
🦧🦧🦧
"Sonra ne oldu biliyor musunuz?" dedi, Bige gıcık olduğunu sandığı ama tatlı bir ifadeyle. "Olcay'ı sevmek için eğildi ama o da kadının üstüne kustu." derken epey eğleniyor gibiydi. Bu, beni bir kez daha güldürürken bu hikayeyi dinlemekten sıkılmamıştım hatta ilk duyduğumdaki gibi hâlâ kahkaha atıyordum.
Bu hikaye, diğer herkesi de güldürürken bacağımda dolaşan parmakları da görmezden gelmeye çalışıyordum. Bu yüzden dikkatimi onun dışındaki herkese ve her şeye veriyor, onun ilgisinden kaçıyordum.
Bu akşam Defne Teyze bizi yemeğe davet etmiş, yine bütün aile olarak bir masanın etrafında toplanmıştık ama yemek bile yiyemiyordum. Yanımdaki bedenin sahibi, bütün gün olduğu gibi masaya oturduğum andan itibaren de beni rahat bırakmamıştı. Bulduğu her fırsatta beni köşeye sıkıştırıyor ve o maharetli ellerini bir saniye bile üzerimden çekmiyordu. Oturduğumdan beri beni etkilemeye çalışıyor, bunun için de elini mini elbisemin altına daldırmaktan çekinmiyordu.
"Yapma artık," dedim, sadece onun duyabileceği bir şekilde.
Bakışları bana dönerken yeşillerinin çevrelendiği arzuyu da çok net görmüştüm. "Neyi yapmayayım?" diye sordu, safa yatarak. Bu esnada dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılmış, bir sırıtışı bana sunmuştu. Eş zamanlı olarak da sıcacık eli, elbisemin altında daha derinlere kaydı.
Dudaklarım arasından derin bir soluk bırakıp küpemle oynamaya devam ettiğimde su dolu bardağa uzanmıştım. Asla uslu durmayacaktı. O, yaramaz bir çocuk gibiydi ve büyümeyecekti.
Masadaki sohbet akıp giderken neyse ki kimsenin dikkati üzerimizde değildi. O da bundan istifade ediyordu zaten. Ki hoş, bence onun hiçbir şekilde fark etmezdi çünkü arsızdı.
Kokusunu daha yakından soluduğum bir anda ılık nefesinin tenime çarptığını hissettim önce. "Yukarı gelsene," diyerek fısıldadığında tenim karıncalandı. Böyle tehlikeli şeyler yapmaktan ikimiz de hoşlanıyorduk ama bunu annesi aşağıdayken yapmamız tehlikenin biraz ötesinde kalıyordu. Zaten annesi ne kadar azgın bir gelini olduğunu biliyordu ki bunu bence ispatlamıştım da.
"Kenan," diyerek bakışlarımı ona çevirdiğimde beni umursamadı. O, benden uzaklaşıp sıcak parmaklarını benden uzaklaştırdığında kısa bir an boşluğa düşmüştüm çünkü oturduğumdan beri elleri üzerimdeydi. O, ayağa kalkıp salondan çıkana kadar kimse onu fark etmediğinde bu yasak olan şey beni heyecanlandırmamış değildi. Zaten böyle şeyler yapmaktan keyif duyuyordum ama rezil olmayacağımızın bir garantisi yoktu. Üstelik tüm ailesi buradayken!
Aradan geçen birkaç dakikanın sonunda içimdeki yaramaz çocuğa engel olamayıp yerimde hareketlendiğimde Defne Teyze'nin bakışları bana dönmüş, kısa bir an gerilmiştim ancak onu, yukarıda uyuyan Olcay'ı kontrol edeceğimi söyleyerek atlatıp masadan kolaylıkla ayrılmıştım. İçimdeki aptalca heyecanla birlikte merdivenleri hızla tırmanıp üst kata çıktığımda bir el de beni kapısı açık olan bir odaya çekti. Bu oda da Kenan'ın odasıydı.
Ben daha ne olduğunu kavrayamadan kapıyı kapatıp kilitlediğinde sırtım da kapıya yaslanmış, hiç vakit kaybetmeden dudaklarıma kapanmıştı. Bu, içimdeki heyecanı körüklerken ona karşı koymadım bu sefer.
O, beni soluksuzca öperken elleri elbisemin sardığı vücudumda arsızca dolaşıyordu. Kalçamda fazlaca oyalanırken birden hareketlenmiş, adımlarıma kendi adımlarıyla yön vererek beni yatağına oturtmuştu. "Soyun," dedi, benden kısa bir an ayrılırken.
"Rezil olacağım senin yüzünden yine!" derken buna rağmen ellerimi arkama doğru uzatıp fermuarımı indirmiştim. Elbisemden saniyeler içinde kurtulurken o da bu esnada bordo renkli kazağını çıkarmış, ardından da dizini yatağa yaslayıp bacaklarımı iki yana ayırarak kendine çekmişti. Bu, alt dudağımı dişlememe neden olurken dirseklerimden güç alıyordum.
(*)
"Bütün gece bunu bekledim," derken baldırıma bir öpücük bıraktı. Öpücükleri yukarılara çıkarken saatlerdir bedenime hükmeden o his de daha güçlü şekilde açığa çıkmıştı.
O, gözlerini benden ayırmayarak dişlerini jartiyerime geçirip yana doğru kaydırdığında tenime değen dudakları beni çıldırtmıştı bile. Hiç durmadı, dilini o noktaya sürttü dakikalarca. Ağzından çıkan sesler aklımı kaybetmeme yol açarken iniltilerimi daha kısık tutmaya çalışıyordum bu esnada. Verdiği his, bu adrenaline karışınca daha çok keyif alıyordum.
Ağzımdan kaçacak olan güçlü bir iniltiyi, koca elini ağzıma kapatarak engellediğinde aradan ne kadar geçmişti bilmiyordum ama dudakları benden uzaklaşmış, yerinde doğrulmuştu. Pantolonunun düğmesiyle fermuarını açtıktan sonra hiç beklemedi, içime girdi ani bir hareketle. Haddinden fazla ıslak olduğum için bu canımı acıtmadı hatta bu sert hareketleri bana büyük zevk verdi.
"Ah," İniltim, onun dudakları arasında kaybolurken öpücükleri oldukça vahşiydi tıpkı içimdeki hareketleri gibi. "Kafayı yemişsin," Güldü, üzerindeki o çekici tavrıyla. Boynundaki ince zincir aramızda sallanırken içimde gidip geliyordu sertçe. İkimiz de nefes nefeseyken dudaklarıma yapıştı tekrar.
"Asıl sen kafayı yemişsin," Dişlerini çeneme geçirdi hafifçe. "Bütün aileyi başımıza mı toplayacaksın?" dedi, nefes nefese.
O kaslı vücudu üzerimde gidip gelirken üstelik böyle nefes nefeseyken haberi yoktu ama daha rahat duracağımı düşünmüyordum. Aklımı bir kez çelmiş, yine edepsizleşmemi sağlamıştı.
Beline doladığım bacaklarımla onu kendime iyice yapıştırıp bedenini yan tarafa devirdiğimde artık üstteydim. Ellerimi kaslı göğüslerine yaslayıp kalçalarımı hareketlendirdiğimde saçlarım da omuzlarımdan aşağı sallanıyordu. Yeşil gözleri çıplak vücudumda ve gözlerimde dikkatlice gezinirken göğsüne yaslı olan elim hafifçe kasıklarına doğru kaydı. "Ah,"
Başım geriye doğru düşerken elimi kaldırıp enseme yapışan saçlarımı ittim. Onun kalçalarıma yön veren elleri de böylelikle daha çok ön plana çıkan göğüslerime kaydı. Sağ eliyle dolgun göğsümü yoğururken ben de sol elimle göğsümü kavramıştım. Onun bakışları daha da alevlenirken hafifçe doğrulup dudaklarını tenime yasladı. Omuzlarımdan köprücük kemiğime ardından da göğüslerime indiğinde kavradığım göğsüme yöneldi. O sıcacık ağzı göğüslerimi talan ettiğinde ikimiz de zirvedeydik.
"Bu gece duracağımı mı sanıyorsun?" diye fısıldadım, ellerim geniş omuzlarına tutunurken. İçimdeki son vuruşlarıyken bacaklarımdaki kasılma da gevşemeye hazırdı.
"Durmanı isteyen kim?" dedi, fazlasıyla seksi bir şekilde. Sona yaklaştığımızı hissettiğimizde dudaklarımız bir kez daha birbirine kavuştu. İniltilerimizi böylece bastırırken bacaklarım arasındaki zonklamayı hissediyordum. Vücuduna yapışmış olan bedenim hafifçe titrerken alnım alnına yaslandı. "Harikasın." diyen fısıltısı kulaklarımın dibindeyken dudaklarımda hafif bir sırıtış oluştu. Çıplak belimi hafifçe okşarken omzuma bir öpücük bıraktı.
(*)
Bedenine doladığım kollarım yavaşça gevşerken bir süre ikimize de müsaade etmiş, kendime gelmeyi beklemiştim. Birkaç dakikanın ardından kendime gelebildiğimde nefes alış verişlerim de düzene girmişti. "Yanlış anlayacaklar," derken kucağında hareketlenmiştim ama o kendini geriye bırakarak kollarını başının altında birleştirdi. Ve tabii ki sırıtmaya başladı.
"Aslında doğru anlayacaklar," dediğinde çıplak göğsüne vurmuştum. Ardından kalkıp elbisemi giymeye koyulduğumda beni izliyordu arsızca.
"Kenan hadi,"
"Aynı anda inemeyiz zaten," diyerek mantıklı bir şekilde konuştuğunda fermuarımı kapatamayacağımı bildiğim için yatağın ucuna oturup topuklu çizmelerimi giymeye koyuldum. Çizmelerimi ayağıma geçirip bakışlarımı ona çevirdiğimde ne isteyeceğimi anlamış olacak ki yerinde doğruldu. Ben de ayağa kalkıp ona arkamı döndüğümde elbisemin fermuarını çekti yavaşça. Ardından da kalçama hafifçe vurduğunda gülmeme engel olamadım. Resmen çocuk gibiydi. Sapık bir çocuk.
O, benim gülüşümden de yararlanarak elini belime sarıp beni kendine doğru çevirdiğinde ellerimi omuzlarına yasladım. "Çok güzelsin," dediğinde kaşlarım havalandı.
"Seviştikten sonra söylediğinde inanmıyorum," Güldü tatlı bir şekilde.
"Bunu bir taraflarımla söylemiyorum," dedi, kalçamı okşarken ama eli kolu rahat durmazken buna inanacağımı beklemesi komikti.
"Defol Kenan," dedim, yüzümdeki sırıtışla. Ardından ondan uzaklaşıp odadan çıktığımda son duyduğum şey gülüşüydü.
🦧🦧🦧
Elimdeki aynadan nasıl göründüğümü son kez kontrol edip elimdeki ruju çantama attığımda arka koltukta beni izleyen Olcay'ı daha fazla bekletmemek adına emniyet kemerimi çıkarıp arabadan indim. Bu esnada Bora da Olcay'ı almam için yardım etmişti.
Henüz öğle vaktinde güneş tepedeyken bu havayı kaçırmamak adına Olcay'la bir şeyler planlamıştık ve ondan öncesinde de Kenan'ların şirketine uğramaya karar vermiştim. Bu aralar kendisi fazlasıyla sinirlerimi bozduğu için Olcay'ı ona bırakacaktım. Aslında evde onunla ilgilenen bakıcısı zaten varken buna gerek yoktu hatta öyle ki onu kendimle beraber de götürebilirdim fakat Kenan'ın canını sıkmak varken neden bunu yapacaktım? İşinin başından aşkın olduğunu biliyordum ve sırf bu yüzden de Olcay'ı ona bırakacaktım. Belki birkaç saatliğine bir eşi ve çocuğu olduğunu hatırlayıp kıymetimizi bilebilirdi!
Arka koltuktaki Olcay'ı pusetiyle beraber aldığında ona ait olan çantayı da eline almış, ben arabanın kapılarını kilitlerken de beni beklemişti. Tabii Olcay'dan çıt dahi çıkmıyordu çünkü Bora'yı tanıyordu. Ona epey alışkın olduğu için yaygara koparmamıştı.
Beraber şirkete girip asansöre binene kadar yoğun bir ilgiyle karşılaşsam da ilginin büyük kısmı Olcay'daydı. Onu çok nadir dışarıya çıkarsam da herkes onu tanıyordu.
Asansör; Kenan'ın odasının bulunduğu katta durduğunda önce ben, ardımdan da Bora inmişti. Topuklu çizmelerim üzerinde beni görür görmez ayaklanan Aslı'ya doğru yöneldiğimde dudaklarımda onunki gibi sahici bir gülümseme oluştu. "Maran Hanım," dedi, sevecenlikle. "Hoş geldiniz," derken pusetinde kıpırdanan Olcay'a bir bakış attı. Onun da Olcay'dan iki yaş büyük bir kızı vardı.
"Hoş buldum Aslı," dedim, gülümseyerek. "Kenan odasında mı?" dediğimde beni başıyla onaylayıp elini hafifçe kaldırarak arkasında kalan kapıyı göstermişti.
"Evet evet, buyurun." dedi ve ardından hemen ekledi. "Kahvenizi hazırlatıyorum hemen.." Elimi hafifçe salladım gerek yok dercesine. Bu esnada Kenan'ın odasına doğru yönelmiştim.
"Sağ ol Aslı, çok kalmayacağım zaten." diyerek onu kibarca reddettiğimde kapıyı tıklatma gereği bile duymadan yavaşça açıp içeri girmiştim. Tabii bu, masasının arkasında oturan Kenan'ın ilgisini çekerken gözlükleri ardındaki bakışları beni buldu. Yeşil gözleri bir süre üzerimde oyalansa da ardından hemen Bora'yı ve Olcay'ı bulmuştu. Hafif çatık olan kaşları yavaşça normal hâline gelirken elindeki kalemi bırakıp ayaklandı.
"Hoş geldin sevgilim," dedi, bana doğru birkaç adım atarken. "Geleceğinizden haberim yoktu.." derken elini belime atmış ve yanağıma hoş bir öpücük bırakmıştı. Kokusu ciğerlerimi doldururken tam gardımı indirecektim ki ona ne kadar sinirli olduğum aklıma gelmiş ve kaşlarımı hızla çatmıştım.
"Çok kalmayacağım, çıkacağım hemen." dediğimde bu mesafem onu şaşırtmamış, birkaç saniye öylece yüzüme bakmıştı sadece.
"Ba-ba.." diyerek heyecanla kıvranan Olcay, onun dikkatini çektiğinde yüzünde adeta güller açmış ve ona doğru yönelmişti.
"Babacığım," dedi, aşırı sevimli bir şekilde. Ardından eğilip onu pusetinden çıkardığında Olcay da etrafa gülücük saçıyordu. "Sen babayı ziyarete mi geldin?" derken tombul yanaklarına koca birer öpücük bıraktı.
"Sen onları bırakıp çıkabilirsin Bora," dedim, ona dönerek. "Çok sağ ol." dediğimde beni ikiletmeden Olcay'ın eşyalarını bırakıp odadan çıkmıştı.
"Bir yere mi gideceksiniz?" dedi, ilgisi dakikalar sonra bana dönerken. Bu sırada Olcay hâlâ kucağındaydı ve epey rahat görünüyordu.
"Olcay'la buluşacağız," derken saçlarımı savurmuştum. Onun üzerimdeki bakışları yoğunlaşırken beni süzmeyi ihmal etmedi. Üzerimdeki gri mini kumaş elbiseyle harika göründüğümün farkındaydım. Siyah topuklu deri çizmelerim de müthiş bir uyum sağlamıştı.
"O elbise fazla kısa değil mi?" dediği an amacıma ulaştığımda tabii ki bu elbiseyi giyerken bana bunu söyleyeceğini biliyordum. Zaten amacım onu delirtmekti.
Tek kaşım havalanırken onun o karizmatik yüzüne baktım bir süre. Kahretsin ki istemediğim kadar yakışıklı görünüyordu ve bu da hiç hoşuma gitmiyordu. "Dedi, yüzüğünü bile takmaktan aciz olan adam." dediğimde dudakları arasından usulca bir nefes vermiş, bakışlarını ellerime çevirmişti. Orada gördüğü eksiklik, kaşlarının oldukça yavaş bir şekilde çatılmasına neden olduğunda yeşil gözleri hızla bana döndü.
"Çıkardın mı gerçekten?" dedi, şaşkınlıkla karışık bir sinirle. Ona, omzumu silkerek karşılık verdim. Dün gece ona, yüzüğünü takmazsa benim de çıkaracağımı bilmesi gerektiğini söylemiştim ama görüyordum ki hâlâ yüzüğünü takmamıştı. "Maran sana inanmıyorum," dediğinde onu umursamadım. "Bugün mağazaya gideceğimi söyledim ya sana?" İlker'in mağazasından bahsediyordu. Yüzüklerimizi aldığımız yerdi.
"Akşam olacak neredeyse, ne zaman gitmeyi düşünüyorsun?" diyerek kaşlarımı hızla çattığımda bakışlarını benden ayırıp Olcay'a döndü. O bizi sessizce izlerken babası onu kucağından indirmişti. Sanırım o kucağındayken benimle rahatça tartışamıyordu.
"Yüzüğün nerede?" diyerek sakince sorduğunda Olcay da paytak adımlarla odanın içerisinde ilerlemeye başlamıştı.
"Evde bıraktım," dedim, başımı dikleştirerek. O, bana üstten bakmaya devam ederken kaşları çatıktı hâlâ. "Sen takana kadar takmayacağım."
"Keyfimden çıkarmadım yüzüğü herhalde," dedi, hiddetle. "Kayboldu dedim ya, neyini anlamıyorsun?"
"Nerede çıkardın da kayboldu acaba?" dediğimde yeşil gözleri adeta yangın yerine dönmüştü. Onu bu kadar çabuk sinirlendirmiştim.
Bu siniri tabii ki bana değildi. Beni kışkırtıp bu kadar öfkelendiren arkadaşlarınaydı.
İKİ HAFTA ÖNCE
"Şirkette yeni bir işbirliği yapacağız şimdi," dedi, Bige yerine otururken. Ben onları dinlerken bir yandan da şarabımı yudumluyordum. Onların mekânında hep beraber otururken Kenan da yanımdaydı. "Şirketin sahibi olacak kadın o kadar güzel ki sinirlerim bozuluyor." derken kaşlarını çatıp Yiğit'e bir bakış atmıştı. Nasıl olsa o şirkette Yiğit de vardı.
Hatta benim kocam da.
Konu ilgimi çekerken başımı kaldırıp Bige'ye bir bakış attığımda Yiğit başta olmak üzere Kılıç'la Kenan ona uyarıcı birer bakış atmıştı. Sanırım Kılıç da olayın ne olduğunu biliyordu fakat benim hiçbir şeyden haberim yoktu. Onların bu tavrı da beni meraklandırırken elimdeki kadehi masaya bıraktım yavaşça.
"Hangi şirket?" dedim, merakla.
"ZRN Holding," diyerek Kenan beni yanıtladığında bakışları bana döndü ve sağ gözünü hafifçe kırptı önemli bir şey değil dercesine. Fakat masadaki sessizliğe bakılırsa ilgimi çeken bir konuydu. "Bu yeni spa merkezi için küçük bir ortaklık sadece.."
Mavi gözlerim onun gözleri arasında kısaca mekik dokuduğunda kaşlarım havalandı. "Biliyorum ben o şirketi," dedim, başımı sallayarak. "Füsun Zeren," Bakışlarımı beni onaylamaları için diğerlerine çevirmiştim. "Değil mi?" dediğimde Bige abisine bir bakış atıp korkuyla başını salladı usulca. "Ne oldu, niye sustunuz birden?" derken yine onlardan çıt çıkmamış, daha da meraklanmama yol açmıştı. Hiçbiri Kenan'ın korkusundan konuşamıyordu ve neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordum. "Konuşsanıza artık!"
"Ya bir şey yok yengecan," diyerek Kılıç beni yanıtlama cesareti gösterdiğinde Kenan'a bir bakış atıp bana dönmüştü tekrar. "Kadın fazla güzel sadece.. Bu da sizin erkekleriniz için tehlike barındırıyor," Omuz silkti. "Bir süre şirkette olacak ne de olsa.."
Bu, yavaşça arkama yaslanmama neden olduğunda güldüm. Gerçekten bunun için mi bu kadar yaygara koparmışlardı?
"Tamam ne olmuş sanki?" dedim, elimi hafifçe sallayarak. Bu da Kenan hariç diğer üçünün dikkatini çektiğinde şaşkın görünüyorlardı. "Küçük bir ortaklık sonuçta, ne var bunda? Ben de bir şey sandım.."
"Kadın seninkine asıldı ama haberin olsun." diyen Kılıç'la beraber gülüşüm dudaklarımda asılı kaldığında işte tam şimdi savaş çanları benim için çalmaya başlamıştı. Mekândaki çatal bıçak sesleri kulaklarıma uğultu hâlinde gelirken tüm bakışların odağıydım.
Doğru duymuştum, değil mi? O kadın Kenan'a mı asılmıştı?
"Gözleriniz ne kadar güzel? Adeta büyülüyor insanı.." diyerek Bige, Füsun'un taklidini yaptığında kaşlarım derince çatıldı, bakışlarım hızla Kenan'a döndü. O da bakışlarını bana çevirdiğinde başını iki yana salladı hafifçe.
"Dalga geçiyorlar sadece," dedi, beni yatıştırmaya çalışarak. "Takılma şunlara."
"Yeni imajıyla daha karizmatik oldu ondan hep," diyen Yiğit de sinirlerimi alt üst ederken bu söylediklerinde büyük bir haklılık payı vardı. Geçenlerde Kenan'ı ben traş etmiştim ve ona çok yakıştırdığım şekilde bıyık bırakmış, uzayan sakllarını da keserek hafif kirli sakal bırakmasını sağlamıştım. Bunu ona çok yakıştırdığım için beni kırmamıştı ancak kendi ayağıma sıktığım ortadaydı. İlgi yeterince onun üzerinde değilmiş gibi şimdi daha da dikkat çekici olmuştu.
İşaret parmağım ona doğru havalanırken, "Eve gider gitmez o bıyıklarını kesiyorsun yoksa ben yolmasını bilirim, duydun mu beni?" dediğim anda Kılıç kahkahayı bastığında Yiğit de ona eşlik etmişti.
"Ne alakası var şimdi?" dedi, hayretle. Ardından Yiğit'le Kılıç'a döndü. "Gülmeyin lan siz de.. Kızı kışkırtmayın yoksa yemin ederim ikinizi de komalık edene kadar döverim."
"Yeşil gözlerinden sen suçlusun," diyen Kılıç, bu sefer Bige'yi de güldürürken ben onlar kadar eğlenmiyordum. "Ne gözmüş arkadaş, gelen giden düşüyor ya.. Ben de lens falan mı taksam acaba? Ne diyorsun kızıl, sen anlarsın bu işlerden?"
"Maran takma şu gerizekalı herifleri," diyerek Kenan tekrar bana döndüğünde ona ters ters baktım. "İlgilenmiyorum bile, bilmiyor musun beni?" dediğinde hızla önüme dönmüş, kollarımı göğsümde birleştirmiştim.
Evet, bir süre de gündemimizde o ve onun yeşil gözleri olacaktı.
GÜNÜMÜZ
Olay bundan ibaretti fakat sadece bununla bitmiyordu tabii. O kadınla bir işbirliği içerisinde oldukları için o günden beri sürekli dip dibelerdi ve duyduklarımdan sonra bu hoşuma gitmiyordu. Üstelik bu da yetmezmiş gibi Kenan nasıl başarmıştı bilmiyordum ama alyansını kaybetmişti.
O yüzük parmağında dururken bile böyle dikkat çekiyorsa takmadığı zaman neler olurdu kimbilir?
Günlerdir bana, duşa girerken çıkardığını söylese de o yüzüğü şimdiye kadar çoktan bulması gerekiyordu ama hâlâ ortada yoktu. Üstüne üstlük beyefendi hâlâ gidip kendine bir alyans almamıştı. Bana yoğun çalıştığını ve fırsat bulamadığını söylese de bu kadar önemli bir şeye fırsat yaratamayıp delicesine çalışması da sinirlerimi ayrı bozuyordu.
"Yazıklar olsun sana, bir yüzüğü bulamadın!" dediğimde derin bir nefes almış ve bakışlarını benden uzaklaştırmıştı.
"Söz veriyorum," dedi, sakince. "Gidip alacağım bugün, yemin ediyorum sana." dediğinde onun güzel yüzüne öylece baktım. O gün eve gider gitmez ilk iş olarak traş olmuş ve sadece kirli sakal bırakmıştı fakat kahrolası adam hâlâ yakışıklıydı.
"Neyse ne," dedim, umursamazca. Gözlerim masasının etrafında dolaşan Olcay'ı bulduğunda bileğimdeki saati de kontrol etmeyi ihmal etmedim. "Ben dışarıda olacağım birkaç saat," derken omzumdan kayan çantamı düzelttim. "Olcay sana emanet, akşam evde görüşürüz artık.." dediğim an kaşları hızla çatıldı, adımlarımı Olcay'a doğru sürükledim.
"Ne?" diyen gürleyişi odayı doldururken Olcay'a yaklaşıp yanağına bir öpücük bırakmıştım. "Ne demek sana emanet?" derken şaşkınlığını hissediyordum. Olcay'ın yanağına bulaşan ruju temizleyip doğrularak ona döndüğümde bana bakıyordu çatık kaşlarıyla.
"Birkaç saat ilgilen çocukla, nasıl götüreyim onu?" dedim, safa yatarak.
"Evde bunun için milyonlarca lira döktüğümüz çalışanlar var ya hani?" dediğinde onu sinirlendirmiş gibiydim. Şaşkındı ve sinirliydi de. "Nasıl ilgileneceğim Olcay'la? Çalışıyorum, toplantıya gireceğim yarım saat sonra!"
Kollarımı göğsümde birleştirirken dudağımı hafifçe büzüp omuz silktim. "Hâlledersin sen, durmuyor sensiz biliyorsun.. Biraz o kâğıtlardan kafanı kaldırırsan çocuğunla özlem giderirsin diye düşündüm." dediğimde dudaklarını birbirine bastırıp bana ters bir bakış attı. "Hadi kaçtım ben, akşam görüşürüz." diyerek yerimden hareketlendiğimde masanın etrafında ilgiyle dolanan Olcay'a baktım. "Olcayto," diyerek ilgisini çektiğimde koca gözleri beni bulmuş, ona el sallamıştım. "Görüşürüz aşkım!" O, bana gülücüklerini gönderirken elini benim gibi salladı. Onu, öfkeden kuduran babasıyla baş başa bıraktığımda oradan ayrılmadan önce Aslı'yı da Kenan'a yardım etmemesi için tedbirledim.
Kendi düşen ağlamazdı.
🦧🦧🦧
Yatak odamın kapısı birden açıldığında telefonumun ekranındaki bakışlarım kapıya dönmüş, gelen kişiyi kontrol etmişti.
Bakışlarım onunkilerle kesiştiğinde odaya girip kapıyı arkasından kapattı. Bana doğru usulca ilerlerken üzerindeki takımının ceketini hırsla çıkarıp yatağın ucundaki pufa doğru fırlatmıştı. Bu, keyiflenmeme neden olurken yattığım yerde iyice yayıldım.
Daha az önce eve gelmiştim ve dinlenmek için uzanmıştım. Olcay'la dışarıda güzel vakit geçirip biraz alışveriş yaptığımda kendimi fazlasıyla iyi hissetmiştim. Tabii bu esnada ne Kenan beni aramış ne de ben onu aramıştım ancak Aslı'yla iletişime geçtiğim dakikalar olmuştu. Toplantıya gireceği esnada Olcay'ı Aslı'ya emanet etmeyi düşünmüş ama Aslı da benim verdiğim talimattan bahsedince sinirden köpürdüğünü söylemişti. Tabii toplantıya kucağındaki Olcay'la girdiğini duyduğumda o an gözümün önünde canlanmıştı.
"Rezil ettin beni bugün," diyen sesini duyduğumda gözlerim telefonumun ekranındaydı. Ona cevap vermediğimde uzanıp elimdeki telefonu çekip almış, komodine bırakmıştı. Gözlerim yeşillerine temas ettiğinde beyaz gömleğinde lekeler olduğunu gördüm. "Gömleğimi değiştirebileceğim bir dakikam bile olmadı şu hâlde toplantıya girdim, düşünebiliyor musun? Hiç kimse beni ciddiye almadı senin yüzünden!" diyerek kükrediğinde yattığım yerde yavaşça doğrulup ayaklandım.
"İyi olmuş," dedim, umursamazca. "Belki aklın başına gelmiştir hiç olmazsa.." derken yanından geçip gitmek için bir hamlede bulunmuştum ki eli bileğime hızla dolanmış, ardından anlamadığım bir şekilde kendimi bir anda yatakta bulmuştum. Bu sert hareketleri, neye uğradığımı şaşırtsa da kalbim de ağzıma tırmanmıştı.
Yeşil gözlerine bastıramadığım bir arzuyla bakarken çok geçmeden üzerime çullandı. Nefesim adeta kesilirken gözlerim yüzünde dolandı kısaca. "Kes şu saçmalığı, canımı sıkmaya başladın." dedi, fısıltıyı andıran bir sesle. Ilık nefesi dudaklarıma çarparken aynı zamanda ciğerlerime dolan bir koku da vardı fakat bu, onun o eşsiz kokusundan farklı bir kokuydu.
Kusmuk kokuyordu.
Kaşlarım hafifçe çatılırken burnumu kırıştırdım. "Ne kokuyorsun sen be?" diyerek tüm ambiyansı bozduğumda ifadesi değişti, hafifçe doğrulup gömleğinin düğmelerini çözmeye başladı.
"Kızın üstüme kustu," dediği anda dudaklarımdan bir kahkaha yükseldiğinde bana hoş olmayan bakışlar atıyordu. Başım yastığa gömülürken elimi dudaklarıma örtmüştüm. Kahkaham tüm odayı doldururken o da gömleğini sökercesine üstünden çıkardı.
"Nerede o?" dedim, merakla.
"Jale'nin yanında," derken gözlerim parmaklarında dolaştı kısa bir an. Orada bana göz kırpan alyansı, dudaklarımdaki sırıtışın bir gülümsemeye dönüşmesini sağladığında dişlerimi hafifçe alt dudağıma geçirmiştim.
"Almışsın aferin," dedim, gururla. Kaşları havalanırken kollarını iki yanıma yaslayıp bana doğru eğildi tekrar.
"Aferin ha?" derken gözleri üzerimdeydi. "Bunun acısını çıkarmayacağımı mı sanıyorsun?" dedi, alayla. Ah, tabii ki onun da boş durmayacağını biliyordum. "Günlerdir o güzel teninden mahrum bıraktın beni, bunu ödetmeyecek miyim?"
Elimi çıplak göğsüne yaslayıp onu ittiğimde epey keyifliydim. "Git bir duş al Allah için, iğrenç kokuyorsun." dediğimde beni fazla ciddiye almış olacak ki bakışlarını benden çekip kendini koklamaya çalıştı. Bu çabası beni güldürürken onu üstümden itmiştim.
"Haklıymışsın," diyerek bu söylediklerimi yanıtladığında kıkırdayıp vücudumu ona doğru çevirdim tamamen.
"Nasıl geçti gününüz, eğlendiniz mi?" dediğimde bana bir bakış attı. Bu bakış her şeyi açıklarken gülmemek için yanağımın içini dişlemiştim.
"Berbattı," dedi, beni seve seve yanıtlarken. "Sen bütün olanları biliyorsun ama anlatayım.. Şirket için çok önemli bir toplantıya gireceğim esnada kızın üstüme kustu, ardından da bütün şirketi başıma toplayacak kadar güzel bir yaygara kopardı." dediğinde bu anlara şahit olamamak beni üzmüştü. Onların bu anlarını büyük bir keyifle izlemek isterdim oysaki. "Onu susturmak için o kadar çok uğraştım ki toplantıya geç girmek zorunda kaldım ve bu da yetmezmiş gibi kucağımda Olcay'la beraber girdim! Tam bir rezaletti.. Çok düşük bir ihtimal ama adamlar işi kabul ederse bile bu Olcay'ın sevimliliği sayesinde falan olur anca." dediğinde güldüm sesli bir şekilde. O da bana ters bakışlar atmaya devam etti. "Hiç komik değil Maran, rezil oldum diyorum sana."
"Bence gayet tatlıymışsın," diyerek gülüşlerim arasında konuştuğumda bakışları yumuşamıştı. "O karizman biraz çizilsin istemiştim ama işe yaramadığına eminim."
"Bir Kenan Keskin kolay yetişmiyor," dedi, fazlasıyla egoist bir tavırla. Burnumu kırıştırdım.
"Narsist," dediğimde güldü ve bakışlarını bana çevirdi. Bakışları bir süre gözlerim arasında mekik dokuduktan sonra parmaklarımı kontrol etti tıpkı benim ona yaptığım gibi.
"Nerede yüzüğün?" diye sordu fakat benim cevap vermeme kalmadan bakışları komodine çarpmış, yüzüklerimi görmüştü. Bunun ardından sağ dirseği üzerinde yavaşça doğrulup sol kolunu benim üzerimden uzatarak yüzüklerimi aldı. Tüm ilgisi bana dönerken hiç beklemeden sol elimi nazikçe kavrayıp yüzük parmağıma hem alyansımı hem de tektaşımı takmıştı. Ardından elimin üzerine tüy hafifliğinde bir öpücük kondururken, "Sakın bir daha çıkarma." Başımı usulca sallayarak onu onayladığımda saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdı.
Gözlerim güzel yüzünde dolanırken, "Git duş al sonra gel yanıma," diyerek oldukça yoğun olan bakışmamızı hiç romantik olmayan birkaç kelimeyle böldüğümde bana hak vermiş olacak ki benden uzaklaşıp yerinde doğrulmuştu. "Oysa çok güzel görünüyorsun gözüme ama.." dediğimde bir bakış attı. Ardından yanımdan kalkarken kemerini çıkarmaya koyulmuştu.
"Gel sen de.." dedi, baştan çıkarıcı bir tonda. Karşımda böyle yarı çıplakken üstelik de gözümün içine bakarak o kemerini çıkarırken oldukça baştan çıkarıcıydı zaten.
Dişlerimi hafifçe alt dudağıma sürtüp dirseklerim üzerinde doğruldum. "Akşam hesaplaşırız artık." Güldü ve tek kelime dahi etmeden banyoya geçti. Çok geçmeden su sesi gelmeye başladığında ben de yavaşça kalkmıştım. Önce onun yerdeki gömleğini ve yatağın ucundaki ceketini alarak giyinme odasına geçtiğimde onun kıyafetlerini köşedeki koltuğun üzerine bırakıp aşağı indim. Salondan Olcay'ın sesi yükselirken Karlos'la Azman'ın sesi de kulaklarıma ulaşıyordu.
"Aşkım," diyerek heyecanla Olcay'a doğru topuklularım üzerinde ilerlediğimde o da beni fark etmiş, kollarını çırpmaya başlamıştı. Dudakları arasından anlamsız mırıltılar dökülürken ona doğru yaklaşıp onu hızla kucağıma aldım. "Oy nasıl özledim seni.." derken tombul yanaklarına ardı ardına öpücükler kondurdum. Onun tatlı gülüşleri içimi ısıtırken bakışlarımı Jale'ye çevirmiştim. "Jale çıkmadan yatak odasına uğra, Kenan'ın takımı kuru temizlemeye gidecek." Başıyla onayladı beni.
"Tabii efendim," dediğinde ilgim tekrar Olcay'a dönmüştü. Onun üstündeki kıyafetler değişmişti değişmesine ama ona bir banyo yaptırsam iyi olacaktı. Tüm gün yaptıklarını ve dışarıdan geldiğini göz önünde bulundurursak bu şarttı.
"Ne yapmışsın sen babaya?" derken onunla tekrar merdivenlere yönelmiştim. O, bu sorumla beraber bana oldukça masum bakışlar atarken o kadar masum olmadığını biliyordum. "Hiç bakma öyle, inanmıyorum."
O, bana anlamsız sözcükleriyle bir şeyler anlatırken tüm ilgim onda olsa da kesinlikle ne anlattığını bilmiyordum. Araya sıkıştırdığı baba kelimesiyle beraber kendince gününün nasıl geçtiğini anlatmaya çalışması dışında pek bir şey anladığım söylenemezdi.
Onun üzerindekileri sakince değiştirirken elindeki oyuncakla oynuyor, bir yandan da beni izliyordu. Onu, dudaklarımda oluşan istemsiz bir gülümsemeyle izlerken uzanıp saçlarındaki tokaları da teker teker çıkarmıştım. Onunla birkaç dakikadan fazla bir süre vakit geçirdikten sonra banyoya girmiş, onun için ayarladığım ılık suyla vücudunu güzelce temizlemiştim. Tabii öncesinde topuklularımı çıkarmam, saçlarımı da toplamam gerekmişti.
O, küvete doldurduğum ve belini geçmeyecek seviyede olan suyla oynarken gayet uslu duruyordu. Beni yormadan onunla ilgilenmemi sağladığında çok geçmeden banyodan çıkmış, onu beşiğine bırakmıştım. Havluya sarılı küçük bedenini iyice kurutup ona özel olarak aldığım kremle vücudunu nemlendirdikten sonra mis kokusunda onu öpücüklere boğdum uzunca bir süre. Onun kıkırtıları odanın duvarlarında yankılanırken, "Oy ne güzeldir bu kız?"
"Annesine çekmiş," diyen bir sesle beraber eş zamanlı olarak güçlü ve tanıdık kollar belime dolanmış, o beni kendimden geçiren kokusu da ciğerlerime dolmuştu. Bu, dudaklarımdaki gülümsemenin genişlemesini sağlarken dudaklarının baskısını yanağımda hissettim.
"Yaranmaya çalışma bana," dedim, engel olamadığım bir sırıtışla. Ardından başımı hafifçe oynatıp gözlerine bakmaya çalıştım. O da çok yakınımda olduğu için bu basit olmuştu. "Hâlâ seni affetmiş sayılmam."
Keyifli ifadesi değişmedi hatta dudaklarının kenarı hafifçe kavislendi, bakışları dudaklarıma düştü. "Nazına ölürüm," dedi ve dudaklarıma kısa ama başımı döndürecek bir öpücük bıraktı. Gözlerim usulca kapanırken burnu hafifçe burnuma sürtmüştü. Belimi okşayan parmakları da benim nazlanmamı engelleyen şeylerden biriyken daha fazla dayanamamış, tişörtünün yakasını kavrayarak vücudumu tamamen ona doğru çevirmiştim. Bununla beraber tehlike saçan bedenlerimiz birbirine yaslanırken dudaklarımızda da büyük bir arzu vardı. Söndürülmesi güç bir yangın bedenimde doğarken adeta savaş hâlindeydik.
Dudaklarım onunkileri ezerken boştaki elimi tişörtünün altına sızdırıp ipeksi tenine dokundum. Elimin altında hissettiğim kasları beni yoldan çıkarmaya yeterdi ama beşiğinde kıpırdanan bir Olcay olmasaydı.
Onun homurtuları kulaklarıma ulaşırken sıkı sıkıya sarıldığım bedenden uzaklaşmak zordu. Dudaklarımızın teması kesilirken öpücükleri hâlâ benimleydi. Dudakları boynuma doğru bir yol izlerken başımı hafifçe omzuma doğru yatırmıştım. Dudakları tenimin üzerinde böylesine hareket ederken gülüşüm odanın duvarlarında hafif bir yankı bıraktı. Olcay'ın homurtuları da git gide şiddetlenirken elimi göğsüne yaslayıp onu zorlukla kendimden uzaklaştırdım. "Çocuğun önünde...ayıp!" dediğimde erkeksi kıkırtısı kulağımın dibinde yankılandı. Bu, tüylerimin hafifçe havalanmasına neden olurken onu bir kez daha ittim. Bu sefer daha kolay bir şekilde onu kendimden uzaklaştırdığımda ben de Olcay'a dönüp ilgimi ona çevirmeye çalışmıştım. Tabii onun üzerimdeki etkisi varlığını korurken Olcay'a odaklanmam biraz zor olmuş ve uzun sürmüştü.
Ona üzerini giydirmeye koyulduğumda banyoya girerken çıkardığım ve odanın köşesindeki çekmecenin üzerine koyduğum telefonumun melodisi odanın duvarlarında yankılanmaya başladı. "Telefonun," diyen sesi de buna eşlik ettiğinde başımı hafifçe omzum üzerinden çevirip ona baktım. O da birkaç adım atıp çekmecenin üzerindeki telefonumu eline aldığında ekrana da bir bakış atmıştı. Birkaç saniyelik süren bu sessizliğin ardından kaşları havalandı. "Erhan kim?"
İlgim Olcay'dan bir kez daha ayrılırken bu ismi zihnimde aramaya koyuldum kısa bir an. Çok geçmeden zihnim, geçmişten bu ismi bulup çıkardığında kaşlarım hafifçe çatıldı ve elimdekileri yavaşça bıraktım. Onun rehberimde kayıtlı olduğunu bile unutmuştum.
Bu hâlimi fark eden Kenan'ın bakışları da sorgulayıcı bir hâl alırken elindeki telefonu hafifçe salladı. "Maran?" dediği an telefonumun melodisi kesilmişti. Çok çalmamış, sadece birkaç saniye sürmüştü.
Pekâlâ, yanlışlıkla aramış olabilirdi.
Erhan, benim lise dönemlerinden kalan eski bir arkadaşımdı ve neredeyse unutulmaya yüz tutmuş bir isimdi. Öyle ki numarasının kayıtlı olduğunu bile bilmiyordum ki bu da şaşkınlığımın bir diğer nedeniydi. Diğer neden ise uzun zamandır görüşmüyor olmamıza rağmen beni birdenbire aramış olmasıydı.
'Yanlışlıkla aramıştır, uzak dursun bizden.'
Erhan, aynı zamanda benim ilk aşkımdı.
Dağılan bakışlarımın odağı bana sorgulayarak bakan Kenan olurken gözlerinin bu sefer de şüpheyle kısıldığını gördüm. Bununla beraber silkelenip omuz silktiğimde cidden sadece şaşırmıştım. Beni ne diye aramıştı ki? Hem de en son ne zaman görüştüğümüzü bile hatırlamıyorken.
"Liseden arkadaşım," dedim ve ardından elimi geçiştirircesine salladım. "Bayağı oldu görüşmeyeli, şaşırdım bir an." dediğimde bakışları değişmedi. Onun gibi manyak biri bir kez şüphelendiyse konu kapanmıştı. Üstelik kesinlikle ona, eski sevgilimin hâlâ telefonumda kayıtlı olduğunu söylesem önce telefonumu parçalara ayırır, sonra da gidip Erhan'ı yüksek ihtimalle öldürürdü.
"Hiç bahsetmemiştin," derken bana ait olan telefonu yerine bıraktı. Bu esnada gözlerini bir saniye bile gözlerimden ayırmamıştı.
"Aynı okuldaydık da o kadar önemli biri değil zaten," derken beşiğinde oturan Olcay'ı kucağıma almıştım. "Unutmuşum bile, baksana." dediğimde söylediklerimde ciddiydim. Aramızda bir ilişki vardı ve hatta benim ilk ilişkimdi. Fakat Kenan'la olduğu kadar büyük bir aşk yoktu aramızda.
Üzerimdeki bakışları kısa bir an kucağımda onun için çırpınan Olcay'a döndüğünde bu konuyu daha fazla didikleyeceğini biliyordum ancak şimdilik Olcay sayesinde kurtulmuş sayılırdım.
"Ba-ba.." diyerek tatlı bakışlarını ona gönderirken bakışları yavaşça eski hâline döndü, dudaklarında hoş bir gülümseme oluştu. Yaslandığı yerden hareketlenirken Olcay heyecanla çırpındı bir kez daha. Ben, onları yüzümde hangi ara oluştuğunu bilmediğim gülümsemeyle izlerken aramızdaki kısacık mesafeyi kapatıp Olcay'ı kucağına aldı tek hamlede. Bu esnada da bakışları bana uğramıştı son kez.
"Konuşacağız," dedi, tatlı ifadesinin aksine ürkütücü sesiyle. Bu, fırtına öncesi sessizlik gibi bir şeydi. Birkaç saat sonra onunla baş başa kaldığımda beni sorguya çekeceğini o da ben de biliyorduk.
O, arkasını dönüp odadan çıktığında gözlerim çekmecenin üzerindeki telefonumu kısa bir an bulmuş ve çoktan hayatımdan çıkmış olan Erhan'a küfürler yağdırmaya başlamıştım.
🦧🦧🦧
"Dizi mi çekiyorsunuz bu ne ya?" diyen Olcay kahkahalara boğulurken gözlerimi devirip elimi çenemden çektim. Dakikalardır benimle dalga geçmekten başka bir şey yapmıyordu.
Allah'tan onunla evde buluşmuştuk çünkü eğer dışarıda görüşmüş olsaydık kahkahasıyla herkesi çoktan etrafımıza toplamıştı.
Ona, dün akşamüstü Erhan'ın beni aradığını ve üstelik bunu Kenan'ın görüp beni sorguya çektiğini anlattığımda önce şaşırmış hatta o da benim gibi Erhan'ın kim olduğunu hatırlamaya çalışmıştı. İlişkimiz o kadar uzun sürmemişti ve ben gerçekten de o dönem ondan bayağı hoşlanıyordum. Araya Sinan gibi bir psikopat ve onu çok da aratmayan Kenan girdiği için onu unutmuştum. Aslında düşününce arada kaynayan birkaç isim daha vardı.
'Kenan'a anlat da bunları, hepimizi kessin.'
İç sesimin beni rahatlatmayan sözleriyle beraber derin bir nefes alıp kahvemden bir yudum aldığımda ekranı karanlık olan telefonuma bir bakış attım. Erhan, benim tahminlerimin aksine dün beni yanlışlıkla aramamıştı üstelik. Bunu da dün Kenan, Olcay'la odadan çıktıktan sonra Erhan'dan gelen bir mesajla anlamıştım.
Ben, beni yanlışlıkla aradığını düşünüp kendimi rahatlatırken yetmezmiş gibi bir de mesaj atmıştı!
"Uzun zaman oldu özledim, nasılsın ha?" diyen Olcay, fincanını eline alırken onun da bakışları telefonuma uğradı. Evet, tek bir mesajdı ve bana sadece bunu yazmıştı. "Bu kadar mı yani? Sen ne dedin?"
Omuz silkip kollarımı masaya yasladım. "Hemen cevap vermedim ama aradan biraz zaman geçince iyiyim sen nasılsın falan yazdım işte. Ne yazacağım?" Elimi savuşturdum hafifçe. "Kenan zaten gecenin bir vakti beni sorguya çekti, uyuyamadım doğru düzgün. Hoş, o da uyumadı bütün gece. Ruh hastası ya, inanmıyor da arkadaşım olduğuna." Kaşları havalandı.
"Değildi çünkü." dediğinde kırmızı rujlu dudaklarımı birbirine bastırıp ona ölümcül bir bakış attım. "Zamanında nasıl tutkuyla öpüştüğünüzü anlatsaydın," derken yaramaz bir çocuk gibi sırıtıyordu. "Buydu değil mi, yalının bahçesinde babana yakalandığın?" dediğinde başımı salladım usulca. Bu anıyı Kenan biliyordu ama o kişinin Erhan olduğundan habersizdi. "Değişmiş mi, yakışıklı mı hâlâ?"
Olcay'ın bu sorusuyla beraber düşündüm birkaç saniye. Erhan'ın kara gözleri gözümün önüne gelirken bu sorunun cevabı aslında netti. O zamanlarda da okulun popüler çocuğuydu ve gerçekten o kadar yakışıklıydı ki herkes ona hayrandı. Araştırmalarıma bakılırsa şimdi de öyleydi. O, tam bir esmer güzeliydi de aynı zamanda. Onun için nasıl yanıp tutuştuğumu hatırlıyordum ama tüm bunları hafızamdan silmeliydim.
Bakışlarımın daldığını fark eden Olcay bana sırıtarak baktığında kaşlarımı çattım. "Adam yakışıklıydı zaten, hâlâ da aynı." dediğim esnada salonun bahçeye açılan kapısında görünen kişi, söylediklerimi de duymuştu.
Tabii ki o kişi Kenan olmalıydı yoksa içim asla rahat etmezdi.
Üzerindeki spor kıyafetleriyle kapıda dikilirken yeşilleri önce önümdeki koltukta oturan Olcay'a, sonra da bana dönmüştü. Yavaşça çatılan kaşlarından söylediklerimi duyduğunu anlamak zor olmamıştı.
Çatık kaşları altındaki yoğun bakışları direkt olarak gözlerime işlerken beni sadece bakışlarıyla vurduğunu söylemem mümkündü. Evet, tam olarak bunu yapmıştı.
Bunu fark eden Olcay, gülmemek için zor dururken elindeki fincanı yavaşça masaya bırakıp yüzüne kondurduğu kocaman gülümsemesiyle Kenan'a döndü.
"Selam enişte," diye cıvıldadığında ortalık adeta kan revan içindeydi ama bu sadece benim hayal ürünümden ibaretti. Az önce oluşan ölüm sessizliği onun cıvıltılı sesiyle yok olmuştu.
Kenan'ın benim üzerimdeki öldürücü bakışları hiç değişmezken uzunca bir süre orada kalmış hatta bir an oradan ayrılmayacağını bile bana düşündürmüştü. Böylelikle de Olcay, olayın ciddiyetini kavramıştı. Onun bakışları ikimiz arasında mekik dokumaya başladığında ölüm sessizliğini asıl Kenan bozmuştu.
"Selam Olcay," dedi, tatsız bir şekilde. Bu tatsız tavrıyla beraber saçlarımı tek tek yolmak istedim anlık bir öfkeyle. Şimdi onun günler süren tribiyle uğraşacaktım üstelik. "Hoş geldin, nasılsın?" derken bakışları benden uzaklaşmıştı.
"İyiyim enişteciğim, sen nasılsın?" diye sorduğunda bir cevap olarak bakışları bana dönmüştü.
"İyiyim," derkenki gıcık ses tonu barizdi. Evet kesinle kendimi dövdürmeliydim. Bakışları ağırca bana dönerken, "Olcay uyuyor mu?" Başımı salladım.
"Aslında uyanması lazım, uyuyalı epey oldu." dedim, yerimde hareketlenirken. "Geliyorum aşkım hemen, keyfine bak."
Bu sözlerimle beraber Olcay da yerinden hareketlendiğinde "Aslında ben kalksam iyi olur ya, atölyeye uğrayacağım." dediğinde daha bana fırsat vermeden telefonuyla çantasını eline alıp ayaklanmıştı. Ona, ölümcül bakışlar atmaya başladığımda gülmemek için hâlâ kendini tuttuğu belliydi. O gittiğinde haberi yoktu ama Kenan beni çiğ çiğ yiyecekti. "Sergi için son birkaç şey kaldı biliyorsun," derken bana doğru ilerleyip kolunu boynuma dolamıştı.
Olcay'ın aynı zamanda yakında bir sergisi olacaktı ve şu ana kadar yaptığı tüm resimlerini sergileyecekti. Bunun için oldukça heyecanlı ve de sabırsızdı.
Onunla vedalaşıp kapıya kadar geçirdiğimde Kenan da çoktan ortadan kaybolmuştu. Belki de işkence aletlerini hazırlamaya gitmişti.
Derin bir nefes alıp merdivenleri çıktığımda önce yatak odasına uğradım. Giyinme odasından gelen birkaç tıkırtı kulaklarıma ulaşırken adımlarımı oraya yönelttim. Gördüğüm üzere o oradaydı ve duşa gireceği belliydi.
"Duş mu alacaksın?" dedim, adımlarımı ona doğru sürüklerken. O, beni onaylayan bir mırıltı çıkardığında ona yanaşmak için yeltenmiştim ki buna izin vermedi.
"Terliyim," dedi, ifadesiz bir şekilde. Bu tavrını özel olarak yorumlayamazdım ancak buz gibi sesi kendini ele veriyordu.
Gözlerimi onunkilerden ayırmayarak ona sokulduğumda bunun umrumda olmadığını biliyordu. Bu, aramızda sık gerçekleşen bir diyalogtu.
Ellerim çıplak gövdesine yaslanırken sıcaklığım onu etkilememiş gibiydi. "Ben de geleyim mi?" dedim, fısıltıyı andıran bir tonda. Çenemi hafifçe dikleştirip dudaklarına yanaştığımda onu öpmem için çok az bir mesafe vardı aramızda fakat bedenlerimiz arasında gözle görülmeyen bir duvar da var gibiydi. Bu da dünden beri onun yersiz şüphelerinden ve de az önce duyduklarından kaynaklanıyordu.
'Yersiz şüphe mi?'
Tamam, yersiz falan değildi.
Gayet yerindeydi.
Yeşil gözleri gözlerimde çok oyalanmadan benden ayrıldığında hafifçe geri çekilip yanımdan geçmişti. "Yorgunum," dediğinde dudaklarım arasından bir soluk bıraktım. Hadi ama bu hâlleri hiç çekilmiyordu. Kavga bile etmiyor, sadece bir kız gibi trip atıyordu.
"Başın da ağrıyor mu bari?" diyerek ona doğru döndüğümde adımlarım da onu takip etmeye başlamıştı. O, birkaç adım önümde ilerlerken ben de onun peşindeydim. "Ne bu şimdi 40'ını aşmış yaşlı kadınlar gibi?"
"Seninle uğraşamayacağım, Maran." dedi, bıkkınlıkla. Bu tavrı sinirlerimi bozarken kaşlarım çatıldı. "Yorgunum, duş alıp dinleneceğim. Çok istersen sonra tartışmaya devam ederiz."
"Sen tartışmıyorsun ki," dedim, saldırmaya hazır bir tavırla. O da bu tavrımla beraber ağırca bedenini bana doğru çevirip yüzüme baktı. "Liseli ergenler gibi trip atıyorsun bana resmen! 35 yaşında adamsın, ne bu hareketler ya?" dediğimde tepki verebildiği tek şey bu olmuştu. Kaşları yavaşça çatılırken yaşı onun için önemli bir noktaydı.
"31 yaşındayım öncelikle," diyerek düzeltti beni sakince. Bu, böyle bir durumda olmasak beni güldürebilirdi ama bu tavırları sinirimi bozuyordu. "Sana trip attığım falan da yok, ne saçmalıyorsun?"
"Dün geceden beri saçma sapan davranıyorsun, yüzüme baktığın bile yok. Sabah erkenden de çıkıp gitmişsin, arıyorum açmıyorsun da."
"Şarjım bitmiş," Kaşlarım havalandı.
"Sen kapatmadıysan tabii." Bir süre yüzüme baktı.
"Bitti mi?" dedi, o sinir bozucu tavrını sürdürerek. Bu, sinirlerimi daha çok bozarken onu öldürmemek için epey çaba sarf ediyordum.
"Bu tavrın, dünkü aramadan mı kaynaklanıyor?" Kaşları havalandı.
"Oldukça gizemliydi," dediğinde eteğindeki taşları dökmesi için ona fırsat verdim. Zaten tam da bunu istiyordum. "Özledim diye de mesaj attığına göre basit bir arkadaş olmasa gerek."
Bu sözleri, kaşlarımın derince çatılmasına sebep olurken dudaklarım da şaşkınlıkla aralandı. "Telefonumu mu karıştırdın?"
"Benden gizlediğin bir şey mi vardı?" diyerek hemen cevabı yapıştırdığında cidden sinirden delirmek üzereydim. Resmen ben uyurken telefonumu karıştırmıştı.
"Kenan sen benim telefonumu mu karıştırıyorsun?" diyerek ona sesimi yükselttiğimde bundan etkilenmiş gibi görünmüyordu. Adımlarımı hızlıca ona doğru sürükleyip aramızdaki mesafeyi kapattığımda bu kadar şüpheci davranması sinirimi bozmuştu. Şüphelenmesi normaldi ama yanlış bir şey yapmışım gibi davranıyordu. "Hem de ben uyurken!"
"Her gece telefonumu karıştıran sen değilmişsin gibi bana bunu mu soruyorsun?" diyerek üste çıktığında ona ölümcül bakışlar atmaya başlamıştım bile. "Bana yalan söyledin," dedi, o buzdan ifadesini sürdürerek. "Arkadaşım dedin," dedi, tane tane.
"Arkadaşımdı zaten!"
"Sizi duydum, Maran." dediğinde onun ateş toplarıyla çevrelenen yeşillerine baktım. "Beni kandırmaya çalışıyorsun, inanmıyorum sana.. Nasıl bu kadar aptal olduğumu düşünebilirsin?"
Bakışlarım değişirken onu kandırdığımı düşünmesi sinirlerimi daha da bozmuştu. "Seni kandırmaya çalışmıyorum!" Güldü hafifçe.
"Bırak Allah aşkına," Başını hafifçe iki yana salladı. "Arkadaşım dediğin adam gecenin bir yarısı sana özledim diye mesaj atıyor, buna inanacağımı mı sanıyorsun?"
Haklıydı.
Gözlerim bir süre onun gözleri arasında mekik dokuduğunda aramızda bir sessizlik olmuştu. Bu da onun haklı olduğunu gösteren bir sessizlikti. Onu, arkadaşım diyerek geçiştirmiştim ve bu mesaj da masum bir mesaj olmadığı için konuyu sakince kapatamıyordum. Üstelik telefonumu kurcalamışken.
Derin bir nefes aldım sakince. "Eski sevgilimdi," dediğimde yüzündeki her şeyi biliyorum ifadesi değişmedi. Zaten bir şeylerden şüphelenirken buna şaşırması anormal olurdu. "Çok kısa sürmüştü, kaç yıl oldu üstelik? Lisedeydim daha, şimdiyse evliyim, çocuğum var ve çalışıyorum! Kaç yıl önceki şeyi mi konuşacağız?" Yeşil gözleri uzunca bir süre gözlerimde dolandıktan sonra bakışlarını benden uzaklaştırdı. Zaten hem mesajı görmüş hem de Olcay'la konuştuklarımızı duymuştu. Ona yalan söylemem beni daha kötü bir duruma sokardı ki yalan söyleyecek bir şey de yoktu. Aramızdaki yarım adımlık mesafeyi kapatıp ona sokulduğumda ellerimi kirli sakallarının çevrelediği yanağına yerleştirmiştim. "Konuşmadım bile onunla," diye mırıldandım, yüzüme masum bir ifade yerleştirirken. Ki açıkçası hiçbir şey de yapmamıştım. Onun araması benim suçum değildi. "Öylesine biriydi işte.." dediğimde kaşları alayla havalandı.
"Olcay'ın dediğine göre pek öyle değilmiş sanki?" dediğinde dudaklarımı birbirine bastırıp yeşil gözlerine baktım.
"Sen her şeyi duydun değil mi?" İfadesi değişmezken elimin altında kaskatı olan bedeninden zaten ne kadar öfkeli olduğunu anlayabiliyordum. Vücudu o kadar kasılmıştı ki adeta bir duvarı andırıyordu. "Küçüktüm," dedim, omuz silkerek. "Bir önemi var mı bunların? Senin gibi bir adamla evliyim işte! Kızımız var üstelik.." derken yanağını okşuyordum biraz olsun yumuşaması için ama nafileydi. "Numarasının kayıtlı olduğunu bile unutmuşum, sana yemin ederim." dedim, çaresizce.
"O da başka bir sorun zaten," dedi, hazır cevaplılıkla. "Silmemişsin bile, Maran."
Gözlerim onunkilere kilitlenirken, "Benim ağzımı açtırma istersen?" dedim, kendimi tutamayarak. "Rehberinde yok yok maşallah! Bütün ex'lerinin numarası duruyor, bana bunu söylemeye utanmıyor musun?"
Güldü ama öfkeyle. "Manipülatörsün sen," dedi, her kavgamızda ona söylediğim gibi. Bunu hep ona ben söylüyordum fakat şimdi rolümü kapmıştı. "Kendi suçunu örtbas etmek için beni hedef hâline getiriyorsun.. Şeytansın resmen."
Kaşlarım çatılırken vücuduna yaslı elimi hareketlendirip tırnaklarımı hafifçe beyaz tenine geçirdim. Tabii bu ona gram etki etmemiş, yüzüme aynı ifadeyle bakmaya devam etmişti. Elimi hafifçe kaydırıp boynuna yasladığımda şu saatten sonra benden korkması gerekiyordu ama ikimiz de arsızdık.
Boynuna yasladığım elimle beraber onu arkasında kalan duvara yasladığımda buna izin veren kendisiydi çünkü aksi takdirde onu yerinden milim kıpırdatamazdım bile. "Şeytan ha?" dedim, ona alttan bakmayı sürdürerek. "Manipülatörmüş.. kimin lafını kime satıyorsun sen?" dediğimde dudaklarında az önceki gülüşünden kalan hafif bir sırıtış vardı.
"Saldırganca davranışlarla da üste çıkarız bir de.."
"Kenan," dedim, tehditkar bir tınıda. Yeşil gözleri gözlerimdeyken, "Başlatma analizine, yerim seni." Güldü fakat bu seferki gülüşü sahiciydi. Boynundaki elim sıkılaşırken vücudumu onunkine yaslayıp aramızdaki mesafeyi sıfırlamıştım. "Duydun mu?" derken dudaklarım çenesine sürtmüştü hafifçe. Bununla beraber bakışları gözlerimden ayrılıp kırmızı rujlu dudaklarıma düştü. "Böyle yaparak beni manipüle eden sensin asıl, anlamayacak kadar salak mıyım sence?" Kaşları havalandı alayla.
"Psikolojin bozuk senin," dediğinde güldüm hafifçe. "Ciddi anlamda hem de.."
Gözlerim onun pembemsi dudaklarına kayarken onun da ilgisi aslında dudaklarımdaydı. Ara ara bakışları kayıyor ama sonra hemen kendini toparlıyordu. Fakat ben onun kadar iradeli değildim. Hele ki dünden beri bana böyle eziyet çektirirken.
"Tedavi et o zaman beni," dedim, dudaklarımı dudaklarına taşırken. "Ne kadar sürer?" dediğim an dudaklarıma kapandığında bu kadar beklemesi bile büyük bir şeydi. Dakikalardır dibine girdiğim her an odağı kayıyor, onun da söylediği gibi onu manipüle ediyordum aslında.
Birden boynuma dolanan eli, nefesimin kesilmesine neden olurken dudaklarımın üzerindeki baskısıyla beraber saniyeler içinde uç noktaya ulaşmıştım. Sadece öpücükleriyle bile nevrim dönüyordu. Onunla böyle dip dibeyken nasıl tartışabilirdim?
Boynuna yaslı olan elim kayarken öpüşmemiz hayli hararetliydi. Saniyeler içerisinde beni nefessiz bırakmıştı fakat buna rağmen ondan bir saniye bile uzaklaşmıyordum. O yumuşacık dudaklarını hissetmediğim her an büyük günah işliyordum çünkü.
"Konuşacağız," dedi, dudaklarımdan ayrıldığı kısa bir anda. "Unutacağımı sanıyorsan yanılıyorsun." derken neredeyse bir adım ötemizde olan banyoya benimle beraber girmişti. Dudaklarımla olan bağlantısını kesmeden kapıyı kapatıp kilitlediğinde bedenimde söndürülmesi gereken bir yangın da baş göstermişti.
Bütün bedenimi nasıl olur da böyle saniyeler içinde uyuşturabilirdi bilmiyordum ama beni delirtmeye yemin ettiği belliydi.
🦧🦧🦧
Islak saçlarım arasındaki havluyu bir kenara atıp giyinme odasına girdiğimde rafların önündeki yarı çıplak beden gözüme takılmış, onu baştan aşağı süzmeme neden olmuştu.
Az önce bana tarifi imkansız olan duygular yaşatıp bir anda ortadan kaybolmuş, benden kaçmıştı ama daha nereye kaçabilirdi?
Gözlerim pürüzsüz, kaslı sırtında gezinirken adımlarımı ona doğru yöneltmiştim. Çıplak ayaklarımın parke zeminde bıraktığı ses, emindim ki ona ulaşmıştı ancak dönüp bakmamak da ısrarcıydı. Bu nazlı hâllerini sadece bir öpücükle sonlandırabilirdim, tıpkı az önceki gibi.
Ellerimi öne doğru uzatıp onun bedenine doladığımda burnumu tenine yaklaştırıp o eşsiz kokusunu ciğerlerime doldurdum hızlıca. Zaten tüm banyo ve hatta tüm yatak odası onun bu kokusuyla şenlenmişti. Hatta öyle ki ben de onun gibi kokuyordum. Ferah, taze ve o erkeksi kokusu benim tenime de bulaşmıştı.
Elimin altındaki kasları varlığını bana hissettirirken burnumu hafifçe tenine sürtüp kaslı sırtına bir öpücük kondurdum. "Kokuna bayılıyorum," diye mırıldandım, tenine bıraktığım öpücüklerin arasında. Bu esnada ellerim de rahat durmuyor, onun pürüzsüz tenini okşuyordu yavaşça.
"Ne yapmaya çalıştığını biliyorum," dedi, gülerek. Gülüşünün melodik tınısı, odanın duvarlarında iz bıraktığında gözlerim usulca kapandı. "Başarıyorsun da tuhaf." derken bundan etkilendiği zaten ses tonundan ve kasılan bedeninden belli oluyordu.
Dudaklarım hareketlenirken gözlerimi yavaşça açtım. "Beni bıraktın," dedim, sorarcasına. Sağ elim teninde birkaç milim kayarak belindeki havluya ulaştığında dudakları arasından derin bir soluk bıraktığını işittim. "Bekledim de ama gelmedin.."
"Sana çoktu bile," dediğinde dudaklarımdaki sırıtış büyüdü. Hâlâ bana trip atıyordu aklınca. "Hâlâ konuşmadık üstelik," derken benden uzaklaşmak için ileri doğru bir hamle yapmıştı ancak bedenine yaslı olan ellerim buna müsaade etmedi. Onu, benim bile beklemediğim bir güçle tuttuğumda başını hafifçe yana doğru oynattı ama gözleri gözlerimi bulmadı. Onun yan profilini incelerken gözlerime bakmamakta ısrarcıydı.
"Konuşabiliriz," Kaşları havalandı.
"İçindeyken mantıklı şeyler söyleyeceğimi sanmıyorum," Dudaklarım omzuna yaslanırken gözleri de ağırca kapandı.
"Sonra konuşalım o hâlde," dedim, fısıltıyı andıran bir sesle. Dudaklarımı teninde sürükleyerek ona ağır, yakıcı öpücükler bahşettiğimde gözlerini uzun bir süre açmadı. Aklından neler geçtiğini biliyor ama bunları bana sunmasını istiyordum. "Tam anlamıyla iyileşmemiş gibiyim, daha farklı bir tedavi yöntemi mi geliştirmeliyiz acaba?" Güldü. Bu gülüşüyle birlikte de tenim karıncalandı.
"Sorun patolojik bana göre," dediğinde kıkırdadım. "Hastaneye yatmanı tavsiye ediyorum."
Bu sözleriyle beraber gülüşüm şiddetlendiğinde elimin altındaki tenine hafifçe vurdum. "Terbiyesiz," derken bedenini tamamen bana doğru çevirmiş, ellerini bedenime bir kanca misali dolamıştı. "Deli mi diyorsun sen bana?" dediğimde bir kez daha gülmüş, hiç duraksamadan dudaklarımı kavramıştı yine. Bu, kalp atışlarımın hızlanmasına neden olurken kollarımı boynuna doladım sıkıca. Eş zamanlı olarak da belimdeki eli bornozumun altına sızarak kalçama yaslanmış, beni tek hamlede kucağına almıştı. Ona yardımcı olup bacaklarımı beline doladığımda öpücükleri de sertlik kazanmaya başladı. Dolgun dudaklarımı hırpalarcasına öperken bu esnada uzun süredir duymadığım bir ağlama sesi de kulaklarıma ulaşmıştı fakat bu bize engel olmadı.
"Olcay ağlıyor,"
"Jale'yi keyfimizden maaşa bağlamadık herhalde?" dediğimde boğuk gülüşü de öpüşmemiz arasında kaybolmuştu. Kucağındaki benle beraber hareket edip sırtımın duvara yaslanmasını sağladığında Olcay'ın ağlayışları daha da şiddetleniyordu. Bu, keyfimi kaçırırken ister istemez birbirimizden ayrılmak zorunda kalmıştık. Tabii bu yüzden sinirim bozulurken kaşlarım da çatıldı. "Keyfimizden maaşa bağlamışız cidden,"
Bu sözlerim onu bir kez daha güldürürken beni indirmiş, ayaklarımın yere basmasını sağlamıştı. Ondan uzaklaşmadan önce son kez dudaklarına tutkulu bir öpücük bıraktığımda yanından ayrılmış, odadan çıkmıştım. Hemen merdivenlerde gördüğüm Jale'yle beraber kucağındaki Olcay'a baktım. Beni görür görmez onun kucağında çırpınmaya başladığında adımlarıma yön verip aramızdaki birkaç basamağı indim. "Oy aşkım," dedim, içli bir şekilde. O, hızla kucağıma atıldığında minik kollarını da boynuma dolamıştı. Onun sırtını sıvazlarken tombul yanağına bir öpücük kondurdum. "Anneyi mi özledin?" Jale'ye döndüm. "Ne zaman uyandı?"
"Yarım saat oluyor, uyandığından beri huzursuz anlamadım ben de.." dediğinde başımı Olcay'ın başına yaslamış, sırtını sıvazlayıp birkaç saniye içerisinde onun susmasını sağlamıştım. Zaten beni gördüğü an ağlaması kesilmişti.
"Sağ ol Jale, sen çıkabilirsin artık." dediğimde çıkış saatine aslında daha vardı ama Kenan'la ben evdeyken onu burada tutmam saçmaydı.
O, bir şeye ihtiyacım olup olmadığından emin olduktan sonra yanımdan ayrıldığında ben de Olcay'la beraber yatak odasına geçmiştim. Üzerimi giydikten sonra onunla ilgilenebilirdim. "Gel bakalım," derken adımlarım odanın terasa açılan kapısına yönelmişti. Olcay her ağlayıp huzursuz olduğunda onunla terasta vakit geçiriyor, limandaki gemileri birlikte izliyorduk. Bu, onu sakinleştirdiği için artık ben de alışmıştım ve bunu tek başıma da çok sık yapar olmuştum.
Olcay'la terasa çıktığımda güneşli havanın da yerini kasvetli havaya bıraktığını görmüştüm. Olcay'la bahçede kahve içerken hava gayet güneşliydi fakat şimdi de bir yağmurun geleceği belliydi.
Koltuğun üzerinde duran kalın şalı alıp Olcay'ın minik bedenine sardığımda onun üşümesini engellemiştim. Onun güzel gözleri karşımızda uzanan denize dalarken sarıya dönük saçlarını okşuyordum ben de.
Bir süre bu şekilde kaldıktan sonra sakinleşmiş, kendine gelebilmişti. Yine de onu rahatsız etmediğimde duyduğum sesle beraber başımı hafifçe arkaya doğru çevirdim.
"Üşüyeceksin," dedi, bana doğru adımlarken. Yeşil gözleri benden kısa bir an ayrılıp kucağımdaki kızına döndüğünde yanıma ulaşmıştı. "Geç içeri hadi.." derken çoktan ilgi odağı Olcay olmuştu bile. Olcay'ın da tüm odağı dağılırken elleri hafifçe iki yana açıldı. "Gel babaya,"
"Ba-ba.." diyen Olcay, kollarını ona doğru uzatıp kendini onun kucağına attığında güldüm. Babası onu öpücüklere boğmaya başladığında keyfi tamamen yerine gelmiş, terası onun kıkırtıları doldurmaya başlamıştı. Ben de bir uyarı daha işitmeden içeri geçip önce banyoya uğrayarak saçlarımı kuruttum. Ardından da giyinme odasına geçip önce bir iç çamaşır takımı çıkardığımda onların sesini de hâlâ duyuyordum. Artık terasta değil de odanın içerisindelerdi.
Çıkardığım iç çamaşır takımını giydikten sonra dolapta gözüme çarpan gri, salaş V yaka kazağımla beraber aynı tonlarda olan eşofman altını da çıkarıp hızlıca üzerime geçirdim. Daha sonra da makyaj masasının önüne geçip kuruttuğum saçlarımı taramış, masanın üzerinde duran siyah mandal bir tokayla da önüme gelen tutamlarımı arkada toplamıştım. Duştan çıktıktan sonra temizlediğim cildime de nemlendiricilerimden birini sürdükten sonra ayağıma beyaz çoraplarımı geçirdim. Hava iyice soğumaya başladığı için temkinli davranmaya çalışıyordum çünkü bir hastalıkla daha uğraşamazdım.
Parfümümden birkaç fıs sıkıp giyinme odasını toparladıktan sonra odanın içerisinde bir süre telefonumu aramış ama bulamamıştım. Büyük ihtimalle aşağıda bırakmış olmalıydım.
Bu arayışım Kenan'ın gözüne batmadan sakince yanlarına döndüğümde bütün ilgisi Olcay'daydı. Onunla ilgilenirken beni bile fark etmemişti ancak ben şımarıklık yaparak hemen yanına tırmanmış, ona sokulmuştum tıpkı bir çocuk gibi. Onun dikkatini dağıtmayı başardığımda kollarımı arkasından beline dolamış, başımı da boynuna gömmüştüm. Hoş kokusunu solurken o da aynı şeyi düşünmüş olmalıydı. "Hastayım kokuna," diye mırıldandı burnu saçlarıma sürterken.
"Ben de," Ona bu kadar yakınken boynuna bir öpücük bıraktım kokusunu içime çekerek. "Gerçek misin?"
Boğuk gülüşü kulağımın dibindeyken beni kendi silahıyla vurmuştu. Önce kokusu sonra da gülüşüyle benim ölüm fermanımı imzalamıştı. "Olcay'a dua et.. yoksa görürdün gerçek miyim değil miyim?"
"Hmm," Yüzümde bir sırıtış oluşurken bedenim neredeyse onun bedeni üzerindeydi artık. O bu durumdan gayet memnunken bir öpücük bıraktım çenesine. "Yol yakınken Jale'yi çağırabilirim?" Güldü yine.
"Onun yerine rahat durabilirsin," diyerek bana bir seçenek sunduğunda bu pek hoşuma gitmemiş, bedenimi onun bedenine sürtmüştüm hafifçe. "Maran." dedi, uyarırcasına ancak memnundu görebiliyordum.
"İşin var mı?" dedim, merakla. Kollarımı göğsüne, çenemi de kollarıma yaslayıp ona alttan bakmaya başladığımda bu konu değişikliğim onu duraksatmıştı. "Yarın ve sonraki birkaç gün?"
"Önemli toplantılarım var," diyerek beni yanıtladı.
"İptal edersin," dedim, rahat bir şekilde. "Tatile gidelim birkaç gün, baş başa kalalım."
"Güzel fikir ama yoğun olacağım önümüzdeki birkaç gün." Omuz silktim.
"Senin için iptal etmek zor olmaz," derken gözlerim yüzünün her bir köşesinde geziniyordu. "Yoksa hâlâ bana trip attığın için mi böyle söylüyorsun?"
"Sana trip atmıyorum." dedi, yüzüme doğru düşen bir tutama bakarken. "Gerçekten yoğunum."
"Benden önemli mi?" diyerek onu manipüle ettiğimde bakışları uzunca bir süre mavi gözlerimde gezindi. Gözlerinde ikna olmuş ifadeyi yakaladığımda dudaklarımda da bir sırıtış oluşmuştu. "Ben de öyle düşünmüştüm."
Yattığım göğsünde doğrularak onu öpmek için bir hamle yaptığımda parmaklarıyla çenemi kavramış, beni durdurmuştu. "Konuşmadık daha." dediğinde gözlerimi devirmeme engel olamadım.
"Az önce aklın neredeydi de şimdi yeni gelin gibi nazlanıyorsun?" dediğimde erkeksi kıkırtısı odanın duvarlarında yayıldı.
"Aklımı karıştırdın," diyerek kendini savunduğunda burnumu kırıştırdım.
"Tamam konuşalım o hâlde," dedim, burnumu yanağına sürterken. Ardından yanağına tüy hafifliğinde bir öpücük bıraktım. Hemen arkasından da koca bir öpücük bıraktığımda ona doyamamam tuhaftı. "Ne merak ediyorsun?"
"Böyle konuşabileceğimi sana düşündüren ne?" dediğinde bulunduğumuz pozisyona bakıp güldüm. Bedenim onunkinin üzerindeyken ve onu sürekli öpüp koklarken bunu konuşmamız zor olacaktı.
Bedenimi onun bedeninin yan tarafına atıp dirseğim üzerinde doğruldum ve bedenimi ona doğru çevirdim. "Tamam mıyız?" derken Olcay'a bir bakış attım. Kenan onun düşmemesi için yatağın kenarına kendi yastığını koymuştu ve peluş oyuncağıyla oynarken iyi görünüyordu.
"Bana anlatmamıştın," dedi, direkt konuya girerek. "Sadece Sinan'ı biliyordum?" derken ifadesi de ciddileşmişti.
"Hayır aslında anlatmıştım." dediğimde kaşları hafifçe çatıldı, bakışları Olcay'dan bana döndü. "Yani tam olarak anlatmadım ama.. bu ilk öpücük meselesi hani?" Bakışları anlamsızlaşırken ona yıllar öncesinde aramızda geçen konuşmayı hatırlatmış, hafızasını tazelemiştim ama yapmamam daha iyi olurdu. Kaşları üst dudağına kadar çatıldığında iyi bir şey yapmadığımı biliyordum ama bu konunun kapatılması iyi olacaktı. "Lise iki falandım işte çocuktum neredeyse.. Birkaç ay çıkmıştık, sonra ailesi onu yurt dışına gönderdi falan." Derin bir nefes verdim. "Öyle bitmişti ilişkimiz. Yaz tatillerinde birkaç kez karşılaşmıştık arkadaş ortamından dolayı ama aramızda bir daha bir şey geçmedi. Lise bittiğinde de klasik lise buluşmaları olmuştu, yine orada da karşılaşmıştık." Omuz silktim. "Hepsi bu kadar.. dediğim gibi numarasının olduğunu bile unutmuşum."
Bakışları gözlerimden bir saniye bile ayrılmazken her geçen saniye daha çok geriliyor, gözlerimi onunkilerden kaçırmak istesem de bunu yapmamak için direniyordum. O, bana öylece bakarken aramızda uzun bir sessizlik gerçekleşmişti.
"Bana neden arkadaşım dedin o hâlde?" diye sordu, buz gibi sesle. "Dün gece sana sordum ama beni geçiştirdin. O mesajı görmesem söylemeyecektin bile."
"Çünkü benim için önemsiz bir detay," Elimi salladım hafifçe. "Ben senin hayatına giren her kadını tanıyor muyum, hayır? Üstelik sadece basit bir aramaydı. Evli olduğumu da biliyor, boy boy fotoğraflarımız var hesaplarımda."
"Bunu bilmesine rağmen sana özledim diye mesaj atıyorsa bu durum onun çok da umrunda değil anlaşılan." dedi, kıskanç bir şekilde. "Senin dediğine göre birkaç ay süren basit bir ilişki ama o, bunca yıl unutmamış."
Kafamı salladım iki yana hafifçe. "Albümleri karıştırmıştır, aklına düşmüşümdür bir şekilde. Bana kör kütük aşık olmadığına eminim, sakinleş lütfen." Kaşları havalandı, ellerini iki yana açarken.
"Sakinim ben."
"Hiç belli olmuyor." dediğimde göğsü aldığı nefesle şişti. "İlk öpücük denen saçmalığa takıldın biliyorum. Siz erkekler bayılırsınız böyle şeylere zaten."
"Alakası yok," diye çıkıştı hemen. "Bunca yıl sonra seni bu kadar rahat arayıp üstelik böyle bir mesaj atması sinirlerimi bozdu. Ben de görebilirdim ki gördüm de.. bu yüzden de yaptığı şey iyi niyetli gelmiyor."
"Haklısın aşkım," dedim, elimi göğsüne yaslarken. Onun bakışları biraz olsun yumuşarken siyah tişörtünün sardığı sert göğsünü okşadım hafifçe. "Çok haklısın ama benim bir suçum yok. Böyle önemsiz şeylere takılıp birbirimizi üzmeyelim," derken uzanıp bir kez daha yanağını öpmüştüm. "Barıştık mı?" dedim, dibindeyken. O da bakışlarını benden çekip tavana diktiğinde bir öpücük daha kondurdum yanağına. "Hadi barışalım, özledim seni tek gecede." diyerek fısıldadım kulağına doğru. Tavana diktiği bakışları usulca bana dönerken, "Yeterince belli oluyordur bence." dedim, yaramaz bir çocuk gibi. "Alışık değilim biliyorsun."
"Tamam tamam hadi," diyerek geçiştirdi beni. "Barıştık."
Bu tavrı beni güldürürken biliyordum ki aslında çoktan beni affetmişti aslında. Sadece biraz kızmıştı.
Kıkırtılarım odanın içerisinde yankılanırken elimi sakallarının çevrelediği yanağına yasladım. Onun da ifadesi yumuşarken yanağını okşamış, ona sokularak başımı göğsüne yaslamıştım. Bu şımarıklığım onu güldürdüğünde kollarımı sıkıca beline doladım. Onun sağ kolu belime, sol kolu da omzuma dolanırken başımın üzerine bir öpücük bırakmıştı.
Bu sessiz ama huzurlu an, dudaklarımdaki gülüşün bir gülümsemeye dönüşmesine neden olurken görüş açımdaki Olcay'ı izlemiştim bir süre. Onun tek başına, sessizce tıpkı uslu bir çocuk gibi oyun oynamasını izlerken ikimizin odağının bir kısmı da ondaydı.
"Aşkım," dediğim an başını kaldırıp bana baktığında elimle ona gel yaptım. "Gel anneye, özledi seni.." dediğimde babasının tıpkısı olan gözleri yanı başımdaki babasına dönmüştü. Babası ona ne yapmıştı bilmiyordum ama güldü. Kısılan gözlerine dudaklarımdaki gülümsemeyle bakarken babasının tıpatıp bir kopyası olduğunu bir kez daha fark etmiştim. "Nasıl benziyor sana?" dedim, hafif bir şaşkınlıkla. Bu esnada Olcay da hareketlenmiş, elindeki oyuncağı atarak bize yanaşmıştı. O direkt olarak babasına sokulurken burnumu kırıştırdım. "Kenan bu çocuk beni sevmiyor, yenisini yapalım." Kıkırdadı, omzumdaki elini çekerken. O koluyla da Olcay'ı sarmalayıp öptüğünde gülümsemem olduğu yerdeydi.
Onların beraber oynamasını seyrederken bulunduğum andaki huzurun tarifi yoktu.
🦧🦧🦧
Selaaammmm,
Evet uzun zaman oldu farkındayım ama okulum olduğu için foğru düzgün hiç fırsat bulamadım. Üstelik bunun için şehir değiştirdim, bana kalırsa ilhamımı kaybettim🥲 Aylardır inanın bana bu bölümü yazmak için uğraşıyorum. Size çok kısa ve uğraşsız bir bölüm gibi gelebilir ama cidden olmayınca olmuyor ve yazamıyorsunuz. Basit şeyleri bile..
Neyse ki sonunda başardım ama artık fark ettim ki hikayenin sonuna yaklaştık ve artık final zamanı🥲
Çok da üzülüyorum ama bir olay örgüsü kalmadı artık ve bitirmemiz gerek ama üzülmeyin yeni kurgum yolda😛😛😛😛
Umuyorum ki onu da seversiniz ki bir iki sahne yazılmış durumda. Şu birkaç günde kafamda tasarlayıp kelimelere döktüm hatta ama beğenilir mi bilemiyorum. Açıkçası şu an bütün ilgim burada çünkü finali nasıl yazacağımı düşünmekten başka bir şey yapmıyorum inanın bana..
Diğer bölümde ya da final bölümünde görüşmek üzere🥲
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 9.81k Okunma |
836 Oy |
0 Takip |
57 Bölümlü Kitap |