

Yıldızı parlatıp yolumuza öyle devam edelim. Size keyifli okumalar dilerimmm 🖤
Nysa'dan
Bu hayatta en sevdiğim şey gece geç saatlerde yediğim yemekler olabilirdi. Gerçekten aşırı mükemmeldi. Bence normalde yesem tadı bu kadar güzel olmuyordu gerçekten. Ben tam ağzıma bir lokma daha atacakken telefonum çaldı. Telefonunun çalması ile bir anda korktum ve elimdeki çatalı yere düşürdüm.
"Ya bu saate hangi gereksiz arıyor?" diye mırıldandım kısık sesle.
Önce çatalı yerden kaldırıp masaya koydum ve sonra hâlâ çalmaya devam eden telefonumu elime aldım ve kimin aradığına baktım. Arayan kişi "Elvin" idi.
Elvin benim ergen kız kardeşimdi. Kendisi 16 yaşında, 10. sınıfa giden bir genç kızdı. Acaba yine halt yemişti de beni gecenin 3’te arıyordu?
Telefonu açtım ve kulağıma götürdüm ardından, "Efendim Elvin?" dedim.
Elvin bıkmış çıkan sesiyle, "Nasılsın abla?" dedi.
Halimi hatırımı sormak için aramadığını ikimiz de biliyorduk.
"İyiyim ablacım, sen nasılsın?" dedim.
Elvin hafif mutlu çıkarmaya çalıştığı sesiyle, "Eve gelene kadar iyiydim," dedi. Ardından derin bir nefes verip devam etti:
"Abla artık annemle birbirinize girmekten vazgeçin. Zor sakinleştiriyorum onu, eve geldiğimde yine kendinden geçmişti."
Annem yine yapmıştı yapacağını anlaşılan.
"Elvin, annemi biliyorsun," dedim.
Elvin hiç durmadan konuştu:
"Biliyorum abla, biliyorum ama artık yönetmekten yoruldum. Sinir hastası bir annem, hiçbir şeyi takmayan ve annemi daha da tetikleyen babam… Sıkıldım artık. Sen kendini kurtardın gittin, buna da bir şey demiyorum ama artık annem durmuyor, sen dur bari."
Az da olsa haklılık payı vardı ama ona defalarca buraya yanıma gelmesini söylemiştim, ama o gelmemişti.
"Elvin sana çok dedim, gel buraya birlikte yaşayalım diye ama beni dinlemedin. Şimdi de bundan şikâyet etmeye hakkın yok," dedim. Sesim sinirli çıkmıştı.
Bence çok normaldi. Gel dedim ona bin defa. Gelseydi bunların hiçbiri olmayacaktı.
"Nası geleyim abla, nasıl? Bunları böyle nasıl bırakayım?" dedi, sesi ağlamaklı çıkıyordu.
Annem büyük ihtimalle sinirini ondan çıkarmıştı. Annem gerçekten sinir hastasıydı. Bununla ilgili tedavi görüyordu yıllardır ama pek bir işe yaramıyordu.
"Elvin, annemin de babamın da eli ayağı tutuyor ve sana dedim birçok kez gel buraya, yanımda eğitimine devam et, yanımda dur diye," dedim. Birazcık bağırmış olabilirim ama haklıydım. Ona birçok kez bu teklifte bulunmuştum.
"Her şey sandığın kadar kolay değil abla," dedi Elvin.
Ben hiçbir şeyi kolay sanmıyordum ama kendimce kolaylaştırıyordum. Ama Elvin bunun farkında değildi.
"Kızım gece gece uzatma lütfen," dedim ve derin bir nefes aldım. Tam konuşmaya devam edecekken Elvin telefonu yüzüme kapattı.
Kıza da orada kendileri gibi kafayı yedirtmişlerdi.
Üst derece sinir hastası bir anne, o annenin her olayda daha da sinir olmasını sağlayan bir baba… Elvin bu döngünün içinde kayboluyordu. Ama benim suçum değildi bu olanlar. Ona Ürdün’e geldiğimden beri buraya gelmesini söylüyorum.
Ya 5 yıldır burada yaşıyorum. Her konuşmamızda buraya gel, okuluna burada devam et, hayatını yaşa, yaşayalım diyorum ama beni dinlemiyor bile.
Ben buraya ilk geldiğimde Elvin daha küçüktü ama artık değil. İstediği zaman gelebilirdi. Ama işleri zorlaştırıp gelmemeyi seçiyordu.
Evet kolay değil uzun zamandır yaşadığın yeri bırakıp gelmek ama hem dayanamadığını söyleyip hem de hâlâ orada kalmaya devam etmek onun aptallığıydı. Ama sonra "Sen gittin" diye beni suçluyor.
Ve artık tahammülüm kalmamıştı. Hem annemlere hem Elvin’e.
Oturduğum yerden ayağa kalktım ve masanın üzerinde duran tabakları elime aldım ve mutfağa doğru yürümeye başladım. 5 dakika önce çok mutluydum, şu anki hâlimden eser yoktu. Ama şu an moralim çok fazla düşmüştü.
İçimde bir boşluk hissi oluşmuştu. O his öyle kuvvetliydi ki hiçbir şey düşünemiyordum. Beynim sanki durmuş gibiydi, sadece o hissi hissediyordum.
Mutfakta bulaşıkları bulaşık makinesine yerleştirdikten sonra tekrardan salona doğru yürümeye başladım. Yürürken tam boy aynasının yanında geçecekken durdum. Gözlerim aynadaki yansımama takıldı.
Gece geç saat olsa veya moralim bozuk da olsa hep güzel görünen bir kızdım. Yine aynadaki görüntü beni oldukça tatmin etmişti. Uzun, düz, belime kadar gelen kahverengi saçlarım kabarmamıştı. Koyu kahverengi gözlerim her ne kadar yorgun görünse de adeta toprak gibi görünüyordu.
Vücut hatlarım oldukça belirgindi. Üzerimde olan siyah saten geceliğim oldukça şık duruyordu. Kum saati bir vücudum vardı, her zaman mutluluk sebebim olmuştu bu.
Kendimi incelemem ile birlikte dolgun dudaklarıma minik bir tebessüm geldi. Yine çok güzel görünüyordum ve bu şu anki ruh hâlimden beni biraz da olsa uzaklaştırıyordu.
Yazar'dan
Nysa aynada kendini incelemeyi bıraktıktan sonra tekrardan salona yürümeye başladı. Salondan mutfağa giderkenki o mutsuzluğu bir nebze de olsa yok olmuştu. Ama şu an bilmediği bir şey vardı: salona girdiğinde karşılaşacağı manzara.
Nysa salonun kapısının önüne gelince karşısındaki adama bakarak dona kaldı. Karşısında oldukça uzun, siyah saçlı, kömür karası gözleri olan, vücudu oldukça fit duran, çene hatları keskin, bakışları bir bıçak gibi keskin olan bir adam salonun ortasında duruyordu.
Adamın üzerinde beyaz gömlek, siyah bir pantolon ve arkasında siyah pelerin, ayaklarında ise garip görünen bir ayakkabı vardı.
Nysa’nın gözleri kocaman açılmıştı. İçinde sebebini bilmediği bir korku belirmişti. Hareket etmek istiyordu ama hareket edemiyordu, konuşmak istiyordu ama konuşamıyordu.
Adam Nysa’nın korktuğunu anladı ve ilk o konuşmaya başladı:
"Sakin ol lütfen, korkmana gerek yok," dedi. Sesi çok tok ve tekdüze çıkmıştı, sesinde hiçbir duygu yoktu. Gerçi adamın yüzünde bile tek bir duygu kırıntısı yoktu.
Nysa kekeleyerek, "S-sen kimsin?" dedi yavaşça bir adım geriye doğru atarken. Artık biraz da olsa kendine gelmişti.
Adam yine aynı ses tonuyla, "Benim kim olduğumu boşver. Sana bir uyarıda bulunmaya geldim sadece," dedi. Ardından birkaç adım daha atıp Nysa’ya yaklaştı.
"Gözlerime bak, Arkeolog Hanım. Bir yerden hatırlıyor musun?" dedi.
Nysa toprağı andıran gözleri ile adamın kömür karası gözlerine baktı ve o an aklına bir adam onu öldürecekken bayıldığı an geldi. Bayılırken gördüğü gözlerdi adamın gözleri.
"Hatırlıyorum, o gün de görmüştüm," dedi Nysa zar zor çıkan sesiyle.
Adam olumlu anlamda başını yavaşça aşağı ve yukarı doğru salladı.
"Günlüğü okumayı bırak. Başkasına da devretme. Sen de okuma," dedi adam.
Nysa hiçbir şey anlamamıştı. O gün gördüğü şeylerin bir rüya olduğunu sanıyordu. Arkadaşları ona öyle demişti.
"Rüya değil miydi o?" dedi Nysa.
Adamın yüzünde ilk hafif bir tebessüm belirir gibi oldu, ardından hemen silindi.
"Hayır, rüya değildi ve ben olmasam az daha öldürülecektin. Ama bunları boşver. Senden istediğim tek şey günlüğü yok etmen ve okumaman," dedi. Sesinde kararlılık vardı.
Nysa hiçbir şey anlayamıyordu.
"Ya bak, sen kimsin? Neler oluyor? Hiçbir şey anlayamıyorum," dedi titreyen sesiyle.
Adam sinirlenmişti, kömür karası gözlerinden okunuyordu siniri.
"Bu kadar sorgulama, Arkeolog Hanım. Sadece dediğimi yap. Günlüğü bir daha okuma ve yok et," dedi.
Ardından iki adım geriye doğru attı ve geri çekildi. Elini havaya kaldırıp parmaklarını bir kere şıklattı. Ardından etraf duman altı oldu, tıpkı o günkü gibi.
Nysa bir anda olduğu yere çöktü.
"Kafayı falan yedim herhâlde, bunlar gerçek olamaz," diye mırıldandı kendi kendine.
İçinde öyle bir his oluşmuştu ki tarifi yoktu. Gözleri doldu, vücudu hafifçe titremeye başladı. Nysa artık kendinden korkmaya başladı, delirdiğini düşünmeye başladı. Neler olduğuna hiçbir anlam veremiyordu ve hayatında ilk defa böyle bir duruma düşüyordu.
Ama nereden bilebilirdi ki delirdiğini düşündüğü zamanın kaderinin dönüm noktası olacağını.
Bölüm sonuuu
☆ Sizce Nysa mı yoksa Elvin mi
☆ O adam kim tahminlerinizi merak ediyorum
☆Oy vermeyi lütfennn unutmayın
☆ İnstagram: melis.yazar_ hem yazar hesabı hemde bookstagram olarak kullanıyorum.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |