5. Bölüm
Medine Gürpınar / ÜÇ ADIMLA AŞK / 4. BÖLÜM

4. BÖLÜM

Medine Gürpınar
medoscummm

Keyifli okumalar canlarım.

 

 

.........

 

Kerim ile dalaşmamızın üzerinden tam olarak 1 hafta geçmişti. Kerem onunla ne konuştuysa ertesi gün gelip özür dilemişti.

Ben de fazla abarttığımı düşünerek özrünü kabul etmiştim. Aslında kabul etmeyip süründürmek vardı da, işte benim bu merhametim izin vermemişti.

Her zaman olduğu gibi yine dersteydim. Bu sefer Mahir hoca tahtada matematik anlatıyordu. İlgimi çekmiyordu ama dinlemek zorundaydım.

Maalesef ülkemizde matematik her şeydi.

Kerim’in de ilgisini çekmiyor olacak ki dersin başından beri defterine anlamsız şeyler çiziyordu.

Ben dersi dinlemeye ve anlamaya çalışırken Mahir hoca “Bize bu soruyu Kerim yapsın. Kerim evladım kalk ayağa.”dedi.

Kerim yüzünü buruşturarak ayağa kalktı. Tahtadaki basit bir denklem sorusuydu. Sayılar eşitliğin öbür tarafına atıldığında işlem bitiyordu.

Mahir hoca ile Kerim kısa bir süre bakıştılar. Bu bakışma Kerim için anlamını yitirdiğinde tahtaya döndü. Kısık gözlerle soruyu incelemeye başladı.

Kendinden emin bir tavır takındığında “Bu soru ne ki hocam. Çerez bunlar. Daha zoru yok muydu?”dedi.

Ben ve tüm sınıf bıyık altından gülmeye başladık. Mahir hoca Kerim’e üstten bakışlar atarken “E iyi yap o zaman madem.”dedi.

Kerim elini çenesinin altına koyup bilge biriymiş gibi düşünmeye başladı. Tahtaya bakıp gözlerini kıstı ve bir şeyler mırıldanmaya başladı.

En sonunda elini çenesinden çekip parmağı ile hesap yapmaya başlayınca tüm sınıf artık kahkahalarla gülüyordu. Bu soru hepimizin tek bakışta yapabildiği bir soru olduğu için Kerim’in bu kadar ciddi şekilde düşünmesi bize komik gelmişti.

Mahir hoca dayanamamış olacak ki “Çözemiyorsan söyle beraber yapalım.”dedi sitemkâr bir ses tonuyla.

Kerim, Mahir hocanın dediklerini duymamış gibi düşünmeye devam etti. En sonunda yüzüne vatan gülüşü yerleştiğinde sırıtarak “Hocam bu çözülemez. Çünkü hepsi birbirine eşit olduğu için bir cevabı yok.”dedi.

Bunu söyledikten sonra artık sınıfça gülerek kendimizi yerlere vurma evresine geçtik. Mahir hoca hayal kırıklığı dolu bakışlarla Kerim’e bakıyordu. Ellerini kaldırıp soruyu gösterdi.

“Bu sorunun neresini yapamadın Kerim. Bir insan hiç mi değişmez? Geçen sene gördün ya çocuğum sen bu konuları. Tek bakışta çözmen lazım bu soruyu senin.” Mahir hoca çok sinirlenmişti. Kerim yediği fırça ile isyan etmeye başladı. “Ben bu soruyu geçen sene çözebilseydim sınıfta kalmazdım hocam. Geldiniz onca kişinin arasından beni buldunuz siz de. Size öğrenci mi yok? Mesela Ayla bu soruyu bakmadan bile yapar.” Ayaktayken ayağı ile bacağıma vurdu. “Dimi Ayla? Kalk yap soruyu. Sen benden daha iyi çözersin.”diyerek topu bana attı.

Kendini kurtarmaya çalışıp beni öne atmasına sinirlenerek ayağa kalktım. Yürüyerek tahtanın yanına gittim. Elime kalemi alıp soruyu çözmeye başladım. Bir dakika içinde soruyu çözmüştüm. Doğru mu diye dönüp Mahir hocaya “Cevap doğru mu hocam?”diye sordum.

Mahir hoca bakışları ile onaylayınca birden zıplayarak Kerim’e döndüm ve ellerimle çatla patla hareketi yapıp “Hah! Salak seni. Çatla da patla nasıl yaptım soruyu ama? Rabbim boy dağıtırken en önde sen yürümüşsün ama beyin dağıtırken şemsiye açmışsın galiba. Ne haber spagetti?” diyerek nispet yaptım.

Kerim her zamanki gibi bozulurken ayağa kalktı ve sınıfta beni kovalamak için yeltendi ama Mahir hoca “Tamam gençler. Yeter bu kadar kakara kikiri. Geçin yerlerinize.” diyince sakince yerimize oturduk. Kerim ile ben hala sırada sessizce dalaşırken sınıf da derse odağını kaybetmiş bizi izleyerek kıs kıs gülüyordu.

Mahir hoca ders anlatmaya dönmüştü ama hiç kimse dinlemiyordu. Kerim ellerini tutan ellerimden sıyrılıp saçımı çekince acıyla inledim. Ellerini bırakıp kolunu bacağını çimdiklemeye başladım. Hızlı hızlı orasına burasına çimdik atarken kurtulmaya çalışıyordu ama kurtulamıyordu. Bir anda kolunu boynuma sarıp kafamı kolunun altına aldığında boğulur gibi oldum. Ben sessizce çırpınırken muhtemelen yumruk yaptığı diğer elini saçımın üzerine sürtüp karıştırmaya başladı.

Arap’a döndüm anam bu ne be!

Saçlarım Kerim’e göre artık karışmış olacak ki beni bıraktı. Karşımda sessizce gülüp saçlarımı gösterirken kırmızı görmüş boğalara döndüm.

Burnumdan dumanlar da çıksa aynı onlardan olmuştum yani.

Öfkelendiğim için Kerim gülerken bir anda atılıp omzuna dişlerimi geçirdim. Var gücümle ısırırken kerimin dudaklarından çok yüksek bir çığlık kaçtı. O çığırınca bende omzunu serbest bıraktım.

Koluna tokat atıp “Salak ne bağırıyorsun? Hoca duyacak şimdi. Gerçi Mahir hoca kulağının yanında top patlasa duymaz. Adam sağır res…”derken Kerim’e dikkat kesildim. Arkama bakarken iki çiğdem bir çekirdek olmuştu.

Susup gözlerimi kapattım. Derin derin nefeslendim. Gözlerimi açtıktan sonra Kerim’e “Arkamda dimi?”dedim. Onaylar gibi başını yavaşça aşağı yukarı salladı. İfademi toparladım, yüzüme tatlı bulduğum bir gülümseme yerleştirdikten sonra arkamı döndüm.

Mahir hoca kollarını bağlamış, bir ayağı da yere vurup dururken deli danalar gibi bana bakıyordu. Ettiğim tüm lafları yuttum.

Gerçek anlamda yuttum ha!

Sağ elimin işaret parmağını havaya kaldırdım. Tam ağzımı açmış açıklama yapacakken Mahir hoca “Tek bir kelime bile etme Ayla!”dedi. Kolunu kaldırıp sınıfın kapısını gösterdi. “Gidin hakaretlerinizi ve dalaşmanızı dışarıda yapın! Çıkın sınıftan.”dedi.

Kafamı çevirip tekrar Kerim’e baktım. Gitmek için hazırlanıyordu. El mahkûm bende sıranın altından Şeker Portakalı kitabımı çıkardım. Telefonumu da aldıktan sonra Kerim ile beraber az önce birbirimizi yememiş, saçımız başımız dolaşmamış demeden kol kola girdik ve sınıftan çıktık.

Kerem okul kapısının yanında nöbetçilik yapıyordu. Onun yanına gitmeyi düşünürken Kerim dirseği ile beni dürterek “Hepsi senin yüzünden oldu, ne vardı ısıracak kızım! Hayvan gibi ısırdın beni hem onu da unutmadım.”dedi. Ben de onun gibi onu dürttüm. “Ne benim yüzümden be! Karıştırmasaydın saçlarımı ısırmazdım. Müstahaktır sana. Oh iyi ki ısırmışım.”dedim.

Kerim az önce fırça yememiş gibi “Bak kızım! Omzum hala acıyor zaten, düzgün konuş iki misli olarak seni almayayım ayağımın altına!”diye beni tehdit etti.

Kolundan çıkarak ondan biraz uzaklaştım. Başparmaklarımı kulaklarıma koyup ellerimi sallarken bir yandan da dil çıkarıyordum. “Gel. Gel de al ayağının altına hadi. Bekliyorum, yakalarsan ezersin beni.” Gülerek söylediğim cümlelerden sonra Kerim bana doğru atıldı.

Koridorda beni yakalamasın diye etrafında dönüyordum. Biraz daha döndükten sonra Kerim ile ben sıkılmıştık. Telefonumu çıkarıp saate bakınca teneffüse daha yirmi beş dakika olduğunu gördüm. Oflayarak kerime sıkıldığımı belli etmeye çalıştım.

Mal mal bana bakınca “Sıkıldım. Hadi Kerem’in yanına gidelim.”diye isyan ettim. İkizi aklına yeni gelmiş olacak ki aydınlandı.

Kolumdan tutup kaldırdı ve sürükleyerek merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Evet, sürükleyerek diyorum çünkü kendisi deve kadar olduğu için ben arkasında sürükleniyordum.

O normal yürüyorum sanabilirdi ama ben merdivenleri yalamaya başlamıştım bir kere.

Merdivenleri indikten sonra nöbetçi masasında oturmuş kitap okuyan Kerem’i gördüm. Okuduğu kitabın ismine bakınca resmen şok olmuştum. Kerim’in elinden kurtulduktan sonra merdivenin başında durup sırıtarak keremin okuduğu kitaba baktım.

Okuduğu kitap Şeker Portakalıydı.

Elimde sıkıca tuttuğum kitaba bakışlarımı eğdim. Sırıtmam otuz iki diş gülmeye dönüşünce kitabı tutan parmaklarım sıkılaştı. Gülümsemeye devam ederken ikizlerin yanına ilerledim.

Kerim, Kerem’in başında durmuş derste olanları abartarak anlatmaya başlamıştı. Kerem ise ikizini takmadan kitabı okumaya devam etmeye çalışıyordu. Yanlarına gittiğimde Kerim’in “İşte sonra bu t-rex benim kolumu omzumdan kopardı. Bende acıdan haykırınca hoca bizi sınıftan attı.”dediğini duydum.

Hemen Kerim’e çirkefleşirken “Abartma be! Benimki ufak bir ısırıktı. İlk sen yapıştın saçlarıma.”dedim. Benim sesimi duyunca Kerem hemen başını kitaptan kaldırdı ve oturduğu yerde dikleşti. Okuduğu kitabı ise masanın altına doğru sokuşturdu.

Ne okuduğunu bilsem bile bilmiyormuş gibi davranıp “A ne okuyorsun? Neden sakladın kitabı? Çalmam korkma. Güzel mi? Güzelse bende okurum.”dedim.

Ben art arda soruları sıralarken yüzü gevşemiş bana bakıyordu. Yüzünde hafif bir tebessüm oluşmuştu. İlk sorduğum soruları duymazdan gelerek “Güzel. Çok güzel.”dedi. Yüzündeki tebessüm ve bana bakışları beni utandırdığı için bakışlarımı kaçırdım.

Ben bakışlarımı kaçırınca konuyu değiştirmek istiyormuş gibi ciddileşti ve boğazını temizleyerek “Evet kitap çok güzel okumanı tavsiye ederim. İstersen ben okuduktan sonra sana verebilirim.”dedi. Az önce dediğinden dolayı hala utanıyordum. Bana demiş de olmayabilirdi ama ben öyle hissetmiştim. Dedikleri kafamın içinde birkaç kez yankılanınca hemen ben de ciddileştim.

“Adı ne kitabın? Belki okumuşumdur.”dedim. Elimdeki kitap masanın alt tarafında olduğu için görmemişti. Kendi tarafından kitabı çıkarıp gösterdi. “Adı Şeker Portakalı. Belki okumamışsındır ama çok güzel bir kitap.”dedi.

Yalandan şaşırarak elimdeki kitabı gösterdim. Kitabı görünce bakışlarına şaşkınlık oturdu. “Bak bende o kitabı okuyordum. Ne tesadüf ama.”

Yüzündeki şaşkınlık azalırken bakışlarına bu sefer de hayranlık oturdu. Ama ben bakışlarındaki hayranlığı anlayamadım. Bakışlarını benden çekerken elini ensesine attı ve orayı kaşıdı. “Kitabın içinde seni en etkileyen cümle hangisiydi?”diye sordu.

O soruyu sorunca hemen elimdeki kitabı açtım. Sevdiğim sözlerin altlarını çizmeyi seviyordum. Parmaklarım bir sayfada durunca kitabı Kerem’e çevirdim. İlk olarak içinden okudu. Sonrasında ise sesli olarak tekrar etti cümleleri.

‘Ne var ki, bir şeyin eksikliğini duyuyordum: beni kendime getirecek, belki insanlara, onların iyiliklerine inandıracak önemli bir şeyin eksikliği.’

Cümle bittikten sonra dudakları etkilenmiş gibi aşağı sarktı. Kitabı bana geri verirken “Etkileyici. Senden beklemezdim.”dedi. Kitabı geri alırken “Neden? Benden beklenmeyen nedir acaba? Çok pardon ya ben senin gibi havalı olmadığım için boş boş okuyorum dimi?” dedim hafif iğneleyerek.

Benim dediklerime alınmadan gülmeye başladı. Gülüşü yine beni mest edip girdap gibi kendine çekerken son zamanlarda da yaptığım gibi iç çektim.

Böyle giderse iç çeke çeke dünyadaki oksijeni tek başıma bitirirdim kesin!

Bende tam ona etkilendiği yeri soracakken Kerim araya girerek “Eyvah! Annem geliyor. Kerem çabuk bir şey yap. Beni burada görürse evde kesin sopa yerim.”diye telaşlandı.

Kerem başını çevirip sağa doğru baktı. Bu sırada da Kerim oradan oraya koşturuyor sığabileceği bir yer arıyordu. Kerem’in sandalyesini çekip masanın altına girmeye çalıştı bu sırada da Kerem onu arkasından ittiriyordu. Ama kalçası dışarıda kaldığı için hemen oradan çıktı. Oradan çıktığı gibi etrafına bakındı. Hizmetliler odasını görünce oraya doğru koştu ve girip kapısını kapattı.

Tam Kerim odaya girdiği anda müdüre Selma hoca merdivenleri inmeyi bitirmişti. Bizim yanımıza doğru gelirken gözleri benim üzerimdeydi. Selma hoca bana bakarken ben de onu incelemeye başladım.

Annem gibi sade ve şık giyiniyordu genelde. Siyah saten bol paça bir pantolon ve krem rengi bir gömlek giymişti. Gömleğin üzerinde pantolon ile takım olduğunu anladığım siyah saten bir yelek vardı. Bu kombinin blazer ceketi de olduğuna emindim ama şuan üstünde değildi. Saçları çenesinin altında bitiyor, Selma hocaya keskin bir imaj katıyordu. Kumral bir teni vardı. Saçları ise kapalı sarı renkteydi. Resmi kurum topuklusu giymişti ve sesi aramızda yankılanıyordu.

Gözleri hala benim üzerimdeyken “Kızım senin burada ne işin var? Sınıfta olman gerekmiyor mu?”diye sordu.

Herkes de bugün bana bir şeyler soruyor azizim.

Yutkundum. “Hocam beni Mahir hoca sınıftan attı da, ben de ne yapacağımı bilemedim. Kerem’i görünce onunla sohbet etmeye buraya geldim.” Kendimi yeterince izah ettiğimi düşünüyordum.

Savunmamı dinledikten sonra Selma hoca burnunu kıvırıp “Siz yeniler hep sorun çıkarırsınız zaten.”dedi. Tavrı karşısında ağzımı açıp bir şey söylerdim de kadın müdüre. Ben sessiz kalınca hiç beklemediğim bir anda Kerem lafa atladı.

“Hocam kimse kusursuz değil. Alt tarafı dersten atılmış, dünyanın sonu değil. Hem bu okulun en başarılı öğrencisiyim ve ben bile en az üç kez sınıftan atılmışımdır.”dedi.

Selma hoca inanamayarak oğluna baktı. Ayıplayan bakışlar eşliğinde cıklayarak “Tamam madem oturup sohbet edin. Bir sorun olursa bana söylersin oğlum.”derken oğlum kelimesini vurgulayarak söylemişti. Arkasını dönüp topuklularını tıkırdatarak uzaklaştığında derin bir nefes verdim.

Evet sevgili dünya aldığım oksijenleri sana geri iade ediyorum. Gör bunları!

Selma hoca gidince Kerim’in bulunduğu odaya doğru ilerledim. Kapıyı yavaşça açıp kafamı içeriye uzattım. Kerim her zamanki gibi şaşırtmamıştı. Hizmetli odasında bulunan koltuğa boylu boyunca uzanmış camış gibi uyuyordu.

Ne ara uyudun be hıyarağası!

Kapıyı sessizce kapatıp dışarı çıktım. Kerem’in yanına gidip sandalyeye çöktüm. Kerem bana bakıp “Ee niye gelmedi? Şimdiye başımı ağrıtması gerekirdi.”dedi. Kıkırdarken “Koltuğa uzanmış camış gibi uyuyor.”dedim.

Kerem ile beraber gülmeye başladık. Telefonumu çıkarıp saate baktığımda zilin çalmasına bir dakika kaldığını gördüm. Bu çatlak ikizlerin yanında zaman ne kadar da çabuk geçiyordu böyle.

Okul bitmiş, toparlanmış ve eve gidiyordum. Tüm gün okulda aklıma gelmeyen bir şey şuan beynimin içini kemiriyordu. Anneme ne diyecektim? Dersten atıldığımı elbette ki biliyordu. Kerem’den öğrendiğim kadarıyla dersten atılan ya da derse girmeyip yok yazılan öğrencilerin okul çıkışında fişler kontrol edildikten sonra velileri aranıp durum haber veriliyormuş.

Eve doğru yürürken Kerim ile ilk karşılaştığımız sahafın önünden geçiyordum. Sahafa bakarken aklıma Kerim geldiği için gülümsedim. Beynimin içinde Kerim’den başka bir çift yeşil göz daha belirince ilk başlarda istemediğim bir şeyken şimdi memnuniyetle kabul ettim.

Bana tebessüm eden o güzel yüzün ardından yeşil ve derin gözler şimdi de bana hayranlıkla bakıyordu. Gülümsemem sırıtma şeklini aldığında yoldaki insanlar bana garip garip bakmaya başladı. Hiçbirini umursamadım.

Ormana benzeyen yeşillerin derinliğine biraz daha daldım. Aklımda gezinen düşünceler çok güzel düşüncelerdi. Ama tehlikeliydi. Beynim sürekli bana onu hatırlatarak beni büyülemeye çalışsa da kalbimin kapılarını yokladığımda yedi yerinden zincirlenmiş olduğunu fark ettim.

Ben düşüncelere dalmış yürürken bir anda kendime geldim ve evi geçtiğimi fark ettim. Arkamı dönüp geri eve yürümeye başladım.

Lanet gelsin! Beynim bana oyun oynuyor resmen.

Kapıya yaklaşıp ses var mı diye kontrol ettim ilk önce. Sonra cebimden anahtarımı çıkarıp kapıyı yavaşça açtım. Kafamı içeriye sokup baktığımda kimseyi bulamadım. Rahatlayarak eve girip kapıyı kapattım.

Rahat rahat ayakkabılarımı çıkarıp birini sağa birini de sola doğru fırlattım. Bunun için de dayak yiyebilirdim ama listenin başında başka meseleler vardı. Bu yüzden ayakkabılarımı sorun etmeden yukarı, odama çıkmaya başladım.

Yukarı çıkıp camdan kapıyı açtım. Sola dönüp ilerlerken odamın kapısını açık buldum. Sorgulamadan içeri girip çantamı masamın yanına kendimi de yatağa attım. Tam rahatlayarak nefesimi veriyordum ki kapının arkasındaki annem ile göz göze geldik.

Açık kapıyı kapatıp kilitledi. Bir eli belinde dururken diğerinde füze vardı.

Mümkünse o füze beni alıp buradan marsa çıkarsın diğer türlüsü çok can acıtıyor da!

Anneme bakarken sırıtıp “Merhaba annecim. Ne güzel karşıladın ya sen beni öyle. Bak bak doyamıyorum valla.”dedim.

Annem kafasını öne arkaya hızlı hızlı sallarken “Doyuracağım ben seni bekle. Sen gel bir bakalım şöyle yamacıma kuzum.”dedi.

Ölsem gitmezdim.

Yattığım yerden yavaşça doğruldum ve ayağa kalktım. Ellerimi kaldırıp arkaya doğru yavaş adımlar atmaya başladım. Bu sırada da “Hayır. Hayır, tuzak bu tuzak. Hayatta gelmem, benim oraya gelmem için elindeki suç aletini yavaşça yere bırakman ve ayağına giymen lazım.”dedim.

Arkaya doğru adımlar atmaya devam ederken annemle göz temasını kesmiyorduk.

Aramızda bir yuvarlanan çalı eksikti.

Arkaya doğru gitmeye devam ederken sırtım duvar ile birleşti. Gidecek, kaçacak bir yerim kalmamıştı.

Annem de bana doğru yaklaşırken “Şimdi hesap ver bakalım Ayla hanım. Kuşlar bana bir şeyler öttü, dediler ki sen matematik dersinden atılmışsın. Matematik dersinden!”diyerek gerekli yerleri de vurgulayarak beni köşeye sıkıştırmaya devam etti.

“Annem canım annem. Bazı aksaklıklar oldu, söylememem gereken bir şey söyledim ve hoca da bunu duydu. O yüzden sınıftan kibarca çıkmam istendi.”dedim. Tabi ki de yemedi. Bir anda çita gibi üstüme atlayınca kendimi yatağın üstüne yüzüstü attım ve yuvarlanarak öbür tarafa geçtim. Tam kapıyı açmaya yeltenmiştim ki kapı açılmadı.

Arkamı dönüp anneme baktım. Anahtarı elinde tutmuş bayrak gibi sallıyordu. “Şimdi nereye kaçabileceksin acaba? Bana neden dersten kibarca çıkmanı istediklerini açıklayana kadar buradan çıkış yok.” Kibarca çıkmanı istediklerini kısmını baya bir vurgulamıştı.

Ellerimi önümde bağlayıp ayaklarımı da birbiri üstüne attım. Bakışlarımı da yere eğince acındırma mood on’du. “Şey anne… Hocaya birazcık sağır demiş olabilirim.”diyince annem elindeki füzeyi bana doğru fırlattı.

Acındırma rolünü de yemediğine göre gerçekten sinirlenmişti.

Eğilip kurtulmak istedim ama geç kaldım ve o terlik benim kafama dan diye çarptı. Terlik yere düşerken bende kendimi yere bıraktım. Kulaklarımın uğuldaması ve parlayan ışıklar görmem gayet normaldi.

Kafaya terlik darbesine alışıktım. Beş dakika sonra geçiyordu tüm bunlar.

Ben her zamanki gibi yıldızları sayarken annem yanıma yaklaştı. Kolunu kaldırıp saatine baktı. Bir süre bekledi. O sürede de benim kafa normale dönmüştü. Ben yere çökmüş elimi başıma atmış beklerken kulağımdan tuttuğu gibi ayağa kaldırdı. Ağzını açmış azarlayacakken kapı çaldı.

Benim kurtarıcı meleğim. Kimsen alnından öpeceğim.

Anneme kapıyı gösterip “Bak duyuyor musun? Kurban olduğum ne güzel çalıyor.”dedim. Annem kulağımı bırakıp “Bekle burada geri geleceğim ve bana hesap vereceksin.”diyip kapıya bakmaya gitti.

Dakikalardır tuttuğum nefesimi rahatlıkla bıraktım. Ama keşke bırakmasaydım. Aşağıdan annemin “Ne işin var burada? Sana bizi rahatsız etmemeni söylemiştim. Çıkar mısın evimden? Yoksa polisi arayacağım.”diye bağırdığını duydum.

Laubaliliği bırakıp koşar adım aşağı indim. Adımlarım merdivenin son basamağına geldiğinde onu gördüm. O adamı. Babamı.

Lafımı geri alıyorum. Onu öpeceğime gider dudaklarımı keserdim daha iyi.

Onun o iğrenç bakışları da beni bulunca bir pislik gibi sırıttı ve “Güzel kızım. Ayla’m. Nasılsın? Bak babacığın geldi. Sarılmayacak mısın?”dedi. Kollarını açıp bana beklenti ile baktı.

Yüzümü abartılı bir şekilde buruşturdum. Bir çöpe, fazlalığa bakarmış gibi ona baktım. “Kendini acındırmaktan usanmadın mı?”dedim. Küçükken bana her zaman dediği gibi.

Annem babamın arkasında durmuş bir şey olursa diye tetikte bekliyordu. O adamın başı sistematik bir şekilde sola doğru eğildi. “Çok ayıp kızım. Sana yakışıyor mu hiç böyle laflar? Gel şimdi sarıl babana, seni çok özledim kızım.”dedi.

Midemin bulantısına ve gelen öğürme isteğini geri atma gereği duymadım ve karşısında öğürdüm. “İğrenç bir insansın. Midem bulanıyor. Çık git buradan, seni görmek dahi istemiyorum.”dedim. Ardından “ÇIK GİT!”diye avazım çıktığı kadar bağırdım.

O adam bana doğru bir adım attı. Annem “Sakın. Sakın kızıma yaklaşmaya kalkışma Faruk. Yoksa yeminler olsun ki cesedin çıkar buradan.”diye onu tehdit etti. Artık ondan korkmuyordu.

Annemin tehdidi karşısında iğrenç kahkahası ile gülmeye başladı. Evin içini onun sesi doldurduğunda duvarlara çarpan ses nefretimi biraz daha körükledi. “Ah! Karıcığım neden öyle diyorsun? O benim de kızım.”dedi. Annem cevap vermek istedi ama Faruk annemi dinlemeden bana yaklaşmaya devam etti.

Kaçmadım. Saklanmadım. Çocukluğumun tekrarlanmasına izin vermedim. Bana yaklaşmasına izin verdim. Ben artık o güçsüz küçük kız değildim. Bu adam yüzünden on üç yaşımda kimseye güvenmemeyi, kendimi savunmayı ve nefreti güce dönüştürmeyi öğrenmiştim.

Kısacası olmam gereken yaşta olmam gereken kişi değildim.

Aramızda bir adımlık mesafe kalana kadar bana yaklaştı. “Babacığım sen bana sarılmadıkça ben çok üzülüyorum. Çok özledim kızım. Bu ihtiyarı mutlu etmek istemez misin?”diye sordu.

Söyledikleri sevgi cümlesi gibi görünebilirdi ama değildi. Onun bir canlıyı sevebileceğine inanmıyordum.

Küçükken bana söylediği lafları tekrar ederek “Sen bana sarılınca hiçbir şey hissetmiyorum. Sen nasıl çocuksun? Kendini acındırmaktan başka bir şey bildiğin yok. Aciz bir varlıksın sadece.”dedim.

“Hatırladın mı? Bana bunları söyleyen sensin, elbette hatırlarsın. Şimdi bende senin için aynı şeyleri söylüyorum. Aciz bir varlıktan başka bir şey değilsin. Utanmıyor musun acıtasyon yapmaya?”diyerek damarına basmaya çalıştım.

Canım yanıyordu. İçimde kor alevle yüreğim dağlanırken dışım sönmüş lav kadar sertti.

Laflarımla yüzü bile düşmedi. Daha çok kahkaha atarken benim nefretim dışıma taştı. Aramızdaki bir adımlık mesafeyi kapatıp ellerimi boğazına sardım. Gözüm dönmüştü. Var gücümle sıkarken tırnaklarım boğazının etine geçti. Benden böyle bir şey beklemediği açıktı. Tepki bile veremeden onu boğmaya başladım. Yakınlığımızdan dolayı da ondan gelen kötü kokuları alınca sarhoş olduğunu anladım.

Nefes almaya çalışırken sağ taraftaki duvara sırtı çarptı. Devrilip yere düştü. Deli gücü diye bir şey vardı. Ondan kat be kat küçük olmama rağmen gücüme dayanamadı. E tabi annemin beni zorla gönderdiği savunma kurslarının da Karadenizli olmamın da bunda bir faydası vardı. Gerçi sarhoş olduğu için de olabilirdi.

Yerde onun üstüne çıkarak boğazını sıkmaya, nefesini kesmeye devam ettim. Etine geçirdiğim tırnaklarım yüzünden boynundan hafif kanlar süzülüyordu ama durmadım. Dünya böyle birisine artık nefes olsun istemedim.

Elleri kollarımı kavradı. Beni itmek, üstünden atmak istedi ama başaramadı. Arka taraftan da annem belime sarılıp çekmeye başladı. Bir şeyler söylüyordu ama anlamıyordum. Derinlerde kaybolmuş gibiydim.

En sonunda annem beni zorla da olsa çekip o adamın üstünden aldığında hala kendimde değildim. Ellerim boynundan uzaklaştığı anda şiddetle öksürmeye başladı. Eli boğazına gitti ve orayı ovuşturdu. Gözlerinden yaş akarken eline bulaşan kendi kanına baktı.

Biraz daha yerde durup soluklandıktan sonra zorlukla ayağa kalktı. Nefes nefeseydim. Korkuyordum ama bunu yansıtmamak zorundaydım. Faruk yutkunduktan sonra “Bu burada bitmedi canım kızım. Bir dahakine görüşmek üzere.”dedi ve çıkışa yöneldi. Ben konuşacak durumda değildim annemin arkasından “DEFOL GİT MANYAK HERİF! BİZİ BİR DAHA RAHATSIZ ETME!”diye bağırdığını duydum.

Faruk kapıdan çıktı ve sertçe çekip kapattı. O adam gittikten sonra anneme döndüm. “Özür dilerim anne. Derste sınıftan atıldığım için. Özür dilerim.”dedim. Annemin gözünden yaşlar akarken ben de yüzümün ıslandığını ve ağladığımı fark ettim.

Bana sevgi dolu bakışlar atarken “Canım kızım.”dedi ve beni kendine çekip öyle bir sarıldı ki yaşadığımı, kim olduğumu ve beni çok sevdiğini iliklerime kadar hissettim.

Orada o akşam annemle saatlerce birbirimize sarıldık ve ağladık sonrasında ise beni alıp odasına götürdü ve başımdan bir an bile ayrılmadan benimle birlikte uyudu.

Belki de o gün Keremin aklımda dolanmadığı tek gündü. Çünkü kâbuslar yakamı bırakmamıştı.

 

 

...........

Eveeettt. Olayların başladığı yerlere geldik ballar.

Sizce babasının dediklerinin altında ne yatıyor?

Bölümü beğendiyseniz oy ve yorum atmayı unutmayın.

Seviyorum sizii.

 

 

Bölüm : 26.07.2025 13:25 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...