
Yeni kurgum ile karşınızdayım. Umarım seversiniz.
Yorum yapmayı ve oy atmayı unutmayın lütfen.
Düşünceleriniz benim için çok önemli.🩷
Bölüm şarkısı: Agnes Obel / Riverside
"Nysa, kayaları eşelemeyi bırak artık, bir şey çıkmayacak," diyen Angel’in sesiyle kafamı incelediğim kayadan kaldırıp ona baktım.
"Tüm bunlar bir tesadüf olamaz, burada bir şey var hissediyorum… ve biliyorum," dedim. Ardından Angel, "Tesadüf sadece Nysa," dedi umursamaz bir şekilde.
"5 gün üst üste rüyamda Jebel Qurma’yı görüyorum, burada bir şey bulduğumu ve 5 günün sonunda buraya araştırmak için seçilen arkeologlardan biri oluyorum," dedim tek nefeste.
"Her şeye çok fazla anlam yüklemekten başka bir şey yapmıyorsun," dedi Angel sinirli bir nefes vererek. Ardından devam etti: "Saat geç oldu, bıraktık biz, yarın devam edeceğiz. Hem hava da karardı, sen de bırak artık," dedi.
Bakışlarımı biraz sola doğru çevirdiğimde diğer ekip arkadaşlarım ile göz göze geldim. Hepsi bana bakıyor ve yüksek ihtimalle artık durmamı istiyorlardı.
Esen rüzgarın soğukluğu beni titretmişti, onları daha fazla bekletmeye hakkım yoktu. Ürdün’ün soğuğu Türkiye gibi değildi, sertti. "Siz eşyaları falan toplayın, son bir iki bir şey yapıp bitireceğim," dedim Angel’e.
Angel bir şey demeden kafasını olumlu anlamda salladı ve diğerlerinin yanına yürümeye başladı.
Etrafa biraz daha bakındım. O sırada gözüme çok büyük olmayan, rengi diğer kayalara göre daha koyu bir kaya çarptı.
Kayanın yanına gittiğimde yere tam sabit olmadığını ve hareket ettiğini gördüm. O an içime bir his doğdu; bu sefer bir şey olacak gibiydi. Bunu derinden ve çok güçlü hissediyordum.
Kayayı biraz ittirmeye çalıştım, yere tam bağlı olmasa da yine de beni biraz da olsa zorlamıştı.
Elimdeki malayı dikkatlice toprağa bastırdım ve yavaş yavaş eşelemeye başladım. Toprak göründüğü gibi değildi; üstünde biraz kum vardı, altında ise sert görünen ama yumuşak bir toprak vardı.
Elimdeki yumuşak kıllı fırça ile eşelediğim yerleri temizliyordum bir yandan.
Mala aniden bir şeye çarptı. Anında durdum, kalp atışım hızlandı, ellerim terlemeye başladı. Malayı daha yavaş hareket ettirerek çarptığı şeye ulaştım.
Etrafını tamamen kazıdım, elime aldım. Bu, kahverengi kapaklı, kenarları sararmış ve üstünde değişik semboller olan bir defter veya kitaptı. Üstünde büyük harflerle COR OBLITUS yazıyordu.
☆
"Kızım son dakika golü atmışsın yine," dedi Angel. Ardından Run, "Valla ünlü aşk tanrıçası Aeylra’nın günlüğünü bulmuşsun," dedi heyecanlı çıkan sesiyle.
Ekipteki herkes benim bulduğum defterden, daha doğrusu benim defter sandığım ama aslında ünlü bir mitoloji tanrıçasının günlüğünü bulmuş olmamdan bahsediyordu.
"Ne yani, 5 gündür rüyama giren şey sadece bir günlük müymüş? Daha iyisini beklerdim," dedim alaycı bir sesle.
Çünkü gerçekten daha iyisi ya da daha farklısı olabilirdi; mitoloji falan benlik değildi çok fazla. Ben bunları düşünürken Nurlles lafa atladı: "Sadece günlük değil, bir aşk günlüğü, hafife alma," dedi. Ardından Nick devamını getirdi: "Aşk tanrıçasının kendi günlüğü, o yüzden aşk günlüğü olması da çok normal," dedi mutlu çıkan sesiyle.
"Zahmet olacak ya, bir de aşk günlüğü olmasaydı," diye atladı Angel. Hepsi günlüğü büyüleyici, efsane ötesi ve mükemmel bir şey gibi anlatıyorlardı.
"Bence çok bir olayı yok," dedim. Demez olaydım; ben cümlemi bitirdikten hemen sonra kınayıcı bakışlara maruz kaldım.
Sabahtan beri konuşmayan Katte bu gün ilk defa konuşmuştu: "Ya kızım öyle deme, söylentilere göre içinde Kael Morvane ile yaşadığı destansı aşk yazıyor diyorlar," dedi.
"Kael Morvane kim?" dedim meraklı bir şekilde.
"Sen nasıl arkeologsun, mitoloji ile alakan yok," dedi Run.
"Ne yani, arkeolog olmam için mitolojiyi sevmem gerektiğini bilmiyordum," dedim çok tınlamaz bir sesle.
"Hehe, ondan mitoloji sevmeyen benimle konuşamasın. Gerçi aşk günlüğü, aşkı bilmeyenlerin anlamaması normal," dedi ardından Run. Yüzünde beni sinir etmiş olduğunun vermiş olduğu mutluluğu görebiliyordum.
Elimde duran dergiyi kafasına attım. Tam kafasına isabet etmişti.
"Tam on ikiden," dedim ve Angel ile gülmeye başladık.
"Salak salak işler yapacağınıza günlüğü kim çevirecek ona karar verin," dedi Katte.
Kimseden ses çıkmadı. Demin herkes öve öve bitirememişti halbuki.
"İyi be, ben çeviririm," dedim. Ardından herkesin yüzünde bir sevinç gülüşü belirdi.
Belki gerçekten dedikleri kadar vardır, çevirince göreceğiz. Pek bir şey çıkmaz bence ama yine de bir bakmakta fayda var. Kalbim o günlüğü bulduğum andan beri garipti.
İçimde öyle bir his vardı ki nasıl tarif edilir bilmiyordum. Herkes çok heyecanlıydı, bu belliydi. Peki ya ben?
Ben ne hissediyordum ve ne hissettiğimi neden bilmiyordum? Bu ilk defa oluyordu.
Bölüm sonuuu
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Instagram: melis.yazar_
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |