7. Bölüm
Medine Gürpınar / ÜÇ ADIMLA AŞK / 6. BÖLÜM

6. BÖLÜM

Medine Gürpınar
medoscummm

Evettttt bir yeni bölümle daha sizlerleyim aşklarım.

Keyifli okumalar dilerimmm.

 

 

..........

Lise hayatını çok eğlenceli ve aksiyonlu bulurdum. Ama liseye başladım başlayalı bela peşimi bırakmamıştı. İlk önce o adam sonrasında Kerem’in davranışları ve büyük bomba Kerim.

Hangisine yanayım? Hangisine kızayım? Hangisine üzüleyim? Bilememiştim. Fiziksel yıpranmanın yanında ruhsal olarak da çökmüştüm. Bunun farkındaydım ama kendimi iyileştirmek için hiçbir şey yapmıyordum.

İnsanların sözleri beni etkilemezdi lakin davranışları, bakışları ve her bir hareketi benim nezdimde çok önemliydi.

Mesela birinin eşyasını yüz kez kullansam ve hepsinde de kullanmak için izin alsam ve o da memnuniyetle verse sıkıntı yoktu. Ama bir kere daha aynı eşyayı izinsiz kullanmaya kalksam ve bakışları, mimikleri kasılsa artık o eşyayı bir daha kullanmazdım.

Sözlerin benim bünyemde etkisi yoktu açıkçası. Benim takıldığım hareketler ve nedenleriydi.

Kerem’in ve o adamın sözleri umurumda bile değildi. İnsanların ileri geri konuşması da öyle. Ama sevdiklerim söz konusu olunca akan sular dururdu. Bana laf edenlerde sıkıntı yoktu ama sevdiklerime asla laf ettirmezdim.

O adamdan anneme zarar verdiği için nefret ediyordum. Biraz da küçüklük travması olabilirdi ama bana yaptığı hareketler nefretimi körüklüyordu.

Sevdiklerim benim her şeyimdi.

Bu yüzden tam da şuan kaskatı olmuş Kerim’i insanlardan uzaklaştırmaya çalışıyordum. Kerim’i kolundan tutmuş okula sürüklerken bana karşı koymuyordu.

Bahçeyi geçip okula girdiğimizde aklıma laboratuar gelmişti. En üst kattaki laboratuara Kerim’i çıkarırken, hala bir tepki vermemişti. İçeri girip onu da peşimden içeri soktum. Kapıyı kapattıktan sonra ders zilinin çaldığını fark ettim ama şuan umurumda değildi.

Kerim en sonunda bir tepki vererek ilerideki sandalyeye çöküp kafasını ellerinin arasına hapsettiğinde, ben de telefonumu çıkarmış Kerem’e mesaj atıyordum.

                                                                                                  Ayla

 

 

Kerem çabuk laboratuara gel.

 

 

(görüldü.)

Mesajı çok çabuk okuyunca telefonumu cebime attığım gibi Kerim’e doğru yürüdüm. Kafası hala ellerinin arasındaydı. Yavaşça ellerini tutup çektiğimde “Kerim.”diye ona seslendim.

Kerim ilk başta bir tepki vermedi. Ona biraz süre tanıdım. Hala ellerini tutarken “Kerim. Bana bak. Gözlerime bak.”dedim. Kafasını yavaşça yerden kaldırıp bana baktı. Gözleri çekimser ve çökmüş bakıyordu.

Göz göze gelince “İnan hiçbiri umurumda değil. Sen benim arkadaşımsın. Eğilimin senin tercihin ve benim de buna saygı duymam gerek. Sana şuan çok büyük bir saygı duyuyorum. Beni anlıyor musun?” dedim.

Gözlerinde ufak bir tereddüt oluştuğunda, gözlerinin içine onu anlıyormuş gibi baktım. Benim tereddütsüz duruşum karşısında bozguna uğradı. Dakikalar sonra ağzını açarak “Ne yani sen benim iğrenç biri olduğumu düşünmüyorsun mu?”dedi.

Bir an bile düşünmeden “Hayır ben öyle düşünmüyorum. Senin yönelimlerinin farklılığı ile de ilgilenmiyorum. Sen benim fasulye sırığımsın. Yönelimin bunu değiştirmez.”dedim.

Anında gözleri ışıldadı. Bana gözlerindeki parıltılarla bakarken bir anda beni kendine çekip sıkıca sarıldı. Sarılışına karşılık verirken hissettirdiği büyük bir ağabey şefkatiydi. Biz hala birbirimize sarılmış dururken odanın kapısı bir anda açıldı ve içeriye biri girdi.

Kerim’den yavaşça ayrılıp arkama döndüm. Kerem sakinleşmiş bir şekilde karşımda duruyordu. Birkaç dakikada bu kadar duygu değişimi yaşamış birine göre fazla sakindi hatta. Elimle gel işareti yaparak yanıma çağırdım. Gelip gelmeme konusunda tereddüde düşünce ona kocaman gülümsedim.

Bakışları elimden yüzüme tırmanınca o da güler gibi oldu ama ifadesini toparlayıp yanımıza adımladı. Kerim’in, kardeşini görünce kaşları çatılmıştı. Bize doğru gelen Kerem’e sinir ile bakarken bir anda yerinden fırladı ve Kerem’in yakasına yapıştı.

Kerem kardeşine karşılık vermezken Kerim onu ittirip kapının yanındaki duvara yapıştırdı. Bir elini yumruk yapıp vurmak için havaya kaldırdı ama gözleri kardeşinin gözlerine kayınca eli havada kaldı. Birkaç saniye bakıştıktan sonra Kerim ikizinin yakasını yavaşça bırakıp kalktığı yere geri oturdu.

Kendini dizginleyemediği için bir ayağı sürekli sallanıyordu. Kerem kardeşine yaklaşıp “Özür dilerim. Söylememem gerekiyordu ama,” durup bekledi. “Âmâsı yok söylememem gerekirdi. Beni affedebilecek misin?”dedi.

Kerim sessiz kaldı. Bu Kerim dilinde seninle küstüm, benimle konuşma tribiydi.

Kerem, Kerim’in önünde eğilip “Hadi ama, yapma böyle. Çok özür dilerim. Beni affetmen için ne yapmam gerek? Hadi söyle onu yapalım.”dedi çocuk kandırır gibi. Kerim bir süre daha sessizliğini koruduktan sonra “Bu hakkımı sonradan da kullanabilir miyim?”diye sordu.

Kerem hemen ‘evet’ anlamında başını salladı. Kerim kırgın bakışlarla kardeşine baktıktan sonra yumuşayarak “Seni zaten affettim. Benim tek kırgınlığım en büyük sırrımı böyle kolay söylemendi. O da geçti gitti artık. Yapacak bir şey yok.”dedi.

Kerem iç ısıtan bir gülümsemeyle kardeşine baktı. Ardından ayağa kalkıp kollarını açtı. “O zaman sarılalım mı kardeşim?” Kerim de hiç düşünmeden ayağa kalkıp kardeşine sarıldı.

Duygusal bir anne gibi hissediyordum şuan.

Onlara bakarken gözümden akan bir damla yaşı onlar fark etmeden sildim. Ağlıyordum ama yüzümde kocaman bir gülümseme vardı.

İki kardeş birbirinden ayrıldığında Kerem bana doğru döndü. Ağladığımı görünce bir şey diyecek gibi oldu ama bundan vazgeçti. Bana doğru yaklaşıp “Ayla, senden de çok özür dilerim. Öyle sert çıkmamam gerekirdi. Ben seni korumaya çalışırken galiba Kerim gibi seni de kırdım. Beni affeder misin?”dedi.

Bana mahcup bakışlar atarken ona kayıtsız kalmak çok zordu. Gözlerimden hala yaşlar akarken “Kırılmadım ki affedeyim. Ben sadece o an çok sinirlendim. Sebepsiz sert çıktığın için.”dedim.

Kerem derin bir nefes verdikten sonra “Sen Emirhan’ı tanımazsın. O okula yeni gelen güzel kızları kendine oyuncak malzemesi yapar. İlk önce kızı kandırıp onunla bir süre çıkar, sonra kızın tüm sırlarını öğrenip okula yayar. Kaç defa sözlü uyarmama rağmen devam edince patladım ve bu da sana denk geldi. Gerçekten çok özür dilerim.”dedi uzun uzun konuşarak.

Ne yani onun gözünde güzel miydim? Bu halimle mi?

Bu noktayı ortaya salıp Kerem’i kıvrandırmak vardı ama bunu sonraya bıraktım.

Aydınlanmış bir şekilde ona bakarken “Anladım. Yine de özür dilenecek bir şey yok. Bundan sonra da patlama yaşamadan önce bana neden olduğunu söylersen belki bir dahakine beraber patlarız.”dedim gülümseyerek.

Dudaklarında hafif bir tebessüm peyda olurken “Bir dahaki diye bir şey yok. Bugünkü olaydan sonra herkes senden uzak durması gerektiğini bilecektir.”dedi.

Alınmış gibi suratımı asarken “Tüh bak görüyor musun? Kısmetlerimin önü kapandı.”dedim. Üçümüz beraber gülmeye başladık. Kerem ve Kerim hala kahkaha atarken benim gülüşüm buruk bir hal aldı. En sonunda onlar da gülmeyi bırakınca ikisine de sandalyeleri işaret ettim.

“Geçin oturun. Size anlatmam gereken bazı şeyler var. Normalde bu kadar yeni tanıştığım insanlara kendimi açmam ama siz ikiniz, bana ne yaptıysanız size kendimi anlatma kararı aldım.”

İkisi birbirine baktıktan sonra gösterdiğim yerlere oturdular. Merakla benim konuşmamı beklerken bende biraz uzağımdaki sandalyeyi alıp karşılarına oturdum. Sabırla beni beklediler. Kendime biraz süre tanıdım ve bir anda “Devamsızlığımın sebebi hasta olmam değildi.”dedim pat diye.

Meraklı bakışları bu sefer de sorgular bir hal alınca devam ettim. “Babamdı. O gün, Kerim ile sınıftan atıldığımız gün. Akşamüstü ben anneme neden dersten atıldığımı anlatırken o adam geldi.”

Ağlamamak için kendimi kasarken ne kadar uzun zamandır bunları birine anlatamamanın burukluğunu yaşıyordum. Serra ve Pınar’a anlatıyordum ama bu farklıydı. Onlar zaten biliyordu, yeni birilerine anlatmam uzun zaman almıştı çünkü kendimi en son Serra ve Pınar’a açmıştım.

Kaldığım yerden devam ederek “İğrenç görünüyordu. Bana beni sevdiğini ve özlediğini söyledi. O adam bana ne yaşattığını bilmeden beni küçüklüğümle yalnız bırakmıştı aslında.” Nefeslenme ihtiyacı hissettim. İkisi de pür dikkat beni dinlerken lafımı hiç bölmüyorlardı.

Çünkü ikisi de biliyordu. Beni bölerlerse anlatmaktan vazgeçerdim.

“Küçükken annem üniversite eğitimi ve diploması olmasına rağmen çalışmazdı. Daha doğrusu o adam çalıştırmazdı. Bir gecekonduda kaldığımızı hatırlıyorum. O adam her gün işten sonra eve sarhoş olmadan gelmezdi. Eve geldiğinde ise anneme…” devamını getiremedim. Gözyaşlarımı ne kadar içimde tutmak istesem de benden habersiz dökülüyorlardı. Ağlayışımdan dolayı konuşamayacak hale geldiğimde elimi ağzıma atıp hıçkırıklarımın geçmesini bekledim.

Karşımda eli kolu bağlanmış gibi görünen kardeşler bana müdahale etmiyordu. Çünkü konuşmamın ortasında, daha ben ağladığımı fark etmeden Kerem fark etmişti. Ayağa kalkacağı sırada onu ben durdurmuştum. Artık bu sorunumla yüzleşmem gerekiyordu. Ben Kerem’i elimle durdurduğum için şuan nefessiz kalana kadar ağlasam bile bir şey yapamıyordu.

Bunu ben istemiştim. Artık arınma vakti gelmişti.

Hıçkırıklarım biraz daha azalınca kaldığım yerden devam ettim. “Anneme şiddet uygulardı. Annem kendini kurtardıktan sonra ise sıra bana gelirdi. Her odama gelişinde beni sevdiğini söyler ve bana dokunurdu. Çok küçüktüm sevginin ne demek olduğunu biliyordum. Sevgi o adamın ellerinde hiç var olmamıştı. Ama ölüm kelimesini bana o adam öğretti. Annemi döverken ettiği tehditler ölümü anlamamı sağlamıştı.”

Ağlamam kesilip de içimde bir öfkenin kaynadığını hissettiğimde “Bana küçükken aciz bir varlık olduğumu söyler dururdu. Canım acıdığında ve ağladığımda duygu sömürüsü yaptığımı da söylerdi. Kendimi acındırdığımı falan filan. Bir gün annem yaşadığı hayatta başımıza bir iş geleceğinden korktuğu için o adamdan boşandı. Kendine bir iş buldu. Biz kendimizi kurtardık ama o adam peşimizi bırakmadı.”dedim nefretle.

Uzun cümlelerimden sonra Kerim’in suratının aldığı hal değişince muhtemelen aklına, bana kendimi acındırdığımı söylediği gün gelmişti. Biliyordum. Çünkü benim de o gün aklıma gelmişti. Duraksamadan devam ettim.

“Uzun zamandır ortalarda yoktu. O gün yine geldi. Oysaki annemle boşandıklarında neredeyse her gün kapımızın önünde yatardı. Annem yüz vermeyince de kalkar giderdi. O gün öyle olmadı. Annemle kavga ediyorduk, derse girmediğim için. Hazırlıksız yakalandık. Annem kapının deliğinden bakmadan kapıyı açmış.” Ben hikâyemi anlatırken ikisi de merakla bitirmemi bekliyordu.

Ben anlatmaya devam ederek “Ben yukarıdaydım, annemin bağırışı ile aşağı indim. Karşımda bana yine o iğrenç suratı ile durup sırıtınca kendime hâkim olamadım. Yıllardır bastırdığım duygularım açığa çıktı. Bende çok şaşkınım ama o adamı boğazından tuttuğum gibi yere devirip onu boğmaya çalıştım. Gözüm dönmüştü, annem beni zorla üzerinden çekmese belki de katil olacaktım.”dedim utanarak. Tırnaklarımdaki lekeler hala olduğu gibi duruyordu. Ellerime bakmamaya çalıştım.

Dakikalar sonra Kerem ilk defa ağzını açarak “Nasıl yani, şimdi senden yaşça ve kütlece büyük bir adamı yere devirip boğduğunu mu söylüyorsun? Nasıl gücün yetti? Sana bir şey olmadı, değil mi?”diye sordu. Neredeyse katil olacağıma değil de onun bana zarar verip vermediğini sorması bana cesaret aşıladı.

Bu sorunun Kerim’den gelmesini bekliyordum ama Kerem sormuştu. “Annem yıllar boyunca şiddet gördü. Boşandıktan sonra kalacak yeri ayarlayınca ilk işi beni kendini koruma kurslarına göndermek oldu. Ola ki tehlike anında hem kendimi savunayım hem de onun gibi şiddet görmeyeyim diye. Bunun yanında bir yıl kadar da boks eğitimi aldım. Tabi o adamın sarhoş olmasının da bir payı var. Artı insan bir de Karadenizli olunca yetti de arttı. Ve hayır fiziksel olarak bir şey yapamadı bana, ama ruhsal olarak göründüğüm gibiyim. Tırnaklarımın dibinde kan görüyorum.”

Sorularına uzun uzun cevap veriyordum ki akıllarına takılıp burada soramadıkları her şeye yanıt olsun. Uzun zamandır bu kadar çok kendim hakkında konuşmamıştım. Ama aslına bakılırsa bana iyi gelmişti. Anlattıklarım karşısında elleri kolları bağlanmıştı.

Bu sefer de Kerim konuşarak “Peki içinde ukde kalan bir şey var mı?”diye sordu. Bu sorunun nedenini anlamasam da dürüst olmaya karar verdim.

“Bir keresinde annemle bir düğüne gitmiştik. Orada bir tane baba ve kız vardı. Birlikte dans etmişlerdi. Onları görünce çok imrendim ama yapacak bir şeyim yoktu. Ben de kendi kendime evde video izleyerek dans etmeyi öğrenmeye çalıştım. Babamla bırakın dans etmeyi yüz yüze gelmek bile istemiyordum ama öğrendim işte.” Omuzlarımı silkerek boş vermiş bir havaya bürünmeye çalıştım.

Gözlerimde kalan ıslaklıkları da elimle temizledikten sonra “Öyle işte, artık her şeyi biliyorsunuz. İnanıp inanmamak size kalmış.”dedim ve sandalyeden ayağa kalktım. Ben kalkınca onlar da ayaklandılar. Tam kapıya yürüyüp çıkacaktım ki Kerim “Ayla. Bundan sonra seni hep koruyacağız. Bir baba gibi olmasa bile bir ağabey gibi tam yanında yürüyeceğiz. Sözümüz söz.”dedi. Kerem de kardeşini tekrar ederek “Sözümüz söz.”dedi.

Duygusal bir buhranın içinden kurtulmaya çalışırken verdikleri söz beni tekrardan ağlatmaya yetti. Gözlerimden yaşlar akarken koşarak onlara gittim ve ikisine birden sıkıca sarıldım. İkisi de sarılışıma anında karşılık verirken sıkıca sarıldık.

Lanet regl, hormonları ayağa kaldırdığı için sulu göz olmuştum.

Hala sarılmaya devam ederken Kerim sırtımı sıvazlıyor Kerem ise saçlarımı okşuyordu. Hatta bir ara Kerem’in nefesini kafamın üstünde hissetmiştim. Sanki kokumu soluyor gibi derin nefesler alıyordu. Ya da bana öyle gelmişti çünkü sakinleşmek adına da derin nefesler alıyor olabilirdi.

İkizlerden ayrıldıktan sonra hep birlikte bu odada affedişlerimizi, kırgınlıklarımızı, öfkemizi ve üzüntülerimizi bırakıp dışarı çıktık.

İçimden bir his bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylüyordu.

1 Ay Sonra

Kafamı sıraya yaslamış elimdeki kalemi sallayarak boş boş duvara bakıyordum. Sınıf aşırı sessizdi. Herkes ya telefonuna gömülmüş bir şeyler yapıyordu ya da uyuyordu. Bu sessizlik uykumu getirdiği için esnedim. Gözlerim hafifçe kapanmaya başladığı sırada birisi üstüne yattığım defteri kafamın altından sertçe çekti.

Kafam tak diye sıraya çarpınca bir anda uykum dağıldı ve aniden başımı kaldırdım. Bizim sınıftan Selim en değerli şey olan defterimi elinde boş beleş bir şey tutuyormuşçasına sallıyordu.

Gözlerim fal taşı gibi açılırken sıradan çıkmak için Kerim’i ittirdim. Ama öküz gibi uyuyordu yine. Selim’in canı sıkılmış gibi defterimi elinde sallayarak kaçmaya başladı. İleri atılıp “Ver onu salak. Senden bile değerli o. O deftere hele bir zarar gelsin seni anandan doğduğuna pişman ederim kurbağa kılıklı varlık.”dedim.

Ben ileri atılınca o biraz daha kaçtı. “Yakalarsan alırsın hobit boylu. Gel de al alabiliyorsan.” Sıradan Kerim yüzünden çıkamadığım için sıranın üzerine çıktım. Selim sıranın üzerindeki beni görünce arkasını döndüğü gibi kaçmaya başladı.

Bende zıplayarak sıraların üzerinde koşmaya başladım. Allahtan boş dersteydik, hoca yoktu ve herkes uyuyordu. İnsanların üzerlerinden hoplayıp sıralarına basmak ve onları uyandırmak istemesem de o defter çok değerliydi.

Elinde tuttuğu defter günlüğümdü ve açık olan sayfada Kerem’den bahsediyordum…

Ben sıraların üzerinden hoplayarak koşarken herkes bir anda ayaklanmıştı. Selim de benden kaçarken defteri okumaya başladı. “Yeşil derin bir orman gibi karanlık gözlerini her gün rüyalarımda görmekten çok sıkıldım.” Bağırarak okurken sınıfta uğultular oluşmaya başlamıştı.

Bende bağırarak “Ver onu bana dedim sana.”dedim. En sonunda Selim’e yakın olan sıranın üstünden üzerine atladığımda beni, gözleri defterimde olduğundan fark etmediği için onu yakalamıştım. Tam tepesinde atladığım için ikimiz bir şuan yerdeydik.

Yerde sürünürken defteri kolunu uzatarak benden uzak tutmaya çalışıyordu. Bu sırada da kafasını çevirmiş bağırarak okumaya devam ediyordu. “Sürekli üstümde oluşturduğun bu duygunun adını bilmiyorum. Ama bakışların fazla manidar oluyor bazen.”

Elimi suratına yapıştırıp görmesini engellemeye çalışırken yerde üzerine biraz daha tırmandım ve kolunu tuttum. Tam o esnada sınıfın kapısı açıldı ve içeriye biri girdi.

Sınıf bir anda sessizliğe gömülürken elim Selim’in suratında ve bende onun üstündeyken kafamı kaldırıp gelen kişiye baktım. Merve hoca tam karşımızda şaşkın gözlerle bize bakıyordu.

Bakar tabi yerde çamurda yuvarlanan domuzlar gibi yuvarlanmıştık.

Merve hocanın kaşları çatılırken “Çocuklar ne yapıyorsunuz? Hemen ayağa kalkın ve bana burada neler olduğunu anlatın.”dedi. Hızla yanımızdan geçerken “Yoklama almaya geldiğim canım sınıfımda olanlara bak.”diye söyleniyordu.

Selim’in elinden defterimi kaptığım gibi ayağa kalktım. Merve hoca da o sırada öğretmenler masasına oturmuş hala kaşları çatık bir şekilde bize bakıyordu. Tahtanın yanına geçip ayakta beklemeye başladım.

Selim de yanıma gelince ona öldürücü bakışlarımı atmayı da ihmal etmedim. Merve hoca “Hadi anlatın artık neler oluyor?”diye sabırsızca konuştu.

Sinirle nefesimi verip “Hocam ben sıramda sakince oturmuş bir şeyler yazıyordum. Elimdeki defter benim için önemli bir defter. Yazarken sıkıldım ve uyuklamaya başladım. Selim de benim defterimi alıp özelimi bağırarak okumaya başladı. Ver dedim vermedi. O yüzden zorla almaya çalışıyordum.”dedim.

Uzun uzun konuşurken Merve hoca sözümü kesmeden dinledi. Selim’e döndü. “Dedikleri doğru mu Selim?”

Selim kafasını yere eğmiş bir şekilde “Doğru hocam.”diye mırıldandı.

Merve hoca kafasını sallayarak bana baktı. “Tamam Ayla, sen yerine geçebilirsin. Sana gelirsek Selim…” durup biraz düşündü. “Kâğıda yüz kere ‘Defterini aldığım ve özelini karıştırdığım için özür dilerim Ayla’ yazacaksın ve arkadaşına vereceksin.”dedi.

İçimin yağları bir eridi size anlatamam.

Selim tam itiraz etmek için kafasını kaldırıp konuşmaya hazırlanıyordu ki Merve hoca “İtiraz istemiyorum. Suçlusun ve benim sana verdiğim ceza da bu.”dedi. Selim kabullenmiş bir şekilde yerine geçerken ona bakıp ‘oh olsun’ gibisinden elimi gerdanıma sürttüm.

Yerime oturduğumda Merve hoca da yoklamayı alıyordu. Yoklama almayı bitirdikten sonra ayağa kalkıp “Hazır gelmişken söyleyeyim de haberiniz olsun.”dedi. Yine antin kuntin bir şeyin geleceğini bilmeden hocamı dinlemeye devam ettim.

“Çocuklar yarından itibaren yılın ilk sınavları başlıyor. Yarına kadar çalışsanız iyi edersiniz çünkü yarın ilk sınav matematik.”dedi ve bizi, tüm sınıfı kalbinden vurarak sınıftan çıktı.

Elimi başıma atıp ağıt yakma isteğimi geri çevirmedim ve elimi başıma atarak baya sesli bir ağıt yaktım. “HAYIR.”diye anırırken yanımdan bir horlama sesi geldi. Kerim onca sese ve gürültüye rağmen uyanmamış, horlayarak uyuyordu.

Bu görüntüye daha fazla tahammül edemediğim için Kerim’i sarsmaya başladım. “Kerim kalk uzaylılar dünyayı ele geçirdi. Kalk çabuk kaçmalıyız.”

Kerim uykusunda elini sallayarak beni kovmaya çalıştı. “Ben zaten uzaylıyım onlar bana bir şey yapmazlar. Git başımdan.”diye homurdandı.

Adam haklı dağılın beyler!

Kalkmayacağını anlayınca pes ederek dürüst olmaya karar verdim. “Kerim uyan yarın matematik sınavı varmış.”dedim.

Anında gözlerini açıp sıradan başını kaldırdı. Uyku sersemliği ile gözleri baygın bakarken kendimi gülmemek için zor tuttum.

“Ne?” Mal mal bana bakıp sorgularken “Lütfen bana, beni uyandırmak için yalan söylediğini söyle.”dedi. Başımı ‘Maalesef’ der gibi salladığımda kafasını geri sıraya sertçe bıraktı. Kafasını fazla sert vurmuş olacak ki “Lanet sıra. Neden bunları bu kadar sert yaparlar ki.”diye sıraya sövmeye başladı.

Matematik sınavını duyunca devreleri yanmış olmalıydı. Sıraya sövmeyi bitirdikten sonra bana döndü. “Ayla, lütfen bana yardım et. Bu sene de matematikten kalırsam annem bu sefer beni kesinlikle boğar. Elini ayağını öpem, ne olur yardım et.”

Ona çaresiz gözlerle bakarken “Sınav olduğunu yeni öğreniyorum ve yarına kadar tüm konuları ben bile tamamlayamam. Şansına küs.”dedim.

Hemen elini ayağını yamultup “Ne olur ablam, sevdiğin altın olsun ablam, tuttuğun muradına ersin ablam.”diyerek Recep İvedik taklidi yapmaya başladığı için “Tamam dur artık. Tamam bir yolunu bulacağız.”diyerek kahkaha atıyordum.

Hemen rol yapmayı bırakıp “Sahiden mi la!”dedi. Bu kıro taklidine de gülerken aynısını yapmaya çalıştım. Onun gibi sesimi kalınlaştırıp “Sahiden la!”dedim. Benim bunu yapmamla daha çok gülmeye başladık.

Ondan sonra pek bir şey yaşanmadı. Selim tüm gün yazı yazarak ve bana söverek tamamladı cezasını. Kerim matematik sınavı için telefonundan kopya çekme taktiklerine baktı. Gizem ona anakonda dansı yaparak sırnaşmaya çalışan birini daha yoldu.

Aslı, Petek ile bunun kritiğini Kerim’i de aralarına alarak yaptı. Tarık Hamza’nın çikolatalarını aşırdı ve Hamza onu elindeki çikolatalarla boğmaya çalıştı derken bende matematik sınavına çalıştım ve böylelikle bir günü daha normal bitirdik.

Sabahtan akşama kadar da çalışsam bu konular bitmiyordu!

Zil çalmış çantamı toparlarken hala elimdeki kâğıtta yazan formülleri ezberlemeye çalışıyordum. Kerim de çantasını toparlamıştı ve birlikte sınıftan çıkmıştık.

Elimdeki kâğıda bakarken aklım bana sinsi bir planı fısıldamıştı. Bir an durup aklımdaki tüm taşları yerlerine oturttum. Bu plan benim başarı takıntımdan dolayı oluşuyordu.

Ne kadar kafama takmamaya çalışsam da notlarımın iyi olmasını ve istediğim mesleği okumayı deli gibi arzuluyordum. Sonrasında aniden durdum ve aydınlanmış bir şekilde Kerim’e baktım ama bu hıyarağası koridordan koşarak Kerem’e yapışma derdindeydi.

Hayır, bunu bazen bende istiyordum ama onun yapabilmesi ve benim yapamamam zoruma gidiyordu. Ne olurdu sanki evde yapışsa ikizine.

Koşan Kerim’in arkasından bende koştum ve tam merdivenlerden inmek üzere olan Kerim’i kolundan yakaladım. Ayağı havada asılı kalırken kolundan çektiğim için tek ayağının üstünde bir tam tur attıktan sonra bana baktı. “O neydi la. Döndüm Mevlana gibi anam.”dedi.

“Saçmalamayı kes de beni dinle. Önemli bir şey diyeceğim.”diyerek dikkatini vermesini istedim ama bana pis bir sırıtış attıktan sonra “Saç malanmaz, taranır.”dedi. Bön bön ona bakarken yaptığı espriyi anlayınca yüzümü buruşturarak ondan uzaklaştım. “Bir daha benim yanımda espri yaparsan kollarının ve bacaklarının yerini değiştiririm.”diye tehdit etmeyi de ihmal etmedim.

Kolunu omzuma doladıktan sonra “Tamam kızma. Demedim say. Söyle bakalım neymiş bu önemli şey?”dedi. Hemen eğilmesini işaret ettim. Eğildikten sonra kulağına eğilip aklımdaki delice planı anlatmaya başladım.

Söyleyeceklerim bittikten sonra geri çekildim ve suratına baktım. Gözleri açılmış ve muhtemelen anlattığım planı düşünüyordu. Ardından bana dönüp sıkıca sarıldı ve yanağıma sulu bir öpücük bıraktıktan sonra “Sen var ya sen bir tanesin be!”dedi.

Şakadan yüzümü buruşturup yanağımı silerken “Iyy, iğrençsin ya!”dedim. Karşılık olarak havadan öpücük attı. Kerim’in sırrı ortaya çıktığından beri benimle yalnız kalınca hareketlerini sınırlama gereği duymuyordu. Bu da beni inanılmaz mutlu ediyordu.

Gülüşürken aklıma hiç düşünmediğim bir detay takıldı. Kerem. Biz planı uygulardık uygulamasına ama Kerem’i nasıl ikna edecektik. Bunu hiç düşünmemiştim.

Yüzüm düşerken Kerim’e “Her şey iyi hoş da Kerem’i nasıl ikna edeceğiz?”diye sordum. Bunu o da hesaba katmamış olacak ki aptal aptal sırıtan suratı birden düşmüştü.

İkimiz birbirimize, gözlerimizi kısmış, ciddi ve düşünen bakışlar atarken Kerim’in bir anda yüzü parladı. Yüzü yeniden gülerken “Merak etme bebiş, o iş bende.”diyip yanağımdan makas aldı.

Kararsız bakışlarımı ona yolladım. Tereddüt dolu bakışlarımı görünce “Ah hadi ama dostum, bana güven. Benim adım Kaptan Kerim Sparrow. Altından kalkamayacağım iş yoktur.”dedi. O sırada da elini kaldırıp bana selam vermiş ve yumruk yapıp göğsüne iki kere vurmuştu.

Bu kadar emin konuşması içimdeki şüpheyi alıp götürmüştü. Ne de olsa Kerem onun kardeşiydi ve kardeşlerin kirli çamaşırları sadece birbirlerinde olurdu zannımca.

Kerem işini de ona kilitledikten sonra akşam 8’de buluşmak için sözleştik ve planı uygulamaya sokmak için koridorda ilerlemeye başladık.

İlk aşama: Kerem’i ikna et.

Kerem her zamanki gibi bizi aşağı kapının yanında bekliyordu. Havalar artık iyice soğuduğundan dolayı dışarı çıkar çıkmaz üzerimdeki montuma iyice sarıldım. Bu soğukta Kerem bizi epey bir beklemiş olacak ki yerinde bir o yana bir bu yana gidip geliyordu.

Yanına gittiğimizde geç geldiğimizden dolayı “Erken geldiniz ya, bu ne hız. Daha dursaydınız içeride, çay kahve de içseydiniz.”diyerek bize serzenişte bulundu.

Kerim hemen kardeşinin yanına giderek planı devreye soktu. Kedi gibi kardeşine sokulurken “Kerem’im, yapma böyle. Geldik işte beklettiysek kusurumuza bakma, sende bizi bekletirsin ödeşiriz.”dedi ve yavru köpek bakışları atmaya başladı.

Kerem onun başını kendinden uzaklaştırmak için işaret parmağı ile kafasını ittirdi. “Sana bir şeyler olmuş.”

“Ne gibi şeyler cancağızım?” Kerim biraz daha sokuldu.

“Benim tanıdığım Kerim ben bunları söyledikten sonra kedi gibi pençelerini çıkarıp tıslamaya başlardı. Hayırdır, bana işin mi düştü yoksa?” Kerem’in bu sözlerinden sonra bir konuda çok net emin oldum. Kerem kardeşini çok iyi tanıyordu.

Kerim elini ağzına atarak ayıplar gibi sesler çıkardı. “A a aaa! Hiç öyle şey olur mu Kerem’im? Ben sadece seni beklettiğimiz için üzgünüm.” Kerim dönüp bana baktı. Bana kaşıyla ve gözüyle yardım etmemi dilendikten sonra tekrar Kerem’e döndü.

Bunu hiç yapmak istemesem de hayatımız şu anda bu plana bağlıydı ve planı uygulamak için de Kerem’i ikna etmemiz gerekiyordu. Bende Kerim gibi Kerem’e masum bakışlar atmaya başladım. “Keremciğim, çok üşüdün mü? Montumu vereyim mi sana?” Benim de işin içine girmemle Kerem uzaylı görmüş gibi ikimize birden bakmaya başladı.

“Siz normal değilsiniz. Uzak durun benden. Yaklaşmayın yoksa ikinizin de kafasını asfalta sürterim pis uzaylılar.”diye çıkışarak bizden kaçtı.

Güler yüz işe yaramamıştı. Kerim ile birbirimize baktık. Bana şeytani bir gülüş attıktan sonra Kerem’e döndü. “Ay yok bu böyle olmayacak. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır derler ama bu yılan değil öküz mübarek, anlamıyor.”diyip Kerem’in üstüne yürümeye başladı.

Kerem küçük adımlarla kaçmaya başlamışken “Yaklaşma dedim sana. Valla sümsüğü bir çaktım mı kafana yapışırsın yere.”dedi.

Ben fazla karışmadan Kerim’e güvenmeyi seçmiş ne yapacağını kenardan izlemeye başlamıştım. Kerim “Hani bir ay kadar önce bana bir dilek hakkı vermiştin ya.”dedi. Ben ne yapacağını anlayıp gür bir kahkaha atarken Kerem anlamayan bakışlarla durmuş kardeşine bakıyordu. “Eee ne olmuş o dilek hakkına?”

“İşte o dilek hakkını şimdi kullanmak istiyorum.” Kerim onu köşeye sıkıştırmıştı. Kerem’in sözünden dönen biri olmadığını az çok anlamıştım. Kerem “Tabi ki kullanabilirsin ama kötü bir amacın varsa hayatta yapmam.”diyerek onu uyardı ama bu uyarı Kerim’in pek umurunda değil gibiydi.

Kerim önemli bir şey değilmiş gibi elini salladıktan sonra “Yok ya o kadar kötü bir şey değil. Sadece…”durup bana baktı. Kafamı onaylar gibi salladıktan sonra Kerim ilerleyerek Kerem’in kulağına uzun bir cümle fısıldadı.

Yaptığımız planı detaylarıyla anlatırken Kerem’in gözleri irice açılmıştı. Kerim konuşmayı bitirdikten sonra geri çekildi ve “Sadece bize ayak uydurman yeterli.”diyerek yarım bıraktığı cümlesini tamamladı.

Kerem itiraz ederek “Olmaz. Bu çok büyük bir suç. Hayatta izin vermem. Unut bunu.”dedi. Kerem cümlesini bitirdikten sonra Kerim kaşlarını çatarak ona baktı. “Hoşt köpek. Ne demek izin vermem. Bal gibi de verirsin. Vermek ve bize katılmak zorundasın. Yoksa bana verdiğin sözü unuttun mu?”diyerek onu daha da köşeye sıkıştırdı.

Kerem yumuşar gibi oldu ve “Ama bu da yapılmaz lan. Eğer bunu yaptığımızı annem öğrenirse okulda ve evde bize rahat vermez. Bacaklarımızdan tavana asması bile çok hafif kalır.”dedi.

Kerim tekrardan yavru köpek bakışları kuşanarak “Ne yani şimdi sen beni üzecek misin? Beni, beni. Beni. Bihterini.”diyerek acıtasyon yapmaya başladı.

Kerem daha fazla dayanamayarak “Ah seni baş belası. Ne yazık ki seni üzmek benim yakınımdan bile geçemiyor.”dedi.

Ve zafer bizimdi. İlk aşama başarıyla tamamlandı.

Okulun bahçesinde Kerem’i de hallettikten sonra daha detaylı bir şekilde planı onlara anlatmıştım. Bu planın benim başımın altından çıkması Kerem’i şaşırtsa da ses etmemişti. Kerim ile sözleştiğimiz gibi saat 8 de buluşmak üzere okuldan ayrıldık. Eve gelene kadar beynim sürekli bugünü ve planı düşünüp durmuş, eve geldikten sonra da rahat bırakmamıştı.

Sabırsızca akşam olmasını beklerken içimden dualar ediyor bu işten de alnımızın akı ile çıkmayı diliyordum.

 

 

......

Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sizce Ayla kuşumun aklına nasıl bir plan gelmiş olabilir?

Bölümü beğendiyseniz yorum ve oy atmayı unutmayınnn.

Sizi seviyorummmm. 💞💗

 

Bölüm : 03.08.2025 21:57 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...