

Size rızzık getirdim ballarım. Lafı uzatmayacağım. Keyifli okumalar dilerim.
..................
Hayatının yalan olduğunu öğrenen insanlar genelde ne yapar? Yakar, yıkar ve ya dağıtırdı ama ben hiçbirini yapamadım. Yapamıyordum. İçimdeki sevgi mahkemesi buna izin vermiyordu. Herkesi suçsuz gösterip yine beni suçluyordu.
Hastanede de olan şey tam olarak buydu. Perdenin arkasından olanları izledikten sonra sessizce yerime gidip oturmuştum. Beş dakika kadar sonra annem koşarak gelmiş ve bana sarılmıştı. Tepki veremedim, aramızdaki ip koptu anne uçurum oluştu aramızda diyemedim.
O bana sarılıp öperken sadece bekledim, ne bir karşılık ne de bir söz söyledim. Konuşmalarını duyduğumu bilmiyorlardı. Bilmemeleri iyiydi çünkü şu an onların hesabını çekemezdim. Yorgundum. Bu bir vücut yorgunluğu değil ruh yorgunluğuydu.
Tam temize çıktık, kurtulduk geçmişten derken karabasan gibi üstümüze çökmüştü. Tüm bunlar yetmezmiş gibi şu son 3 günde üç farklı isimsiz mektup almıştım.
Evet, hastaneden çıkıp eve geleli 3 gün olmuştu. Evdeydim, okul yoktu çünkü ara tatil gelmişti. Yılda dört kere tatil oluyordu. Bunlardan ikisi birer hafta diğer ikisi ise dönem tatilleriydi. Şu anda da o bir haftalık tatilin içindeydim.
Tatile yeni girmiştik. O talihsiz gün Çarşamba günüydü ve ben 2 gündür okula gitmiyordum. Bugün ise resmi tatildi. Bu 3 günde arkadaşlarım tarafından hiç yalnız bırakılmadım. Şaşırtıcı olan ise Kerem'in de bizim evde kalmasıydı. Annem o gün hastanede sevgili olduğumuzu duymuş ve çok sevinmişti.
Sanki sakladığı sırlar bunun olamayacağını bağırdıkça o kahkaha atmıştı.
Kerem'e yapışık olduğundan dolayı Kerim de bizimle kalıyordu ve o benden daha kötü durumdaydı. Kerem yine iyiydi ya da bana yansıtmıyordu, bilmiyordum.
Kerem ile Kerim hastane gününden sonra bizde kalmışlardı. Onlarda okula gitmemişti. Selma hoca ile annemin yakın olduklarını artık daha iyi anlamıştım yoksa insan çocuklarını neden tanımadığı birinin evine gönderirdi ki.
Alt kattaki misafir odasında beraber kalıyorlardı. Anneannem ne kadar olmaz dese de annem onu sindirmişti. Ama bu anneannemin bakışlarının bok atmayacağı anlamına gelmiyordu.
Gördüğü her yerde onlara kötü kötü bakıyordu. Kerem aldırış etmiyordu ama Kerim ona çok gözükmemeye çalışıyordu. Benden bile hassastı. Öyle ki olaydan sonra kimse ile konuşmayı reddedip sadece Arda ile konuşuyordu.
Bu yüzden de Arda arada bize gelip bir saat durduktan sonra gidiyordu. Kızlar da hiç boş bırakmamıştı. Neredeyse her gün buradaydılar. Ellerinde olsa kalacaklardı ama yer yoktu.
Bu 3 gün asır gibi geçmişti.
İçimde fırtınaların olması gerekirdi ama ben bir yel bile hissetmiyordum. Yat, kalk, yemek ye, zıbar. Şu anlık böyle devam ediyordum.
Ama beni şu 3 günde mutlu eden tek şey vardı. Kolyenin kopmuş olması. Evet, Lara ile kavga ederken kolye kopmuş yere düşmüştü. Ben fark etmemiştim fakat Kerem fark edip almıştı ve bana söylediğinde üzüleceğimi düşünmüş olmalı ki sıkıntı ile söylemişti.
Kesinlikle boynuna atlayıp sarılmamı beklemiyordu.
Bilmiyordu ama ben o kolyeye dilek dilemiştim ve bu kadar çabuk kopması beni mutlu etmişti.
Hiç ayrılmayacağız sevgilim.
Hissizlik şu sıralar en büyük yardımcımdı. Acımıyordu ama kanatıyordu yaşananlar. Sesi çıkmıyordu ama çığlıklar atıyordu. Bir sürü duygu birbirine girmiş gibiydi. Aldığım mektuplar da cabası. Kerem bilmiyordu ama bu mektuplar biraz şeydi. Değişik.
Aşk mektubu kesinlikle değildi. Komik mektuplar da değildi. Bunlar tehdit mektuplarıydı. İlk gelen mektubu önemsememiştim ama sonra tekrar tekrar gelince içim sıkıntı ile dolmuştu.
Başımda büyük belalar yokmuş gibi bir de bunlar çıkmıştı. Her mektup sadece beş cümleden oluşuyordu.
'Yakında ziyaretine geleceğim. Hazır olursan iyi edersin. Senden her şeyini alacağım. Kendini alıştırmaya başla. Bir daha ki sefere görüşmek üzere.'
Bütün mektupların içinde bunlar yazıyordu. Değişen bir şey yoktu. Ama benim asıl dikkatimi çeken dans provalarından önce okuldan eve dönerken karanlıkta gördüğüm kişi ve yere bıraktığı nottu. Onda da bunların sonunda yazan bir cümle geçiyordu.
Kuşku ile de iyi geçinirdik. Severdim kendisini.
Odamın kapısından gelen tıkırtıları duymak beni daldığım düşüncelerden çıkardı. Kapı açılınca yine bıkmışlık ile ofladım. Anneannem yine elinde bir tepsi ile gelmişti.
Bakın yine diyorum çünkü bu gelişi önceki günlerle beraber baya bir olmuştu.
"Benim güzelum kızum nasıldur? Nenesi ona şifa getirdu ha. Hemen kaldıracaa senu o yataktan." Neşe ile konuşup yatağıma oturdu. Elindeki tepside bir kase vardı ve içinde turuncumsu bir şey vardı. Onun içinde de garip şeyler yüzüyordu.
Yüzümü ekşitip getirdiği şeye baktım. "Yine ne gibi garip karışım getirdin nene?" Alınmışlık ile yüzüme baktı. "Garip de nedur? Şifa bu kızum, şifa." Kaşığı kasenin içine daldırıp bana doğru uzattı. "Aç bakalum ağzuni." Tereddüt ederek kaşığa baktım.
O doktoru elime bir geçirirsem var ya!
İçmediğimi görünce kaşlarını çattı. "Kiz çırpı bacak, aç dedum sana ağzuni. Bu biteceğ!" Bu üç gün içinde birçok şey içirmişti ve bu şeylerin tadı çok kötüydü. En sonunda isyan ederek "Nene yetmedi mi artık? Bu kaçıncı ya?"dedim.
Daha da sinirlendi. Kaşığı ağzıma iyice yaklaştırarak içirmeye çalıştı ama ağzımı açmadan kafamı yana çevirerek kaçtım. "Ayla bak iç şuni, geliy dağak ha."diye tehdit etti. Ölsem onu içmezdim.
Yetti artık.
Hala içmediğimi görünce "Buni içersen Trabzon'a gideruz. İçmezsan senu götürmam."diye bir teklif sundu. Trabzon'u özlemiştim. Ama bu reva mıydı bana? İki ucu boklu değnek.
En sonunda Trabzon sevdam ağır bastı ve ağzımı açtım. Bu fırsatı değerlendirerek hemen kaşığı ağzıma soktu. Gözlerimi kapatıp kötü bir tat bekledim ama öyle olmadı. Hatta içtiğim şey ağzımda o kadar güzel bir tat bıraktı ki şaşırdım.
Kararlılık seviyemi kimse sorgulamasın.
Gözlerim irice açılırken "Kız Safiş Sultan, ne koydun bunun içine bu çok güzel olmuş."dedim. Elindeki tepsiyi kendime çektim ve kaşık kaşık içmeye başladım. "Sen oni bir bitur da ben içuna ne koydiğimi söyleyrum." Onu dinlemeden nefessiz bir şekilde içtim.
Hatta yetmedi kaşığı bırakıp kaseyi kafama diktim. Bitince tepsideki peçete ile dudaklarımı sildim. Hepsini bitirdiğimi gören anneannem memnuniyetle baktı. Tepsiyi alıp ayağa kalktı. Kapıdan çıkmadan "İçtiğun şey kemuk suli havıçlı kaz çorbasi kuzum. Afuyet olsin."dedi ve çıktı.
Ne dedi o? Kemikli kaz havucu mu? Yoksa kazlı kemikli havuç mu?
Yediğim güzel şeyin içinedkileri duyunca kusmak istedim. Ben kırmızı et yemiyordum. Bu yüzden ben içerken içindekileri söylememişti değil mi?
Ah Safiş Sultan yaktın beni.
Öğürme isteği gelince kendimi tuttum. Ne kadar içinde sevmediğim şeyler olsa da tadı güzeldi. Ben kendim ile cebelleşirken odaya Kerem daldı. Bakın daldı diyorum çünkü öküz gibi kapıyı çalmadan içeri dan diye girmişti.
"Sevgilim, nasılsın iyi misin? Dışarıya sesler geliyordu. Telaşlandım."dedi ve adımlayarak yanıma oturdu. Başımı iyi değilim anlamında salladım. "Kerem nenem yine bana garip şeyden içirdi." Anneannemi Kerem'e şikayet ederken şu geçen günleri geride bırakıp çocuklaşmak, şımarmak istiyordum.
Gülümseyerek baktıktan sonra yanıma uzandı. Beni kendine çekip kafamın üstüne bir öpücük kondurdu. Ben omzuna yaslı dururken o da saçlarımla oynuyordu.
Sıksan beş kilo yağ çıkacak saçlarımla!
Evde olduğum için saçlarımla uğraşmayıp yağlı bırakıyordum çünkü kendi yağı ile daha çabuk uzuyor, daha çok besleniyordu.
"Hmm. Kızarım ben ona, ne içirdi bakalım sana."derken bir çocuğu avutur gibiydi. Saçlarım kirli olduğu için elinden kurtarmak istedim ama izin vermedi.
"Kaz kemikli havuçlu bir şey içirdi." Ne dediğimi ben de bilmiyordum. Kerem'in anlamış olmasını diledim. Biraz sessiz durduktan sonra Kerem'den garip sesler çıkıyordu. Kafamı çevirip baktığımda gülmemek için kendini kastığını fark ettim.
Ona baktığımı görünce daha fazla tutamadı. Odamın içini dolduran kahkahaları ile bir ömür sürerdim. Yine de sinirli numarası yapmaya çalıştım. O gülerken kaşlarımı çatıp "Ne var bunda, neden gülüyorsun? Senin burada sevgiline şantaj, montaj ve tehdit uyguluyorlar sen gül. Öyle olsun."diyip kollarımı birbirine bağladım.
Dediklerimden sonra kahkahası durmuş yerine hınzır bir sırıtış gelmişti. Ona yandan yandan bakarken omzundan da kalktım.
Affedin kuzularım, bırakmak elimde değil. Numara yapıyorum yoksa bir an bile bırakmazdım.
Küskün küskün ona bakarken "Bir daha söyle."dedi. Omuzlarımı kaldırıp indirirken "Hayır söylemeyeceğim."dedim.
Bana arkamdan sarılıp çenesini omzuma yasladı. Alttan alttan bana bakarken dayanamadım. "Ne var, ne gülüyorsun? Burada şantaja maruz kalıyorum ve sen gülüyorsun. Öyle olsun."
Onaylamadığını belirtmek adına cıkladı. Kolları iki yandan da belimi sıkıca sarıp karnımın etrafında duruyordu. "Bunları değil diğerini söyle."
Az önce ne dediğimi düşündüm. Ona sevgilini dediğimi hatırlayınca artık benim de yüzümde hınzır bir sırıtış vardı.
Klasik romantik kitaplardaki gibi utanacak değildim.
"Sevgilim."dedim kısık sesle. Omzumda iç çekerek beni kendine daha da çekti. "Seviyorum ulan, ben bu kızı çok seviyorum."derken yemin eder gibiydi.
Yalanı numarayı bir kenara bırakıp ona doğru döndüm. Gözlerim gözlerine takılınca hep olduğu gibi kendimi ona çekilirken buldum. Artık beni tutan bir şey yoktu. İçimden ne geliyorsa yapmam serbestti. Öyle de yaptım. İleri uzanıp hep yapmak istediğim şeyi yaptım.
Boynunda hareket eden adem elmasından onu öptüm. Dudaklarımın altındaki teni kasılırken geri çekilmedim. Aynı yeri tekrar öpmek için yeltendim ama aklıma daha iyi bir şey gelmişti. Bu sefer öpmek yerine boğazının yanına ilerledim ve onu ısırdım. Isırmamla birlikte irkilirken boğazından acı dolu kısık bir inilti çıktı. Gülerek geri çekileceğim esnada Kerem'in şaşkın halini gördüm.
Kendimi gülmemek için kasarken o, elini boynuna atmış şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Bundan faydalanarak elimin altındaki telefonumdan hızlıca fotoğrafını çektim. Yüzünde patlayan flaşla kendine gelirken gözleri sinsice kısıldı.
"Demek oyun oynamak istiyorsun, bakalım bu hoşuna gidecek mi?"diyip üzerime atıldı. Hemen ileri atılıp kaçmak istedim. Bu sırada da kendimi tutamamış gülmeye başlamıştım. "Ama sen de her şeye alınıyorsun, sadece küçük bir ısırıktı."
Elleri arasından çıkıp kaçtığımda yüzüstü yatağa çakıldı. Kendini toparlarken "Sadece küçük bir ısırık mı? Resmen etimi kopardın, seni küçük yamyam. Gel buraya."dedi.
Yatağın etrafında bir oraya bir buraya koştukça sanki kendime geliyordum. Aynı anda da hem gülüyor hem de neşeli çığlıklar atıyordum. Kerem benden daha çevik olduğundan dolayı kısa sürede beni yakalamıştı. Beni omzuna atıp yatağa fırlattıktan sonra bacaklarıma oturdu.
Ardından var gücüyle beni gıdıklamaya başladı. Durmaksızın gıdıkladığı için yüksek sesli kahkahalar atıyordum. Biraz daha gıdıklarsa çatlayabilirdim. O da gülerken "Bu hoşuna gitti mi seni yamyam. Al bakalım, Kerem Haddock'un gazabına uğra."dedi ve gıdıklamaya devam etti.
Kurtulmaya çalışırken bir o yana bir bu yana dönüyordum. En sonunda pes edip "Tamam sen kazandın. Pes ediyorum."diyerek beyaz bayrak kaldırdım.
Beni bırakınca ikimiz de yorgun bir şekilde yatağa yığıldık. Odada sadece nefes seslerimiz duyulurken başımı çevirip ona baktım. Onun da zaten bana baktığını görmek içimi gıdıklamıştı.
Tamam, bir daha gıdıklama lafı duymak istemiyorum. Kendimden bile!
Işıldayan gözleri kaybolduğum ormanda bana yolumu gösteriyordu sanki. Daha da derine inmek istedim. Neler yaşadığını, hayatını bilmek istedim. Sonuçta o benimkini biliyordu ama ben onunkini bilmiyordum.
Şu an doğru zaman dedim içimden. Bunu şimdi sormazsam bir daha soramazdım. İçimdeki tüm cesareti topladım ve gözlerinin en içine ulaşmaya çalıştım.
"Kerem, bana hayatını anlatır mısın? Hayır, güzel ve küçük şeylerden bahsetmiyorum. Yani herkesin hayatının karanlık yanı olur. Seninki ne?" Böyle bir soruyu o da beklemiyor olacak ki gülen suratı düştü.
Bir süre bekledi. Gözlerini benden çekince dünyasından da çıktım. Tavana bakıp derin bir iç çekti. Tekrar bana bakınca onu bu sefer tüm çıplaklığı ile görür gibi oldum. Yeşilleri bu zamana kadar gördüğüm en berrak halindeydi.
En sonunda konuşmaya karar vererek "Sorun da bu zaten."dedi. Anlamıyordum sorun tam olarak neydi? Hayatı benimkinden de kötü olabilir miydi? Bunun olma ihtimali bile içimi yakmaya yetti.
İçimdeki cesaret bir anda yok olmuştu sanki. Yine de çekinmemem gerektiğini hissettiğimden "Sorun ne Kerem?"diye sordum. Bana bakarken boynu ağrımış olmalı ki bana doğru dönüp yüzüme dökülen bir tutam saçı kulağımın arkasına ittirdi.
Bunu o kadar nazik yapmıştı ki görmesem rüzgar yaptı sanırdım. Tüy gibi hafifti.
Nasıl söyleyeceğini bilmiyormuş gibi ağzını birkaç kez açıp kapattı. Ardından cümlelerini toparlamış gibi "Sorun, sorun olmaması. Evet, yanlış duymadın güzelim. Hayatım o kadar mükemmel ki, yaşadığım travmaların başını anne terliği çeker. Daha büyük bir şey yaşamadım. Her dediğim yapıldı, her yaptığım affedildi ve o güzel beyninin düşündüğü aksine evlat ayrımına da uğramadım. İkimiz de eşit sevgi, şefkat ve ilgi ile büyütüldük. Yani, fazla mükemmel. Babam emekli oldu, önceden de bir şirkette mal müdürü olarak çalışıyordu. Şimdi ise evde pinekleyip duruyor. Annemi zaten biliyorsun. Dediğim gibi fazla kusursuz."dedi uzun uzun konuşarak.
İçimde yanan alev sönünce gülümsedim. Ben de ona doğru dönüp yanına doğru iyice kaydım. Ve belki de bilmeden ikimizin de hayatını o sırada söylediğim bir cümle ile özetledim. "Sanırım benim geçmişten senin ise gelecekten yana başımız dertte. Lara senin ailendeki ilk sorun, benimkinde ise son sorun olacak. Hissediyorum Kerem, bundan kurtulunca hayatlarımız çok daha güzel olacak. Belki ay bizim için de denize yansır sevgilim."
Bir şey demeden beni belimden kendine çekip sarıldı. Göğsünde küçücük kalırken kokusunda soluklandım. Parfüm sıkmamıştı ve her zamanki okyanus kokusu yoktu. O lanet gün de burnuma dolan o hoş koku yine buradaydı. Narçiçeğinin o hoş kokusu burnuma dolunca uykumun geldiğini fark ettim. Halbuki daha yeni uyanmıştım.
Gözlerim beni dinlemeyip kapanınca kendimi daha fazla tutamadım. Kokusuna daha da çekilirken uykulu bir şekilde "Kerem kokunu çok seviyorum. Sıktığın parfüm boğucu, ama bu koku beni benden alıyor."dediğimi hatırlıyorum.
Bilincimin tam kaybolmadan öncesinde ise Kerem'in "Demek kokumu seviyorsun. O zaman sevdiğin bir şeyi elinden almamam gerekir."dediğini duymuştum.
Sonrası epey derin bir karanlık olmuştu.
❤
"Gelmeyeceğim dedim, bunun nesini anlamıyorsunuz?" derken kollarımı göğsümde bağlamıştım. Her zaman olduğu gibi odamdaydım ve bir şey olmuş gibi odama toplanan bu kalabalıktan hiç hoşlanmamıştım.
İkizler, Serra, Pınar, annem ve anneannem yatağımın başında durmuş beni, deli doktoruna kendi ayaklarım ile gitmem için ikna etmeye çalışıyorlardı.
"Hadi ama Ayla, bak onlar düşündüğün kadar kötü değiller. Bir kere gidip görsen inanacaksın." İçlerinde tartışmasız en çok dil döken kişi Pınar'dı. Sabahtan beri Pınar ortaya bir fikir atıp beni ikna etmeye çalıştıkça diğerleri de destekliyordu. İçlerinde Kerem de vardı ve bu benim hiç hoşuma gitmemişti. Bunun hesabı kesinlikle sonra sorulacaktı.
"Tabi canım, siz onu benim külahıma anlatın. Gelmiyorum dedim. Nokta."dedikten sonra kollarım duruşumu tamamlamıyormuş gibi kafamı da penceremden dışarı çevirdim.
Birkaç saniye ortamda sessizlik oluşunca dönüp oradalar mı diye baktım. Buradaydılar ve hepsi bana garip bakışlar atıyordu. Neden öyle baktıklarını anlamamıştım ta ki son kurduğum cümle aklıma gelince yutkundum.
Sadece deliler külah takıyordu değil mi?
Yüzümü buruşturarak dilimi ısırdım. Sessizce bekleyen topluluğa dönüp "Tamam son söylediğim cümleyi hafızanızdan silin yoksa ben vura vura silerim."dedim.
Herkesten homurdanma sesleri yükselirken Kerem başını bu böyle olmayacak dercesine salladı. "Güzelim, bak bu yaptığın inat hiç mantıklı değil. Gel gidelim, bak hatta ben de seninle birlikte gireceğim o odaya. Hadi gel naz etme." Başımı olmaz dercesine sertçe salladım. "Hiçbir kuvvet beni o odaya sokamaz. Ne derseniz diyin ben deli değilim." Bıkmışlıkla nefes verdiler.
Senkronize olmaları bir tek bana mı şaşırtıcı geliyor?
Anneannem, "Kizum, gel etme eylama. Sen delu değilsun buni hepumiz biliyruz. Sadece biza anlatmiysun bari doktora anlat. Birukir sonra içunde. Etma uşağum."derken sesi yalvarır gibi çıkmıştı. Az daha dayanamıyordum ama kararımdan dönmedim.
"Nenem haklı ayla, bak biriktikçe sen harap olursun. Dört gün oldu be kızım odadan dışarı gerekmedikçe adım atmadın. Duymuyoruz sanıyorsun ama her gece için çıkıyor be ağlamaktan. Hadi gel gidelim."dedi Serra. Duymadıklarını falan sanmıyordum. Aksine sesli ağlamak beni rahatlatıyordu. İçimi gözyaşlarım temizliyordu.
Annem yanıma oturarak elimi tuttu. Dokunuşundan kurtulmak adına elimi hızla çektim. Bunca yıldır iyi olacağımıza beni inandırdıktan sonra bana, bunu bilmiyormuş gibi davranma hakkı yoktu.
Evet, annem bilmiyormuş gibi yapıyordu. Her şeyi bilmesine rağmen hala aynı rolünü oynuyordu.
Elimi çektiğimi görünce daha fazla ısrar etmedi ama yanımdan da kalkmadı. "Güzel kızım, canım. İnat etme de gidelim hadi. Senin için endişeleniyorum." Yüzünde bariz bir endişe vardı ama bunun sebebinin ne olduğunu anlamıyordum. Sakladıkları ortaya çıkacak diye mi endişeleniyordu? Yoksa gerçekten benim için mi endişeleniyordu ayırt edemedim. Güvenimi sarstığı için kuşku ile yaklaşıyordum ona.
Konuşmadığımı ve ona olan boş bakışlarımı görünce daha fazla üstelemeden yanımdan kalktı ve odadan çıktı. Annemin gidişiyle içim bir cız etti ama şimdi bunu düşünmenin sırası değildi.
Kerim'in bana doğru yaklaştığını gördüm. Gelip aynı annem gibi yanıma oturdu. Hiçbir şey söylemden beni kendine çekip sarıldı. Dudakları kulağımın yanındayken "Seni anlıyorum, istersen gitmeyiz. Her kararında yanında duracağım."diyerek bana destek olduğunu belirtti.
Ona sarılmış öylece dururken gözlerim doldu ama bunu o görmemişti. Daha sıkı sarılarak "Seni çok seviyorum, biliyorsun değil mi?"dedim. Cevap vermedi ama sarılışının sıklaşmasından anlamıştım cevabı.
Aramızda kısa sürede koparılamaz bir halat gibi bir bağ kurmuştuk.
Benden ayrıldıktan sonra o da yanımdan kalktı ve odadan çıktı. Ben alışkındım böyle darbelere ama o ailesinde, yaşamında hiç zorluk görmemişti. Yaşanılanlar ona daha ağır gelmişti. Benim onun yanında olmam gerekirken yıkılmamış numarası yapıyor o bana destek oluyordu.
Gözlerim daha da doldu. Ve birden kendimi tutamayarak şiddetle ağlamaya başladım. Ellerimi yüzüme kapatıp omuzlarım sarsıla sarsıla ağlamaya devam ettim.
Bunu gören Serra ve Pınar hemen etrafıma sokuldu. İkisi de bana sarılıp teselli cümleleri kurarken ben ağlamamı durduramıyordum. En sonunda "Bizi biraz yalnız bırakır mısınız?"diyen Kerem'in sesini duydum.
Anneannem ne ara gitmişti bilmiyordum ama yoktu. Serra ve Pınar biraz tereddüt edince ağlamamın arasından "Hadi gidin. Ben iyiyim."dedim zar zor.
Kızlar gittikten sonra odada yalnızca Kerem ve ben kalmıştık. Kerem yavaşça yanıma sokulup beni kollarının arasına aldı. Onun o sakinleştirici kokusunu duyunca ağlamam biraz olsun azalmıştı ama hala ağlıyordum.
Kokusunu artık gizleme zahmetine girmiyordu. Bu benim hoşuma giden bir şeydi.
"Şşşt, geçti güzelim, Ben buradayım yanındayım. Seni asla bırakmayacağım istediğin kadar ağlayabilirsin seni burada kimse duyamaz, kimse seni göremez. Ben seni gizlerim." Yatıştırıcı sesi kendime gelmemi kolaylaştırsa da iç çekişlerimi durduramıyordum.
Göğsüne sokulup gözyaşlarımı tişörtüne sildim. Ama nerden bilebilirdim ki tuzlu birkaç yaşın göğsüne düşmesiyle içindeki öfkeyi büyüttüğünü.
Başımı kaldırıp ona baktım. "Ben çok özür dilerim Kerem ben kendimi tutamadım." Kaşları hafiften çatılırken "Neden özür diliyorsun yavrum, ben özür dilenecek bir şey göremedim." dedi. Yüzünün aksine bana bir bebekmişim gibi hissettiren sesi çatışma halindeydi.
Başımı eğerek "Üzüntümü size yansıtmamam gerekirdi. Sizi başınızda bu kadar dert varken oyalamamam gerekirdi. İşte bunun için özür diliyorum Kerem."dedim utançla.
Çenemi kavrayıp başımı kaldırdıktan sonra eğilip çenemdeki parmaklarının yanına bir öpücük kondurdu. Doğrulup bana bakarken "Dert bizim derdimiz. Senin veya benim değil, bizim. Ayrıca şu an benim için senin iyiliğinden daha önemli bir şey yok. Bilmem anlatabildim mi?"dedi.
Eridim dağa taşa karıştım resmen o neydi be adam.
Parıldayan gözlerle ona bakarken "Tuttuğum hangi dileğin cevabısın sen? Bunu bilirsem daha çok aynı dilekten dileyebilirim."dedim. Artık o da bana aynı bakışlarla bakıyordu. Yüzünde sımsıcak bir gülümseme oluştu.
Bazıları bu gülüşün iç ısıttığını, güneşe benzediğini söyleyebilirdi ama ben bu gülüşü yıldızlara benzetirdim. Görmesi çok zor ama görünce de büyüleyen bir parlaklık.
Burnumu çekerken gülüşü kahkahaya döndü. Yatağın yanındaki komodinden bir peçete alıp "Gel buraya sümüklü böcek. Önce seni temizleyelim sonra ne yapacağımızı düşünürüz."dedi.
İtiraz edecek değildim. Utanmak mı? O ne? İçiliyor mu?
Burnumu peçeteye yaslayıp sesli bir şekilde burnumu sildim. İğrenmek bir yana dursun peçeteyi katlayıp yana koyduktan sonra burnuma bir öpücük kondurdu.
Aynı gülümseme bana da yayılırken Kerem ayağa kalktı. "Hadi gel sana göstermem gereken bir şey var."diyip bana elini uzattı. Ona olan güvenim sonsuz olduğundan dolayı uzattığı elini kavradım. Beni ayağa kaldırdıktan sonra "Tamam ne göstereceksen hemen göster çünkü çok merak ediyorum."dememe kalmadan eğilip bir kolunu bacaklarıma doladıktan sonra tuttuğu gibi beni omzuna attı.
Şaşırmaktan tepki veremezken "Beni affet güzelim ama bunu yapmam lazımdı."dedikten sonra odanın çıkışına doğru ilerledi. Ben dediklerini anlamazken ne yapacak diye sessizce bekliyordum. Aşağı doğru giderken bağırarak "Selen abla arabayı hazırla. Bu küçük kaçığı yakalamışken hemen hastaneye gitmeliyiz."dediğini duyunca bende şarteller attı.
Beni zorla deli doktoruna götürüyordu.
Ne yapacağını anladığım için çırpınmaya başladım. "Çabuk beni yere indir düzenbaz herif." Ellerimi yumruk yapıp sırtına indirmeye başladım. Bacaklarımı çırparak dengemizi bozmaya çalışırken bir yandan da sırtına yumruklarını indiriyordum.
"Üzgünüm güzelim ama bunu yapmam lazımdı. Sen kendin gelseydin bunu yapmayacaktım. Bana başka yol bırakmadın."diyerek merdivenleri inmeye başladı.
Hayır, anlamadığım benimle yürürken nasıl bu kadar rahat olduğuydu.
Merdivenler bittikten sonra anneannem bizi holde karşıladı. Bizi görünce "Aferun uşağum, ha bak şimdu gözima girdun. Başka türli göteremeziduk bu inatçu keçiyi."diyerek önümüzü açtı.
Bu kadın ikizlerden nefret etmiyor muydu? Ne ara över oldu?
Saçlarım önüme gelirken gördüğüm tek şey Kerem'in kalçalarıydı. "Sen de mi be anneanne? Yazıklar olsun size, verdiğim emeklere yazıklar olsun. Hiçbirinize sütümü helal etmiyorum."
Söylediklerimden sonra Kerem kahkaha attı. "Yavrum yalnız süt hakkını sen şu an kullanamıyorsun. Belki ilerde çocuklarımız seni kızdırırsa söylersin."
Hiçbir şey söylemeden sert bir yumruğu sırtına vurdum. "Ben sana göstereceğim çocuğu da sütü de. Şimdi indir beni yere." Bağırışıma aldırmadan ilerledi. Kapıya gidiyorduk.
Çocuklar da bağrışmalardan dolayı dışarı çıkınca bizi gördüler. Ben çırpınmaya devam ederken Serra "Yürü be enişte. Kim tutar seni."diye Kerem'e tezahürat yaptı. Boynumu zar zor kaldırarak kızlara baktım.
Yanlarında Kerim de vardı ve üçü birden kıkır kıkır gülüyordu. Yumruk atmayı bırakıp elimin işaret parmağını onlara salladım. "Hainler, sizinle sonra görüşeceğiz. Şimdi gülün bakalım, işiniz bitti oğlum sizin."
Kolumu arkaya çevirip Kerem'in kafasına şamarı indirdim. "Seninle de ayrı görüşeceğiz Kerem efendi. Bu yaptığın resmen zorla alıkoyma." Kerem bacaklarıma iki kolu ile sarılırken bir kolu çözüldü. Kafasını ovuşturduğunu tahmin ediyordum.
"Kızım bir dur, elin de amma ağırmış. Yardın kafamı, sırtımdan bahsetmiyorum bile."diye isyan etti. Görmese de kafamı aşağı yukarı hırsla salladım. "Beni yere bir indir görürsün o zaman kafa yarmayı. Bu daha ne ki, beni yere indirdiğin an yüzüne yumruğumu yiyeceksin." Tehdidim karşısında gülmekle yetindi bu sırada da ön kapıdan çıkmak üzereydik.
Gülümseyen bir sesle "Sen bana kıyamazsın."dedi. Sinirim artarken "Öyle bir kıyarım ki aklın şaşar."diye tehdidimi sürdürdüm.
Kapının yanına gelince ellerimle kapının pervazına tutundum. Ben tutununca Kerem ilerleyemediği için sendeledi. "Ayla bırak şu kapıyı, o doktora gidilecek."diye bağıran anneme inat daha sıkı tuttum.
Kerem "Yavrum inat etme işte, ya gideceksin ya gideceksin başka şansın yok şu anda."diyerek beni daha da çekiştirdi ama yapışmıştım bir kere. Tam o anda birinin ellerime yapışıp beni kapıdan ayırmaya çalıştığını hissettim.
Boynumu ikinci kez zar zor kaldırırken gördüklerim beni sinirden delirtmeye yeterdi. Gördüğüm kişi ne Serra ne de Pınar'dı. Kerim ellerimi tutmuş kapıdan ayırmaya çalışıyordu.
Sinirden susuz kalmış balık gibi Kerem'in omzunda hırsla çırpınmaya başladım. "Lan, hani her kararımın ardındaydın. Yalancı pislik, sen var ya oğlum. Seni iki kez bitireceğim. Bundan sonra kendine kaçacak delik ara."diye bu sefer daha güçlü bir çığlık atınca suratını buruşturdu.
Arka tarafta kızlar montumu, çantamı ve ayakkabılarımı ellerine almışlar bizi takip ediyorlardı. Anneannem ise pardösüsünü giyiyordu. Kerim bana çaresiz bakışlar atarak baktı. "Üzgünüm ayla, bunu yapmak zorundayım çünkü ben de o psikologa gitmek istiyorum. Merak etme iyileşeceksin."
Ellerim en sonunda kapıdan ayrılınca bırakmak istemediğim bir şeymiş gibi ellerimi kapıya doğru uzattım ama nafileydi. Ellerim çözülür çözülmez Kerem ilerlemiş kapıdan ayrılmıştı. Kerime ithafen son kez "Ben hasta değilim. Ben deli değilim."diyerek boğazımı yırtarcasına bağırdım.
Arabanın yanına doğru yürüdüğümüzü anlayabiliyordum. Artık buradan dönüş yoktu. Direnmek nafileydi. Kaderime razı gelerek çırpınmayı bıraktım.
Uzun süre ters olduğum için uyuşan beynimden dolayı da olabilirdi.
Kerem yürüyüp durduğunda annemin "Çok teşekkür ederim oğlum. Bunu senden başkası yapamazdı."diyen sesinin ardından arabanın kapısının açılma sesi geldi. Kerem beni yere indirince ilk an gözüm karardı. Geçmesini beklerken dengede duramadım. Kerem destek olurken birkaç saniye sonra kendime gelmiştim.
Kafamı sallayıp kendime geldikten sonra Kerem'in bana bakarak sırıtan suratını karşımda gördüm. Ona gülümseyerek elimle yaklaşmasını işaret ettim. Anlamamış olmalı ki ne var dercesine sırıtarak kafasını salladı.
Gülümsememi bozmadan "Biraz eğilir misin canım? Kulağına bir şey söyleyeceğim."dedim. İtiraz etmeden eğildi. Suratımdaki gülümseme silinirken bir anda yumruğumu kaldırıp Kerem'in suratına öyle bir yumruk attım ki Kerem arkaya sendeleyip yere kıç üstü çakıldı.
Beklemiyor olmalıydı ki ilk birkaç saniye tepki veremeden çimenleri izledi. Sonra kafasını kaldırıp bana baktı. Bir eli sağ yanağına gidip orayı tuttu. Şaşkın şaşkın bakarken bu sefer üstten bana kişi bendim.
"Seni uyarmıştım. Bu kadar kolay kurtuldum diye sevinme, gitmem gereken bir yer var ve gelince hesaplaşacağız. Sana kıyacağımın garantisini de veriyorum."dedikten sonra açık olan araba kapısından içeri girip kapıyı sertçe kapattım. Annem de yanıma oturup arabayı çalıştırdı.
Kızlar ve anneannem de arka koltuğa geçince ilerlemeye başladık. Kötücül bakışlarımı yan camdan ikizlere çevirdiğimde Kerem'in hala aynı yerde oturduğunu Kerim'in ise ona bakıp kahkaha attığını gördüm. Kerem bana bakarken ellerimi onun görebileceği şekilde oh olsun dercesine hareket ettirdim.
Tekrar önüme dönünce kızların arkadan kıkırdama sesleri gelinde hızla arkama dönüp çatılmış kaşlarım ve sinir saçan gözlerimi onlara diktim. Hemen susarken aynı anda ağızlarına fermuar çekiyormuş gibi yaptıktan sonra ben önüme döndüm.
Gidelim bakalım nasıl bir yermiş bu deli doktoru şeysi.
Kollarımı göğsümde bağlayıp konuşmak istemediğimi belli ettim. Küskün bir şekilde koltuğa yığıldım. Bana bu yapılır mıydı be? Bana, bana güzeline. Alacağım olsun Kerem. Ama onunla doktordan geldikten sonra fena bir hesap görecektim.
O zaman baksın bakalım el mi yaman, Ayla mı yaman.
....................
Bölüm nasıldı ballarım?
Bölümü beğendiyseniz ve yüzünüzde ufak bir tebessüm bile oluşturabildiysem oy ve yorum atmayı unutmayın.
Seviliyorsunuzzzz.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |