tutamı kırmızıya boyanmıştı. Bu saçlar ona ayrı bir hava katarken ben bu sefer gözlerine baktım.
Bize yaklaşmaya devam ettikçe sanki göz rengi değişiyordu. Ama gözlerinde gördüğüm tek bir şey değişmiyordu. Bize bakarken oluşmuş bir öfke. Her adımında katlanarak büyüyordu.
Alkışı hala devam ederken en sonunda konuştu. “Ne hoş… Ne zarif… Ne uyumlu bir çift! Bu kadar yakışmak biraz fazla değil mi sizce?” Alkışı son bulurken bu sefer de dudaklarında alaycı bir tebessüm ile Kerem’e baktı.
“Yani… İnsan, kuzenine bu kadar mı yakışır?” Sözcükleri o kadar karmaşıktı ki gözlerimi ondan alıp Kerem’e bakma ihtiyacı hissettim. O da anlamamış gibiydi. Ağzını açıp “Sen ne saçmalıyorsun? Sen de kimsin?”dedi.
Bu oyuna bir son vermek istiyor gibiydi. Bakışlarım Kerem’den ayrılıp Selma hocaya döndü. Hala aynı yerinde donakalmış vaziyetteydi. Büyük bir sırrın ortaya çıkmasından korkuyor gibi bakıyordu.
Ben Selma hocanın bakışlarını anlamaya çalışırken boş salonda bir kahkaha patladı. Gözlerime kahkahanın merkezine dönerken yeni gelen kızın güldüğünü gördüm. Ardından gülüşü bıçak değmiş gibi kesilirken “Gerçekten kim olduğumu bilmiyor musun? Seninle o kadar çok ortak yönümüz var ki Kerem. Aynı kanı taşımasak da aynı sırrı taşıyoruz. Sen itiraf ettin mi Ayla’ya? Ne kadar bağlı olduğunuzu?”dedi.
Söyledikleri akla mantığa sığmıyordu. Anlamsız birer sözcükten ibaret gibiydiler ama bu kelimelerin altının da boş olduğunu sanmıyordum. Kerem’e baktığımda sabrının tükenmiş olduğunu gördüm. Kaşları çatık sinirle kıza bakıyordu. Ardından “Kim olduğun umurumda bile değil. Neymiş o sır? Neyi itiraf edeceğim? Hala saçmalamaya devam ediyorsun.”dedi.
Karşımızdaki kız yalandan alınmışlık yaparak “Ah! Tatlım benim. Bilmiyor muydun? Çok özür dilerim, büyük bir pot kırdım galiba.”dedi. Kerem ile yan yana dururken ellerimiz birleşti. Birimizden diğeri bu konuşma sonunda yıkılırsa diye destek olma çabasıydı bizimkisi.
İkinizin de yıkılmayacağı ne malum?
Yine o şeytani ses konuştuğunda içimde bu sefer huzursuzluk değil de korku baş gösterdi. Yerimde hafifçe sendelerken Kerem bunu hissetmiş gibi bana döndü. “Güzelim. İyi misin?” elimle onu durdururken konuşmak istemedim ve evet anlamında başımı salladım. Yine de pek ikna olmuşa benzemiyordu.
Biraz tereddüt ettikten sonra tekrar kıza döndü. “Tamam, bu şekilde anlaşamayız. İlk önce bize adını söyle.”
Kız yalan bakışlarını bir kenara attıktan sonra “Benim adım Lara. Lara Akıncı. Bu isim sizde bir şeyler uyandırıyor mu?”dedi. Bu sırada Selma hocanın yan taraftan kısık ama etraftaki sessizliğin arasından sesi duyuldu. “Sen…” dedikten sonra yerinde birkaç adım geri gitti.
Adının Lara olduğunu öğrendiğimiz kız coşkuyla ellerini birbirine vurup “Demek aranızda beni tanıyan birileri var. İşte aradığım tepki. Bende seni gördüğüme sevindim teyze” dedi. Onun tutarsız davranışları bana sorunlu olduğunu düşündürttü. Selma hocanın donup kaldığını gördüm.
Kız bizden bir tepki beklerken bizim sessiz kalmamız onu bıkmış olacak ki “Off ne sıkıcısınız. Tamam, hikayeyi baştan anlatayım. Ben Lara, Kerem ve Kerim kardeşlerin kuzeni ve Ayla’nın da babasının gayrimeşru kızı oluyorum. Nasılsın küçük kardeşim?”diyerek bana döndüğünde söyledikleri beni derinden sarsmıştı.
Bu konuda bu kadar rahat olması beni aynı zamanda şaşırtmıştı. Nasıl bir insan birilerinin hatası gibiyken bunları bu kadar kolay ve hızlı şekilde söyleyebilirdi?
Kerem donakalırken ben daha fazla tepkisiz kalamadım. Duyduklarımın etkisiyle olduğum yere çökerken beynim artık olanları kaldıramıyor gibiydi.
Benim aniden yere çökmemle Kerem ile ellerimiz ayrılmıştı. Hayat Kerem’e verdiği sözü on dakika bile olsun tutmasına izin vermemişti.
Yerde oturmuş dediği hızlı cümleleri yavaşlatıp anlamaya çalışıyorum ama olmuyordu. Ben düşünürken ne ara yanıma geldiklerini anlamadığım Serra, Pınar ve Arda etrafımı sardı. Sanki beni ondan korumak istiyormuş gibi.
Kerim ile Kerem ise şok geçirmiş gibi yerlerinden kıpırdamadan Lara’ya bakıyorlardı.
Birkaç saniye bana sarılan Serra sarılmayı bırakıp Lara’ya doğru “Sen ne diyorsun be? Belli ki aklın yerinde değil. Saçma sapan şeyler uydurup kendine kurban mı arıyorsun?”diye bağırdı. Pınar hemen Serra’yı tutarak “Tamam sakin ol şimdi sırası değil. Gel Ayla’yı ayağa kaldıralım.”diye fısıldadı ama emindim ki herkes duymuştu.
Lara gülümserken ellerini beline attı. “Ah kıyamam küçük kardeşim yıkıldı. Bir de onu teselli eden minik arkadaşları var. Ne acıklı bir tablo.”diyip alaya almaya devam etti.
Bu gerçek olmazdı. Anlamıyordum. Beynim çalışmayı durdurmuş gibiydi. Etrafta dönen olayları algılayabiliyordum ama tepki gösteremiyordum. Belki de hesap sormam gerekirdi ya da onunla tartışmam ama yapamıyordum.
Kerem ve Kerim ile kuzen olma düşüncesi bir yandan beni sevindiriyor bir yandan da kalbimi dikenli teller sarmış gibi acıtıyordu.
Derken bir şey fark ettim. Annem burada değildi ve olmaması da iyiydi ama biliyor muydu? Bilmemesi tercihimdi.
Biliyorsa da neden bana söylememişti? Benim bunu böyle mi öğrenmem gerekirdi?
Annem anneannemin rahatsızlanması yüzünden burada değildi, iyi ki de değildi ama ya biliyorsa ve bana söylemediyse diye düşünmekten kendimi alamıyordum.
Ama ben neden öyle her dediğini gerçek olarak algılamıştım ki. Ya yalansa? Çünkü böyle bir şeyin mümkün olması imkansızdı.
Kerem’in annesi de benim annem gibi tek çocuktu. Teyze dediği için baba tarafını düşünme gibi bir şansım kalmamıştı.
Oturduğum yerden ayağa kalktım ve bu duruma karşı yıkılmış olsam da dik durmaya çalıştım. Çünkü o öyle yapardı. İçimdeki çocuk asla başını yere eğmez eyse de kaldırmasını bilirdi.
Ayağa kalktığımda ilk kez konuşarak “Neden sana inanalım? Var mı bir kanıtın? Kerem ve Kerim’in bir teyzeleri yok. Ne kuzenliğinden bahsediyorsun?”dedim mantığa sığınarak. Bu sırada da Kerem’in yanından ayrılmış ve bu sefer yavaş adımlarla ona doğru yürüyen bendim.
Aramızda bir adımlık mesafe kalana kadar yürümeye devam ettim. En sonunda durduğumda ise ben ona o da bana meydan okuyan bakışlarla bakıyorduk.
En sonunda burnundan hızlı bir nefes verip gözlerini devirerek “Kanıt mı istiyorsun? İstediğini alacaksın o zaman.”dedi ve devam etti. “Bıktım senin şu ağlamalarından kendini acındırmaktan ne zaman vazgeçeceksin?”diyerek o adamın sözlerini tekrarladığında buz kestim. Son söylediklerimi duymamış gibi yaptı ya da duymadı. Bilmiyordum.
Salonda duran yedi kişiden başka bu sözleri duyan olmadı. Ve eminim ki onlar da buz kestiler. Ben donup kalırken Lara bilmiş bakışlarını yüzüme çevirdi. “Daha fazla ister misin? Ne biçim çocuksun sen? İnsan yüzüne baktıkça iğreniyor.”
Evet, bir başka gerçek de onun bana her gün aynı Lara’nın da dediği gibi benden iğrendiğini söylediğiydi. Bunun üstüne çok takılmazdım ancak acındırma konusu beni yıkan şeylerdendi.
Ben asla kendimi acınacak ya da acındıracak kadar sefil olmamıştım. En azından ruhum bunu kabul edemiyordu.
Ben zihnimin beni geçmişe yönlendirmesine karşı koymaya çalışırken yanıma ne zaman geldiğini anlamadığım Kerem “Yeter bu kadar zırvaladığın. Defol git yoksa” demesine kalmadan Lara araya girdi. “Yoksa ne? Ne yaparsın? Biricik sevgilinin, pardon kuzeninin ufacık bir canı yandı diye beni döver misin? Ne yapabilirsin ki?”
Bu kız bizi birbirimizden ayırmaya çalışıyor gibiydi. Ama oysa daha yeni birbirimize tutunmaya başlamıştık. Bu da hayatın en acı dolu cilvesiydi.
Kerem aradaki bir adımı da kapatarak onun üstüne yürüdü. “Yapabileceklerimi aklın bile almaz. Şimdi defol git. Bir daha da çıkma karşımıza.”
İşte o an tam da o an Kerem lafını bitirdikten sonra Lara öyle büyük bir kahkaha attı ki sadece sandalyelerin olduğu salonun dört duvarında yankılandı.
En sonunda kahkahasını bitirdiğinde ciddileşerek o da Kerem’in üstüne yürüdü. Bu senden korkmuyorum anlamına geliyordu.
Kerim hala aynı yerinde durmuş donuk gözlerle olayı seyrediyordu. Şoka girmişti.
“Benden bu kadar kolay kurtulamazsınız. Bunca yıl kenardan köşeden sizin mutlu hayatınızı izlemek zorunda kaldım ben. Hayır, bu kadar kolay beni başınızdan atamazsınız. Siz orada burada eğlenip gülerken ben saklanıyordum. Hem de ne uğruna bir piç uğruna.”derken en sonunda Kerem’in yüzüne doğru bağırmıştı.
Daha fazla sakin kalamadım. Çünkü öfke bedenimi sarmak için genelde izin almıyordu. Durduğum yerden hızla Lara’ya atılarak aradaki mesafeyi kapattım. Yüzüne elimden geldiği kadar sert bir yumruk attığımda arkamdan Selma hocanın çığlık sesini duydum.
Yine kendime hakim olamadan yere devrilmeye hazırlanan bedenine bir yumruk daha attım. Karnında isabet eden yumruğum onu iki büklüm etmişti.
Demek ki elimden gelen baya sertmiş.
Onu omuzlarından ittirip yere devirmekti amacım ama ben daha ellerimi uzatamadan kendini toparlamış ve bana karşılık vermeye başlamıştı.
Hızla doğrulup yüzüme yumruğunu geçirirken “Sen bana ne hakla vurursun piç kurusu.”diye bağırdı. Yediğim darbe epey sertti ama ben de serttim. Çenemin fena halde acıdığını hissettim ama geri durmadım.
İkinci yumruk yüzümle buluşmadan yana doğru kaydım ve elini tuttum. “Asıl sen ne hakla sevgilime piç dersin, seni kaltak.” Bağırmamla daha da sinirlendi. “Kaltak ha. Sen şimdi görürsün kimmiş bu kaltak.”
Diğer elimle yüzüne yumruk attıktan sonra elini arkasına doğru çevirirken de karnına dirsek attım. Elimle elini sırtına sabitlemiş tutarken hiç beklemediğim bir şey yaptı ve diğer elimi saçlarıma atarak var gücüyle çekti.
Saçlarımın acısıyla kafa derim kavrulurken elini benden kurtardı ve saçlarımı çekerek kulağımın yanına dudaklarını yaklaştırdı ve “Özel derslere de gitmiş olsan kimse sokaklarda büyümüş bir çocuğu kanatamaz.”derken bu sefer benim arkama geçen oydu.
Sokaklar mı? Sokaklarda mı büyümüştü? Hiç sıcak bir yuvası olmamış mıydı? Ya da ailem dediği insanlar? Baba olmasa bile anne? O da mı yoktu?
Şok olurken bu ifademden faydalanıp arkamda durduğu için dizimin arkasına tekme atarak beni yere diz çöktürdü. Yere çarpan çıplak dizlerim canımı yaktı. Saçlarım hala ellerindeydi. Özenle baktığım, bugün için saatlerce uğraştığım saçlarım.
Ben diz çökmüş bir şekilde önünde dururken saçlarımı bırakmadan önüme geçti. Ben aşağıdan ona bakarken o da bana yukarından hızlı soluklar alarak bakıyordu. Tam rengini çözemediğim gözlerinin içine bakarak “Ne yaşadın sen?”dedim kısık bir sesle. Yorgun bir gülümseme ile yüzüme baktı. “Ne yaşadın mı? Yanlış soru. Yaşadın mı? Diye soracaksın.”dedi ve yüzüme okkalı bir tokat geçirdi. Başım sağa doğru kayarken burnumdan sıcak bir şeyin aktığını hissettim. Muhtemelen kanıyordu.
“Siz gayet doğal yollarla aile sahibi olurken ben kirli bir leke olarak ailesiz doğdum. Siz sıcak yuvanızda televizyon izlerken ben yetimhanede beni almak isteyecek bir aile bekliyordum. Ve inanın bana o günleri anlatsam size kendinizden utanırsınız.”
Laflarını bitirince konuşamadım. Haklıydı. Bizim hepimizin tam olmasa da aileleri vardı. Ama o binlerce çocuk gibi yetimhanede büyümüştü.
Bana kötü davranmasına rağmen empati yapmadan ve ona acıyarak bakmaktan kendimi alamıyordum.
Biz birbirimizle yüzleşirken kimse bize dokunmuyordu. Çünkü buradaki herkes biliyordu bunun olması gerektiğini. Kerem’in karışmamasının nedeni ise ona çok önceden söylediğim şeylerdi.
Bana ‘Seni ne olursa olsun koruyacağım.’ demişti. Ben ise ona ‘Senin beni korumana ihtiyacım yok. Sadece yanımda dur yeter.’ demiştim. Ve o sözünde duruyordu.
Ne kendisi geliyordu yanıma ne de başkasının gelmesine izin veriyordu. Bunun adı güvendi. Bu nasıl bir güven diyebilirdiniz ama o bana kendimi koruyabileceğim hakkında güveniyordu.
Saçlarım hala ellerindeyken unuttuğu bir şey vardı. Benim ellerimi hiçbir şey tutmuyor ya da bağlamıyordu. Bunu kullanabilirdim. Ilımlı olmaya çalışarak sesimin tonunu alçalttım. “Seni anlıyorum, yemin ederim ki seni çok iyi anlıyorum. Şimdi bırak beni de sakince konuşalım.” Eli hala sıkı sıkı saçlarımı tutuyordu.
Lara artık delirmenin ucundaymış gibi sinirden ağlamaya başladı. Siyah göz makyajı yanaklarına doğru akarken birden “Sen kimsin? Kimsin de beni anlayabiliyorsun? Hiçbiriniz beni anlayamaz hele ki sen. Sen masallarla büyütülmüş bir ana kuzusuyken ben dayak sesleri ve çığlıklarla uyumaya çalışarak büyüdüm. Beni asla anlayamazsın.”diye bağırmaya başladı.
O ağlayıp bağırırken de farkında olmadan elini gevşetmişti. Fark ettirmeden hızlıca saçlarımı elinden kurtardıktan sonra yerdeyken ayaklarına sarılıp kendime doğru çektim. Benim çekmemle sırt üstü arkaya doğru yere çakıldı. Hızla onun üstüne çıkıp karnına oturdum. Yolunan saçlarımın hırsını almak istercesine yüzüne yumruk atmaya başladım.
Yediği her yumrukta kurtulmaya çalışıyor, altımda debeleniyordu. Bir yumruk daha attım. O da bu sırada tekrar saçlarıma yöneldi ama bu sefer fırsat vermedim. İki elini de tek elimde topladıktan sonra hafifçe karnından yukarı kalkıp ellerini oturacağım yere koydum ve oturdum.
Bu sefer hareketsiz kalınca bir yumruk daha attım. Onun üstünde oturuyor oluşum, üzerimdeki elbisenin çok fazla yırtılmış ve firikik veriyor oluşu o an önemli değildi.
Bunlar için Kerem’den sonra utanacaktım.
Elleri altımdayken ellerimi kurtarmaya çalışıyor özel bölgemin yakınına tırnaklarını geçirip çiziyordu ama acı o an hissettiğim son şeydi. Bir yumruk daha atarken bu sefer hızlı soluklarımın arasına “İlk düşen ben olabilirim ama asla son düşen ben olmam.” kelimesi de eklendi. Ve sonra bir yumruk daha. Elleri ve o, hareketini yavaş yavaş keserken bana artık direnmiyordu.
Bu kavganın burada bitmesi gerekiyordu artık ama gözümü öyle bir hırs bürümüştü ki ölse dahi onu yumruklamaya devam ederdim.
En sonunda Lara bilincini kaybetmeden biri arkamdan iki kolumu da tutarak beni çekti. Hazırlıksız yakalandığım için Lara’nın üstünden kolayca kalkarken saçlarım önüme gelmiş ve hızlı soluklarım da onları havalandırıyordu.
Umarım dersini almıştır.
Sağ kaşı patlamıştı. Sağ dudağı da öyle patlaktı ve kanlar akıyordu sırt üstü yattığı yerde kan ağzına dolmuş olmalı ki yan dönüp tükürdü. Sol gözünün altında da kızarıklık vardı.
İçimdeki öfke ile tekrar saldırmaya hazırlanıyorken arkamdaki beden bana kollarını sardı. O an tam işitemiyordum ama kısık bir fısıltı kulağıma doldu. “Geçti sakin ol güzelim. Sana artık zarar veremez. Güvendesin.”diyen ses beni kendime getirip sakinleştirirken sesinden bu kişinin Kerem olduğunu anladım.
Ben de onun beline kollarımı sararken o beni bırakıp üstündeki ceketi çıkarttı ama benim onu bırakmaya niyetim yoktu.
Ceketini benim omuzlarıma atıp beni sarmalarken hiçbir şey olmamış gibi kokusunu içime çektim.
Burnuma dolan narin narçiçeği kokusunu derince içime çektim. Yetmedi daha da sakinleşmek adına burnumu gömleğine sürttüm. Kokusu içime işlerken o kadar rahatlamıştım ki sanki okuldan eve gelip duş almışım da annemin yeni değiştirdiği nevresimlerle yatağıma yatıyormuşum gibiydi. O kadar huzurluydu ki gözlerim kapalı olmasına rağmen daha da kapatmak istedim.
Uykum gelmiş gibi hissediyordum. İçimdeki dürtü narçiçeği kokusunu aldıkça uyumamı burasının güvenli olduğunu söylüyordu. Ben de dediğini yaptım. Uyumak için beynimi tamamen kapattım ama son duyduğum Kerem’in “Ayla!” diyen telaşlı sesiydi. Bu sesten uyumadığımı anlamıştım. Sonrası hiç görmediğim bir zifiri karanlıktı.
❤
KEREM
Kollarıma yığılan beden ile ne yapacağımı bilemedim. Benim bakmaya dokunmaya kıyamadığım kız az önce ablası olduğunu söyleyen biri ile kavgaya girmişti. Şaşırtıcı olan ise ilk Ayla’nın saldırmış olduğuydu.
Dudaklarımdan feryat gibi ismi dökülürken hemen onu kendime daha çok çekip yere oturdum. Kollarımla onu sararken artık hiç kimsenin ona ulaşmasını istemiyordum.
Lara denilen kızın söyledikleri şu anlık zihnimde puslu olarak kalmalıydı çünkü önceliğim kendim değil kollarımdaki narin bedendi. Yüzünü kendime doğru çevirip yanaklarını kavrarken bir yandan da “Uyan. Uyan güzelim, geçti. Bir daha kimsenin sana dokunmasına izin vermeyeceğim. N’olur aç gözlerini Ay Işığı’m.”diyen fısıltılarım etrafta yankılanıyordu.
Uyanmayacağını anlayınca kulağımı burnuna yaklaştırdım. Bir insanın küçük bir kavgadan ölmesi mümkün değildi ama o anlık mümkünmüş gibi gelmişti. Ya da ben onu kaybetmekten çok korkuyordum.
Aldığı düzenli nefesler kulağımı yalayıp geçerken derin bir nefes çektim içime. Kollarımla onu daha sıkı sararken kimsenin duyamayacağı bir şekilde “Gökyüzümü benden alma sevgilim, beni nefessiz bırakma.” fısıldadım. Diğerleri etrafımızda telaş ile koştururken annemin Lara denen kızı ayağa kaldırıp sarıldığını gördüm. Fakat Lara ona sarılmıyordu ama itmiyordu da.
Onları öyle görünce kaşlarım çatıldı. Benim sevdiğim kızı bu hale getiren birine annem nasıl sarılabilirdi? Var gücümle “Anne,”diye bağırdım. Kollarını hemen ondan çözüp korku ile bana baktı. Yanaklarındaki yaşları görünce içim burkuldu.
Annem bizim önümüzde hiç ağlamazdı. Onu hiç ağlarken görmemiştim.
Olayın ciddiyetini anlayan annem bize doğru koştu. Yanıma geldiğinde hızla diz çöküp aylanın durumunu kontrol etti. Ciddi bir şey olmadığını anlayınca benim gibi derin bir nefes verdi. İçimde kopan fırtınalara yağmur olan gözyaşları yanaklarından süzülmeye devam ediyordu.
Göğsümde bir daralma hissettim. Sanki içime çektiğim nefes bana yetmiyordu. Hayatımda olan iki kadını da üzmeyi başardığı için onu asla rahat bırakmayacaktım.
Ahtım olsun bundan sonra ona huzur yok.
Kaşlarım çatık bir halde Lara’yı izliyordum. Annem onu bırakıp bana koşunca sanki günlerdir uyumamış gibi yere yatıp cenin pozisyonu aldı ve gözlerini yorgunlukla kapattı. Şu anlık bir tehlike arz etmediği için çatılan kaşlarım yumuşadı.
Lara’ya bakarken bir şey fark ettim. Yerde parıldayan bir şey vardı. İleri uzanıp aldım. Bu bugün Ayla’ya taktığım kolyeydi. Kopmuştu. Görünce çok üzülecekti. Çünkü kolyeye olan bakışlarını görmüştüm. Çocuksu bir neşe ile bakıyordu kolyeye. Hemen cebime attım.
Kendimi Ayla’ya verdiğimde şimdi yıkılmanın sırası olmadığını fark ettim. Onu narince yerden kaldırıp kucağıma alırken kırmaktan korktuğum bir şeymiş gibi diken üstündeydim. Ona asla zarar vermezdim ama insan sevdiğini böyle görünce her şey başına gelebilirmiş gibi hissediyordu.
Kucağımdaki kızla çıkışa yürürken dışarıda güçlü siren sesleri yükseldi. Onu taşımak çok kolaydı. Yaşıma göre iri yapılı olduğumdan küçük bedeni kollarımda kayboluyordu.
Kapının yanına vardığımda bize doğru gelen sedyeye kucağımdaki kızı bıraktım. Görevliler onu hızla ambulansa götürürken hızla peşlerinden ilerledim. Bu sırada etrafa göz gezdirdim. Ambulansın sesini duyup görenler etrafına toplanmıştı.
Meraklı birçok göz bize bakarken bir yandan ya kulaktan kulağa fısıldaşmalar başlamıştı. Fısıltılar bir uğultu oluştururken kulaklarım uğultudan sadece bir cümle seçti.
“Kim yaptıysa ellerine sağlık, haddini bilmesi gerekiyordu çoktan.”
Başım sesin geldiği yere doğru ürkütücü bir yavaşlıkla döndü. Gözlerim sesini duyduğum kişiyi ararken Petek ve Aslı’yı çokta uzak olmayan bir yerde buraya bakıp konuştuklarını gördüm. Petek tekrardan konuşarak “Biri benim yapmak istediğimi yaptı sonunda. Kendini ulaşılmazmış gibi görmesi sinirlerimle oynuyordu. Yüzüne bakıp gülümsedikçe kusasım geliyordu resmen iyi oldu.” diyince bana uzun gelen saniyelerin geriye attığım öfkesi köpürerek ortaya çıktı.
Hızlı adımlarla Peteğe doğru ilerlerken onun canını yakmak istercesine kolumu tutup sıktım. Kelimeleri vurgulamaya çalışarak “Ne dedin sen?” dedim. Kolunu sıktığım kız karşımda kızarıp bozarırken artık o alaycı ifadesi yüzünde yer almıyordu.
Sıktığım kolunu benden kurtarmaya çalışarak “Ne? Ne demişim Kerem, bir şey demedim.”dedi. Yalan söylemesi ile olan nefretim iki katına çıkmış gibiydi. Damarlarımda kan yerine öfke kol geziyordu sanki. Kasılmış çenem ve kıstığım gözlerimle üzerine daha çok gittim. “Sana ‘ne dedin sen?’ dedim. İkinci defa tekrarlatılmaktan hoşlanmam.”
İyice köşeye sıkışan kız, yaranma ve korkmuş kız numaralarını bırakıp aynı benim gibi çenesini yukarı dikti ve o da bana aynı şekilde bakmaya başladı. “Bunu mu istiyorsun? Hay hay. Ama lütfen az önce olanları bana anlat ki o ezik kızı kimin bu hale getirdiğini öğrenip keyifleneyim.” İçinden çıkan hırs beni deli ediyordu. Ezik dediği kişi benim kısa sürede hayatım olmuş, her zerresini ayrı sevdiğim kızdı.
Cümlelerinden sonra dudağının kenarı alaycı bir şekilde yukarı kıvrıldı. Her sözünden sonra kalbim güçlü bir şekilde damarlarıma öfke pompalıyordu. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım. Ne derse desin o bir kızdı ve kadınlar her halukarda baş tacıydı.
Gözlerimi açıp ona baktım. Hala aynı pozisyonda duruyorduk ve fazla yakındık. Bu yakınlık beni aşırı rahatsız etti. Kendimi bir adım geriye çektim ve tutuğum kolunu sertçe bıraktım. “Bir daha Ayla’ya böyle söz söylediğini duymayacağım. Yoksa-” dememe kalmadan konuştu. “Yoksa ne? Ne yaparsın? Beni annene mi şikayet edersin?”dedi.
Yaptığı ima ile tekrar sinirlenirken kendimi dizginlemeye çalıştım. Benden hoşlandığını her zaman belli ediyordu ve geçen sene beni çok fazla rahatsız ettiği ve ben de bunun altından kalkamadığım için durumu anneme anlatmıştım. Sadece küçük sözlü konuşma yapmasını bekliyordum ama annem olayı fazla ciddiye alıp tutanak tutmuştu.
Onun baktığı şekilde bakmaya başladım. “Yoksa bırak annemi, onun elinden seni ben bile kurtaramam. Ayağını denk al.”dedikten sonra arkamı döndüm ve Ayla’ya müdahale eden ambulansa doğru yürüdüm.
Sağlık görevlileri basit bir bayılma olduğu için hastaneye götürmeye gerek duymamıştı ve Ayla ambulansın içinde yatıyordu. Ambulansın yanına vardığımda sedyede yatan kızın yanına gittim. Ellerini kavrayarak görevlilere döndüm. “Neden hastaneye gitmiyoruz? Neden hala buradayız?”diye sordum.
Kırklı yaşlarında ben buranın yetkilisiyim diye bağıran bakışlarla bana bakan kadın “Sadece küçük bir bayılma beş on dakikaya kendine gelir. Bunun için hastaneye gitmemize gerek yok.”dedi.
Kadının dedikleri beni yine de rahatlatmamıştı. Çünkü onlar için basit olan şeyler bende o kadar da basit değildi. İçimdeki fırtına Ayla’yı gördükçe kuvvetleniyor ona bir şey olma düşüncesi beni deli ediyordu.
Ben Ayla’ya bakarken başka bir kadın konuştu.“Ama eğer isterseniz yeni içiniz rahat edecekse hastaneye gidip birkaç test yaptırabilirsiniz. Bayılmalar bazen ufak gibi görünebilir ama en önemli hastalıkların ilk belirtisi olabilir.” Bu kadın diğerine göre daha sıcakkanlıydı ve bakışları öteki gibi değildi. Beni tersleyen kadının aksine bu kadın biraz daha genç gibi görünüyordu.
Hemen kabul ederek “Tamam, o zaman hemen hastaneye gidelim.”dedim. Kadın gülümseyerek bana bakıp “Tamam hemen geliyorum ve sonra gidiyoruz.”dedi ve ambulansın açık kapısından indi.
Beş dakika kadar sonra kolunda Lara ile ambulansa binince kaşlarım çatıldı. Sinirlenmem için ekstra bir şeye ihtiyacım yoktu onu görmem yeterliydi. Bir yandan sinirlenirken bir yandan da kadına bakıyordum. “Niye onu buraya getirdiniz? Sevgilimi bu hale getiren birini onunla aynı ortama sokmak size mantıklı mı geliyor?” Hiddetlenirken elimle Ayla’yı gösterdim. Çenesi şimdiden fena halde kızarmıştı. Soyulan dizlerinden hafif kanlar süzülüyordu. Burnundan akan kanları ve yolunan saçlarından bahsetmiyordum bile.
Özenle baktığı dokunulmasına bile müsaade etmediği saçları şuan da karman çorman duruyordu ve Lara saçlarına asıldığı için de epey bir kısmı kopmuştu.
Kıyamadım, kıyamazdım. Yüzüne gözüne bu kadar önem vermeyen biri saçlarına o kadar önem veriyordu ki tek tek özenle bakıyordu. Onun önem verdiği şeyler benim de ilgi alanım olduğundan dolayı içim çok acımıştı.
Diğer yaralar geçerdi. Birkaç güne kabuk bağlar silinirdi. Ya saçlardaki hasarlar ne olacaktı? Uzaması yıllar alan şeyleri kesip atmak koparmak çok kolaydı. Ya bıraktığı hasarlar ne olacaktı? Kopan her bir telini saklamak istedim. Bir daha saçlarına kimsenin zarar vermemesini istedim.
Ama verdiğim sözü tutamadım. Elinin elimden sıyrılıp Ayla’nın yere düştüğü zaman aslında ne kadar güçsüz olduğumu fark ettim. Sevdiklerimi özellikle onu koruyamıyorsam neden vardım. Kalbim lav gibi içten içe beni yakarken bedenim buna tepkisiz kalamadı. Sol gözümden yuvarlanan acı bir damla olarak geri döndü.
Ben Ayla’nın saçlarına odaklanmış, bir elimle elini tutup diğer elimle saçlarını severken görevli kadının sesi beni girdiğim derinlikten çıkardı. “Hey, beni duyuyor musunuz?” O kadar dalmıştım ki kadının söyledikleri kulaklarıma bile işlememişti. Girdiğim transtan çıkarken hemen başımı eğip yanağımdan süzülen yaşı sildim. Kafamı tekrar kaldırıp kadına baktım. “Evet sizi duyuyorum ve bir açıklama bekliyorum.” Çatılan kaşlarımla Lara’ya bakarken söylemiştim bunları.
Görevli kadın, “Tek bir ambulansın yeterli olduğunu düşündük. Hanımefendide bayılma gibi bilinç kapalılığı olmadığı için kenardaki koltukta bizimle gelebilir.”dedi.
İtiraz etmek istedim ama o şuan Ayla’ya zarar veremezdi. Dudaklarımı birbirine bastırıp sustuğumda kadın bunu evet olarak algıladı ve gitmek için yerlerine geçtiler.
Şimdi ambulansın arka kısmında biz üçümüz tek kalmıştık. Konuşma zahmetine girmedim. Onunla olan sorunumu başka bir zamana erteledim. Yapmam gereken en mantıklı şey şu anlık buydu çünkü eğer hesap sorsaydım bu sefer Ayla’dan kurtulduğu kadar kolay kurtulamazdı. Üstelik şu anda önceliğim de Ayla’ydı. Nu yüzden Lara da şu anlık zihnimde puslu kalmaya devam etmeliydi.
Ambulans harekete geçip ilerlemeye başladığında Ayla’nın elini daha sıkı tuttum. Bıraksam kaçıp gidecekmiş kadar sıkı tuttum. Bu son olacaktı. Bu olayın tekrarının yaşanmasına bir kez daha izin vermeyecektim. Verdiğim sözü ilk saniyelerde tutamamış olsam da onu bir daha bırakmamak için yemin ettim.
Şu saatten sonra yaşımı umursamaz zarar verene zarar verirdim.
❤
AYLA
Kulaklarıma bazı sesler dolarken gözlerimi açıp seslerin nereden geldiğine bakmak istedim. Kuruyan göz kapaklarımı zorlukla araladığımda yakıcı bir ışık gözlerime vurdu. Hemen geri kapattım ve temkinli bir şekilde tekrar açtım. Gözlerim ışığa alıştıktan sonra nerede olduğuma baktım.
Bir yatağın üzerindeydim. Etrafımda perde çekiliydi. Koluma bir serum takmışlardı. Yerimden doğrulup ayaklanmak istedim. Perdenin içinde benden başka kimse yoktu ama tam arkasından sesler geliyordu.
Ayaklanmak için bedenimi hareket ettirince vücuduma bir acı girdi. Sanki tüm vücuduma küçük iğneler batırılıyormuş gibiydi. Yüzüm acının şiddeti ile kasılırken kendimi kalkmak için zorladım.
Vücudum acıya alışınca yataktan kalktım. Serumumu askısı ile beraber çekerek ilerledim. Amacım perdenin yanına gidip açmaktı ama duyduğum sesler yaklaştıkça netleşmişti ve dışarıdakilerin ne konuştuğunu artık duyabiliyordum.
“Bu testler ne anlama geliyor?” diyen Kerem’in sesini duydum.
“Testleri temiz, herhangi bir sorun göremedik. Sadece birkaç vitamin eksiği var, iyi beslenmesine dikkat edin.” İnce bir kadın sesiydi bu.
“O zaman neden durup dururken bayıldı benim arkadaşım.”diyen bu sefer Serra’ydı. Hepsi buraya mı gelmişti?
Doğru dostluklar kurmuştum.
Yüzümde yorgun bir gülümseme oluştu. Kadın, “Maalesef arkadaşınıza tıbbi bir teşhis koyamadık. Psikolojik olabilir uyandıktan sonra bir Psikologa görünmenizi tavsiye ederim.”dedi.
Psikolog mu? O da nerden çıktı? Bence öyle bir şey yoktu çünkü yorgundum. Sabahtan beri dans için heyecandan sonrası için de fazla öfkeden dolayı yorgundum. Kimsenin bana deli demesine ihtiyacım yoktu.
Pınarın, “Peki biz Ayla’yı buna nasıl ikna edeceğiz? O Psikologların deli doktoru olduğunu düşünüyor.”diyen dehşet saçan sesini duydum.
Size güzel bir dostluklar edindiğimi söylemiştim. Tırnağımın ucuna kadar bilirlerdi.
Doktor kadının bir şey demesine fırsat kalmadan hastanenin koridorlarında “Kızım!” diye bir feryat duyuldu. Elimi alnıma atıp bıkmışlık ile nefesimi geri verirken koşuşturma sesleri duydum. En sonunda annemin “Söyleyin ne oldu kızıma, iyi mi? Nerede? Neden bayılmış? Cevap versenize!”diye patlaması kaçınılmaz oldu.
Kerem annemin yakarışlarına cevap vermek için “Selen hanım, sadece ufak bir bayılma önemli bir şey yok. İsterseniz doktorla konuşun.” Ilımlı çıkardığı sesi ile konuştu.
Ardından bir şeyin çarpma sesi ve acılı bir inilti duydum. “Ula uşak bayulmiş daa, ne suu normaldur bunin. Bilup bilmeyip de lafa karışmayisun ha!” Anneannem Kerem’e sopasını geçirmiş olmalıydı. Oysaki ben böyle tanışmalarını istemezdim. Hepsi benim yüzümden boka dönmüştü.
Anneannem tekrardan konuşarak “Söyleyin doktor hanım, neyi var torunumun?”dedi. Şivesiz konuşmasına mı şaşırsam yoksa benim için endişelenmesine mi sevinsem bilemedim.
Ulan Safiye Sultan madem vardı böyle yeteneklerin biz niye görmedik!
Doktor “Torununuz iyi teyzeciğim. Siz gelmeden önce çocuklara da anlatıyordum. Test yaptık hiçbir şeyi yok, sadece vitaminsiz kalmış beslenmesine dikkat etmeli. Bayılması ise psikolojik olabilir. Psikologa başvurmanız gerekebilir.”diyince şapa oturduğumu anladım.
Safiş Sultana istediğini söyle ama beslenmesine dikkat edin deme çünkü şimdi ne kadar at ot çöp ırt zırt ne varsa karıştırıp bana içirecek, yedirecekti!!
Yaktın beni doktor!!!
“Tamam, teşekkür ederiz.”diyen annemin birazdan buraya dalacağını düşündüm. Kazık gibi perdenin arkasında dikilmiş onları dinliyordum.
Allah’ım sen günah yazma. Bu kapı değil ki perde!
“Ne demek görevimiz.”diyen sen ile yürüyen adım sesleri duyduktan sonra annemi görmeyi bekledim ama göremedim. Onun yerine, “Biri bana bunun nasıl olduğunu anlatısın. Hemen!”kızgın sesini duydum.
Pınar lafa atlayıp “Şimdi Selen teyze biz okulda gösteriyi bekliyorduk. Sonra… Iııııı. Sonra…”derken takılmış gibiydi.
Serra onu kurtarmak amacıyla “İşte sonra dans bitince sahne heyecanı yüzünden bayılıverdi. Biz de buraya geldik. Psikologluk bir durum yok yani.”dedi.
Tepkilerini görmek istediğim için perdeyi hafif kaldırıp kenardan göz ucuyla onları izlemeye başladım. Beni fark etmemişlerdi.
Perdeyi kaldırınca, perdenin iki adım uzağında toplandıklarını fark ettim. Kızlar ve Kerem’in sırtı bana dönüktü ama annem ve anneannemin yüzlerini görebiliyordum. Kenardaki koltukların birinde ise Selma hoca oturmuş dirseklerini dizlerine yaslamış ve kafasını elleri arasına almıştı. Sessizce olanları dinliyordu.
Annem kızların açıklaması karşısında kollarını birbirine bağladı. Gözleri kısıldı ve kızları süzdü. Tek kaşını kaldırıp “Nedense size hiç inanasım yok. Ayla heyecanını bastıramaz ve bunu dışına yansıtır bu yüzden bayılması mümkün değil çünkü baskı yok. Neden gerçeği söylemiyorsunuz?”dedi.
Sherlock Holmes? Ay pardon. Hafize Holmes?
Kızların gerildiğini hissettim. Birbirlerine yakın duruyorlardı ve arkadan elleri ile birbirlerini dürtüyorlardı. Kesin sen söyle kavgası yapıyorlardır.
Kızlar orada ecel terleri dökerken birisi bir adım öne çıktı ve ben o an görmediğim birilerini daha gördüm. Arda da buradaydı. Ve Kerim ile köşeye çekilmiş fısıldaşarak bir şeyler konuşuyorlardı.
Bu iş oldu kızım. Kumayı da ortadan kaldırdık. Zafer bizimdir.
Gözlerimi onlardan çekip anneme odaklandım. Hala bir açıklama bekliyordu ve Pınar seçilmiş kişi olarak karşısında kıvranıyordu.
Tam bu olanlara son vermek için perdenin arkasından çıkacakken Selma hocanın söyledikleri ile adımım havada kaldı. Buz kestim.
“O geldi Hafize. Anlattı her şeyi.” Mahcubiyet akan sesiyle kafasını kaldırmış anneme bakıyordu. Annem yerinde durmaya devam ederken donmuş gibiydi. Hiçbir tepki veremedi. Uzun bir sürenin ardından elini ağzına atarak Selma hocaya koştu.
Ne? Bir dakika. Selma hoca anneme Hafize mi demişti? Ama bunu bir tek yakınları bilirdi. Selma hoca nereden biliyordu?
Annem Selma hocanın yanına oturup hızla ellerini kavradı. Gözlerinden bir iki damla yaş akınca, gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. O yaşlar boşuna değildi, dimi? Biliyordu. Her şeyi biliyordu ve bana söylememişti.
Hani anne kız arasında sır olmazdı anne? Sen benden hayatımı saklamışsın.
Yerimde sarsılmamak için serum askılığını daha sıkı tuttum. Selma hoca da ağlarken anneme baktı. Annem hayır anlamında başını iki yana salladı. Selma hoca ise akmış makyajı ve yaş dolu gözleri ile sadece anneme baktı.
Annem o gözlerde artık ne görmüşse bir anda Selma hocayı kendine çekip sarıldı. Selma hoca da anneme karşılık verdi. İkisi birbirine sarılıp ağlarken, ben ne ara göz ile anlaşacak kadar yakın olduklarını sorguladım.
Daha anlatmadığın neler var anne?
Bu görüntü ve duyduklarım içimi dağlarken ilk defa annemle aramızda uçurumun oluştuğunu fark ettim. Sen benim tutunduğum tek daldın anne. Neden onu parçalara ayırdın?
...........
Bölüm nasıldı?
Beğendiyseniz bol bol yorum atmayı ve oy kullanmayı unutmayın.
Sizi seviyoremm.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |