
Yıldızı parlatıp yolumuza öyle devam edelim. Size iyi okumalarrr 💙💙
“Foeda femina, poenas dabis.”
(Seni pislik kadın, cezanı çekeceksin.) dedi.
Gözlerim dolmuştu. Gözyaşlarım akmıyordu ama gözlerim çok fena durumdaydı. Şu an ne olacaktı, ölecek miydim? Nerede olduğumu bilmediğim bir yerde, kim olduğunu bilmediğim bir adam tarafından öldürülecek miydim? Bunun sebebi neydi? Kafayı yemiştim de artık hayal mi görüyordum? Ama bunlar hayal olamayacak kadar gerçek görünüyordu. Hem de oldukça gerçekti.
Karşımdaki adamla aramda üç adımlık mesafe kaldığında beynim biraz da olsa çalışmaya başladı ve geri geri adımlamaya başladım. Resmen adamla kaçan kovalayan oynuyorduk. Hızlıca koşmaya başlasam bile bir yere kaçamazdım. Oda küçüktü ve eşyalar her ne kadar eski ve sararmış da olsa çok fazla eşya vardı. Kaçacak yerim yoktu. Sadece geriye doğru yürüyordum, başka bir şey yapamıyordum.
Sırtım sertçe bir yere çarptığında aniden düşüncelerimden sıyrıldım ve gerçekliğe döndüm. Sırtım duvara çarpmıştı ve elimde olan günlük yere düşmüştü. Adamla aramızda beş adımdan daha az bir mesafe vardı. Adamın nefesini hissediyordum. Vücudum istemsizce titremeye başlamıştı. Dizlerim artık dayanamıyordu. Sırtımı iyice duvara yapıştırdım. Başka bir şey yapamıyordum. Resmen duvarla bir bütün olmuştum.
Adam iyice yaklaşmıştı. Artık sonum gelmişti, bundan emindim. Adam tam elini kaldırmış, bıçağı bana saplayacakken bir anda ortamda çok yoğun bir duman oluştu. Sis gibi tüm görüş açımı kapattı. Artık adamın nefesini hissetmiyordum. Titreyen ellerimle dumanı dağıtmaya çalıştım ama başarılı olamadım.
Korkarak kendimi duvardan ayırdım ve aşağıya eğildim, ellerimle günlüğü aramaya başladım. Günlüğü bulmam lazımdı, ne olursa olsun. Elim sert bir nesneye çarptığında bunun günlük olduğunu anladım ve elime alıp ayağa kalktım. Sağ tarafa doğru yürümeye başladım, orada duman daha azdı.
Birdenbire ne olmuştu şimdi? Ben bacaklarım titrediği için zar zor bir şekilde sağ tarafa geçtiğimde adamın olduğu yere baktım. Duman neredeyse tamamen gitmişti. Adam ise yerde baygın bir şekilde yatıyordu. Elindeki bıçak onun kalbine girmişti. Gördüğüm görüntü o kadar iğrençti ki midem aşırı derecede bulanmaya ve gözlerim kararmaya başlamıştı.
Gözlerimi hemen adamdan ayırdım. Zaten titreyen dizlerim artık bedenimi taşıyamıyordu. Aniden dizlerim sanki hiç yokmuşçasına bedenimi taşımayı bıraktı. Sert bir şekilde yere düşmüştüm ve kafam tahta zemine sertçe çarpmıştı. Gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başlıyordu. Vücudumu oynatamıyordum. Hiçbir yerimi kıpırdatamıyordum. Gözlerim yavaşça kapanmaya başlamıştı.
Gözlerim tam tamamen kapanacakken karşımda bana bakan bir çift siyah, kömür karası göz gördüm. Ama beni bıçaklamaya çalışan adamın gözleri değildi. Daha önce hiç görmediğim gözlerdi. Hem korkutucu hem de büyüleyici gözlerdi. Dudaklarımı zar zor hareket ettirmeye çalışırken gözlerim kapandı. En son hissettiğim şey kucağımda olan günlüğün ağırlığı oldu.
☆~
“Nysa,” diyordu birileri. Sürekli duyuyordum ama gözlerimi henüz açabilmiş değildim. Etrafımdaki neredeyse bütün konuşmaları duyuyordum ama tepki veremiyordum.
“Nysa, korkuyoruz,” dedi bir ses. Sesler çok tanıdıktı ama şu an çıkaramıyordum.
Ben tam tekrardan gözlerimi açmayı deneyecekken yüzüme soğuk bir sıvı döküldü. Aniden gözlerimi açtım. Yatar pozisyondaymışım; bir anda hemen öne doğru doğruldum. Gözlerim kocaman açılmıştı. Karşımda ilk gördüğüm kişi Katte oldu.
Etrafıma baktığımda sadece Katte değil, herkesin başıma toplandığını gördüm. Nurlles sol eliyle kıvırcık saçından bir tutam ayırıp eliyle oynarken,
“Sonunda be kızım, bizi çok korkuttun,” dedi.
Ne olmuştu demin? Bir rüya mıydı bunlar? Demin olan şeyler olmamış mıydı? Gözlerimi hızlıca etrafta gezdirdim. Burası ofisti, bildiğim yerdi. Ama demin burada değildim. Demin başka bir yerdeydim, bir adam tarafından bıçaklanacaktım az daha.
Titreyen sesimle,
“Ne oldu bana?” dedim. Gözlerim hafiften dolmuştu.
Nick bir adım atıp yanıma biraz daha yaklaştı ve elleriyle uzun koyu kahverengi saçımı okşamaya başladı.
“Bayılmışsın Nysa, yorgunluktan olmalı,” dedi naif çıkan sesiyle.
Bayılmışsın derken… Nasıl yani? Ama ben bayıldıysam demin olanlar neydi? Sanki olan olaylar arasında saliselik bir zaman farkı varmış gibi hissediyordum.
“Olamaz, ben burada değildim. Bir adam vardı, elinde bıçak vardı. Ofiste değildim,” dedim titreyen sesimle.
Bu cümleyi kurunca beynim yeniden hatırlamış gibi ellerim ve bacaklarım hafif titremeye başladı. Herkes çok şaşırmış görünüyordu.
Run,
“Kızım sen iyi misin? Kaç saattir buradayız, baygınsın sen. Seni uyandırmaya çalışıyoruz biz,” dedi.
Ama bu olamazdı çünkü benim hatırladıklarım rüya olamayacak kadar gerçekti. Bir insanın rüyada canı yanar mıydı? Belki de yanardı. Belki de gerçekten bir rüyaydı her şey. Ben bir an kendimi fazla kaptırmıştım.
Ben bunları düşünürken aklıma bir anda günlük geldi. Ben bayılırken o da yanımdaydı. Kafamı Nick’e çevirip,
“Günlük nerede?” dedim.
Nick hiçbir şey anlamamış gibi boş bakışlarla baktı yüzüme. Angel,
“Ne günlüğü?” dedi umursamaz bir ses tonuyla.
Bu sefer kafamı Angel’ın olduğu tarafa çevirip,
“Ne günlüğü olacak, aşk tanrıçasının günlüğü,” dedim.
Ardından Run hemen konuştu:
“Seni baygın bulduğumuzda günlüğe sıkı sıkı sarılmış haldeydin. Herhalde sen de günlüğe âşık oldun,” dedi, kendince şaka yapmaya çalışarak.
Şakasına sadece o ve Nick güldü. Nick,
“Bu iyiydi, kabul edin,” dedi ve bu sefer ben dışında herkes gülmeye başlamıştı.
Kafam aşırı karışmıştı. Neler oluyordu, hiçbir şey anlamamıştım ama şu an burada, ofiste olduğum için mutluydum. Belki de gerçekten beni fazla, hem de çok fazla etkileyen bir rüyaydı. Bu aralar çok yoruluyordum, bunun da etkisi olabilirdi.
☆~
“Bak sana dedim, keşke burada yanımızda yapsaydın mesleğini. Gittin Ürdün’e, ne buluyorsun orada anlamadım,” diyen anneme karşı anlamsız bakışlarla bakıyordum.
Yorucu bir günün ardından eve gelebilmiştim. Annem gün boyu beni arayıp durmuştu ama açamamıştım. Eve gelir gelmez ilk işim onu aramak olmuştu ama belli ki hata yapmıştım.
“Anne, bak yaklaşık beş yıldır buradayım ve sen beş yıldır her konuşmamızda bunu demekten vazgeçmedin,” dedim.
Annem Ürdün’de yaşamamı sevmiyordu. İstanbul’da doğdum ve bütün öğretim hayatımı İstanbul’da geçirdiğim için mezun olduktan sonra Ürdün’e taşınmam onu çok kırmıştı. Ama arkeolog olmak benim küçüklük hayalimdi ve bunu Türkiye şartlarında yapmam çok zordu, kim ne derse desin. Ve burada işimi çok iyi ve güzel bir şekilde yapıyordum.
“Orada ismini bile değiştirdin, Elçin,” dedi annem.
Bu konuşma hiç iyi yerlere gitmiyordu, acilen bitirmem lazımdı.
“Anne, burada herkes Elçin demekte o kadar zorlanıyordu ki. Hem ben yeni ismim olan Nysa’yı eski ismimden daha çok seviyorum,” dedim kendimi açıklama ihtiyacı hissederek.
Zaten hiçbir zaman Elçin ismini sevmemişimdir. Değiştirmek için önüme bir fırsat çıkmıştı ve ben de değiştirmiştim.
“Anne, işim var, kapatmam lazım,” dedim.
Annemin gözleri dolmuştu, bunu sesinden anlayabiliyordum. Bana hiçbir şey demeden telefonu yüzüme kapattı. Hep yaptığı şeydi zaten, artık alışmıştım.
Burası bana birçok şey öğretmişti. Hem sadece burası değil, ekip arkadaşlarımdan da birçok şey öğrenmiştim; onların da benden öğrendiği şeyler vardı. Ürdün bana her koşulda iyi gelmişti. Buraya geldiğimden beri “keşke gelmeseydim” demedim, hep “iyi ki gelmişim” dedim.
BÖLÜM SONUUU
☆ Bölüm uzun ve güzel oldu bence ama sizin de düşüncelerinizi merak ediyorum.
☆ Oy verip yorum yapmayı unutmayın lütfennn
☆ Instagram: melis.yazar_
☆ Sizce Nysa(Elçin) rüya mı gördü yoksa arka planda başka şeyler mi oluyor?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |