
Uzun zaman oldu biliyorum ama geldiii Yıldızı parlatıp yolumuza öyle devam edelim size iyi okumalarrr
Bölüm şarkısı: Lana del rey/ Derken Paradise
"Bunaldım ya gerçekten," dedim ortaya laf atarak. Saat akşam 1’e geliyordu. Ekipçe hepimiz bir tarafta bambaşka işlerle uğraşıyorduk.
"Bir şey anlayabildin mi Nysa?" dedi tanıdık ses. Kafamı günlükten kaldırınca o tanıdık sesin Run’a ait olduğunu gördüm.
Meraklı gözlerle bana bakıyordu.
Run’a dönerek, "Sadece yarım sayfa çevirebildim çünkü cümleler çok devrik ve bazı kelimelerin tam anlamını bulmakta zorlanıyorum," dedim.
"Yarım sayfadan ne çıktı?" dedi Nick. Bu sefer de Nick’e dönerek, "Aşk duygusunun güzellemesi falan, başka da kayda değer bir şey yok," dedim.
Ben cümlemi bitirdikten sonra Angel’in yüzünde tatlı bir tebessüm oluştu ve, "Yaa hem çok tatlı hem de çok romantik bence," dedi.
Angel’e karşılık, "Ya ne demezsin, madem bu kadar tatlı sen niye çevirmedin?" dedim laf atarcasına.
"Sen bu işte daha iyisin ya, sen dururken ben kimim ki," dedi konuyu dağıtmak istercesine.
"Tabii tabii, ne demezsin," dedim fısıltılı çıkan sesimle. Onunla kaybedecek vaktim yoktu.
Zaten herkes günlüğe hevesle bakıyordu ama çevirmesinin zor olacağını bildikleri için bana kilitlemişlerdi resmen.
Zorlanıyorum, üstüme kalmıştı çevirme işi.
Yani 5 günlük rüyaların karşılığı bu muydu gerçekten ya, hâlâ şaka gibi geliyordu.
Belki hiç âşık olmadığım için bana saçma geliyordu ama yine de bu benim suçum değildi sonuçta. Herkesin farklı görüşleri olabilirdi, bu da suç değildi.
☆
Yorgunluktan gözlerim ağrıyordu, tek istediğim eve gitmekti ama bu gece hayal olacaktı gibi.
Herkes evlerine dağılmıştı, bir tek ben ve Katte kalmıştık.
O da evrak işleri ile uğraşıyordu farklı bir köşede.
Ellerimle gözlerimi ovuşturup gözlerimi yeniden günlüğün sayfalarına çevirdim.
sayfadaydım anca çünkü bir satır Latince, altındaki satır Antik Yunanca, onun altındaki satır Aramice yazıyordu. Şaka gibiydi.
İlk sayfanın sonunda sembol dili bile öyle bir karmaşaydı bu günlük. Bu bile şaka gibi geliyordu. Herhangi bir insan diyeyim, günlüğü yazan kişi tanrıça olmayacak.
Herhangi bir varlık neden her satırda farklı bir dilde yazı yazar ki, neden yani, amaç ne bundaki?
İstemsizce günlüğü kapatıp kafamı günlüğün üzerine koydum.
Ben kafamı koyar koymaz tatlı bir yorgunluk tüm vücudumu ele geçirdi. Gözlerim kapanmaya başladı.
Gözlerim kapanmasın diye direniyordum çünkü uyursam sabaha kadar uyanmazdım, kendimi biliyordum.
Ben gözlerimin kapanmasına engel olmaya çalıştıkça daha fazla kapanmaya başlamıştı.
Başımı günlükten kaldıramıyordum, öyle bir yorgunluk çökmüştü bir anda.
Gözlerim yavaş yavaş gidiyordu ve en sonunda tamamen kapanmıştı.
☆
Gözlerimin aniden açılması ile bedenim de aniden irkildi. "Ne oluyor ya of," diye mırıldandım. Etrafı bulanık görüyordum ve kalp atışlarım hızlanmıştı, bedenim irkildiği için.
Bedenimde beni zorlayan bir yorgunluk vardı. Gözlerimdeki bulanık görüntü etrafı görmemi engelliyordu.
Ellerimle gözlerimi ovaladım ve ellerimi gözlerimden geri çektikten sonra artık daha net görebilmeye başladım. Bulanıklık gitmişti.
Etraf bir anda çok yabancı gelmişti. Burası ofis değildi, ben neredeydim?
Kalp atışlarım iyice hızlanmıştı, beynimin içinde bir kargaşa oluşmuştu.
"Rüyada mıyım, neresi burası?" diye mırıldandım ve etrafı biraz da olsun incelemeye başladım.
Eski, yıpranmış ve sararmış eşyalarla dolu bir odadaydım. Bir yatak ama sapsarı. Perdeler yırtık. Camdan dışarısı camın pisliğinden görünmüyordu.
Bir de benim şu anda önümde duran ahşap ve tozlu bir masa vardı ve masanın üstünde de günlük duruyordu.
"Ya ben kafayı mı yiyorum," diye mırıldandım.
Günlüğü elime alıp oturduğum sandalyeden ayağa kalktım.
Ben ayağa kalkar kalkmaz belimden küt diye bir ses gelmişti. Her yerim ağrımıştı, ayağa kalkınca fark ettim.
Beynimin içindeki karmaşa şu an öyle bir seviyedeydi ki doğru düzgün düşünemiyorum. Ama sanki rüyada gibi hissediyordum.
Günlüğü sol kolumun altına aldım ve sol elimle sağ kolumdaki üzerimdeki siyah badinin kolunu sıyırdım ve kendimi çimdikledim.
Aniden canımın acısı ile ağzımdan hafif bir inilti çıktı.
"Ne yani rüyada değil miyim? Annanem derdi hep rüyadan çıkmak için kendini çimdikle diye, yalan mıymış o bilgi?"
Hızlı adımlarla hemen odanın eski tahta kapısına doğru yürüdüm ve kapının önüne geldiğimde kapıyı açmak için kapı kulpuna elimi attım.
Ben kapıyı açtıktan sonra kulbu bırakacakken kapı kulbu bir anda elimde kaldı.
O anki şaşkınlıkla aniden demir kulbu elimden yere düşürdüm ve kulbun çıkardığı ses ile hafifçe titredim.
Odadan çıktıktan sonra beni odadan daha rezil, pis bu mutfak gibi bir yer karşıladı. Gerçi mutfak demeye bin şahit lazımdı.
Tezgâhta sapsarı pis tabak çanaklar vardı lavaboda.
Artık iyice korkmaya başlamıştım. O an korku ile, "Katte burda mısın?" diye bağırdım. En son onunla birlikte ofisteydik, sonra ben uykuya dalmıştım ama gerisi yoktu, başka bir şey hatırlamıyordum.
Bu normal miydi ya da benim şu anda burada olmam… ben neredeydim?
Ben bu düşüncelerimdeyken arkadan bir ses geldi. Ses:
“Fur est in domo mea.” (Evimde hırsız var) demişti.
Arkamı döndüğümde elinde bıçak olan yaşlı, zayıf, uzun boylu kel bir adam bana doğru bakıyordu.
Bakışları hiç insancıl değildi. Demin dediği şey evimde hırsız vardı.
O an şokla donup kaldım. Adam yavaş adımlarla üstüme yürümeye başladı ama ben bir karşılık veremedim, sadece durdum.
Beynim bütün fonksiyonlarını yitirmiş gibi hissettim. Bu neydi şimdi?
Hiçbir şeye anlam veremiyordum ve hareket bile edemiyordum şu an ama adam elindeki bıçakla yavaş adımlarla bana gelmeye devam ediyordu.
Bir sonraki bölümde neler bekliyorsunuz
İnstagramda: melis.yazar_
Bölümü beğendiniz mii
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |