

Bu bölümde kargaşa sona ererken bir gerçek öğreniyoruz..
Keyifli okumalar dilerim.
.........
Bazı günler çok güzel geçerdi. Öyle ki hayatınızda hiç yaşamadığınız sayısız kahkahalı, bol eğlenceli günlerden biri olurdu. Tüm günleriniz üzüntü ve sıkıntı içinde de geçse bu oldukça az ve sayılı mutlu günler hayatınıza karanlıkların içinden ışık tutabilirdi.
Benim ışığım ise Kerim ve Keremdi.
Küçüklüğüm sefalet içinde geçmişti. Hatırladığım kadarıyla küçük bir semtte bir gecekondu da kalıyorduk. Annem ben küçükken çalışmazdı, babam ise kepçe operatörlüğü yapar işten çıkınca eve gelmeden içerdi.
Eve geldiğinde ise annem şikâyet ettikçe onu sefilliğinden vurup aşağılar ve döverdi. Küçükken tüm günlerim böyle geçerdi. Bazen babamın yanına gitmez, onunla hiç göz teması kurmaz ve hiç konuşmazdım.
Çünkü onun sözleri, bakışları ve dokunuşları baba gibi değildi. Beni hep rahatsız ederdi. Küçükken sarhoş bir şekilde eve geldiğinde annemle kavga etmezse mutlaka benim odama gelirdi.
Odama girip bana sarılıyor ve dokunuyordu. Ellerinin o küçük yaşımda bana verdiği his hiç de normal değildi. Çocuktum, daha çok küçüktüm ama onun içki ve sigara kokan nefesini hiç unutamamıştım.
Babam bana vurmazdı aksine seviyormuş gibi davranıp beni, kendi kızını, taciz ederdi. Özel bölgelerime dokunurdu. Annem ne zaman karşı çıkmaya kalkışsa onu daha fazla döverdi. Bazen ölmesini istediğim anlar bile olmuştu.
Küçücük başımla ölmek ne demek biliyordum.
Geçen gün ise bastırılmış duygularım açığa çıkmıştı. Yıllar boyunca içimde biriken bütün duygular o pislik herifin bana bir bakışı ve sözü ile ortaya çıkmış, onu öldürmeye çalışmıştım.
Küçükken keşke ölse dediğim adamı az daha ben öldürüyordum.
O günden beri üç gün geçmişti. Üç gündür okula gitmiyordum. Kerem ve Kerim defalarca arayıp mesajlar atsalar da hiçbirine dönmemiştim. Petek ve Aslı da aramış ama onları da meşgule atmıştım. Üç gündür çatıdaki kütüphanemden çıkmamıştım. Annem arada geliyor ve yemek bırakıp gidiyordu.
Bilmiyordu ki yemekleri sokaktaki köpekler yiyor.
Ne yemek yiyebiliyordum, ne de uyku uyuyabiliyordum. Sürekli kitap okuyor ve sadece ağlıyordum. Tırnak diplerim çok belli olmayan silik kan lekeleri ile doluydu. Ne zaman biterdi bu işkence bilmiyordum.
Elimdeki kitabın son sayfasını da okuduktan sonra yanımdaki mendil kutusundan mendil çekip sesli şekilde hönkürdüm. Mendili biraz buruşturup gözlerimi sildim. Annem görse ağzıma vura vura farklı mendille sildirirdi ama benim sümüğüm benim gözyaşımdı. Hem mendil tasarrufu da yapıyordum.
Bugün Serra ve Pınar geleceklerdi. Bana ulaşamayınca annemi aramışlar ve annem de beni düzeltmeleri için onları çağırmıştı. Beni düzeltebilecek tek şey onların sarılışı olabilirdi.
Elimdeki kitap mutsuz bitmişti. Bu kadının kitapları hep mutsuz bitiyordu zaten. Bir daha Medine Gürpınar’ın kitabını okursam iki olsundu. Ama kadın yazıyordu ve ben o kadınla kendimi çok yakın hissediyordum.
Kitabı bırakıp ayağa kalktım, bedenimi esnettikten sonra kapıya ilerledim. Tam kapıyı açacağım sırada bazı sesler duydum. İtişme seslerine benziyordu. Önlem için bu odadaki yatağımın yanındaki oklavayı elime aldım. Kapının kolunu sıkıca kavrayıp derin bir nefes aldım ve kapıyı açıp vurmak için oklavayı havaya kaldırdım.
Ben saldırıya hazırken Serra ve Pınar’ı çatıya çıkan kapının ucunda kafaları yukarı çıkmış bir şekilde buldum. Ben ani çıkış yapınca ikisi birden korkup çığlık attılar. Onlar bağırınca bende bağırdım. İkisi birbirine sarılmış bana bakarken ben de vaziyetin farkına vardım.
Oklavayı indirip elimi hızlı atan kalbimin üzerine attım. Kızlar ise derin bir nefes verdiler. Kaşlarım çatılırken “Niye öyle sessiz sedasız geliyorsunuz ya ödüm koptu. Ya size vursaydım?”diye çemkirdim.
Serra ve Pınar birbirine baktıktan sonra aynı anda “Sürpriz yapmak istemiştik.”diye masum bir savunma yaptılar. Bir süre onlara baktıktan sonra yumuşayıp “Tamam hadi gelin de konuşalım.”dedim.
Ben cümlemi bitirdikten sonra Serra ve Pınar aynı anda çıkmaya çalıştı ama çıkamadı. Biraz daha zorladılar ama başarısız oldular. Serra Pınar’ın kafasını tutmuş geri iterken kendini yukarı çekmeye çalışıyordu. Pınar ise onun elinden kurtulmak için Serra’yı yana doğru ittiriyordu.
Sıkılmış bir nefes verdikten sonra “Durun. Durun. Böyle giderse akşama kadar çıkamazsınız oradan. Pınar sen bir basamak aşağı in Serra çıksın.”dedim. Pınar hala Serra’dan kurtulmaya çalışarak “İlk niye o çıkıyor? O insin ben çıkayım.”dedi.
Serra da Pınarı geri iterken “Pışık yağlı kaşık canım. Ayla’yı duydun, in aşağı ve beni yukarı it.”dedi. Pınar’a yalvaran bir bakış atıp “Çocuk ile çocuk olma Pınar’ım. Bırak çıksın. Söz sen çıkmadan sarılmasına izin vermeyeceğim.”dedim.
Pınar pes ederek aşağı bir basamak indi. O inince Serra da kendini yukarı çekmeye çalıştı ama yapamadı. Pınar’a dönüp “Hişt sarı aşağıdan ittir beni. Yukarı çıkamıyorum.”Bana döndü. “Sen de beni çek yukarıya. Çalışın köleler.”dedi.
Pınar sinirlenerek “Bana ne itmiyorum. Yemeseydin o kadar da popon kocaman olmasaydı. Kendin çık ben dokunmam.”dedi.
Serra’nın yanına gidip “Ne vardı bu kadar yiyecek be gülüm. Bak şu kadarcık yerden bile çıkamıyorsun.”dedim. Kollarının altından tutup yukarı çekmeye çalıştım ama çekemiyordum. Biraz daha uğraştım ama başarısız oldum. Aşağı doğru bağırarak “Pınar, ittir şunu aşağıdan yoksa akşama kadar burada kalırız.”dedim. Pınar’ın sesi kinayeli çıkarken “Of iyi be! İttiriyorum tamam. Akşama kadar burada durmak istemiyorum.”dedi.
Pınar aşağıdan Serra’yı ittirince Serra “Höst ayı! Yavaş ittir. Ayrıca şuan beni taciz ediyorsun. Popoma dokunmadan ittir. Yoksa tekmeyi yersin yüzüne.”diye tehdit etti.
Aşağıdan bir tokat sesi geldi ardından Serra iki büklüm oldu. Pınar sinirli bir ses tonuyla “Sus artık be, sus be! Şurada seni kurtarmaya çalışıyoruz, senin düşündüğün şeye bak! Delireceğim.”dedi.
Pınar ve ben Serra’ya destek olunca en sonunda yukarı çıkabildi. Yukarı çıktığı anda bana sarılmak için atıldı ama izin vermedim. Pınar da hiç zorlanmadan yukarı çıkınca ikisi birden bana sarıldı. Geçmişimi bilen tek kişilerdi onlar.
Kütüphaneye geçip oturduk. Kızlar iki yanımda otururken ikisi de ellerini üzerimden çekmemişti. Serra sırtımı sıvazlarken, Pınar ellerimi okşuyordu. Olanları bir bir anlatmaya başladım. Bazen saf bir nefret duyup o adama öfke kustular bazense halime bakıp bana sevgi ile yaklaştılar. En sonun da ise tekrardan sarıldık.
Serra yumruklarını sıkarak “Hadsiz adam gelmiş bir de sana özledim diyor. Çıldıracağım.”dedi.
Pınar “Polise gittiniz mi? Uzaklaştırma kararı falan çıkarırlardı en azından.”dedi.
Olay olduktan sonra annemle ertesi gün polise gidip olayı anlatmıştık. Boşanma mahkemesinde hangi gerekçe ile boşandıklarına baktıktan sonra evimizin güvenlik kameralarına bakıp uzaklaştırma kararı çıkarmışlardı. Eve geldikten sonra bu odadan bir daha çıkmamıştım.
Kendimi yeni yeni toparlamaya başlamışken ve hayatımın ışık kaynaklarını yeni keşfetmişken bunun olması beni epey bir yıpratmıştı.
Pınar’a bakıp onaylarcasına başımı salladım. İkisi de derin bir oh çektikten sonra Pınar “Bir daha böyle bir şey olursa kendine hâkim ol ve direkt polisi ara. İlk sen saldırdığın için suçlu bile bulunabilirdin. Elem kere fiş kem gözlere şiş.”diyerek eli ile kulağını çekip yatağımın başlığına vurdu.
Serra Pınar’a hak vererek “Ne kadar Pınar ile aynı fikri kabul etmek istemesem de, Pınar haklı. Başına bir şey gelebilirdi. En önemlisi o da seni yaralayabilirdi. Lütfen bir daha böyle bir şey yapma. Üzülüyoruz sonra.”dedi.
İkisine de dolu bakışlarla bakarken “Haklısınız, yapmamam gerekirdi. Ama oldu bir kere ve kendime hâkim olamadım. Sanki damarlarımda saf bir öfke geziniyormuş gibi hissettim. Bastırdığım bütün duygular açığa çıkınca saldırmış bulundum.”dedim.
Kızlar bana bir kere daha sarılınca bende onlara sarıldım. Ve sabaha kadar o şekilde uyuduk.
❤
Toparlanmış bir şekilde okula geri dönmüştüm. Adımlarım bahçede ilerlerken kendimi izleniyormuş gibi hissettim. Başımı kaldırıp etrafa bakındığımda ise Kerem ve onun endişeli bakışlarını fark ettim.
Uzun bir süre sürekli aklımda olan, beynimi istila eden bakışları şuan tam üzerimdeydi. Bir süre bakıştıktan sonra hızlı adımlarla bana doğru gelmeye başladı. Ona bakarken yerimden kıpırdayamadım. Yanıma geldiğinde bakışlarında merak, endişe ve anlamlandıramadığım bir duygu daha vardı.
“Ayla, iyi misin? Çok merak ettim. Kaç gündür okula gelmedin, Kerim’de telefon numaran varmış. Aradım ama hep kapalıydı sanırım. Başına kötü bir şey geldi diye Kerim ile çok endişelendik.” Hızlı hızlı konuşurken beni gerçekten de merak etmiş olması karnımda hafif bir iç gıdıklama oluşturmuştu.
Elimi saçlarıma atıp karıştırdıktan sonra “Kırgınlık vardı da üzerimde biraz okula gelemedim. Telefonla da pek ilgilenemedim. Kusura bakma.”dedim ona karşı mahcup hissederek.
Cevap vermedi. Onun yerine, altları morarmış gözlerime, solgun ve makyajsız, çirkin suratıma baktı. Bakışları tekrar gözlerime tırmanınca “Emin misin? Bitmiş görünüyorsun.” dedi. Elimi koluna yerleştirdim. Benim ona dokunmamla birlikte kasıldı. Güvence vermek ister gibi kolunu sıktım. “Merak etme iyiyim. Dediğim gibi sadece üzerimde bir kırgınlık var. Kötü bir şey olmadı.”dedim.
Gözlerine baktığımda inanıp inanmadığını anlayamamıştım. Garip bakıyordu. Sanki canı yanmış gibiydi bakışları. “E peki madem. Gel sınıfa beraber çıkalım.”dedi kabullenerek.
Beraber yürürken içimden bir ses olan biteni Kerem’e anlatmamı söylüyordu ama bunu yapamazdım. Güvenmiyordum. Bu güvensizlik Kerem’in kötü biri olduğundan değil benden kaynaklanıyordu.
Kerem’in sınıfı bizim bir üst katımızdı. Ama arada sırada sınıfta kalan diğer sınıf arkadaşlarını görmek için bizim sınıfın olduğu kata da iniyordu. Sınıfımın katına geldiğimizde ben yukarı çıkar sanmıştım ama benimle beraber yürümeye devam etti.
Sorgulamadım. Sınıfın önüne geldiğimizde beni beklemeden sınıfa girdi. Arkasından birkaç dakika durup baktım. Sınıfa girmeden önce kendime de süre tanımak istemiştim.
Bu kadar aceleyle nereye gidiyordu?
Ben Kerim’in yanına gittiğini sanırken içeri girdiğimde Peteğin yanında olduğunu gördüm. Petek sırasında oturmuş ona bakıyordu, Kerem de Peteğin defterine eğilmiş parmağıyla bir yerleri gösterip bir şeyler anlatmaya başlamıştı.
Sınıfta yerime geçmek için ilerlediğimde Peteğin sırasının önünden geçtim. Bu sırada da Kerem Peteğe “Anladın mı şimdi?”diye sordu.
Petek hala Kerem’e bakıp iç geçirirken Kerem başını defterden kaldırmadan aynı soruyu tekrar sordu. Petek yine cevap vermediğinde Kerem kafasını çevirip Peteğe baktı.
Peteğin ona hülyalı gözlerle baktığını gören Kerem birkaç saniye duraksadı. Sonrasında aklı başına gelmiş gibi ilk önce kaşları çatıldı sonrasında ise elektrik çarpmış gibi Petek’ten uzaklaştı.
Peteğin onu dinlemediğini anlayınca Kerem’in kaşları daha da çatıldı. Sinirle “Beni buraya kadar çağırdın ve sana bilemediğin bir soruyu anlatmamı istedin ama beni dinlemiyorsun Petek.”dedi.
Petek hemen ellerini kaldırarak savunmaya geçti. “Hayır, Kerem yanlış anladın ben seni dinliyordum ama yakışıklılığın gözümü alınca soruya odaklanamadım.”dedi. Açık sözlülüğü karşısında dumura uğramıştım ama şaşırmamıştım. Peteğin Kereme âşık olduğunu neredeyse okuldaki herkes biliyordu.
Kerem hala elinde tuttuğu kalemi sıraya atıp “Bir daha bunu yapma. Seninle bunları konuşmuştuk diye hatırlıyorum ama sen yine bugünkü gibi o konuşmayı da dinleyememişsin galiba.”diye uyarıda bulundu.
Onlar bir tartışma içindeyken ben ne ara Kerim’in gelip de kolunun dirseğini başıma koyup bana yaslanarak onları benimle beraber izlediğini fark etmemiştim. Kerim elinde bir avuç çekirdek tutuyordu.
Bu salak sabah sabah çekirdeği nerden bulmuştu acaba?
Kerem ve Peteği yan yana gördükçe içimde bir haller oluyor, organlarım halay ve horon teperek beni tekmeliyordu sanki.
Bu hissettiğim neydi bilmiyordum ama inşallah kötü bir şey değildir.
Kerem son sözleri de söyledikten sonra Peteğin yanından ayrılıp bu tarafa doğru gelmeye başladı. Kerem’in arkasından baktığımda, Aslı’nın Peteğin yanına gidip elindeki çekirdek poşetini sıraya dökerek dedikoduya başladığını gördüm.
Kerim’in çekirdekleri nereden aldığı belli olmuştu.
Kerem yanımıza gelirken benim suratım düşmüştü. Neden olduğunu bilmiyordum ama kendimi mutlu zannederken bir anda suratım düşüvermişti.
Kerem’in sinirli yüzü bana bakınca puf diye uçtu gitti. İlk önce dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu ama sonrasında suratımın düştüğünü görünce tebessümü kaybolup yerine şaşkınlık oturdu.
Kerim kardeşinin şaşkınlığını görünce bana baktı. Suratımı ve benim geldiğim hali görünce korku ile sıçrayarak benden uzaklaştı. Elindeki çekirdekler etrafa dağılırken “Allah! Zombi, kaçın!”diye bağırdı ve koşarak Kerem’in kucağına atladı.
Çakma zürafa olan Kerim yine her şeyi abartıyordu. Alt tarafı yüzüm bembeyaz göz altılarım da mordu. Korkulacak ne vardı bunda Allah aşkına!
Kerem kucağında tuttuğu kardeşine baktı. Kerim de ona sevimli sandığı ama Frankenstein’den hallice olan bir gülümseme sundu. Ardından dudaklarını bükerek beni gösterdi. “Bu zombi beni yiyecekti ve sen beni kurtardın. Canım kardeşim.”dedi ve Kerem’i yanağından şap diye öptü.
Tüm sınıfı bozguna uğratan bu hareketi sonucunda Kerem yüzünü buruşturup Kerim’i bir anda yere bıraktı. Kalçasının üstüne düşen Kerim acıyla haykırdı. Yattığı yerde kıvranırken düşen suratım bir anda düzelmişti. Kerim’in haline kahkaha atarken Kerem de bana bakıyordu.
Yaptığı hareket sonucunda beni güldürebildiğini anlayınca yerde kalçasını tutup kıvranan kardeşini ayağa kaldırdı. Kerim kalçasını tek eli ile tutmuş ovuyordu, bir yandan da “Of anam. Kaç feetten düştüm ben. Ay götüm kırıldı. Yetişin a dostlar.”diye sızlanıyordu.
Kerim’in yanına yaklaştım. Bir kolunu omzumun üzerinden geçirip ona destek oldum. Sıraya gitmesine yardımcı olurken “Çok yüksekten düşmedin ya. Alt tarafı Kerem’in kucağından yere kadar bir yükseklikti.”dedim kıkırdayarak.
Kerim kardeşinin onu yere attığını hatırlayınca arka tarafa dönüp Kerem’e bağırmaya başladı. “Çatlak yumurta seni. Keşke annemin karnında seni yeseydim de dünya böyle birini görmeseydi. Ne demek beni yere atmak. Alındım ve de gücendim.” Bu sırada biz de yerimize gelmiştik.
Kerim’den önce kenara geçip yanıma oturmasını bekledim ama oturmadı. Sorgularcasına kafamı salladım. O da bana kafa salladı. Kerem uzaktan bize bakarken elini alnına atıp bıkmış bir nefes verdi. Kerim’e tekrardan kafa salladım.
Allah’ım insanların leb demeden leblebiyi anlayan arkadaşları var bir de benimkine bak.
Ben kafa sallamaya devam edince o da tekrardan ben gibi kafa salladı. En sonunda “Beynini peynir ekmek ile mi yedin sen? Otursana ne bekliyorsun ayakta?”diyerek olaya bir son vermek istedim.
Ben çemkirince boşta kalan diğer eli ile kafama şamar attı. Ben şaşkınlıkla elimi kafama atmışken Kerim “Sen salak mısın? Senin zihinsel engellerin mi var? Az önce kardeşim tarafından havadan yere fırlatıldım. Sinirlerim kopmuş, götüm kırılmış olabilir ve sen hala oturma derdinde misin?”diyerek o da bana çemkirdi.
Biz bir tartışma içindeyken Kerem yanımıza gelmişti ve biz fark etmemiştik. Kerim tam “Ya benim burada mükemmel ötesi götüm kırıldı. Nasıl oturayım sıraya?”diye çirkefleşmişti ki Kerem onu bir anda omzundan tutup ittirerek sıraya oturttu. Kerim sıraya aniden oturunca acıyla haykırdı. Kerem bıkmışlıkla “Alt tarafı oturacaksın, ne tantana yaptın be oğlum.”dedi.
Kerim kıvranırken içeriye Figen hocanın girmesi ile beraber Kerem hızla sınıftan çıkmıştı. Figen hoca gelip defter ve kitapları çıkarın diyince tempolu bir tarih dersinin başlayacağını anlamıştım.
Bu kadın nasıl olur da kırk dakikanın kırk iki dakikası ders işleyebilirdi, hala anlamış değildim.
❤
İlk dersten sonraki tüm derslerde uyumuştum. Kendimi halsiz hissediyordum. Öyle ki gözümü açtığımda öğle yemeği saati gelmişti ve beni Kerim zorla kaldırmış yemek yemeye götürmüştü. İştahım pek olmadığı için Kerem ve Kerim bana zorla yemek yedirmişlerdi.
Okula döndüğümüzde ise tekrardan uyumamak için büyük çaba sarf etmiştim. Bu büyük çabama katkıda bulunan birer adet Kerim ve Kerem de vardı. Okula başladığımdan beri arkadaştık ve sürekli birlikteydik.
Onlar benim karanlığıma ışık olmuşlardı.
Teneffüsteydik. Beni zorla bahçeye indirmişlerdi. Temiz hava uykumu açsın diye, ama ben üşüyordum.
Böyle giderse bunlar beni gerçekten de hasta ederdi.
Biri bir yanımda öbürü diğer yanımda sessizce yürürken bugün Kerim’in çok sessiz olduğunu fark etmiştim. Onun da yüzü asıktı bugün. Sorduğumda bir şey söylememişti ama ne zamandır suratının asık olduğunu biliyordum.
Kerem sabah onu kucağından attıktan sonra bu şekilde olmuştu. Kardeşine mi kızmıştı yoksa başka bir şey mi olmuştu bilmiyordum.
E bilmezsin tabi öğlene kadar sırada camış gibi uyursan dünyadan haberin olmaz Ayla Hanım.
Rüzgâr bu sefer sert esince baya bir titredim. Kerem titrediğimi fark edince “Ayla üşüdün mü? Dur sana ceketimi vereyim.”dedi. Ardından Kerim’in kafasına bir tane geçirerek “Lan mandafon sığırı kız titreye titreye beş kilo verdi burada. Çıkar ceketini, Ayla’ya ver hadi.”dedi. Kerim, Kerem’in neden bu kadar tepki verdiğini anlamayarak dik dik ona baktı.
Yani Kerim buna bile cevap vermediyse bu aşağılık okulda kesin bir şeyler dönüyordu.
İkisi birden ceketlerini çıkarmaya meylediyordu ki ikisini de durdurdum. “Giyin ceketlerinizi, içeri girelim direkt olmaz mı?”diye sordum.
İkisinin de ceketlerinin üzerinde olan elleri duraksadı. Bu sırada Kerim dönüp Kerem’e baktı. Kerem de Kerim’e baktı. Bende ortalarında durup ikisine birden baktım.
Bu bakışma Türk dizilerindeki anlamsız uzun bakışmalara dönmüştü.
Kerem “Tamam madem, hadi içeri girelim.”dedi. Onları beklemeden koşar adımlarla okula doğru ilerledim. Hızlıca sınıfa çıkıp sırama oturduğumda üşüdüğüm için hala titriyordum. Montumu alıp giydikten sonra kalorifere sokuldum.
Sıramın üstündeki kitabı alıp kaldığım yerden devam etmeyi düşünmüştüm ama ayracın olduğu sayfayı açtığımda içinde bir kâğıt olduğunu gördüm. Elime alıp baktığımda bunun bir not olduğunu anladım.
Notta şöyle yazıyordu:
‘Ayla. Seninle konuşmak istediğim şeyler var. Lütfen bir sonraki teneffüste Kerem ve Kerim’e çaktırmadan yangın merdivenine gel.’
İmza yoktu. Kimin gönderdiği ise muammaydı. İlk başta yazılanları pek takmayarak, bana yapılan bir oyun olduğunu düşünmüştüm. Tam kâğıdı buruşturacaktım ki bir anda ya oyun değilse diye düşündüm. Kâğıdı hemen cebime attım.
Ders zili çalınca Kerim gelip yanıma oturdu ve hiçbir şey söylemeden kafasını sıraya koyup uyuklamaya başladı. Ders matematik olduğu için bu ders uyuyamazdım ama derse de odaklanamazdım.
Cebimdeki not kâğıdı beynimi işgal edip onlarca teori oluştururken ders dinlemek çok zor olurdu.
❤
Gözlerim duvar saatinin üzerindeydi. Dersin bitmesine iki dakika kalmıştı ve Mahir hoca bizi erkenden serbest bırakmıştı. Sınıfta herkes kudururken Aslı bizim sıranın yanında Kerim’e kur yapıyordu. Kerim de Aslı’nın yaptığı şeyi anlamış olacak ki kızı kendine oyun malzemesi yapmıştı.
Aslı’nın saçının bir tutamını parmağına dolarken bir yandan da derin bir sohbet içerisindeydiler. Aslı yeni aldığı çantasından bahsederken Kerim onu dikkatle dinliyor, arada sırada farklı modellerin çantalarının daha güzel olduğunu söylüyordu.
Ben onları izlerken bir anda zil çaldı. Ayağa kalktım ve Kerim’i ittirerek sıradan çıkmaya çalıştım. Ama bu sığır geçmeme izin vermedi. Ellerimle sırtını iterken “Ya Kerim, çekil şuradan. Tuvalete gitmem lazım çok sıkıştım.”dedim yalana başvurarak.
Hala geçmeme izin vermezken “Şuan kıpırdayamam Ayla. Kusura bakma. Aslı’nın yeni aldığı çantanın kritiğini daha bitirmedik. Ayrıca,” İki elini yan yana getirerek elleri ile bir havuz yaptı. “Tuvalete gitmene gerek yok buraya yapabilirsin.”dedi.
Sinirlenerek ellerini ittirdim sıranın üstüne çıkarak oradan diğer sıraya atladım. Kerim beni görmemişti bile. Hemen yangın merdivenine çıktım. Kimse yoktu. Oyun olduğunu düşündüm ve tam içeri geri girerken birinin “Hişt Ayla.”diye bana seslendiğini duydum.
Arkamı dönüp tekrar merdivene baktım. Tanımadığım bir çocuk bana bakıyor ve gülümsüyordu. Şüphe ile kaşlarımı çattım. Yavaş adımlarla çocuğun yanına gittim. Beni, yangın merdiveninin en üst katına çıkardı. Karşımda dikilirken utanmış görünüyordu. Ben ise kollarımı bağlamış konuşmasını bekliyordum.
Biraz daha sessiz kaldıktan sonra derin bir nefes verdi ve çenesini yukarı dikti. Aşağıda öğrenciler ses yaparken bir anda “Ayla benim adım Emirhan. Ve ben galiba senden hoşlanıyorum. Benimle çıkar mısın?”dedi.
What the hell is going on in this vile school?*
Dedikleri karşısında donup kalırken “Ne?” dedim. Kendini açıklamak istermiş gibi el kol hareketleri hızlandı. “Bak, şoktasın anlıyorum ama ben seni seviyorum. Okulun başından beri sürekli gözüme çarpıyorsun…” Hızlı hızlı konuşurken elimi kaldırıp onu durdurdum.
“Bak Emirhan, sen beni seviyor olabilirsin. Ama ben seni tanımıyorum bile, ayrıca bana çıkma teklifi ettin az önce ve maalesef kabul edemem.”dedim.
Laflarım karşısında bozulurken “Tanışabiliriz. Benim için sorun değil. İlk önce birbirimizi tanırız, sonrasında belki sevgili oluruz. Ha ne dersin?” dedi.
Anlamaması karşısında elimi alnıma attım. “Ama benim için sorun. Tanışamayız ve ben tanışmak, sevgili olmak istemiyorum.”dedim bunalarak.
Konuşmamı bitirip gitmek için arkamı döndüm. Tam o sırada beni kolumda yakalayıp kendine çekti. Kolumu kurtarmaya çalışırken aşağıdan birinin “LAN!” diye bağırışı duyuldu. O sırada kolumu kurtarmış onu ittirip kendimden uzaklaştırmıştım.
Kalbimin atışları hızlanırken soluk alışverişlerim de sıklaşmıştı. Tam o sırada arkamdan bir bedenin Emirhan’a doğru uçup onu hırpaladığını gördüm. Ağzım beş karış açılmışken birisi beni bileğimden tutup kendine çekti.
Şaşkınlığımın sebebi Emirhan’a saldıran kişinin Kerem olmasıydı. Kafamı çevirip beni tutan kişiye baktığımda ise Kerim’i gördüm. Sırıtarak bana bakıyordu.
Beni yönlendirip aşağı indirirken kafamı çevirmiş Kerem’e bakıyordum. Emirhan’ın yakalarını kavramış hırsla bir şeyler söylüyordu. En sonunda kulağına eğilip bir şeyler daha fısıldadı ve Emirhan’ın yüzü, Kerem her ne dediyse bembeyaz oldu. Kerim beni yangın merdiveninden çıkarmaya çalışırken ona karşı koymuyordum.
Kerim beni oradan çıkarıp bahçeye indirdi. Esen rüzgârla beraber titrerken ileriden sinir ile gelen Kerem’i gördüm. Sinirlenmesini anlayamamıştım ama ben de ona sinirliydim.
Yanımıza geldiğinde konuşmayı ilk başlatan o oldu. “Ayla iyi misin o şerefsiz sana bir şey yaptı mı?”diye hızlı hızlı konuşurken ellerini omuzlarıma koymuş beni döndürerek orama burama bakıyor, bir şey var mı diye kontrol ediyordu.
Ellerini omuzlarımdan ittirdim. Sinirle “Sen ne yapıyorsun ya? Sen ne yaptığının farkında mısın? Ortada fol yok yumurta yok sen çocuğa neden saldırıyorsun Kerem?”diye sert çıktım.
Kerem derin bir nefes verip elini saçlarına atıp karıştırdı. Yerinde duramazken “O çocuk senden izinsiz sana dokundu. Ya ne yapsaydım? Sen benim arkadaşımsan başka kişiler sana dokunamaz. Dokunmayı bırak sana ‘Seni seviyorum, benimle çıkar mısın?’ dedi. Söyle ne yapsaydım. Gerekeni yaptım işte.”dedi.
Onun gibi bende iki elimle saçlarımı karıştırıp sinirle çekerken “Arkadaşımsın diye her şeye burnunu sokma hakkını sana kim veriyor? Ben zaten çocuğa kabul etmediğimi söylemiştim ve merak etme kendimi korumasını biliyorum.”dedim.
Kerim ikimizin arasına girmeye, bizi sakinleştirmeye çalışarak “Tamam önce bir sakin olun. Pişman olacağınız şeyler söylemeden önce tantanayı kesin ve sakince konuşalım.”dedi.
İkimiz de Kerim’i dinlemeden birbirimize yaklaştık. Kerem bana üstten bakarken ben ona alttan sinirle soluyarak bakıyordum.
Bunlara meydan okumak ne kadar zormuş anam! Boynum kopacak.
Aramızdaki mesafe bir karış kadardı. Bu kadar yakınken ona sinirli kalmak çok zordu. Sertleşen çehresi beni ona daha fazla itiyordu. Yüzüne baktıkça yumuşar gibi oldum ama gözlerimi kapatıp açarak buna engel oldum.
“Sana kendini korumayı bilmiyorsun demedim Ayla. Ve bir daha böyle bir şey yaşanırsa,”Eli ile Kerim’i gösterdi. “O şahittir ki bu kadar yumuşak davranmam. Bunu bil .”dedi.
Sinirime daha fazla hâkim olamadım. Göğsünden onu arkaya ittirdim. Üzerine yürümeye başladım. “Eğer öyle bir şey yaparsan,”Bende elimle Kerim’i gösterdim. “Yine o şahittir ki ne seninle konuşurum ne de yüzüne bakarım. Sende bunu bil.”dedim.
Şahit olarak ikimizin de Kerim’i göstermesi onun hoşuna gitmemiş olacak ki “Neden hep ben günah keçisi oluyorum ya. Ağaçlar şahit olsun bana ne. Ben olmam.”dedi.
Onun konuşması ile ikimiz bir aynı anda Kerim’e bakınca tırstı ve geriye çekildi. Eli ile de dudaklarına fermuar çeker gibi yaptığında yeniden birbirimize döndük.
“Ayrıca sana ne ya. Kim bana dokunursa dokunsun sana ne. ‘Seni seviyorum.’ demiş çok mu? Ben de sevilemez miyim?” diye bağırdım.
Benim bağırmamla birlikte o da bağırarak “Dokunamaz dediysem dokunamaz işte.” Sesi kısıldı. Öyle ki onu sadece benim duyabileceğim bir şekilde “Seni kimse sevmesin. Ben sevmişim yetmez mi?”dedi.
Afallarken verecek cevap bulamadım. Öylece ona bakakalmışken Kerem de ne dediğinin farkına varmış gibi gözlerini kocaman açtı. Bir küfür savururken benden uzaklaştı. Elleri ile yüzünü avuçlayıp yırtarcasına ovuşturdu.
Beni seviyor muydu? Ama bu üç kelime farklı anlamlara da çıkabilirdi. Beni arkadaşı olarak sevebilirdi. Kardeşi gibi sevebilirdi. Lakin o bana beni gerçekten bir sevgili severmiş gibi bakıp sonrasında ise bunları söylemesi düşüncelerimi tek bir kapıya dayandırıyordu.
Kendime gelmek için gözlerimi kapatıp silik bir şekilde kafamı salladım. Ardından gözlerim etrafımıza kaydı. Baya büyük bir kalabalık bizi izliyor aralarında fısıldaşıyordu.
Herkesin bizi ağzına dolaması benim tekrar sinirlerimi zıplattı. Hızla Kerem’in karşısına doğru ilerledim. Bağırarak “Kıskançlığın sırası mı sence? Ayrıca Kerim de beni seviyor, ona neden laf yok? İşine gelen herkesi hırpalayamazsın. Duydun mu?”dedim.
Bana dönüp “Tam da sırası. Sana dokunan bütün elleri, dilleri keser atarım. Bak bunu yaparım. Daha fazlasını yapmamı istiyorsan böyle üstüme gelmeye devam et.”dedi.
Kerim ona attığımız fırça ile sessiz bir şekilde konuşup “Ben ne alaka ya?”dedi.
Kerem, Kerim ile ilgili olan sorumu es geçtiği için Kerim’i göstererek “O da beni seviyor. Neden onu da hırpalamıyorsun? Tabi o senin kardeşin. Kerime gelince laf yok, Emirhan’a var öyle mi?”dedim.
Bu sefer harbi sinirine dokunmuş olacağım ki bağırarak “ÇÜNKÜ O EŞCİNSEL!”dedi.
Duyduklarımın şoku ile Kerim’e döndüm. Kardeşinin söyledikleri ile kaskatı kesilmiş, suratı pancar gibi kızarmıştı. Kerem de ikizini görünce ne dediğinin farkına vararak bir küfür daha savurdu ve hızla etrafımızı saran kalabalığı yarıp okula girdi.
Ben de Kerim gibi donup kalırken etrafımızdaki kalabalıktan çıt çıkmıyordu. Hızlı davranıp olaya müdahale etmek için kalabalığa doğru “Ne bakıyorsunuz kardeşim ayı mı oynatıyoruz burada? Hadi zil çaldı, herkes sınıfına. Dağılın.”dedim. Benim çemkirmem ile herkes anında dağılmaya başladı.
Etraf dağılmaya başlayınca dönüp kaskatı olmuş Kerim’e yürüdüm ve elinden tutarak hızla okula doğru yürüttüm.
En kısa zamanda Kerem’in söylediği şeyin doğru olup olmadığını Kerim’e soracaktım ama şimdi sırası değildi.
Ve günün sonunda şöyle de bir karar almıştım. Birbirimizle güven bağı oluşturmak için büyük bir yüzleşme gerçekleştirip geçmişimi onlara anlatacaktım. Artık içimdeki o kararsızlık son bulmuştu.
.......
Evet aşkalarımmm. Bir bölümün daha sonuna geldik.
Bölümü beğendiyseniz oy ve yorum atmayı unutmayın.
Kafanızı karıştıran şeyleri bu satıra alabilirim canlar.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |