

Duydum ki bazılarınız bölüm istiyormuş. Tarih olarak beş günü geride bıraktığımız için sizi daha fazla bekletmeyeyim dedim.
UYARI!!!
Bu bölümde Karadeniz şivesi yer almaktadır. Daha önce hiç Karadeniz'e gitmedim veya hiç Karadenizli arkadaşım olmadı. Kendi kendime şiveyi güzelleştirmeye çalıştım. Hatalar varsa lütfen mazur görün. (Birazcık Karadeniz şiveli kurgu okuyup film izlemiş olabilirim🤭)
Keyifli okumalar.
....................
Yolda yürürken elimdeki telefondan başımı kaldırmıyordum. Kerem bana yarınki provada çalışacağımız dansı atmıştı. Onu hayal kırıklığına uğratmak istemediğim için pür dikkat izliyordum. Kulağımda takılı olan kulaklıktan da dansın şarkısı geliyordu.
Yapacağımız dans basit gibi görünen bir Vals’di.
Kaldırımda yürümeye devam ederken bugün ne kadar çok yorulduğumu fark ettim. Zaten mevsimden dolayı hava kapalıydı bir de bugün kursa kaldığım için okuldan akşama doğru çıkmıştım. Yürüdüğüm yollar tenha değildi bu yüzden endişelenmiyordum.
Parmaklarım telefondaki videoyu bir ileri bir geri sararken aniden içimde garip bir his oluştu. Adımlarım ilerlemeyi bıraktı. Yerimde durmuş etrafımı izlerken içimdeki bu izleniyormuş hissini çözmeye çalışıyordum.
Yerimde dönerek etrafa göz gezdirdim. Herhangi bir tehlike görünmüyordu. Herkes kendi halinde yollarında gidiyordu. Omuzlarımı silkerek yoluma devam ettim.
Ancak içimdeki bu huzursuz his gitmek bilmiyordu. Aksine daha da artarak büyüyordu. Az öncekinden daha endişeli bir şekilde etrafıma bakındım. Bu sefer durduğum yerden biraz ileride bir gölge fark ettim. Yürüyen telaş içinde koşan insanlardan ayrılmış tenhada bir cılız gölge. Dikkatli bakınca bunun bir erkek olduğunu anladım. Heybetli değil aksine sıska birine benziyordu.
O beni görüyor ama ben onu göremiyordum havanın karanlığından. Bir an karanlığa sövme ihtiyacı hissettim. Ben ona bakmaya devam ederken bu gizli yabancı içimde, tam göğsümde bir şeyler uyandırıyordu.
Endişeliydim ama korkmadım. Bakmaya devam ettim. En sonunda bana doğru bir adım attı. Kim olduğu yine anlaşılmıyordu ama gözlerini görmüştüm. Benim gözlerime benzeyen ama daha açık buz mavisi gözler bana nefret ve kin ile bakıyordu.
O bana bir adım yaklaşınca harekete geçip telefonumu çantama attım, çantamı ise kaldırımın kenarına. Etrafımdaki insanları umursamamıştım. Üstümdeki fazlalıklardan kurtulduğum için daha da rahatlamıştım.
Ondan korkmadığımı belirtmek adına ben de ona öfke dolu bakışlar atmaya başladım. Ardından hızla üzerine koştum. Gözlerim gözlerinden ayrılmazken bu hamlemi beklemiyormuş gibi göz bebekleri şaşkınlıkla açıldı.
Ama bu şaşkınlık çok da uzun sürmedi. Benim ona doğru koştuğumu görünce tereddüt bile etmeden arkasını dönüp kaçmaya başladı. Bu sokaktan ayrılmak istemediğim için birkaç saniye sonra onun olduğu yere gelince durdum.
Ağzımın içinde bir küfür yuvarladıktan sonra boşluğa doğru “Senden korkmuyorum. Sıkıysa gel çık karşıma. Şerefsiz herif.”diye bağırdım. Duyduğunu biliyordum. Huzursuz his geçmemişti.
Elimi saçlarıma atıp karıştırdım. Kafayı yemek üzereydim. Kim benden ne isteyebilirdi? Sakince yaşayan bir insandım ama yok hayat illa bir sorun çıkarmalıydı.
Biraz daha arandıktan sonra başımı aşağı eğdim. Ceketimin şapkasını kafama geçirdim. Bu sırada yerde bir kâğıt gördüm. Meraklı bir insan olduğum için normalde de yerde gördüğüm kâğıtları açar okurdum. Yere eğilip kâğıdı aldım.
İkiye katlanmış kâğıdı açtığımda yamuk bir el yazısıyla yazılmış bir not olduğunu gördüm.
“Bu burada bitmedi. Bir dahakine görüşmek üzere.”
Elimdeki notu okuduktan sonra bu yabancı ile yaşadığımız olayın tekrarlanacağını anladım.
❤
Yorgun bir şekilde eve geldiğimde direkt yatağa girip uyumak ve dansa çalışmak arasında gidip geldim. Ardından aklıma o cümleler düştü.
‘Bak gör içlerinde en güzel dans eden sen olacaksın.’
Kerem’in bana güvenen sesi beynimde yankılanınca onu hayal kırıklığına uğratmamak için elimdeki telefondan videoya bakıp ayakta aynısını yapmaya çalışıyordum.
Ama bir türlü dikkatimi veremiyordum. Sokakta karşılaştığım yabancının gözleri sanki hala üzerimdeymiş gibi hissediyordum. Kafamı iki yana sallayıp bundan kurtulmak istedim. Gitmiyordu.
Kerem’i düşünüp biraz da olsun rahatlamak istemiştim ama yine o adamın gözleri üzerimdeydi. Kim olduğunu öğrenmeden bundan kurtuluşum yok gibiydi.
Elimdeki telefondan videoya bakmaya devam ederken sanki karşımda bir beden varmış gibi dans etmeye çalıştım ama zordu. Kerem’in dediği gibi hiç de benim bildiğime benzemiyordu. Çok zordu. Benim bildiğim sadece öne arkaya gidip gelmeli sallanmalı bir danstı. Ama bu çok zordu.
Pes edip telefonu masaya kendimi yatağa fırlattım. Sonra yine Kerem’in dedikleri aklıma geldi. Oflayarak yataktan kalkıp telefonumu aldım. Saate baktığımda geç olmadığını görmüştüm. Hemen Serra ve Pınar’ı grup aramasıyla aradım.
Birkaç çalıştan sonra Serra açmıştı ama Pınar hala yoktu. “Ne oldu kız, başına taş mı düştü? Mesaj atmadan aramazdın?”dedi sorgulamalı bir ses ile.
Hemen konuya girmek istiyordum. Oyalanmadan “Kanka ya benim size işim düştü. Bir el mi atsanız bana?”dedim. Serra meraklanarak “Kız sen ciddisin ne oldu? İyi misin? Yaralandın mı? Ne için bize işin düştü? Ay kız cevap versene.”diyerek yükseldi.
Bunun çenesini eşek arılar soksa da rahatlasak keşke!
Tabi bende boş durmadım. “Bir sus da cevap vereyim o zaman. Car car konuştun ya.”
Biz kavga ederken Pınar da bağlanmış “Ne oluyor kızlar bir sakin olun.”diyerek aklınca bizi ayırmaya çalışıyordu.
Serra ofladıktan sonra “Tamam hadi sustum. Anlat ne derdin varsa.”dedi. Serra’nın susmasıyla bana bir rahatlama geldi. Hızlı hızlı konuşmaya başladım. Ben derdimi anlatırken ikisi de beni bölmeden dinledi. En sonunda bitince Pınar “Gelip sana yardım edelim.”dedi.
Serra dip not geçer gibi “Göz devirdim şuan.”diyip Pınar’a “Gidip ne yapacağız acaba aramızda Vals bilen biri mi var anasını satayım.”dedi.
Pınar haklılığı karşısında birkaç saniye sustuktan sonra “Buldum. Vallah buldum Billah buldum. Kız Serra bizim sınıftaki Arda ne güne duruyor.”dedi.
Arda mı? Arda kim lan?!
Serra aydınlanmış bir ses çıkardıktan sonra “Tamam ben kapatıyorum hemen Arda’yı aramam lazım öptüm bay.”diyip kapattı. Ne olduğunu anlamıyordum. Pınar’a “Ne yapıyorsunuz? Arda kim? Onun bize ne yararı olabilir?”diye art arda sordum.
Pınar beni sakinleştirmek adına huzur veren bir sesle konuştu. “Sakin ol Ayla. Arda bizim bir arkadaşımız. Kendisi dans konusunda çok iyidir. Sana yardımı dokunur. Merak etme zararlı biri değil. Bize güven.”
Biraz olsun sakinleşmiştim. “Anladım. Gelin o zaman beni çalıştırın.”dedim. Pınar Arda ile birlikte gelip bana yardım edeceklerini söyledikten sonra aramayı sonlandırdık.
Telefonumu tekrardan masaya bırakıp yatağa oturdum ve arkadaşlarımı beklemeye başladım. Yaklaşık yirmi dakika kadar sonra kapı çalınca hızla yerimden fırladım.
Merdivenlerden aşağı indiğimde kapıya yaklaşan annemi görünce bağırarak “Dur anne! Ben açacağım kapıyı.”dedim. Arkasını dönmüş bana şaşkınlıkla bakarken “Kızım sakin ol. Ne bu heyecan?”dedi ama umursamadım.
Hızla kapıya koşup açtım. Karşımda dikilen bedenler bana gülümseyerek bakarken hemen üstlerine atladım. “Geldiğiniz için çok teşekkür ederim kızlar. Ben sizsiz ne yaparım?” İkisini de kollarımın altında sıkıştırdığım için nefes alamayan Serra “Teşekkürü sonra etsen, boğulmak üzereyim.”diyince Pınar onaylar gibi kafasını salladı. Hemen onlardan ayrılıp içeri davet ettim.
Arkadaşlarıma teşekkür etmekten unuttuğum kişiye döndüm. Normal ses tonumu kuşanıp heyecanımı bastırarak “Sana da çok teşekkür ederim geldiğin için.”dedim.
Sözlerim karşısında yüzünde büyük bir gülümseme oluştu. Ardından bana atılıp sıkıca sarıldı. Şaşkınlıkla donup kalırken bir tepki veremedim.
Kim yeni tanıştığı karşı cinse sarılırdı ki?
Ardından ellerimi sırtına koydum. Birkaç saniye sonra benden ayrıldı ve “Ay lafı bile olmaz ayol. Her gün çağır yine gelirim. Ayrıca auranı da çok beğendim.”diyip ellerini çırptı. Şaşkınlık üstüne şaşkınlık yaşarken arkamdaki kızlara döndüm. İkisi de ağızlarını birbirinin elleriyle kapatmış gülmemeye çalışıyorlardı. Ardından Arda’ya döndüm. İçeri geçmesini söyleyip odama doğru yürüdüm.
Anlaşılan Kerim gibi olan biri daha hayatıma girmişti. Şeytan kulağıma fısıldayınca sinsice sırttım. Ne yapıp edip dans gösterisine Arda’yı getirmeliydim.
Odama girdikten sonra herkes kendine oturacak bir yer bulmuştu. Ben telefonumdaki videoyu Arda’ya gösterdikten sonra çok kolay olduğunu söyleyip beni çalıştırmaya başlamıştı.
Bu çocuk gerçekten de bu işte ustaydı.
İki saatin sonunda yorgunluktan ölsek bile Arda beni çalıştırmayı bırakmamıştı. En sonunda çok da mükemmel olmasa da öğrenmeyi başarmıştım. Tabi ben öğrenmeye çalışırken Serra ve Pınar’ın gülmekten karınları ağrımıştı. Hatta bir ara Arda ile beni dans ederken kayıt altına bile almışlardı.
Çok kızmıştım ama bir yerde paylaşmayacaklarına söz verdikleri için onları serbest bıraktım.
Ama içimden bir ses paylaşacaklar diyordu.
Gülüp eğlendikten sonra saat geç olduğu için onları uğurlayıp annemin yanına gitmeye karar verdim. Onu son zamanlarda çok boşladığımı hissediyordum. Tam salonun kapısından içeri girecekken annemin “Yav anacum hau buraya gelecesun da ne edecesun?”diye Karadeniz şivesine geçtiğini duydum.
Bu şiveyi ne zaman kullansa anneannem ile konuşuyor olurdu. Dediklerinden de yanılmadığımı anladım. Kapının ağzında sevinç çığlıkları atmamak için kendimi zor tuttum.
Anne tarafım Trabzon Of’luydu. Bu yüzden annemin arada şivesi kayardı ama tam olarak şive ile konuştuğu anlar kısıtlıydı. Ne zaman anneannem ile konuşsa şivesi ortaya çıkardı. Ben bu şiveyi çok sevimli bulsam da benim maalesef öyle bir özelliğim yoktu.
İmana gelip ‘şivem yoksa al beni yanına Rabbim’ diyerek çığlık atmama az kalmıştı.
Hemen salona koşup “Anneanne!!!”diye çığlık atarak anneme sokuldum. Anneannem karşıdan sesimi duyunca “Uyy nenesinun bir tenesi. Hafize yeter riv riv ettiğun, ver telefoni torinima.”dedi. Annem homurdanarak telefonu uzattı. “Torunummuş. Hah yesinler torununu.”
Hemen telefonu kulağıma yapıştırdım. “Anneanne buraya mı geliyorsun? Ne olur gelirken kuymak malzemeleri getir. Çok özledim.” Anneannem karşıdan gülerken bir anda durdu ve “Ula fışki yiyen benu değul da kuymağu mi özledun sen? De bakayum baa.”dedi.
Kuymak kırmızıçizgim, anneannem ise direkt kırmızıydı benim için.
Anında r yaparak “Yok ninem ben kuymağı özlemedim. Ben senin o nur ellerinle yaptığın kuymağı özledim.”dedim. Memnun olmuş bir homurtu geldi karşıdan. “Hah şöyle yola gel”
Yalakalık zirvedeydi vesselam.
Anneannem Trabzon’un sayılı köklü ailelerindendi. Annem ise bu ailenin tek çocuğuydu. Ne zaman aklıma bu gelse gözlerimde oluşan dolar işaretlerini durduramıyordum. Varlıklı bir ailenin tek çocuğu olmasına rağmen annem babamdan boşanınca Trabzon’a gitmek yerine kendi ayakları üzerinde durmayı tercih etmişti.
Anneannem bunu öğrenince anneme epey bir kızmıştı ama kim evladına kıyabilirdi ki. Dışarıdan çok sert gibi görünse de yufka gibi yüreği vardı.
Düşüncelerimi geri atarak anneanneme döndüm. “Anneanne ne zaman geleceksin?” Derin bir nefes çekti içine. “Ha benum keleş yavrum. Benu bu kadan çok mi özledun. Aslinda geç geleceğidum ama senun hatrun içun yarin yola çıkayrum.”
Sevinçle kahkaha attım. “Hemen gel anneanne çok özledim.” Biz anneannemle konuşurken annem tip tip bana bakıyordu. Neden böyle baktığını anlamak zor değildi. Anneannem bize her geldiğinde anneme o kadar çok karışırdı ki annem en sonunda illallah ederdi. Onların tartışmalarını izlemek de benim en büyük aktivitemdi. “Tamam, anneanne ben dediklerini yaparım. Sen hızlı gelmeye bak.”dedim ve vedalaşarak telefonu kapattım.
Annem hala tip bakışını sürdürüyordu. Bakışlarım anneme dönünce “Ne var ya? Neden öyle bakıyorsun?”dedim. Yandan kafama bir tokat geçirdi. Ben elimi kafama atmış şaşkınlıkla ona bakarken “Salak kızum benum. Kadun geç geleceğidu, neden erken gel diyusın?”dedi.
Anlaşılan anneannemin etkisi daha geçmemişti.
Çirkefleşerek “Bunu için mi kafama vurdun? Yazıklar olsun sana. Ana dedik bağrımıza bastık. Senin yaptığına bak.”dedim hafif rollenerek.
Tekrar vurdu.
“Sus anayum ben. Analara cevap verulmez. Yıkıl karşumdan edepsuz.”dedi. Hemen dudağımı sarkıtıp duygu sömürüsüne başladım.
Her zaman işe yarardı.
“Ben bu hallere düşecek biri miydim? Anam bana edepsiz dedi.” Ona yavru köpek bakışları atarken bu sefer yumuşamadı. “Sus be ahlaksuz. Sen halan duruyor misun?”
Niye işe yaramadı ya. Oysa hep yumuşardı.
Yerimden kalkıp numaramı bozarak “Öf tamam be kalktık gidiyoruz işte. Amma nazlandın.”dedim. Kapının yanına gittiğimde söylemiştim bunları. Annem daha da sinirlenerek “Ula sen ne dersun? Şimduk yaktim çirani.”dedi ve eline hızla terliğini kaptı. Elindekini görünce gözlerim fal taşı gibi açıldı. Tabi bu sırada da boş durmadım ve anında odama ışınlandım.
Tarihe geçilsin, ışınlanmayı bulmuştum.
❤
Koridorda yürürken Merve hocanın beni neden yanına çağırdığını anlamaya çalışıyordum.
Yani deli deli hareketlerle sınıfı birbirine kırdırmam bunda etkili olabilirdi.
Neden çağırmış olabileceğini düşünürken aklıma matematik sınavının cevaplarını çaldığımız geldi. Öğrenmiş olabilir miydi? Yok, canım o zaman beni değil ikizleri de çağırırdı. Derken öğretmeler odasının görüş alanıma girmesi ve önünde Kerim’i görmem bir oldu.
Aklımdan geçen düşünceler beni dipsiz bir kuyuya atarken dönüp kaçmak istedim. Bir süre donup kalırken öğretmenler odasının kapısına yaslanmış Kerim kafasını bana çevirdi. Beni gördüğü an gülümseyerek bana koştu.
Delirdi galiba yoksa ağlanacak halimize neden gülsün yahu!
Yanıma geldiğinde hiçbir şey söylemeden elimden tutarak beni öğretmenler odasına doğru çekiştirdi. En sonunda durduğumuzda kapının ilerisinde olduğu için görmediğim Merve hoca bize bakıyordu. Yüz ifadesinden düşüncelerini okumaya çalıştım.
Hadi ama dostum sen X-men değilsin, kendine gel.
Gergin bir şekilde Merve hocanın karşısında durduğumda o da bana gülümseyerek baktı. Ardından “Nasılsın Ayla?”diye sordu. Beynim bu sorunun tuzak olduğunu düşünürken gözlerimi kısarak Merve hocaya baktım.
“Stresli ve gerginim hocam. Beni neden çağırdınız?” Merve hoca dürüst oluşuma gülümserken “Peki madem direkt konuya giriyorum. Ayla, Kerim bana bazı yazılardan bahsetti. İznin olursa o yazılara ben de bakmak istiyorum.”dedi.
Derin bir nefes verirken anlık bir rahatladım sonrasında ise aklıma düşenlerle kaşlarım çatıldı. Kerim’e dönüp “Hani her kararımda yanımdaydın? Ben sana söylemek yok demedim mi? Hain kardeş, pislik.”dedim. Kollarımı birbirine bağlayıp “Bir daha benimle konuşma.”dedim.
Kerim benim hareketlerime ağzı açık bir şekilde bakmaya başlamıştı. Ona benimle konuşmamasını söyledikten sonra kafamın üzerimden tek eli ile tutup “O zaman ben de yanında dururum. Konuşmam, illaki ilk sen konuşacaksın.”diyerek bana meydan okudu.
Bizim inatlaşmamızı izleyen Merve hoca “Çocuklar bir sakin olun. Kerim uzaklaş oğlum bakıyım. Ayla sen de Kerim’e kızma.”diyerek bizi birbirimizden ayırdı.
Kerim uzaklaştıktan sonra bana dönüp “Evet, sorun hallolduysa konumuza dönelim. İznin varsa şu yazıları okuyabilir miyim Ayla?”diyerek bana ikna edici bakışlardan atmaya başladı.
Omuzlarım çökerken “Hocam her şeyde kendime güvenirim ama bu konuda hiç güvenmiyorum.”dedim. “Okumazsanız daha iyi olacak sanki. Çünkü okursanız belki hayal kırıklığı ile bakabilirsiniz bana. Bunun olmasını istemiyorum.”
Benim halimi gören Merve hoca ellerini omuzlarıma koydu. “Öyle bir şey asla olmayacak. Güven bana. Hem denemekten ne zarar gelebilir ki.” Yatıştırıcı sesi beni düşünmeye iterken, dediklerinin ne kadar da doğru olduğunu anladım. Herkes ve her şey bir şansı hak ederdi.
Sonuçta denemeden bilemezdim.
Kafamı yukarı doğru dikip “Biliyor musunuz hocam, sanırım haklısınız. Denemekten zarar gelmez.”dedim ve hızla sınıfa doğru koştum. Merve hoca arkamdan “Dur Ayla nereye gidiyorsun?”diye sorsa da umursamadan yoluma devam ettim.
Sınıfa girip çantamdan istediğim şeyi aldıktan sonra geri Merve hocanın yanına koştum. Hala aynı yerde beni bekliyordu. Konuşmadan direkt elimdeki kâğıdı ona uzattım.
Dörde katlanmış kâğıdı seri bir şekilde açıp yavaş yavaş okumaya başladı. Merve hoca şiirimi okurken o kadar çok heyecanlanmıştım ki ellerim terlemişti. Ellerimi üzerimdeki pantolona sildim ve beklemeye devam ettim.
Merve hoca bir süre daha okumaya devam etti. Bitirdiğinde ise kafasını kâğıttan kaldırıp “Ayla, sana bunu tek kelime ile izah etmek istiyorum. İnanılmaz. Yani bu şiir senin yaşında birinden beklenmedik bir şey. Senin yaşının kaç katı insanlar yazmak için tutuşup yazamıyor, sen bunu başarıyorsun. Gerçekten muhteşem olmuş.”dedi uzun uzun konuşarak.
Merve hocayı dinlerken o kadar çok stres yapmıştım ki ellerim gölet olmuştu. Ben kendime bu konuda o kadar güvenmiyordum ki negatif şeyler duyacağım diye stres yapmıştım.
Ama Merve hoca benim aksime o kadar iyi şeyler söylemişti ki inanamamıştım. Bu bambaşka bir duyguydu. Bu duyguyu ilk defa yaşıyordum. Meğer insanların yaptığım işten memnun olması inanılmaz zevk veriyormuş.
Ben donup kalınca Merve hoca da zaten konuşmamı istemiyordu. Beni kolumdan çekip okul müdiresinin odasına sürükledi. Ben hala apışıp kalmış bir şekilde o nereye çekerse gidiyordum.
En sonunda odanın önüne geldiğimizde kendime geldim ve Merve hocanın kolumu tutan elinin üzerine elimi attım. Merve hoca gülümseyerek dönüp bana baktı. Benim suratımda nasıl bir ifade vardıysa artık gülümsemesi soldu.
Sorgu dolu bakışlar atarken “Ne oldu Ayla? Neden gelmiyorsun?”diye ekledi. Kafamı iki yana sallayarak “Hocam Selma hocaya söylemesek bir süre olur mu?”dedim.
Nedenini bilmediği için sorma ihtiyacı hissediyor ama soramıyordu. En sonunda kararsız bana gözleri netleşti ve “Peki madem. Fazla üzerine gelmeyelim. Sen nasıl istersen öyle olsun canım.”dedi gülümseyerek.
Ben de sınıf öğretmenimin bu kadar anlayışlı olmasına içten içe sevindim. “Çok teşekkür ederim hocam.”dedim ve bende gülümsedim.
“Rica ederim canım ne demek. Ayrıca senin bu yeteneğini geliştirmemiz lazım. Çok güzel yazmışsın, takdir ettim ama bundan daha iyilerini yazabilirsin. Daha derin anlamlar çıkarabilirsin. Sende o potansiyel var.” Sessizce dinleyip bitmesini bekledim. “Hocam bence biz bunu birlikte başarabiliriz.”
Cevap vermek yerine bana yaklaşıp sarıldı ve son cümlesi “Başarırız kızım.”oldu.
❤
Kerem ile dünden sözleştiğimiz gibi öğleden sonraki derslerde prova almak için büyük salona giriş yaptım. Büyük salon dediğimiz yer bir spor salonuydu. Kapalı spor salonumuzda herkes toplanmıştı.
Hızla koşarak Kerem’e yaklaştım. Organizasyon onda olmalıydı ki ortada durmuş bir şeyler anlatıyordu. Yaklaştıkça sesi daha da net gelmeye başladı. “Her şey anlaşıldı dimi arkadaşlar. Ayla’ya söylemek yok ona sürpriz olacak.” Bana sürpriz olan şey neydi acaba?
Aniden dibine girip “Neymiş o bana sürpriz olan şey?”diye Kerem’e sordum. Benim sesim ile irkilirken kıkırdadım. “Ne oldu korktun mu?” Derin bir nefes aldı ve “Öyle sessiz sedasız yaklaşılır mı be kızım? Ödüm bokuma karışıyordu az daha.”dedi.
İkimiz bir kahkaha atarken diğerleri sorgular bir şekilde bize bakıyordu. Sakinleşip provaya başladık. Kerem ilk önce herkesin kiminle eş olacağını seçip yerlerini ayarladı. Sonrasında ise dans provasına başladık.
Bir süre çalıştıktan sonra anladım ki ben hariç herkes bu dansı çok güzel yapıyordu.
Analarından doğduktan kaç saniye sonra çalışmalara başlamışlardı acaba? Merak konusuydu.
Yoksa bunların böyle kuğu gibi salınmalarına imkân vermiyordum hocam. Ben Kerem’in kollarında kütük gibi dans ederken diğerleri sanki her gün yaptıkları bir şeyi yapıyorlardı.
Ve evet, yanlış duymadınız. Şuan Kerem’in kollarında dans ediyordum.
İlk başta biraz garipsesem de bir süre sonra alışmaya başlamıştım. İkimiz de gerginlikle ayaklarımıza bakıyor, yanlış yapmamaya çalışıyorduk.
Bu gerginliği azaltmak adına hep aklıma takılan o soruyu sordum. “Kerem sence gelin ile damat ilk dansını ederken ne konuşuyorlar? Bunu hiç düşündün mü? Ben hep merak etmişimdir.” Kerem ayaklarına odaklanmayı bırakıp bakışlarını bana çevirdi.
İfadesi düşünceli bir hal aldı. Soruma verilecek cevabı düşünüyor olmalıydı. Biraz düşündü ardından suratında kendinden emin bir gülüş belirdi. “Bilmem hiç damat olmadım.”dedi.
Kıkırdayarak gülmeye devam ederken birkaç adım daha attık. Bu zamana kadar yanlış bir şeyler yapmamıştık.
Hadi bakalım gazamız mübarek olsun.
Güldükten sonra yalancı bir sitemle Kerem’e bakıp “Tabi ki hiç damat olmadın Kerem. Bu yaşında damatlık kim? Sen kim? Güldürme beni de soruma düzgünce cevap ver.”dedim. Suratı düşmüştü. Ardından bana ‘sen öyle san’ der gibi baktı.
Hatta bakmakla yetinmeyip dile getirdi. “Siz öyle sanın Ayla Hanım ama ben damat oldum.” Gözlerimi kısıp ona baktım. “Az önce hiç olmadım demiştin?”Sorgu dolu bakışlarıma bıkkınlıkla baktı. “Herhalde olmadık kızım. Gerçek damat olmadık yani. Sahtesinden olduk.”
Sahte damat. Valla tam film ismi gibi olmuştu.
Kıkırdayarak ona tekrar baktım. “Anlat o zaman da dinleyelim bakalım Kerem Bey.”dememle hemen anlatmaya başladı.
“Küçükken annem bana sünnet düğünümüzde sünnet kıyafeti değil de damatlık giydirmiş. Kerim ile farklı olmamız açısından. Tabi bu durum yaşıtım olan kızların dikkatini çekiyordu.” Durup tepkime baktı. Bu sırada hala hatasız dans etmeyi başarmıştık.
Lanet olsun bu işte çok iyiydi.
“Hatta ben farklı giyindiğim için sünnet düğününe gelen gelinlikli kızları koluma takıp onlarla gezmiştim. Bir nevi damattım yani. Bunu gören Kerim de ‘neden giydirdiniz bana bu kıyafeti’ diye ağlamıştı.”dedi ve gülmeye başladı. Benimse artık gülecek yanım yoktu. İçimde beliren garip his gülmeme engel oluyordu.
Gülmeye devam ederken ters ters ona baktım. Yetmedi omzunda olan elimle omzuna şamarı çaktım. Ses fazla çıkmasın diye sert vurmamıştım. Kerem bu halimi gördükten sonra daha çok gülmeye başladı.
“Madem bu sana çok komik geldi bende bir anımı anlatacağım.”dedim ilgisini çekmek için. Çaktırmadan eliyle gözlerini silerken “Dinliyorum güzelim.”dedi. Takılmadan anlatmaya başladım.
Sen ve Kerem’in güzelim demesine takılmamak. Hayret doğrusu.
“Küçükken evde babam olmadığı zamanlar kapının önüne oyun oynamaya çıkardım ve o zamanlar mahalleye çok yakın bir lise vardı. Ben oyun oynarken liseli abiler yanıma gelir ve benimle oyun oynarlardı. Gitmeden önce de öpüp öyle giderlerdi. Öpmeden asla gitmezlerdi. Şimdi hatırladım da hepsi çok yakışıklıydı.” Ben iç çekerken bu sefer somurtma sırası Kerem’deydi. Gözlerinde hafif bir kıskançlık kendini ele veriyordu.
Ben gülümseyip hülyalı bir şekilde dansa devam ederken onun kaşları çatıktı. Dansın üçüncü adımına geçtiğimizde “Ona kalırsa liseli ablalar da beni öpüyordu.”dedi. Dansın ilk adımında birbirimize selam vermiş ve pozisyon alarak bir öne bir arkaya sekiz kere gidip gelmiştik.
İkinci adımda ben Kerem’in etrafında iki tur dönmüş ve bir kere öne arkaya yaptıktan sonra Kerem elimden tutup beni etrafımda döndürmüştü.
Üçüncü adımda yani şuanda yaptığımız adımda ise Kerem ile tek elimiz tutuşacak şekilde birbirimizden ayrılacak sonrasında ise Kerem beni döndürerek kendine çekecekti. Ardından gömleğinin cebinden çiçek çıkarıp bana verecek bende saçıma takacaktım. Ve son olarak da beni belimi bükerek yatıracaktı.
Dansın tek elle tutuşan kısmından başladığımızda “Ne olmuş yani öptülerse. Bu gayet normal bir şey.”dedim. İçimde alevlenen kıskançlığı umursamaz görünerek belli etmemeye çalıştım. Beni döndürerek kendine çekti. Sırtım göğsüne yaslandığında provada olduğumuz için çiçeği çıkarır gibi yaparken “Öyle mi?”diye kulağıma fısıldadı.
Yakınlığımız ve bu konuşması kalbimdeki şelalenin alevlenmesine neden oldu.
Elinden alıp saçıma takıyormuş gibi yaparken “Evet öyle. Bence gayet normal.”dedim.
Uydurma kudurdun kıskançlıktan. İtiraf et.
Ben taklidimi yaptıktan sonra Kerem belimi bükerek beni aşağı doğru yatırdı. Üstüme doğru eğilirken “Sana göre öyle olabilir Ay Işığı ama benim lügatimde bu yok.”dedi ve biz bir süre daha orada öylece kaldık.
Gözlerim gözlerine dalmışken o tanıdık his yine içimde belirince kafamı geri yatırıp gözlerimi kapattım. Hayatımda daha önce böyle bir huzuru tatmamıştım. Sanki uçurumun kenarında dahi olsam bu kollar beni böyle tuttukça düşmeyecekmişim gibiydi.
Ve o an fark ettim kendimden daha çok ona güvendiğimi.
..................
Bu bölümün de sonuna gelmiş bulunmaktayız bir tanelerim. Bölümü beğendiyseniz yorumlarınızı ve oylarınızı benden saklamayın.
Sizi seviyorum.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |