
Bölüm şarkısı:
-Korkarak Yaşıyorsan-Şebnem Ferah
-From The Start-Laufey
(...)
Epey de uzaksın
İncilerin döküldüğü yerden bile uzaksın
Bazen düşünürüm
Neden hep uzaksın?
(...)
-Eda A.
"Zeynep, lütfen." Derken Zerya'nın sesi yine kapının önünden geliyordu. Ağlamaklıydı. "Bana mı kızgınsın?"
Başımı onun görmeyeceğini bilsemde iki yana salladım. Yalnızca biraz yaşadıklarımı sindirmem için zaman lazımdı. O ise her gün istisnasız her saat başı kapımı çalıyordu. Bundan rahatsız olmuyordum ancak hâlâ kendimi onunla konuşmaya hazır hissetmiyordum. Herkesij gözü önünde o kadar küçük düşmüştüm ki Alpay bile kendi girmişti odama.
"Zeynep," Dedi ancak devamını getiremedi. Ağlamaya başladı. Sesi ve hıçkırıkları yüreğimi dağlıyordu. Benden ziyade bir şeyler daha vardı sanırım.
Benimde gözlerim doldu. Derin nefes aldım. Ayaklandım. Artık ne kadar hazır hissetmesem de kapıya doğru ilerledim. 1 haftadır epey bencil davranmıştım zaten.
Kapının kilidini açtım ve kapının kolunu da açınca Zerya hiç beklemeden kollarını buynuma sardı ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Öyle ağlıyordu ki bende istemeden ağlamaya başladım.
1 haftadır kimseyle konuşmuyordum ve odamdan çıkmıyordum. Bunun kimseyle alakası yoktu. Ben sadece...
Utanıyordum...
Babamın herhesi gözü önünde beni dövmesinden, bana karşı söylediği sözlerden her şeyinden utanıyordum. Öyle utanıyordum ki 1 haftadır sadece odamdaki kendi odamdaki damacana sudan başka bir şey yiyip içmemiştim.
Zerya içli içli boynumda ağlarken ben onun omzunda ağlıyordum. İkimizide duygu seli alıp götürürken neredeyse yarım saat böyle ağladık. Sonra onu içeri koyup kapıyı kilitledim.
Odam biraz dağılmıştı. Normalde temiz kullanırdım ancak zihnim o kadar dağınıktı ki asla toplayacak gücü kendimle bulamamıştım.
Zerya ağlamaklı şekilde bana bakarken, "Zeynep, ben seni çok özledim!" Dedi ve tekrar bana sarıldı. Bende ona sarılırken konuşmak istedim ama konuşamadım. Yine ve yine çok utandım.
Zerya bunu fark etmiş olacak ki, "Neden konuşmuyorsun sen?" Dedi.
Başını eğerken bir şey diyemedim. Ne diyecektim? Babamın beni herkesin içinde dövmesinden ve bana hakaret etmesinden çok utanıyorum ondan mı?
Yanağımdan tutup başımı kaldırdı gözleri dolu doluydu ancak yine de hırsla konuştu. "Sakın o pislik yüzünden uyandığını söyleme!"
Gözlerimden tekrar yaşlar akarken bana tekrar sarıldı ve bu kez ben boynuna yaslandım. İçin kan ağlıyordu bir haftadır Alpay'ın bana mesajlarını saymazsak yapayalnızdım. Gerçi onlara da hiç bakmamıştım.
Zerya beni kendisinden ayırırken konuştu. "Başını dik tut! Utanmayacaksın! Bırak o pislik utansın!"
Başını usulca sallarken ağzını araladım ve konuştum. "Zerya ben," derken hıçkırıkdım. "Çok yalnızım." Sesim benden bağımsız şekilde o kadar çaresiz çıkmıştı ki içim kendime acıdı.
"Sen yalnız falan değilsin! Ben varım! Ne olursa olsun, asla senden ayrılmayacağım!" Dedi kararlı bir sesle o da.
Güldüm. "Bir hafta sonra gelin olup gideceğim." Dedim sakince.
Zerya ise aklına bir şey gelmiş olacak ki gözlerini belertti. Sonra bana baktı. Bir haftadır duş almadığım için kokan, altında hâlâ ayıcıklı pijama takımı- Alpay geldiği zaman giymiştim- kuş evlerinden daha karışık saçlarıma.
Oflarken bende ayrılıp hemen dolabını açtı ve konuştu. "Bugün nişan olacak salak!"
Şaşırsam da umursamadım. Saçımı tarayıp iki kıyafet giyer çıkardım. Birde böyle bir nişan için süslenecek miydim?
Benim tepki vermediğimi görünce kalçama şamarı yapıştırdı. "Koş banyoya hemen geliyorum ben!" Dedi kızgınca.
İtiraz etmedim. Bir banyo yapsam hiç fena olmazdı gerçekten. Hele Zerya yaptıracaksa hiç hayır demezdim. Başka biri görse saçma diyebilirdi ancak biz Zerya'yla kardeşten öteydik. Küçükken hep Zerya'yla beraber banyo yapardık. Şimdi o kadar sık olmasa da beraber banyo yaptığımız zamanlar oluyordu.
Banyoya girip hemen küvetin suyunu açtım. Üstümdekileri tek tek çıkarırken banyodaki küvet dolunca içine girdim. Çok geçmeden Zerya da gelip aynısını yaptı ve banyoya girdi.
Sıcak su ikimizi de rahatlatırken karşılıklı konuşmaya başladık.
"Ferzan benimle konuşmuyor." Dedi aniden Zerya.
Bense, "Neden?" Diye sordum. Belliki bu konuyu konuşmak istiyordu.
"Ben Samet Ağa'nın bana vurduğunu söylemedim. O da kendi gördü ve..." Devamını getiremedi.
"Barışırsınız." Dedim içini rahatlatmaya çalışarak.
"Ama Zeynep bana çok ağır konuştu. Dedi ki bana nasıl güvenecekmiş, bana böyle mi güvenecekmiş!" Dedi üzgün bir sesle. Epey kırılmıştı belliydi ve haklıydı da. "Bir haftadır yanında yatmıyor bile."
"E nerede yatıyor o zaman?" Dedim şaşkınca.
"Yani aynı yatakta uyuyoruz ama bana sırtını dönüp uyuyor. Normalde hep bana sarılır." Dedi düzelterek.
"Nazlara bak!" Dedim bende şakacı bir kızgınlıkla. "Bu arada Ceylin yenge hastaneden geldi mi?"
Kendi odamda olduğum günler de Zerya sağolsun bana her şeyi kapının dışından anlatıyordu. Her gün sabırla anlatmıştı her şeyi. Ceylin yenge doğum yapmıştı sonunda. Bu iki gündür de hastanedeydiler. Bense bu bir hafta derin depresyondayım. Hâlâ çıktığım söylenemese de artık yavaştan toparlanmalıydım. Bana verilen depresyon süresi de bu kadardı.
Başta abim vardı. Hâlâ komdaydı. Gelip beni kurtarmamıştı henüz. Onu o kadar özlemiştim ki yokluğunda yapayalnızdım. Evet, Zerya da vardı ancak abimin varlığı bile benim için bir güvenceydi.
Zerya bana bakıp güldü. "Bir saate evde olacaklardı. Hemen yıkanıp karşılayalım." Dedi ve hemen banyoya geçti.
Banyonun sonunda tertemiz okurken hemen temiz pijamalar giyip benim odama geçtik. Zerya dolabımı açıp bakarken konuştum. "Beni süslemene gerek yok ki zaten bu evlili-" Diyemeden lafımı kesti.
"Bak hayatım." Derken bana dönemedi bile. "Bundan 15-20 sene sonra belki de Alpay'la çok mutlu olacaksınız, belki de çocuklarınız olacak."
"Alpay ve ben imkansızız, Zerya. O neredeyse çocuk!" Derken kendim bile buna ikna olmamıştım.
Alpay bana az çektirmemişti. Konuşmamız bile bana iftira atıp adımı çıkarmakla tehdit etmesiyle başlamıştı. Onu bu konuda hâlâ affetmemiştin ki zaten o da özür dilememişti.
Ancak ona karşı şu an nötrdüm. Ne seviyordum ne de nefret ediyordum. Tabii bunda benim yaralarımı sarmaya geldiği zaman epey etkiliydi. Ona karşı iyi nötrdüm.
"Alpay mı çocuk?" Dedi inanmaz bakışlarla Zerya da. Bu kez kafasını kaldırıp bana baktı. "Hatırlatırım, beni İsmet Ağa onların kapısına attığında kendi elleriyle beni babama getirmişti." Hâlâ amca demiyordu. Sonraysa beni işaret ederek konuştu. "Seni de kurtardı. Belki kötü bir yoldu ancak en makul yoldu."
Başını eğdim. Diyecek bir şeyim yoktu. Zerya'nın Ferzan'la evlendiği zamanki olgunluğu bende olsa dağları delerdim ancak yoktu işte! Ben öyle davranamıyordum. Bu olanlar karşısında sakin kalamıyorum.
"Yine de evliliğe ne kadar hazır?" Dedim çaresizce. Ona bu konu da pek güvenemiyordum. Çünkü onunla konuştuğumuz zamanlar Mardin'in pezevengi olduğunu kabul etmişti.
Kadınlarla düşüp kalkan bir erkek benim travmalarımdı zaten. Bu yüzden Mutlu'yu reddediyorum. Asla onu reddetmekten pişman değildim, o beni en zayıf anımda kullanacak kadar acizdi.
Zerya, "Peki sen evlerine kadar hazırsın?" Deyince bazı şeylerin farkına vardım.
Aslında Alpay'ı sorgulamıyordum, kendimi sorguluyordum. Bu evliliği o kadar hazır değildim ki türlü türlü bahaneler uyduruyorum. Kabul etmek istemesem de bu evlilik olacaktı.
Zerya sonunda bir elbiseyi seçip havaya kaldırdı. Açık, limon sarı rengi bir elbiseydi. Omuzları ince askılı ve göğüs kısmı dekoltesiz ve kalp şeklindeydi. Etek kısmı diz kapagima kadar kalem şeklindeydi. Arka taraftan da bir karış kadar hafif bir yırtmacı vardı. Bu ölçüleri nasıl mı veriyorum? Zerya çoktan üstüme giydirmişti. Hatta saçımı makyajımı bile yapmıştı. Yüzümde sadece kapatıcı, maskara ve highlighter vardı. Göz makyajım bile beyaz highlighterdan yapılmıştı. Ancak açıkçası elbisemle çok yakışıyordu. Seçimi ise yarım at kuyruğu ve dalgalı şekilde yapmıştı.
Vücuduma tam oturan bu elbiseyi bana abim almıştı. 22 yaş günümde yani geçen sene... Keşke üstümde o da görseydi.
"Çok güzel kız!" Dedi gülerek Zerya.
Zerya da aynanın karşısında gelirken onun lacivert elbisesine baktım. Askısı boynunda birleşen elbisenin dekoltesi yoktu. Eteği benim ki gibi kalem ve onunki önden bir karış yırtmalıydı. Dağınık topuz şeklindeki saçları özensiz bir güzellik barındırıyordu. Onun kendine bir şey yapmasına gerek yoktu bile gerçekten çok güzeldi.
"Kendine bak!" Dedim gülerek. Sonra kendime baktım, biraz abartı mı olmuştu? "Çok mu abarttık?"
Zerya ise saçımı bozmayacak şekilde kafamı vururken konuştu. "Sırf sen istedin diye biraz yaptım zaten salak!"
Yinede içime sinmezken bir şey diyemedim. Ancak aklıma Zerya'nın dedikleri geldi. Ya gerçekten 15-20 yıl sonra çok mutlu olursak? O zaman birkaç saate çekilecek fotoğrafların güzel olmasını isterdim.
Derin bir nefes alırken aynaya bakmayı kesip Zerya'ya döndüm. "Hadi aşağıya inelim." Dedim ve elinden tutarak ayağımdaki kare uçlu topuklarla yürüdüm.
O da gülerek benimle gelirken odadan çıkıp aşağıya inmemiz 5 dakikamızı almamıştı. Tabii salonda gördüğümüz bir adet Ceylin yenge ve oğluşu Umut da vardı. Tüm herkes onların başındaydı. Tabii benim için bu biraz eziyetti. Bir hafta aradan sonra tüm aile üyelerini görmek pek... mutlu etmemişti beni. Özellikle de ailenin kadınlarına.
Çok şükür bu bir haftada tüm yaralarım iyileşmişti ancak izleri hala tam olarak gitmemişti. Zaten Zerya'da bunların hepsini kapatmıştı kapatıcıyla.
Boynum bükük yavaş yavaş ilerlerken havanın çoktan karardığını gördüm. Bir saate geleceklerdi.
Hâlâ çok utanıyordum. Özellikle bize döndüklerinde tüm hepsinin bana hal hatır sorması da cabasıydı.
"Zeynep, kızım. İyi misin canım?" Dedi Melek yenge.
"İyiyim." Dedim güçsüz bir sesle.
"Zeynep! Kızım sen niye inmiyorsun aşağıya kızım!" Dedi İsmet amca da.
Bu adamın patavatsızlığı ve gereksizliği beni kızdırıyordu.
"Zeynep abla!" Dedi Birsen ve hemen bana sarıldı. Hiçbir şey sarmadan bana sarıldı.
İşte bu iyi hissettirmişti.
Bende ona sarılırken arkasından Binnaz da geldi. "Zeynep abla!"
İkisi bana sarılırken Zerya da dayanamadan bana sarıldı. Kuz neler olarak birbirimize sarılırken hâlâ sorular gelse de duymazdan gelmeyi tercih ediyordum.
Zerya
Aile büyüklerinin hepsi Umut'u sevip öperken en sonunda erkekler dağılmış ve sıra benle Zeynep'e gelmişti. Zeynep'in soru yağmuru sonunda bitmişti ve sadece annemler ve biz kalmıştık. İkimize bakan Ceylin yenge kızdı. "Anne oldum diye yaşlandım mı kız! Beni niye çağırmadınız?" Dedi sahte bir kırgınlıkta.
"Valla yenge geldiğini bilmiyorduk ki!" Dedim ben de.
Zeynepse pek konuşmuyordu. Hâlâ utanıyordu. Ona üzülsem de kızıyordum da. Utanmamalıydı! O şerefsiz babası utanmalıydı!
"Zeyno, Umut'u sevmeyecek misin?" Dedi zaten Ceylin yenge de durumu fark edip.
"Seveyim, yenge." Dedi Zeynep de kısık sesle.
Zeynep hep herkese karşı bir tık çekingendi ancak bu kez daha da çekingendi.
"Sev yengem sev." Dedi ve Umut'u kucağına verdi.
Zeynep şaşkınca ve mutlulukla Umut'a baktı. Uzun zaman sonra ilk defa bebek görüyorduk. Ve bu bebek gebuz iki günlüktü. Umut'un başını yaklaştırıp kokladı sonrada narince öptü.
"Maşallah." Dedi sakince. Bana baktı sonra.
Gülümserken bana uzattı. Anlaşılan herkesin ona bakmasının gerginliğini atmak için bebeği bana uzatıyordu. Salak şu an ne kadar güzel olduğunun farkında değildi tabii! Tüm gece gözler onda olacaktı.
Umut'u kucağıma alırken konuştum. "Umut!" Dedim gülerek. "Aşkım." Dedim alnını öperken. Sırf onu öpebilmek için Zeynep'le ruj bile sürmemiştik.
Yavaşça onu havaya kaldırdığımda gülüp konuştum. "Sen ne kadar tatlısın aşkım!" Deyip havada yavaş yavaş zıplattım.
Annemin sesini duydum. "Bir tane de sen yap da bizde böyle sevelim." Dedi gülerek.
Anneme bakacağım esnada gözüm başka bir yere istemsizce takıldı. İki çift elaya. Bazen elaydı gözleri bazense kahve. Ancak her zaman çok güzel bakardı. Şimdi olduğu gibi.
Hafif sakalları çıkmış yüzünde küçük bir gülümsemeyle beni izliyordu. Bu an aşırı güzeldi. Bir an hayal etmeden edemedim. Bizimde bir çocuğumuz olmuş ve beraber büyütüyoruz. O bize gülümseyerek bakıyor bende çocuğumuzka oynuyorum. Çok güzeldi.
Yeni fark ettiğim şeyse Ferzan'la bakışıyorduk ve hâlâ anneme cevap vermedim. Sanki o da aynı şeyi fark etmiş gibi bakışlarını sertleştirdi ve önüne döndü.
"Nasip kısmet anne." Dedim bende kısaca.
Umut'u annesinin kucağına bırakıp mutfağa gidince her şeyin hazır olduğunu gördüm. Mutfaktan çıkınca Zeynep'in öylece telefonuna baktığını gördüm ve ona seslendim. "Zeynep." Bana dönünce ona yukarıyı işaret ettim ve konuştum. "İki dakika yukarı çıkıp geliyorum."
Beni başıyla onaylarken tekrar telefonuna döndü. Bende hızlıca yukarı çıkmaya başladım.
Odama varınca nefes nefeseydim. Kapıyı açıp içeri girince üstü çıplak kocamı gördüm. Üst bedeni tamamen gözler önündeyken hemen içeri girip kapıyı kapattım. Tekrar ona bakarken bana baktığını gördüm. Ben ona dönünce tekrar dolaba döndü.
Bense ona baktım. Heybetli vücudu tamamen pürüzsüz değildi. Bir kaç tane et ben ve sivilce izi vardı ancak asla beni rahatsız etmiyordu. Hatta daha çekici geliyordu.
Ona adım adım ilerledim. Elimi sırtına koyarken durdu. Elim sırtında yavaşça hareket ederken konuştum.
"Ferzan," Dedim en içten sesimle. "Ne zamana kadar küs kalacaksın?"
O ise sessizce beni dinledi ve tekrar dolaba döndü. Gözlerim hafiften dolarken beni umursamaması canımı yakmıştı.
"Madem bana bakmayacak kadar değer vermiyorsun bana öyle olsun!" Dedim sadece ve elini çekip arkamı döndüm.
Dur demesini bekledim. Ancak o durdurmadı. Gözlerimden iki damla yaş aktı. Kalbim paramparça oldu. Asıl beni üzen haklı olmasıydı. Abartıyordu. Bana güvenin dakırılmıştı. Toparlaması uzun sürmüştü ancak beni üzen yine de beni affetmemesiydi.
Odadan çıkarken gözlerini sildim ve aşağıya indim. Bu gece kuzenimin gecesiydi ve iyi ya da kötü evleniyordu. Kendin için bile olsa hiçbir şeyi mahvetmeyecektim.
İlahi Bakış Açısı
Herkes bir tarafa dağılırken oturduğum koltukta tek başına kala kalmıştım. Öylece etrafa bakınca kimseyi de bulamadım. Abim de yoktu. Elim telefonuma gitti ister istemez. Başka ne yapabilirdim ki tek başıma. Bir ara Zerya gelip gitmişti ancak bunun haricinde gelen giden yoktu çünkü.
Tabii gördüğüm ilk şey Alpay'ın mesajlarıydı. İstemsizce gülümsedim. İstisnasız her gün yazmıştı bana. Mesajları açarken baştan okumaya başladım.
20 Ağustos Cumartesi
Alpay: Nasılsın, daha iyi oldun mu? 13.11
Alpay: umarım iyisindir, en ufak bir şeyde buraya yazabilirsin. 13.30
Alpay: Yere düşsen bile yaz. 13.31
21 Ağustos Pazar
Alpay: Dün dönmemişsin 16.33
Alpay: umarım bir sıkıntın yoktur 16.35
Alpay: bugün nasılsın? 19.29
Alpay: iyisin değil mi? 19.44
22 Ağustos Pazartesi
Alpay: Zeynep sadece iyi olduğunu söyle. 20.52
Alpay: Zerya'ya sordum odandan çıkmıyormuşsun. 21.43
Alpay: umarım iyisindir ve çıkıp bir şeyler ye. 21.43
Alpay: umarım Nişan gününde bir kilo bile vermemiş olursun 21. 46
Alpay: yoksa tüm sülaleni tararım. 21. 48
23 Ağustos Salı
Alpay: Zeynep iyisin di mi 06.44
24 Ağustos Çarşamba
Alpay: iki güne nişanımız var 16.53
Alpay: bu gece odana gelsem kızar mısın? 23.55
Alpay: meraktan bittim burada 23.56
Alpay: gelsem bir dert gelmesen bir dert 23.57
Alpay: anlamıyorum ki 23.57
Alpay: mesajlarda Çift tik oluyor 23.57
Alpay: niye mesajlarıma bakmıyorsun? 23.59
25 Ağustos Perşembe
Alpay: Annemler senin gelin bohçanın bir kısmını almaya başladı. 18.08
Alpay: Anneme seni beklemelerini söyledim 18.08
Alpay: Annemde seninle ayrı bir alışveriş yapacaklarını söyledi. 18.09
Alpay: Ama sen istemezsen direkt geri iade ederim alınanları. 18.10
Alpay: Umarım iyisindir Zeynep. 23.55
26 Ağustos Cuma
Alpay: Yarın nişanımız var. 15.38
Alpay: Garip hissediyorum. 15.40
Alpay: Henüz 1 ay önce yeni yeni anlaşmaya başlamışken şu an evlenme arifesindeyiz. 15.45
Alpay: umarım odamdan çıkmışsındır 15.54
Alpay: Bu arada annemler kendileri Nisan yüzüğünü almışlar. 15.57
Alpay: Eğer istemezsen hemen yenisini alalım. 15.57
Bugün (27 Ağustos Cumartesi)
Alpay: bu akşam sizdeyiz. 17.38
Alpay: üstümde garip bir gerginlik var. 17.40
Alpay: bu arada hâlâ tuzlu kahvemi bekliyorum.18.45
Alpay: Tabii hâlâ hoşlanıyorsan;) 18.45
Mesajları ağzım açık okurken istemsizce güldüm. Bu salak çocuk ne diyordu? Nasıl evlendiğimizin farkında mıydı? Veya niçin evlendiğimizin?
İtiraf ediyorum bazı yerlerde gerçekten gülmüştüm ancak bazı kısımlar beni epey sinir etmişti. Özellikle son kısımda o tuzlu kahve meselesini açması ekstra bur kızdırmıştı beni. Aylar önce yaptığı terbiyesizliği şakaya vurmaya çalışıyorsa çok yanlış bir zamandaydı. Çünkü şu an pek şaka modunda değildim. Aksine stres ve gerginlik bombasıydım.
Ellerim tuşlarda gezerken kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Hemde olağan üstü bir çabayla.
Zeynep: gel de gör.
Tek yazdığım buydu çünkü bu gecenin sonunda ne kadar mutlu olurdu bilmiyordum. Kısa ve özdü ancak bir o kadar da netti. Sinirle ayağa kalktım ve mutfağa ilerledim. Topuklumun sesinin çıkardığı her ses hoşuma gitse de tüm gözleri üzerime çektiği için pek bunun keyfini süremiyordum. Ben göz önünde olmayı sevmezdim. Hele ki şık giyindiysem asla. Ve bugün nişanım olduğu için epey bir süslüydüm.
Mutfağa giderken yengemlerin bakışlarını üzerimde hissetsemde pek umursamamaya çalıştım ancak nafile. Umrumdaydı ve hemen önlerine dönmelerini istiyordum. Durumdan epey bir rahatsızdım.
Sonunda koca mutfağa girerken ne kadar da aç olduğumu fark ettim. Neredeyse bir haftadır doğru düzgün beslenmiyordum. Hakkını yemeyeyim zerya kapıma her öğün yemek getiriyordu ancak ben yemiyordum. Sadece iki kez akşam yemeğini yemiştim o kadar. Onun sebebi de tir tir titreyip bayılacak gibi olmamdandı. Tansiyonum fena düşmüştü. Zamanında bana hafif dar gelen elbisem bile şu an fazlasıyla boldu.
Ama tezgahta türlü türlü yemekler, tatlılar ve daha neler neler vardı sayamamıştım. Elime ilk gelen şey sarma olmuştu. İki tanesini birden ağzına atarken parmaklarımı yalayıp ilaç dolabına uzandım. İçini açıp yoklarken aradığım şeyi bulunca gülümsedim ve satmaları yuttum.
Uzun zaman sonra böyle bir lezzetin mideme düşmesi o kadar iyi bir histi ki kendimden geçmiştim adeta. Dolabı kapatıp ada tezgaha geri dönerken kek, börek, tatlı, kuru dolma ve daha nicesini yedim de yedim. Ancak beni şaşırtan hiçbiri asla eksilmemişti. Sanki hiç yememişim gibi epey bereketli duruyordu.
Mutfaktan elimi yıkayıp mutfaktan çıktığım gibi kapının çalması bir oldu. Herkeste ne bir heyecan vardı ne de bir beklenti. Kimse benim nişanım için heyecanlı değildi. Evet ortada bir gerginlik bir enerji vardı ancak bu benim evleniyor oluşu değil, İROZların konağımıza hayırlı bir işin gelmesinden dolayıydı. Yanisi kimsenin umrunda değildim.
Annemin bile umrunda olamayn bir çocuktum ben. Kim beni ne yapsındı?
Belki de evden gidiyorum diye mutlu bile oluyorlardı. Annem babam beni umursamadıktan sonra kim beni umursardı ki?
Melek yenge umursadı. Benim annem gibi olan kadın umursadı. Heyecanı gözünden belki olan kadın bana kocaman gülümseyip, "Koş kız kapıyı aç!" Dedi.
Belki herkes için çok normaldi, 4 kelime bir cümleydi ancak benim için birinin 'ben yanındayım!' diye haykırışıydı.
Gözlerim doldu. Yalnızlığıma ve bir o kadar da varlığa üzüldüm. Melek yenge benim annemdi. İki kıza annelik yapacak kadar anneydi benim için. Beni bir kere bile Zerya'dan ayırmamıştı. Benim için bu durum şaşırtıcıydı. Çünkü herkes annesi olmasına rağmen bir çocuğa annelik yapmazdı. O ise benim yalnızlığımı görmüş ve beni sarıp sarmalamıştı.
Ona gülümseyip yavaş adımlarla kapıya gittim. Her adımımda beni izleyen ev halkı ise beni acayip geriyordu. Hele topuğumdan çıkan her ses başımın edilmesine sebep oluyordu.
"Zeynep! Hadi gel!" Diyen Zerya'nın sesiyle basın kalkarken kapının önünde onu görünce derin bir nefes aldım. Ben kimsesizken onların yanında oluşunu asla unutmayacaktım.
Adımların hızlanırken heyecanlı değildim ancak gergindim. Gergin olamam normaldi. Alpay'la evlenmeyi istemiyordum. Bu ondan kaynaklı bir şey değildi. Ben kendimi hazır hissetmiyordum. Bu evlilik nasıl ilerleyecek, ne olacak bilmiyordum ancak kesinlikle kendimi hazır hissetmiyorum.
Kapının önüne geçince elimi kapının koluna koyup derin bir nefes aldım. İçimde bir tarafta tamda şu an heyecan hissediyordum. Tam kapıyı açacakken heyecanlanmam garipti belki ama odama kaçmak istiyorum.
Şu an heyecanamazdım!
Daha deminki gerginliğimi tercih ederdim!
Heyecanlanmak istemiyorum!
Kapıyı açtım. Ne kadar beklersem o kadar heyecanlanıp gerilecektim. Bende en iyi çıkış yolunu kapıyı açarak bulmuştum. Ancak bu sanırım yanlış bir yoldu çünkü karşımda gördüğüm kişi beni daha çok gerdi.
Amed Ağa?
Bu adam korkutucuydu. Gözleri yorgun, yüzündeki kırışıklıklar yılların verdiği tecrübeydi. Kaşları çarık bakışları sertti. Bakışları beni bulamamıştı bile. İlk gördüğü kişi Zerya'ydı. Bakışlarındaki o sertliğin kırıldığını anbean görmüştüm. Yeri öyle bir izleme evrilmişti ki şaşkına dönmüştüm.
Bir insan bu kadar sert bakarken nasıl bir anda yumuşayabilirdi ki?
Sanırım buna hasret deniyordu. Evlat hasreti görmemiştim ve umarım çekmezdim çünkü onu anlamak istemiyordum. Herkesin çekebileceği bir imtihan değildi.
Sadece 1 saniye saniyede gerçekleşen bu durum beni üzse de kapıyı tamamen açıp geri çekildim. Zerya beni arkadan dürtünce gergince konuştum.
"Hoş geldiniz." Dedim gergince.
Adamlara doğru düzgün eve bile anlamıyordum! Ben nasıl evlenecektim!
"Hoş gördük, his gördük." Deyip ağır ancak sağlam adımlarla içeri girdi Amed Ağa.
Ardından Cihan enişte geldi. Cihan enişte bulunduğu durumdan pek memnun değil gibiydi. Onu suçlamamak gerekirdi. Ne de olsa kim düşmanının kızını gelin olarak almak isterdi ki?
Babam ve Cihan enişte pek anlaşamıyordu. Melek yengenin dediğine göre bu durum çocukluktan beri böyleydi. Hep kavga eden bir ikili olmuşlardı. Hatta bundan dolayı babam, Nurşen hala ve Cihan eniştenin sevgili olduğunu öğrenince Nurşen halayı öldüresiye dövmüştü. Zaten çok geçmeden de Cihan enişte, Nurşen halayı kaçırmıştı.
Bazen İsmet amcanın Nurşen halaya bu kadar takıntılı olması saçma geliyordu ancak sonra aklıma abim geliyordu. Benim abimde her ne olursa olsun benim için yıllarda geçse yollar da geçse herkesi karşısına alırdı.
İsmet amcanın hatalı olduğu konu Nurşen halanın orada mutlu olduğunu anlamamasıydı. Abim böyle bir durumda eğer ben onunla mutluysam ve evden kaçacak kadar evde mutsuzsam beni rahat bırakırdı. Ancak o bunu anlamayacak kadar salaktı.
Cihan enişte Dağı solu yoklarken kimi aradığını biliyordum. Babamı arıyordu. Ancak babam yoktu. Babam gitmişti. Bunu nereden mi biliyorum çünkü hep böyleydi. Ne zaman böyle olaylar yaşasak dedem onu uzak yerlere gönderirdi. Hemde çok uzak yerlere. Bir gitti mi 1 yıl gelmeyeceği yerlere. Çocukluğumdan alışkındım ben bu duruma.
Cihan eniştenin ardından Baran Ağa girdi. Bu adam ve Alpay epey benziyordu. Özellikle gençlikleri benziyordu. Gerçi bunu da bana Ceylin yenge söylemişti. Ceylin yenge Baran Ağa'nın karısı Belinay ile teyze kızlarıymış.
Ceylin yenge anlatmıştı. Belinay yenge evlenmeden önce Baran Ağa'nın Mardin'de gönül eğlendirmediği kız yokmuş. Hatta bundan dolayı 30'una kadar kız bulamamış. Bana kalırsa pek evlenmelik kız aramamış ancak Ceylin yenge bu şekilde anlatmıştı. Bende onu yalancısıyım.
Sonra ne olduysa sevgili olmuşlar evlenmişler. Birde Belinay yenge Almancıymış. Nasıl ta Almanya'dan Mardinli birini bulmuş onu da pek anlamamıştım. Gerçi onlarda anlamamış ki bir şekilde diyorlar.
Alpay'ın da pek amcasından farkı yoktu. Üniversitedeyken onu bizim bölümdeki her kızla duyumuştum. Hatta neredeyse tüm tanıdığımla. Bu yüzden bile çevremden 'aptal' etiketi yiyeceğime emindim. Çünkü bende öyle derdim. Alpay'la ben değil bir başkası evlense ona üzülürdüm. Hele ki benim gibi bir kız evlense ona çok üzülürdüm.
Neyse ya! Çok mu düşünüyorum ne!
Baran Ağa'dan sonra Nurşen hala geldi. Karnı hafif belirginleşti. Yanında küçük eltisi Belinay yenge vardı. Bu kadın gerçekten güzeldi ya. Belinay yenge de içeri girerken aralardan sıyrılan iki küçük çocuk gördüm.
Tabii birde günün ikinci başrolü vardı. Tabii normalde olacak başrolü. Malum bu isteme pek samimi değildi.
Upuzun boyu ve omuzlarıyla adeta insanın gözünü doyuran bir heybeti vardı. Üzerindeki takım elbiseyi ikinci defa görüyordum. İlk gördüğümde babasının şirketinden gelmişti şimdiyse beni istemeye.
Bu heybetin yanına elindeki çiçekler ise ayrı bir güzeldi. Kocaman değildi ancak benim için yeterli bir boyuttu. Ortanca çiçeklerinin pembe rengi öyle hoştu ki mutlu olmuştum. Ortanca cicekleri bana göre zerafeti temsil ediyordu. Hem güzel hem mini mini hemde hoştu. Abim saymazsak ilk defa çiçek alıyordum bir erkekten.
Gerçi Alpay geçen hafta bir kez daha vermişti ancak olsun bu çiçekler nedense ayrı bir hoşuma gitmişti.
O, bana bakarken bakışlarından garip bir ifade geçiyordu. Donup kalmıştı sanki. Şaşkınca bana bakarken bulunduğum yerden yok olmak istemiştim.
Utanıyordum! Yine ve yine!
Gözleri vücudumda fazladan bir saniye bile durmamıştı ancak adeta yüzümü kesiyordu. Bense bakabileceğim her yere bakıyordum onunla bakışmamak için.
Arkadan bir tık öne doğru itilince korkuyla geri çekildim. Bir de ne göreyim! Cesur Toprak.
"Versene oğlum, kıza çiçeğini!" Dedi hafif kızgınlıkla. Hepimizin bakışları ona dönerken o ise arkamızdan birine bakmıştı. Arkamızda ikizler yengemler ve en sonda dedemler vardı. Oraya çok dönmesem de az çok tahmin edebiliyordum sırayı.
Çiçekleri bana uzatan Alpay mırıltıyla konuştu. "Çok güzel olmuşsun." Dedi sakince. Ancak bakışları pırıl pırıldı. Bana yaklaşsa gözlerimden kendimi görebilirdim belki de.
Ona sadece gülümserken o da bana gülümsedi. Çok garip bir an yaşıyorduk. Ne diyeceğimi bile bilmiyordum. Henüz 10 saniye önce kendi kendine acıyan ben şu anda ne yapıyordum?
Beni bu çıkmazdan kurtaran kişiyse Cesur'du. Alpay'ı yana itip konuştu. "Oo Zeynep Yenge!" Deyip gevşek gevşek elimi sıktı ve kafasıyla kafamı tokuşturdu. Şaşkınca Cesur'a bakarken Alpay'ın kızgın bakışlarını görebiliyordum. Resmen damadı tepmişti ayı!
"Hoş geldin de-" Dedim ve anlamaz şekilde, "Yenge ne alaka?"
"Sen Alpay'la evlenmiyor musun?" Deyince öylece kala kaldım. Ne diyordu bu ya? Kafası falan mı güzeldi.
Sanırsam Sena'dan ayrılmak onu pek iyi etkilememişti. Sena onu aldatmıştı aslında ama... Gerçi o kızdan ancak o beklenirdi. Liseden beri onu tanıyordum ve bana pek güven veren biri değildi. Ancak okulda Cesur'la çıkmaya başlayınca tüm Mardin'in diline dolanmıştı. Popülerliğine popülerlik katmıştı.
Cesur popüler değildi ancak babasının parası yeterdi. Resul Ağa'nın büyük galerisi vardı. Hatta Türkiye de bile bazı şubeleri vardı ve Mardin'deki herkes onları tanıyordu. Tabii genç, bekar ve kaldırılmaya müsait Cesur'u da. Cesur ona aşıktı. Yani yaklaşık 4 sene beraber olmuşlardı, pek emin değildim ancak herhalde aşıktır.
"Sus da yürü artık Cesur!" Deyip Cesur'u arkadan itti bir kız.
Sonraysa Sidar ve Bilge. Sanırsam Cesur'u Bilge itmişti. Bilge'yi her gördüğümde aynı Zerya'ya bakar gibi hissediyordum. Gözleri, bakışları, duruşu her hali benziyordu. Ona bakınca ürperirken Bilge gülümseyerek ablasına bir şeyler söyledi ancak pek anlayamadım. Çünkü fazla düşük desibel de konuşuyordu.
İki genç kızın üstünde de sade birer elbise vardı. İkisi de hızlıca içeri girerken bir anlığına Zerya'yla bakıştık. Zerya bir durgunlaşırken durumu nasıl toparlayacağımı bilemediğim için koluna girip konuştum. "Hadi millet bizi içerde bekliyor." Dedim.
Bana gülümserken koluma iyice girip salona yürüdük.
Evet canlarimmmm selamlarr👋🏻👋🏻
Bölüm neredeyse 8 kısımdan oluşacağı için ilk 3-4 kısmı bıraktım buraya.
Bu arada eminkim ki Zerya ve Zeynep'in banyo yaptığı sahne bir çok kişiye garip gelmiş olabilir ancak bana çok garip gelmiyor çünkü bende amcamın kızıyla küçükken banyo yapıyordum. Biliyorum biraz gereksiz bir detay ancak 20 yıllık kuzenler ve kardeş sayılırlar. Onun için bana pek garip gelmiyor.
Bu arada Cesur'un tavırlarının saçma olduğunun farkındayım. Yani kitap sacmalamiyor sadece akışı bu yönde.
Cesur, senaya aşık olduğu için ondan ayrılınca daha doğrusu aldatilinca biraz psikolojik boşluğa girdi. Pek ne yaptığının farkında değil. Ve başka sebepleri de var bunu ilerleyen kısımlarda göreceğiz inşallah.
Bu aradaaaa Alpay ve Ferzan'ın tokalaşma sahnesini yazacaktım isteme girişinde sonra dedim ki "bunlar birbirlerinin yüzüne bile bakmaz." Bundan vazgeçtim.
Alıntı da 2. Partta yaşanacak.
Bölümü biraz geç attığım farkındayım ancak işlerim çok yoğun günde bana kalan saat sadece 2-3 saat. Bu zamanda da genelde fazladan uyuyorum bu yüzden bölümler geç geliyor. Bunun içinde hepinizden özür dilerim🫂
Neyse canlarım sizi çok seviyorum. Kendinize iyi bakın! Hoşça kalın!💋😘🌬️💖💖🫂
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 38.93k Okunma |
2.96k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |