

Eveeett ikinci bölüm sizlerle aşklarımm🥰
Keyifli okumalar dilerimmm
.........
Tam elimi uzatmış tek boynuzlu atın boynuzunu tutup beraber uçmaya başlayacaktık ki soğuk bir şeyin suratıma çarpışını ve tüm üst bedenimi üşütmeye başladığını hissettim.
Anlık korku ile gözlerimi açıp yataktan fırladım. İlk gördüğüm yatağımın karşısında duran aynadaki kendi görüntümdü. Her yerim sırılsıklam bir şekilde korku ile kendime bakıyordum. Gözlerimi aynadan çekip yatağa baktım. Yatak da ıslaktı.
Fakat hemen sonra bu ıslaklığın sebebini anladım. Annem yatağımın kenarında elindeki boş sürahi ile birlikte ayakta duruyordu. Kolları birbirine bağlı, bir ayağı önde ritim tutarken sabırsızca bana bakıyordu.
Beynimde hala tek boynuzlu atlar bana göz kırparken kafamı iki yana sallayarak kendime gelmeye çalıştım. Ama ne yazık ki gelemedim. Esneyerek tekrardan tam halıya uzanıp uymaya meylediyordum ki annem kolumdan tutup dik durmamı sağladı.
“Ayla okula geç kaldın. Saat sabah sekiz. Ya acele et ya da…”düşünüyormuş gibi birkaç saniye duraksadı. “ya da’sı yok acele et.”
Annemin kelimelerinin hepsi kafamda toplanmış el ele halaya durmuşlardı. Sırasıyla dizilen kelimeleri beynimin içinde birleştirip anlamam tam bir dakika kadar sürmüştü. Ardından gözlerimi kocaman açarak anneme baktım.
“Ay anne yaa! Niye uyandırmıyorsun? Sen işe benden önce gidiyordun. Ne diye kaldırmazsın be kadın!”diyerek kendime geldiğimi belli etmiş oldum.
Ben banyoya koşup işlerimi halledip giyinirken o da kapının pervazına yaslanmış beni izliyordu. Sağ ayağıma ayaktayken çorap geçirmeye çalışınca sendeledim. Seke seke anneme doğru ilerledim. Annemin yanına sekerek gittiğimde beni işaret parmağı ile geri ittirdi.
Yine sendeledim ama düşmedim. Sağ ayağıma çorabı geçirince bu sefer de sol ayağıma bir çorap geçirdim ve anneme baktım.
Annem yine her zamanki şıklığı içindeydi. Siyah kalem etek beyaz saten bir gömlek ile yine ve yine sadelikten yanaydı. Oysaki benim şuan ayağıma geçirdiğim çorapların bile biri tozpembe öbürü ise siyahtı.
Bir anneme bir çoraplarıma baktım. Sonra çorapların diğer teklerini de çantama attım.
Ne olur olmaz dimi!
Çoraplarım değişik olabilirdi ama bol kotumun ve bilekli ayakkabılarımdan görüneceğini sanmıyordum.
Hemen çalışma masamın üstünden anahtarlığımı kapıp koridora çıktım.
Aslında evimiz 3 katlıydı. Annem benim için çatının üzerine mini kütüphane diyebileceğim bir oda yaptırmıştı.
Alt katta mutfak, salon, kiler, annemin odası, ebeveyn banyosu ile misafir banyosu vardı.
Üst katta ise yukarı çıkan merdivenlerden sonra sola dönünce uzun bir koridor vardı. Bu koridorun sağ tarafında benim şahsi banyom yer alıyordu. Merdivenlerin bitişine hemen bir kapı yaptırmıştık. Kapı camdandı ama aşağı kat ile benim alanımı birbirinden ayırıyordu.
Koridorun bitiminde de benim odam vardı. Benim odamdan çıkıp banyoya doğru gidilince hemen banyonun sağında tavandan aşağı bir ip sarkıyordu. Bu ipi aşağı çekince tavana sabit katlanır bir merdiven açılıyordu.
Banyonun yanına gidip ipi aşağı çektim. Merdiven açılıca hemen tırmandım ve yukarı doğru açılan kapıyı anahtarla açıp ittirdim. Ellerimi iki yana koyup kendimi yukarı çekince evin çatısına çıktım.
İlerideki güneş yavaş yavaş yukarı tırmanıyordu. Birkaç saniye bu manzaraya takılı kaldım. Kızıl ışıklar etrafa dağılmış, ileriden gelen sarı ışık kümesinin doğuşunu dünyaya müjdeliyordu. İç çekerek izledim.
Daha sonra vaktimin olmadığı aklıma gelince hemen bu müthiş manzarayı izlemeyi daha sonraki günlere bırakıp arkamı döndüm. Çatının üstündeki küçük kulübe tarzı odanın kapısını anahtarımla açıp içeri girdim.
Üç duvarı tavana kadar kitaplık olan odaya adımımı attım. Işığı yakıp ilerledim ve sağ tarafta kalan kitaplıktan en sevdiğim yazarın yeni çıkan kitabını alıp odadan çıktım ve kilitleyip aşağı indim.
Odama yürüyüp çantama kitabı koydum. Ceketimi de giydikten sonra hazırdım. Annem ben yukarı çıkınca aşağı inmiş olmalıydı ki ortalarda yoktu. Hemen koridoru geçip merdivene açılan camdan kapıyı açtım ve aşağı indim.
Mutfaktan sesler geliyordu. İlerleyip mutfağa girdiğimde annemin ayakta çay koyduğunu fark ettim.
“Anne ne yapıyorsun? Geç kaldık ikimizde farkında mısın? Bırak kahvaltıyı hadi okula bırak beni.”diye acele acele konuştum.
Annem hala rahatını bozmamış elindeki iki çay dolu bardağı masaya bırakıp masaya oturmuştu.
“Daha erken otur kahvaltı edelim. Sonra yola çıkarız.”dedi benim telaşıma zıt şekilde rahat davranarak. O sırada aklıma saate bakmak geldi. Mutfaktaki duvar saatine bakınca gözlerim fal taşı gibi açılmıştı.
Saat sabah yedi bile değildi! Bu manyak kadın beni kandırmıştı!
Şuan dışarıdan yüzüme bakılsa çizgi filmlerdeki kızınca suratı pancara dönen ve kulaklarından dumanlar çıkan karakterlere benziyor olabilirdim.
“Neden ya? Neden? Neden? Neden yaptın bunu bana? Azıcık uykuyu çok mu görüyorsun şu körpecik masumcuk kızına be kadın? El insaf be!”
Elini dudaklarına kapatmış kıs kıs gülerken, eğer bunu yapan annem olmasaydı tekme tokat bir de tava ile girişirdim. Ama neyse ki anamdı. Atamdı. Eli öpülür alına koyulurdu. Ama şuan olmazdı.
“E kızım sende saatinde kalkınca uyuşuk uyuşuk hazırlanıyorsun. Bak ne iyi ettim işte.” Kolunu kaldırıp saatine baktı. “Seni ben altıyı kırk beş geçe uyandırmıştım bak şuan saat yediye beş var. On dakikada nasıl başardın da kendine şekil şemal verdin anlamadım ama iyi iş çıkardın.”dedi.
Kollarımı önümde bağladım. “On değil yirmi dakikada hazırlanmışım. Senin saatin yanlış. Saat yediyi beş geçiyor.” Bilmiş bakışlarım annemin üzerindeyken annemin benden daha bilmiş bakışları da benim üzerimdeydi. Gerildim.
“Sen daha uyuyor musun? Yoksa bana mı öyle geliyor? Duvardakine baktıysan o yanlış evden on dakika erken çık da geç kalma diye on dakika ileri aldım ben onu.”
Sözleri ile gözlerim Necmeddin’in gözlerinden daha da büyük bir şekil aldı.
“Vay seni uyanık süslü Hafize vay! Demek böyle yaparak beni güzellik uykumdan mahrum bırakacaktın öyle mi? Ama bundan sonra yemem artık bunları. Sen görürsün!”dedim demesine ama sofraya oturup da kahvaltıyı yaptıktan sonra arabaya atlayıp son ses müzikle okula gidince unuttum bile.
❤
Öğleden sonraki ilk dersteydik. Ve ders felsefeydi. Felsefe hocamız Remzi hoca o kadar yavaş ve uzun konuşuyordu ki uykum gelmişti.
En ön sırada yanağımı sıraya yaslamış elimdeki kalemi çevirerek hocayı dinlemeye çalışıyordum ama hoca bir anda bilginin yapı taşlarını inceleyerek anlatmaya başlayınca gözlerim kapanıverdi.
Uyku ile uyanıklık arasında gidip gelirken elimdeki kalem yere düştü. Kafamı kaldırıp da kalemi alamadım çünkü çoktan uykuya dalmıştım.
Ne kadar zaman geçti bilmiyordum ama bağrışmalarla ve şiddetli bir siren sesi ile yerimden sıçradım. Herkes sağa sola koşturuyor kaçmaya, okulu boşaltmaya çalışıyordu.
Sağ olsunlar ne düşünceli insanlar ölsek kalsak şuralarda haberleri olmayacak!
Uyku sersemi ayağa kalkıp bende aralarına katıldım. Yangın merdiveninden tahliye olunurken herkes inmiş gibi görünüyordu. Sadece birkaç kişi koştura koştura inmeye çalışıyorlardı. Arkamdan biri ittirince arkama döndüm ama keşke dönmez olsaydım.
Arkama dönmemle daha sert ittirilmem ve yere düşüp beş-altı basamak olan merdivenden ezilmemeye çalışarak yuvarlandım. Kenara doğru düştüğümde kafamı sert bir şekilde arkaya vurdum. Elim kafama gitti. Acımıştı ama bir şey yok gibiydi.
Herkes indikten sonra ayağa kalkmayı denedim ama başaramadım. Ben denemeye devam ederken birisi yanıma geldi. Kafamı kaldırıp ona baktım.
Ama bir de ne göreyim bir değil iki kişi başıma üşüşmüş. Fakat bu iki kişi birbirinin aynısıydı.
İkisi de bana şaşkın bakışlar atıyor ve bir yandan da ellerini uzatıyorlardı. Merdivenden yuvarlandığım için beynim sarsılmış olabilirdi, başımı çarptığım için hasar görmüş de olabilirdi ve ben şuan çift görüyor da olabilirdim. Başkaa...
Başka açıklama yoktu. Biri ambulansı arasa iyi ederdi.
Ben de onlara çok şaşkın şekilde bakıyor olmalıyım ki sağ taraftaki konuştu. “Bu bize niye böyle bakıyor lan. Acaba beynine bir şey mi oldu?”diye sordu.
Bu sefer soldaki konuşarak “Sorgulama da yardım edelim dikildik kızın başına böyle andaval gibi garipser tabi.”dedi. Bir sağdakine bir soldakine baktım.
Ardından kekeleyerek “S-siz kimsiniz?”dedim. Sağ taraftaki sırıtmaya başladı. “Heh! Bak konuşabiliyor işte. Hadi gidelim.”diyip yürümeye meyletti ama sol taraftaki onu tuttu.
Kafasına okkalı bir tokat attıktan sonra “Lan düdük makarna, kız ne halde görmüyor musun? Hadi gir koluna da revire götürelim.”dedi. Sol taraftaki bana yaklaştı ardından sağdaki de oflayarak bana doğru gelmeye başladı.
İkisi birden üstüme yürüyünce panikledim. Ellerimi kaldırarak onları durdurdum. Başımı kötü vurmamıştım. Yandaki demire tutunup ayağa kalktığımda sol taraftakinin derin bir nefes verdiğini duydum.
Tüm bunları bir kenara bırakırsak ve asıl konuya dönecek olursak ben şöyle bir soru yöneltmek istiyordum: Neler dönüyor bu aşağılık okulda!?
Bu sorumu içimden söylemekle kalmayıp dillendirdim de. “Neler dönüyor bu aşağılık okulda be?!”diye çemkirince sağdaki çocuğun suratı buruştu.
“Ah! Hatırladım. Sen o sahaftaki sümsük kızsın.”dedi. Beynim darbenin ve uykunun esaretinden kurtulup geriye doğru gitti. Dün sahafta bir çocuğa çarpmıştım. Bana zeytinyağı demiş ve bende bunu hakkını vermiştim.
Sağ ol Dudu peri. Sayende geçmişe gittim geldim.
“Sen kimsin de bana sümsük diyorsun be fasulye sırığı?” Kaşlarım anında çatılmış saldırı pozisyonumu almıştım.
Saldırı pozisyonu dediğim şey de bir ayağımı yere vurmak ve ellerimi belime yerleştirip öne hafif eğilmekti. Gerçi bu sefer eğilememiştim çünkü benim buna fasulye sırığı demem boşuna değildi a dostlar.
Kavak ağacı yanında cüce kalır vesselam.
“Ben kim miyim? Ben Kerim Altınbal. Bu okul Müdiresi’nin oğluyum.”dedi. Bunları dedikten sonra küflenmiş salatalığa bakar gibi iğrenerek suratına baktım.
“Ay, bir yerim. Çok da önemli biri değilmişsin. İnsanım desen şu dediğinden daha çok saygı duyardım sana şahsen.” İğneleyerek konuşmam onu sinirlendirmişti. Umursamadım aynı dün yaptığım gibi.
Sol tarafta duran aynı sarı saçlı, yeşil gözlü ve sağ taraftakinin aynısı olan bir çocuk daha vardı. Tüm hanımefendiliğimi konuşturup nazik bir sesle “Sen kimsin?”diye sordum.
Sonuçta sağ taraftakinin aksine düştüğüm için endişelenmiş ve beni revire götürmeyi teklif etmişti.
“Ben Kerim’in ikiz kardeşi Kerem. Sen?”durup elini ensesine attı. “Yani sen kimsin? Adın ne?”dedi.
“Ben Ayla. Tanıştığıma memnun oldum. Onun aksine.”diyerek Kerim’in olduğu kısmı gösterdim. Bakışları benden ayrılıp kardeşine döndüğünde kolları bağlı duran Kerim’i gördü. Gülüşünü bastırmak adına dudaklarını dişlediğinde istemsizce bakışlarım dudaklarına kaydı.
Dolgun dudakları vardı. Bir erkeğe göre dudakları fazla dolgundu hatta. Dudaklarını dişlediği için canlı kırmızı dudaklarının dişlediği kısımları hafif beyaz olmuştu.
Ben dalmış düşünürken bir anda elini çenemde hissettim. Çenemi tutup başımı yukarı kaldırarak gözlerine bakmamı sağladı. Gözlerimin içine bakarak “Oraya değil buraya bakacaksın.”dediğinde normalde çemkirirdim ama bu sefer utanmıştım.
Yanaklarıma kan oturduğunu hissederken bakışlarımı kaçırdım. Eli çenemi serbest bıraktığında gergin ortamı dağıtmak için “Şimdi sen.”diyerek Kerem’i işaret ettim.
“Oray Beyin kardeşi Koray Bey mi oluyorsun?”diye sordum. Soruyu sorduktan sonra ikisinin de suratına baktım. Kerem ve Kerim aynı anda yüzlerini buruşturduğunda hunharca gülmeye başladım.
Hatta öyle bir güldüm ki ellerimi dizlerimin üzerine koyup eğilerek gülmeye devam ettim.
Hep bu şakayı yapmak istemişimdir.
Tam bu esnada hiç dikkate almadığım bir sesi kulaklarım sonunda ayırt etti. Müdüre hanım mikrofondan bağırarak “Sınıflardaki herkes dışarı çıksın. Yangın tatbikatı yaptık. İtfaiye ekipleri sizleri bilgilendirmek için bekliyorlar.”dedi.
Gözlerim açılarak iki kardeşe baktığımda çok rahatlardı.
Allah’ım insanlara bu rahatlık nasıl geliyor Ya Rabbim.
Gülüşüm bıçak değmiş gibi kesilirken ikizlere görüşürüz dedim ve hemen ön bahçeye koştum.
❤
Okuldan eve gelmiş, yemek yemiştim. Serra ve Pınar ile görüntülü konuştuktan da sonra yatağıma uzanmış kitap okuyordum.
Okuyordum okumasına ama lanet başım bıçaklanıyormuş gibi ağrıdığı için odaklanamıyordum.
Lanet olası migren!
Bugün başımı çarpmamın da etkisiyle migrenim tutmuştu. Elimdeki kitabı yatağın yanındaki komodine koyup ellerimi başıma attım. Geçecek gibi değildi.
Allahtan bunun çaresini biliyordum. Komodinin çekmecesini açıp oyalı moyalı bir tülbent çıkardım. Başıma Yeşil Denizde’ki Bahri gibi dolayıp sıkıca bağladıktan sonra bir tane de ayrı kesici içmiştim.
Uyumak için yatağa tamamen girip yorganı kafama kadar çektim. Gözlerimi kapattım ama kapatmaz olaydım. Kapalı gözlerimin önüne Kerem’in gözleri belirince telaşla gözlerimi açtım.
Biraz bekledikten sonra gözlerimi yeniden kapattım fakat yine o iddialı gözler önümde belirince kaçmaktan vazgeçtim ve bu saate kadar aklıma bile gelmeyen Kerem zihnimin neredeyse yarısını doldurmuştu.
Hayalimde gözlerini incelerken nereden bilebilirdim ki bir gün bu yeşil derin ormanda kaybolacağımı.
...........
Bu bölüm biraz kısa bir bölümdü aşklar. Beğendiyseniz oy atmayı unutmayın ve o güzel yorumlarınızı eksik etmeyin
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |