

Koca bir bölüm sizleri bekliyor birtanelerim.
Sizi oyalamadan keyifli okumalar dilerimm.
..............
Elimdeki sırt çantasına gerekli malzemeleri tıkarken heyecandan ölecektim neredeyse. İçimdeki deli yine durmamış bir takım planlar kurmuştu. Eve gelir gelmez canım arkadaşlarımı arayıp kendime destek ekip çağırmıştım. İkisi de ders çalışma bahanesiyle bize gelecekler ama gelmeyeceklerdi.
Çünkü onlar bana evde değil dışarıda lazımdı. Beni bizim sokağın köşesinde bekliyorlardı şuan. Saat 7.27’ydi. Hızlıca hazırlanıp çantamı da sırtıma taktıktan sonra aşağı indim.
Anneme eve gelir gelmez kızlarda ders çalışmaya gideceğimi söylemiştim. Bu yüzden haber vermeme gerek olmadan evden çıktım. Haber vermem gerekmiyordu ama çıkarken yine de “Ben çıktım.”diye bağırdım.
Daha ben kapıyı kapatmadan annemin “Geç gelme, geç gelirsen o bacaklarını kırarım senin.”dediğini duydum ama artık çok geçti. Kapıyı kapatıp koşar adımlarla kızların bekledikleri köşeye gittim.
Köşeyi biraz fazla hızlı dönmüş olacağım ki döner dönmez bir şeye çarpıp geri sendeledim. Kafamı çarptığım için elim kafama gitti ve ovuşturmaya başladım.
Gözlerim yokmuş gibi her yere dalma huyumdan vazgeçmem gerekiyordu artık.
Canımın acısıyla beraber gözlerimi bir saniyeliğine de olsa kapatmıştım. Gözlerimi açmadan evvel tanıdık bir sesin “Yavaş eşek. Kırdın kızın kafasını. Sendeki de kafa değil taş mübarek.”dediğini duydum.
Gözlerimi açınca Pınar ve Serra’nın karşımda dikildiklerini gördüm. Serra hafif kızar gibi “Benimki taş da seninki yaş mı? İçi boş teneke, ben bir şey diyor muyum? Ayrıca görmedik kardeşim, sessiz sedasız gelirse olacağı budur zaten.”dedi.
Kafamı Serra’nın kafasına çarpmış olmalıydım. Peki, benimki böyle acırken neden Serra’da acı belirtisi yoktu. Pınar haklı olabilirdi. Sızlanırken “Off, neyden yapılma kızım senin kafan? Yardın kafamı.”dedim. Gerçekten çok acımıştı. Ben hala yüzümü buruşturmuş kızlara bakarken “Ne haber ya çakma Pollyanna.”dedi Serra memnuniyetsiz bakışlarıyla beni süzerken.
Pınar’ın gözlerini devirdiğini gördüm. Daha fazla uzatmadan “Akşam akşam çağırdın buraya bizi, ne olduğunu da söylemiyorsun. Çatlayacağım meraktan Ayla.”diyip asıl meseleye geldi Pınar.
“İyi sen köşede çatlamaya devam et. Çünkü ben patladım patlayacağım. Az kaldı, sokağın ortasında çığlık atmama.” Serra Pınar’ı terslerken de bana imada bulunmayı ihmal etmemişti.
Sabır niyetine içime derin bir nefes çektikten sonra saate baktım. Okula varmak için sadece yirmi dakikamız kaldığını görünce kızların merakını umursamadan “Hadi yürüyün vakit yaklaşıyor. Yolda anlatırım.”dedim.
Ben yürümeye başlarken onlar hala yerlerinde duruyordu. Birkaç adım attıktan sonra gelmeyeceklerini düşünerek arkamı döndüm. “Özel davet de isterler mi haşmetlilerim.”
İkisi de aynı anda göz devirip yürümeye başladı. Okula yetişme çabası içindeyken bir de onlara planımı anlattım. Verdikleri tepkiye gelecek olursak, Pınar olmaz diye diretmiş, ama onu ikna etmiştim. Serra’ya gelirsek o zaten dünden hazırmış gibiydi.
❤
Okulun kapısının karşısında duran bir arabanın arkasındaydık. Neyse ki araba büyüktü de beş kişi birden sığabilmiştik.
Buraya gelirken kızlara planımdan bahsetmiş ve onlara görev dağılımını yapmıştım. Ama ben planı anlatır anlatmaz Serra’nın nereden bulduğunu bilmediğim siyah boyaya iki parmağını daldırıp yüzüne şeritler çekmesini beklemiyordum. Siyah boya koyu kahve gözlerini daha da siyaha çalarken Pınar da işin zor olacağını düşünüp sarı saçlarını toparlamaya başlamıştı.
Değişik bir arkadaş grubu olduğumuz doğruydu. Serra kumraldı. Koyu kahve gözleri ve aynı tonda saçları vardı. Yüzü ve vücudu toparlak ve görünüş olarak tam bir şirinlik abidesiydi.
Ama bazen görünüşe aldanmamak gerekirdi.
Pınar sarışındı, koyu yeşil gözleri ve doğal sarı saçları vardı. Serra’nın aksine yiyip yiyip kilo alamayanlardandı. Benim ise simsiyah saçlarım vardı. Siyah saçlarıma tezat olarak açık mavi gözlerim vardı. Gözlerimin rengini hiç sevmesem de yapacak bir şeyim yoktu. Serra ve Pınar’ın aksine ne çok kilolu ne de çok zayıftım.
Serra’nın beyaz ayakkabılarına odaklanmış düşünürken beni bölen şey birinin elini yüzüme doğru sallamasıydı. Düşüncelerden arınıp kafamı sağa doğru çevirince “Ayla, beni duyuyor musun?”diye bana seslenen Kerem’i gördüm. Başımla onu onayladıktan sonra “Emin misin? Daldın gittin.”dedi.
Kerem’i rahatlatmak amacıyla kocaman gülümsedim. Karşılık olarak o da bana gülümseyince plana geri döndük.
İşin zor tarafı ben ve Kerem’e kaldığı için Kerem ile planın üstünden geçmeye başladık. “Sen güvenlik kameralarını hallettin mi?”diye sordum.
Annesi okulun müdiresi olduğu için dolap anahtarlarına kadar her türlü giriş kapıları Kerem’deydi.
Kafasını onaylar gibi salladıktan sonra “O iş çocuk oyuncağıydı ama ben annemin odasında kameraları ve anahtarları halletmeye çalışırken Kerim neredeyse heyecandan ölüyordu. Bu gece bir şey olmasa bari amip beyinliye.”dedi.
Bizim ondan bahsettiğimizi duymuş gibi Kerim başını bize çevirdi. “Orada ismim geçti. Umarım kötü bir şey değildir yoksa iki cinayetten hapse girmek zorunda kalırım.”dedi. Bu sırada da gözlerini kısmış şüpheci bir bakışla bize bakıyordu.
Hafifçe kıkırdarken Kerim’i görünce nasıl güldüğümüzü hatırladım. Herkes normal günlük kıyafetlerinin içindeyken o biraz abartmış ve askeri kamuflaj giymişti.
Nereden bulduğu hakkında hiçbir fikrim dahi yoktu.
Yetmemiş Serra gibi yanaklarına çizikler kafasına da madenci feneri takmıştı.
Burada bittiğini düşünüyorsanız yanılıyordunuz.
Kafasındaki fenerin kenarlarına ağaç dallarından birkaç tane sıkıştırmış ve doğaya karıştığını düşünmüştü. Üstüne üstlük askeri kamuflajının altına yanardöner mor bir terlik geçirmesi beni benden almıştı.
Bu düşüncelerimi bölen Pınar oldu. “Şimdi benim tek yapmam gereken şey okulun bahçesinde bekleyip size haber vermem mi yani?” Zibilyon kere sormuştu ve benimki de artık candı ama.
“Evet pınar. Okulun. Bahçesinde. Dikilip. Gelen. Olursa. Bize. Haber. Vereceksin. Anladın mı?” Artık anlamamasına imkân yoktu çünkü kelimeleri vurgulayarak ve tane tane söylemiştim.
Pınar bu sinirimin ardından hafifçe yerine sinip “Anladım.”dedi. Kolumu kaldırıp elimdeki telefondan saate baktım. Saat sekizi iki geçiyordu. Hemen ayaklandım. Ben ayağa kalkınca onlar da ayağa kalkmıştı. Arabanın arkasından çıkarken peşimden geldiler.
Okulun gece bekçisi olmadığı için çok rahat girebiliyorduk.
Onları arkamda bırakıp okula doğru birkaç adım atıp arkama döndüm. Gözlerimi şeytani bir gülümseme eşliğinde kısmış ellerimi birbirine sürterken “Evet gençler biraz aksiyona hazır mıyız?”dedim. Hepsi birden gaza gelip “Hazırız.”diye yüksek sesle bağırınca çirkefleşmek zorunda kaldım.
“Susun lan. Gizli görevdeyiz diyorum kendinizi ele vermeye ne kadar da heveslisiniz öyle!” Sabır dilenircesine ellerimi yukarı açtım. “Ben hangi kulunun hayatını zehir, zıkkım, kezzap yaptım da sen bana bunları gönderdin, Ya Rabbim?”
Kafamı aşağı indirince hepsinin bana gözlerini kısmış şekilde baktığını gördüm. Omuzlarımı silkip ilerlemeye başladığımda Serra arkamdan yaklaşıp “Kanka ya benim aklıma bir şey takıldı.”dedi.
Başımı çevirip ona baktım. Sonrasında ‘ne var’ dercesine salladım. Serra “Bizim pınar ile bu işten ne çıkarımız olacak. Neden biz de geldik?”dedi. Gözlerimi devirdim ama karanlığa denk geldiği için görmedi.
Görse beni otuz parçaya falan bölerdi herhalde. Beklerdim.
“Ben yalnız mı gideyim? Siz benim kankam değil misiniz? Tabi ki geleceksiniz. Ayrıca bir çıkarınız yok. Sadece kankasına yardım etmek isteyen masumane kızlarsınız.” Laflarımı bitirince Pınar Serra’nın konuşmasına izin vermeyerek “Yakalanırsak ben hiçbir şey bilmiyorum, hepsini sen yaptın ve beni buraya zorla getirdin.”dedi.
Serra da Pınar’a katılarak “Aynıları benim için de geçerli.”dedi. Durup ikisine de tip tip baktım. “Bu ne ya? İki dakikada sattınız beni. Marketlerdeki en çok satanlar listesinin başı siz olmalıymışsınız bak.”
Ben kızlara sitem ederken okulun bahçesine girmiştik bile. Kerem ve gereksiz ikizi bahçeye girince önümüze geçmişlerdi. Biraz daha yürüyüp okulun giriş kapısına geldik.
“Peki, bu kapıyı nasıl açmayı planlıyoruz acaba?”diye bir soru yükseldi Serra’dan. Yürüyüp önümüze geçmiş ve kapının penceresinden içeriye bakıyordu.
Kerim gururlu bir sesle “Çekil. Ben hallederim.”diyip Serra’yı eli ile yana itmişti. Sonrasında Kerem’den bir şey ister gibi elini Kerem’e doğru uzattı. Kerem anlamamış bakışlarla Kerim’e bakınca elini açıp kapattı.
Kerem hala anlamış gibi durmuyordu. ‘Ne istiyorsun’ der gibi kafasını sallayınca Kerim uzattığı elini geri çekip alnına yapıştırdı.
Biz de ne yapalım. Kızlar olarak kenardan izliyorduk işte.
“Kilitli bir kapının önünde durup elimi sana uzattıysam kesin hamburger istiyorumdur Kerem ya.” Kerim’in hamburger demesiyle birlikte karnımın aç olduğunu fark ettim.
Kerem en sonunda elini cebine atıp anahtarlarla dolu bir anahtarlık çıkardı. “Çok şükür. Sağ ol çok çabuk verdin.”diye söylenen Kerim hızla elindekini kapıp kapıyı açmaya zorlarken Kerem’in sırıttığını gördüm.
Bir an neden sırıttığını anlamasam da en sonunda bilerek Kerim’i anlamayarak sinir ettiğini anladım. Kerim söylene söylene kapıyı açarken, iletişim halinde kalabilmemiz için telefonumdan konferans yaparak herkesi bağladım.
Bir aksilik çıkarsa kolayca iletişim kurabilecektik. Ben telefonumu kulaklığa bağlayıp, kulaklığın da birini kulağıma taktıktan sonra Kerim de nihayet doğru anahtarı bulmuştu. Herkes benim yaptığım gibi kulaklıklarının tekini takınca hareket için hazırdık.
Kerim kapıyı açtığı an ben ve Kerem yukarı doğru koştuk. İkinci katta bulunan öğretmenler odasına doğru ilerlerken merdivenleri hızlı ama bir o kadar da sessiz tırmanmaya çalışıyorduk.
Kerim ile Serra da sınıfa çıkıyorlardı. Biz sessizce hiç konuşmadan ilerlerken bir anda kulağımda Kerim’in sesini duydum.
“Ben çok gerildim ya.” Kimse cevap vermeyince devam etti. “Alo, alo. Beni duyduğunuzu biliyorum. Kaptan Kerim konuşuyor. Kaptan Kerim konuşuyor.”Duraksadı. “Çıkarın beni bu kaptan.”dedi ve kıs kıs gülmeye başladı.
İlerlediğimiz koridorda Kerem ile beraber aynı anda durduk. Yüzümü buruşturup “Kerim o çeneni kapar mısın? Yoksa üstüne, nefes almadan bir saat konuşabilen Serra’yı mı salayım? Hangisini seçersin?”dedim.
Tehdidim karşısında Kerim’den ses gelmezken Serra “Ben ne alaka ya? Konu ne ara bana geldi? Hayır, bir suçumuz varsa bilelim kardeş. O değil de okul çok küçük be kanka. Alçak tavan falan boğmuyor mu sizi?”diye konuşmaya devam ediyordu ki bir anda sesler kesildi.
Anormaldi, çünkü Serra gerçekten susmak bilmiyordu.
Ben bir şey oldu sanıp telaşlanarak “Kerim Serra orada mısınız? Ses verin.”dedim. Benim konuşmam üzerine çıt çıkmamıştı. Biz de Kerem ile beraber öğretmenler odasına kadar gelmiş ama Serra ve Kerim’den ses gelmeyince içeri girememiştik.
Hala ses olmayınca bu sefer Kerem “Serra orada neler oluyor?”diye sordu. Birkaç dakikanın ardından Serra konuşarak “Bir şey olduğu yok kanka. Karanlıkta sınıfların yerini karıştırmışız, onu çözmeye çalıştık da.”dedi.
Ben mallıklarına göz devirirken Kerem umutsuz bir sesle konuşup “Zaten senden başka bir şey beklenmezdi Kerim. Tamamen hayal kırıklığısın.”dedi.
Karşı taraftan yine ses gelmedi. Biz de umursamadık. İşimizi halledip hemen gidebilmek için hızlıca öğretmenler odasının kapısını açıp kendimi içeri attım.
İlk defa öğretmenler odasına girdiğim için Kerem’in aksine durup bir saniyeliğine de olsun incelemeye çalıştım. Ama karanlıkta görebildiğim tek şey sadece sandalyeler ve masaydı.
Kapının yanında durmuş öylece beklerken telefonunun ışığı ile etrafa bakan Kerem durup bana döndü. “Ne duruyorsun orda sende arasana.”
Kendime gelip bende telefonumu çıkardığım gibi dolapların öbür ucundan üstündeki isimlere bakarak ilerliyordum. Birkaç dolabın üstüne göz atmıştım ki Kerem “Buldum.”dedi.
Hemen gözlerimi dolaplardan çekip onun yanına gittim. Elindeki matematik sınav kâğıtları ve cevap anahtarı ile bakışırken yüzümde zafer dolu bir gülümseme belirdi.
Planın müthiş bir şekilde işlemesi ve bizim zaferimiz sonucunda Kerem de gülümsedi. Cevap anahtarından kafamızı kaldırıp birbirimize baktık.
Ardından hızla Kerem’e atıldım ve sıkıca sarıldım. İçimdeki coşku anlamsızca kabarırken o da sarılışıma karşılık verdi. Yetmedi bir eli ile belimi kavrayıp havada döndürdü.
Beni yere indirdikten sonra ben de hızımı alamayıp iki elimle yanaklarından yüzünü kavradım ve parmak uçlarımda yükselip alnından öptüm. “Aferin be, aslansın sen aslan. Helal koçuma.”derken geri çekilmiş ve bir elimle omzuna gurur dolu tokatlar atıyordum.
“Abartma istersen ayla. Dağda terörist vurmadım, altı üstü sınav cevabı çaldık şurada.” Kerem’in sözleri bitince anlık bir duraksadım. Haklıydı. Gereksiz yere büyük bir coşku patlaması yaşamıştım. Yüzüm düşerken “Pardon, bir an gaza geldim. Kusura bakma.”dedim.
Kerem beni teselli etmek için kolumu sıvazladıktan sonra “Asma yüzünü önemli değil hadi şunların fotoğrafını çek de çıkalım şuradan.”dedi. Kafamı sallayıp elindeki kâğıdın fotoğrafını çektim.
Aldığımız kâğıtları geri dolaba koyduktan sonra kapıya doğru yürüdüm. Kerem de peşimden gelirken kapının dışından bir ses geldi. Bir şeyin düşme sesi gibiydi.
İlerleyen adımlarım duraksadı. Ben durunca Kerem yanıma gelip “Neden durdun çıksana.”dedi. Elimle susmasını işaret ettikten sonra “Dışarıda birisi var.”dedim. Boş vermiş bir rahatlıkla “Kerimle Serra’dır. Korkma, hadi çıkalım.”dedi.
İlerlemeye başlamıştı ki kolundan tutup kısık bir sesle “Anlamıyorsun. Kerim ile Serra olsa ses verirlerdi. Başka biri olmalı. Bir şey yere düşmüş gibi ses çıktı. Kerim ile Serra olsaydı çoktan ikisi birden kavga etmeye başlamışlardı ama şuan tık yok.”dedim.
Durup söylediklerimi düşündü. “Haklısın. O ikisi asla ses yapmadan buraya gelemezler.”diyip beni kolumdan tuttuğu gibi dolapların arkasına doğru sürükledi. Kapının görüş açısının dışında kalan ve dolap ile duvar arasındaki bir boşluğa ikimizi birden soktu.
Durduğumuz yer o kadar dardı ki, birbirimize dönük olduğumuz için burnum göğsüne gömülmüş durumdaydı. Bu yakınlık vücuduma hafif bir heyecanın bastığını hissettirse de umursamamaya çalıştım.
Onu daha iyi görebilmek için kafamı kaldırıp çenemi göğsüne dayadım. Kafasını hafif dışa uzatmış gelenin kim olduğuna bakıyordu.
Biz burada böyle sıkışıp kalmışken birden kapı açıldı. İçeriye yürüme sesleri dolarken yakalanma korkusu ile nefesimi tutmuştum. Adım sesleri giderek yaklaşırken nefesimi tuttuğum yetmezmiş gibi gözlerimi de kapattım.
Kalın tok bir ses “Yanlış gördüm galiba. Oysa burada ışıklar gördüğüme emindim.”diyip cıklayarak odada gezinmeye devam etti. Merak edip gözlerimi açtığımda karşıdaki camdan yansımamızı gördüm. Ardından bizim birbirimize yapışık yansımamızın yanına bir kişi daha eklendi. Bu bir bekçiydi.
Okulda bekçi olmadığına göre sokaktan geçen bir bekçi olmalıydı.
Nefes dahi almazken sesimin çıkmasından korkup elimi dudaklarıma kapattım. Bekçi yansımadan göründüğü kadarıyla tahmini kırklı yaşlarındaydı. Elindeki feneri odada gezdirerek biraz daha bakındı.
En sonunda hiçbir şey olmadığına karar vermiş olmalıydı ki “Yaşlılık işte. İyice bozuldu artık gözlerim.”diyip yürüyerek odadan çıktı. Tehlikenin geçmesiyle beraber derin bir nefes verdim. Kafamı kaldırıp baktığımda Kerem’i gördüm.
Ben bu kadar stres olmuşken dibimdeki Kerem gülüyordu. Kaşlarımı çatıp “Ne gülüyorsun be. Ölüyorduk şurada.”diye çıkıştım. Ardından Kerem’i boş verip Pınar’a doğru kulaklığa “Pınar beni duyuyor musun?”dedim. Birkaç saniye ses gelmedi.
Ardından “Çok özür dilerim kanka ya. Okul bahçesine giren bekçiyi gördüğüm gibi dış merdivenin altına girdim. Korkudan konuşmayı bile unutmuş olabilirim, kusura bakma.”dedi. Sinirle burnumdan nefesimi verirken “Tamam sorun değil. Atlattık zaten.”dedim. Ben sakinleşmeye çalışırken Kerem tebessüm ederek bana bakıyordu.
Kerim ve Serra’yı merak ederek onlara seslendim. “Kerim, Serra beni duyuyor musunuz?” Birkaç saniye yine ses gelmedi ama en sonunda Serra “Duyuyoruz Ayla. Bekçi buraya da uğradı ama bir şekilde atlatmayı başardık. İyiyiz bizi merak etme.”dedi. Derin bir nefes daha verdikten sonra Kerem’e döndüm. Gözlerinin içine bakarak “Tamam Serra her ne karıştırıyorsanız çok dikkatli olun.”dedim.
Serra onaylar bir ses çıkardıktan sonra beni dikkatle izleyen Kerem bana çok farklı bakışlar atıyordu.
Gözlerim yine onun gözlerine takılınca birkaç saniye bakıştık. Öyle bir ifadesi vardı ki gözlerinin, girdap gibi beni içine çekebilirdi. Benden istemsiz bir şekilde dudaklarım yukarı kıvrılınca gülerek “Ne? Niye öyle bakıyorsun?”dedim.
Benim soruma karşılık iki eli ile belimi sardı. Bu hareketi yakınlığımızdan oluşan içimdeki minnacık heyecanı daha da alevlendirdi. Dudağının bir kenarı hafifçe kenara kıvrılırken “Çok tatlısın. Biliyorsun değil mi?”dedi. Bana büyülenmiş bakışlarla bakarken yeşil gözlerindeki girdap beni içine hapsetti.
Gözlerimi gözlerinden ayırmazken benim de dudağımın bir kenarı onunki gibi yukarı kıvrıldı. “Sende çok arsızsın. Bunu biliyorsun değil mi?” Cevabım karşısında, bakışları saniyelik de olsa bozguna uğramıştı ama hemen ifadesini toparladı.
Hala çok yakındık. Yüzlerimiz arasında milimlik bir mesafe varken nefesi yüzüme çarpıyor, sıcak olan havayı iyice ısıtıyordu. Kalbim bir süredir beynimle verdiği savaşı kazandı ve yönetimi ele geçirdi. Gözlerim gözlerinden kopup dudaklarına kayınca, bugüne kadar dudakları gözüme hiç bu kadar cazip gelmemişti.
Kontrolümü kaybetmiş bir şekilde dudaklarına bakarken bir elinin ne ara çenemi tuttuğunu fark etmemiştim. Çenemi hafifçe kaldırıp gözlerimi zorla dudaklarından ayırdı ve ona bakmamı sağladı. “O edepsiz gözlerini üzerimden çek Ay Işığı. Yoksa maazallah istenmeyen şeyler yaşanabilir.”
Yaptığı ima karşısında beynim yeniden kontrolü ele geçirirken yanaklarıma ateş bastı. Kızardığıma emindim ve karanlıkta olduğumuzdan utandığımı görmediği için de mutluydum.
Öte yandan bana ismimle değil anlamı ile seslenmişti. Onun dudaklarından ismimin anlamı ne kadar güzel duyuluyordu.
İlk defa bana ‘Ay Işığı’ demişti.
Bunu nereden biliyordu acaba? Özellikle araştırmış olabilir miydi? Sanmıyordum. Kendime geldiğimde daha da yakınlaşmıştık. Öyle ki kafamı azıcık daha oynatsam onu öpebilirdim.
Ellerim göğsüne dayalıydı. Bundan faydalanarak onu ittirdim ama burası aşırı dar olduğu için işe yaramadı. Ama Kerem rahatsız olduğumu anlayıp dikleşti ve yine aramızda uçurum kadar boy farkı oluştu.
‘Belki o da fark etmeden senin gibi ipleri sana bırakmıştır.’ dedi içimdeki bir ses. İmkân bile vermedim. Çünkü Kerem çok soğukkanlıydı, hayatının ipleri hep onun ellerindeydi. Sanki öyle olmak zorunda gibiydi. Ya da ben öyle sanıyordum.
Ben çıkmak için yeltenince kolumu tutup beni durdurdu. Gözlerime yalvaran bakışlar atarken benden bir şey isteyeceğini anlamıştım.
“Şey… Ayla, sınavların bitimine öğretmenler günü denk geliyor. Onlar için bir gösteri hazırladık. Eşli bir gösteri. Ama benim eşim yok. Rica etsem bir günlüğüne eşim olur musun?”dedi. Ne diyeceğimi şaşırmıştım. Bugün bana ne oluyordu anlamıyordum ama ben sanki ben değilmişim gibiydi.
Çünkü yine benim bilgim olmadan kalbim dizginleri eline almış ve “Olur. Yani.. Şey… Olurum eşin. Bir günlüğüne.”demiştim.
Beynim bana ‘sen neymişsin be’ bakışları atıyordu.
Ağzımdan çıkan laflara ben de şaşırmıştım ama belli etmemeye çalıştım. Gülümseyerek bana bakıyordu. “Teşekkür ederim. Eşim olmayı kabul ettiğin için.”dedi. O da utanmış olmalıydı ki elini ensesine atıp başı eğdi ve orayı kaşıdı. “Şey yani bir günlüğüne eşim olduğun için.”dedi.
O an bu sahneyi bozdum ve elimi omzuna vurup “Ne demek ya. Lafı bile olmaz. İstersen her gün olurum.”dedim. Yüzümde gülümseme vardı ama bu gülümsemenin şapşal göründüğüne emindim. Dediklerim aklımda dönünce yüzümü buruşturdum.
Kerem de bana şaşkın bakışlar atınca utanarak ellerimi yüzüme atıp ovuşturdum. “Bu son dediklerimi unut.”dedim. Sonra kendi kendime oflayıp “Çok şapşalcaydı. Özür dilerim.”dedim.
Bana hala şaşkın bakışlar atarken “Mümkün değil.”dedi. Ağzımı açıp karşı çıkacağım sırada kulağımdan Kerim’in sesi yükseldi. “Cilveleşmeleriniz bittiyse sizi dışarı alalım lütfen. Çünkü burada donmak üzereyim.”
Beynimde bir anda şimşekler çaktı. Hay anasını avradınıydı. Kulaklıkları unutmuştum.
Titreyip kendime geldikten sonra “Ne saçmalıyorsun? Yok öyle bir şey.”dedim. Karşılık olarak “Bölmeyeyim bölmeyeyim dedim ama artık yetti. Bıraksam yarına kadar saçma salak gülüşüp bunu devam ettirirdiniz ama hiç tahammülüm kalmadı. Ve bu arada Serra ve Pınar sizi dinleyip dinleyip hayal kuruyorlar.”dedi.
Yüzümün patlıcan moruna döndüğünden emindim. Şükürler olsun ki etraf karanlıktı. Kerem “Tamam geliyoruz. Saçmalamayı kes artık.”dedi. Kerim “Saç mala…”demişti ki bir anda sustu ve boğuk sesler çıkarmaya başladı.
Aniden kulağımda Serra konuşmaya başladı. “Siz rahat olun kanka. Bu gece o kadar çok gereksiz espri yaptı ki en son Pınar dayanamadı ve şuan Kerim’in ağzına getirdiğin çantadaki atıştırmalıkları tıkıyor.” Kıs kıs gülmeye başladı.
Daha fazla rezil olmamak adına telefonumu çıkarıp konferansı sonlandırdım. Kerem de aynısını yaptıktan sonra geldiğimiz gibi okuldan sessizce çıktık. Okulun bahçe kapısında bizimkileri görünce kocaman bir kahkaha patlattım.
Gerçekten de Pınar elinde tuttuğu kurabiyeleri Kerim’in ağzına tıkmaya çalışıyordu. Kerim onu ne kadar ittirse de başarılı değildi. Ağzı kocaman olmuştu ve konuşmaya çalıştıkça ağzından kurabiye fışkırıyordu. Kerem ile beraber güle güle yanlarına gittik.
Kerim’i Pınar’ın elinden kurtardıktan sonra kafamı kurcalayan bir detayı sormadan edemedim. “Kerim, siz niye Serra ile sınıflara çıktınız? Hadi biz Kerem ile cevapları alıyorduk, siz ne yapıyordunuz?” Kerim ile Serra benim sorumdan sonra birbirlerine baktılar sinsice sırıttıktan sonra Kerim “Yarın görürsün ne yaptığımızı.”dedi.
Kerim’den cevap gelmeyince bir umut Serra’ya döndüm. Ben ona bakınca eli ile ağzına fermuar çekip “Hiç bana bakma kardeşim. Patron o, o söylemeden söyleyemem.”dedi.
Bu ikisi ne ara bu kadar yakın olmuştu acaba?
Kaş göz işaretimle Serra’ya ‘Söyle yoksa ölersin’ işareti yaptıktan sonra Serra hala pas vermeyince üstelemeyi bıraktım. Biraz daha sohbet ettikten ve cevapların fotoğrafını Kerim’e attıktan sonra ikizler ile vedalaşıp kızlarla birlikte evlere dağıldık.
Eve gelip hunharca yemek yedikten sonra yatağımda uzanmış matematik sınavının cevap anahtarını ezberliyordum.
Bu plan sayesinde hem yüz alacak hem de annemin takdirini kazanacaktım.
Elimde tuttuğum telefon kayıp yatağa düştüğünde çok yorulduğumu ve artık uyku vaktimin geldiğini anladım.
Işığı kapatıp yatağa girdiğimde ise her zamankinden biraz farklı bir düş belirdi önümde. Bu sefer o derin yeşiller değil de dolgun kırmızıya çalan dudaklar gözlerimin önüne gelince içimde kabullenmediğim, hep korkup kaçtığım bir gerçekle daha yüzleştim.
Ben Kerem’e âşık olmuştum. O, kalbimin zincirlerini kırarak beni kendine âşık etmeyi başarmıştı.
................
Bölümü beğendiyseniz yorum ve oy atmayı unutmayın ballar.
Bu arada bu kitap artık Wattpad'de de yayında okumak isteyen oradan da okuyabilirr.
Sizi seviyorum
Bölümü beğendiyseniz yorum ve oy atmayı unutmayın.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |