47. Bölüm

30. Bölüm

Eda A.
mektupb_1rsanattir

Bölüm şarkısı:

*Kurşun Adres Sormaz Ki - Yıldız Tilbe

*Şevko - Uğur Çoban

 

 

Benimle meydan oku her çaresizliğe,

 

Benimle uyu, benimle uyan..

 

Birlikte varalım onüçüncü aylara

 

Ben bir Eylül, sen Haziran.

 

-Ümit Yaşar Oğuzcan

 

 

Beşiği sallarken bebeğimin uyumasını bekliyordum. Söylemediğim ninni, türkü veya ezgili bir şey kalmamıştı. Ancak yok uyumuyordu.

"Anneciğim uyusana güzel oğlum." Derken hâlâ sallıyorum. Beşikte sallanan bebekse bana mısın demiyor tavana bakıp gülüyordu.

Kollarım yorulurken bu kez sallamayı bırakıp ona baktım. O ise zatenarada bana arada tavana bakıp gülüyordu. Oğlum o kadar tatlıydı ki yiyesim geliyordu. Bende ona gülümsedim ve dayanamayıp beşiğe elimi attım. Yavaşça onu kucağıma alırken kokusu burnuma geldi. Mis gibi bebek kokuyordu. Hem kusmuk hem taze hemde cennet gibi. Evladının olması böyle bir şeydi galiba. Cennette gibi...

"Annem benim. Uykun gelmedi mi senin?" Dedim ve sırtını sıvazladım.

Kafası omzumda yatıyordu. Göğsümdeki bacakları minik ve yumuşacıktı. Allah'ım bu benim oğlumdu!

"Güzel bebeğim benim. Sen babanı mı bekliyorsun?" Dememle bir banyonun kapısı açıldı. İşte babası da gelmişti.

"Ne olmuş babasına?" Derken yüzünde aynı gülüş vardı. Sanırsam ölene kadar hep bana böyle gülecekti. Ben razıydım. Yeterki bir bana gülsündü.

"Oğlu babası olmadan uyuyamıyormuş." Dedim gülerek.

Bana bakıp gülümserken yatağa gelip yanıma uzandı ve kollarını açıp oğlumu istedi. Kollarına yavaşça oğlumu bırakırken koca kollarının yanına oğlum adeta kaybolmuştu. Onlara gülümserken onu tam saçlarının üstünden öptü.

"Anneyi çok mu yoruyorsun len?" Deyince kaşlarını çattım.

"Alpay!" Derken yine aynı çapkın gülüşü attı. Bende ona kızgınca bakıyordum. Kızmıştım. "El kadar bebeğime niye len diyorsun!"

"Senin bebeğinse benim de oğlum." Dedi ve kolumdan tuttuğu gibi diğer yanına çekti beni. Gülerek onun yanına uzanırken tekrar surat yaptım.

"Hiç gönlümü almaya çalışma!" Derken öpücüğünü çoktan yanağıma kondurmuştu bile.

"Hadi Zeyno'm. Bunun için küsme bana." Derken elleriyle saçımı okşuyordu.

Bense ona değil de oğlumuza bakıyordum. O bana bakıp gülüyordu. O kadar tatlıydı ki onu çok seviyordum. Benim oğlumdu! İnanılmaz, elzem, müthiş bir histi!

"Anne bize küsmüş değil mi, oğlum?" Deyince bu kez ona ters ters baktım.

"Ben oğluma değil, babasına kızgınım!" Dedim. Onun göğsünde ikimizin başı da vardı ancak maşallah ikimizde rahat sığmıştık. Kokusunu anlamıyordum ama varlığını hissetmiştim.

Alpay ise, "Oğlunun babası senin neyin oluyor acaba?" Dedi bana gülerken.

"Kocam." Derken bende dayanamadan güldüm.

O ise, "Artık uyan!" Dedi aniden. İrkilmiştim. Neden bana bağırıyordu. "Alpay bağırma çocuğu korkutacaksın." Dedim bende onun omzuna vurmaya çalışarak. Ancak vuramamıştım çünkü ani bir sarsıntıyla gözüm açılmıştı.

"Umut değil sen uyumuşsun salak!" Diyen kişiyse bizzat kuzenim Zerya'ydı.

Alpay neredeydi?

Oğlum!

İçimde oluşan boşluk sanırım özlem oluyordu. Garip bir rüyaydı ancak... huzurluydu da. Oğlumu şu an bile özlemiştim. Hem oğlum gerçek bile değildi. Sanırım annelik böyle bir duyguydu.

Hem Alpay! Alpay'la evli mutlu çocukluyduk resmen! Ancak reddetmeyecektim, çok güzel bir rüyaydı.

"Bugün kuaföre gideceğiz, Zeyno! Kalk kız, kınan var!" Diyen Zerya'ysa gerçek hayat ile iletişim aracımdı.

Doğru ya! Bugün büyük gündü! Kınam vardı benim!

"Birde yengeme Umut'u uyuyacağım demişti! Hani çocuk uyanık sen uyuyorsun!"

"Uyumuştu, bende dalmışım!" Dedim bende.

"Boşver şimdi Umut'u! Kalk da kendi kınana hazırlan!" Dedi ve kolumdan tuttuğu gibi beni kuaföre getirdi. Gerçekten hangi ara geldiğimizi bile anlamamıştım ancak şu an kuaförde makyaj yaptırıyordum.

Düğün için ekstra hiçbir şey yapmamıştık. Ne herhangi bir nedime dansı ne de başka bir şov. Gerek yoktu zaten. Alpay'la ne de olsa severek evlenmiyorduk.

"Ablacığım, bari biraz sim sürelim." Dedi ve elindeki highligherı bana gösterdi.

"Abla sen ona sorarsan o fondöten bile sürmez." Diye konuşan Zerya'ysa beni ona bakmaya yöneltti.

Yanımdaki sandalyede ona da makyaj yapılan Zerya gözüne far sürülürken konuşmuştu. Tam ağzımı açmış konuşacaktım ki diğer yanımdan bir ses geldi.

"Kabul et Zeynep abla! Heiley Bieber Türk olsa sen olurdu!" Bunu diyen Birsen'di.

"'Clean Girl'lerin vücut bulmuş halisin ve highlighera sakın hayır deme!" Dedi ikizi de.

Bende 'vay be!' dercesine bakıp konuştum. "Siz böyle hem amca kızları hemde gelin görümce çok iyi anlaştınız he!"

"Doğru ya! Sen evlendiğinde senin görümcende olmayacak!" Derken kahkahayı bastı Birsen.

Binnaz ise ikizine katılmamıştı. "Salak mısın, Birsen? Ne güzel işte kocasıyla arasına dahil olan kimse olmayacak!" Dedi itiraz ederek.

"Biz abimle Zerya ablanın ilişkisine karışıyor muyuz, salak?" Dedi Birsen de.

"Biz iyi görümceyiz, belki onun görümcesi kötü olacaktı?" Dedi Binnaz da.

Zerya, "Olsa da ondan kesin küçük olurdu!" Deyince bu kez güldüm. Bu cidden komikti.

Hepimiz kahkahalarla gülerken en sonunda sim sürmeye razı olmuştum.

Abla biraz daha uğraştıktan sonra makyajımı sonunda bitirip aynaya bakmama izin verdi. Aynadaki yüz benimdi ancak ilk defa kendimi bu kadar makyajlı görüyordum.

Gözüm ile kaşım arasına bolca aydınlık verilmişti ve simsiyah güzel bir eyeliner çekilmişti. Ten makyajim her zamankinden biraz daha ağırdı ve bu biraz beni değiştirmişti. Ama kabul etmeliyim ki gerçekten çok güzel olmuştum.

"Gelin hanım, hazır mısınız kınanıza?" Diyen Zerya'ya gülerken kötü kötü baktım şakadan.

"Baksana nasıl gülüyor? Sence hazır değil mi?" Dedi Birsen de. Bana diyorlardı ancak hepsi çok güzel olmuştu.

Aramızda en az makyaj yapan kişi Binnaz'dı. Binnaz sadelikle takılırken ikizi tam tersine simsiyah göz makyajı ve burnundaki pırlantalı hızmayla harika görünüyordu.

"Bana diyene bak!" Derken ona bakıp gülümsedim. "Resmen podyum ışığı gibisin! Çok güzel olmuşsun."

"Ben güzel olmamışım herhalde?" Dedi Zerya da tripli şekilde bakarken. Ona gülümserken konuştum.

"Hepinizde çok güzelsiniz maşallah. Yine sen evlisin de bu ikisi bekarlar. Görücüleri çıkacak." Dedim ikizlerle şakalaşarak.

İkisi de aynı anda, "Zeynep abla!" Derken güldüm.

"Kız bırakın sohbeti! Saat 6! Düğün 1 saate başlıyacak! Kalkın da giyinin!" Bunu diyen arkada kucağında bebeğiyle Ceylin yengeydi. Umut şu ara pek uslu durmuyordu. Sürekli ağlayıp Ceylin yengeye huzur vermiyordu. Zaten bu sabahta ona üzülüp Umut'un beşiğini sallamıştım.

Aklıma gördüğüm rüya gelirken içimde bir boşluk oluştu. O bebek geldi aklıma. Benim bebeğim olan bebek. Sanırım sadece 2-3 saniyelik bir rüyada gördüğüm bebeği özlüyordum. Annelik bu kadar yüce bir duyguydu galiba. Onun sadece annesi olarak görmüştüm rüyamda ve şu an onu özlüyordum.

"Zeynep sana diyor! Düşüneceğine yürü de giyinelim!" Dedi Zerya. Düşüncelerim kaybolurken ona bakıp başımla onayladım. O ise beni ite kaka odaya sokmuştu.

 

 

İlahi bakış açısı

 

"Abe iyice aldın değil?" Dedi Alpay.

Berber ise, "Aldım oğlum aldım! Saçlarında bitti!" Dedi ve bıkkınca onun sandalyesini döndürüp aynaya bakmasını sağladı.

Alpay kendine bakarken bu gece evleneceği için fazlasıyla özeniyordu. Hele Zeynep bu kadar güzelken onun yanına yakışmamayı hiç istemiyordu.

"Apo kalk hadi, saat 6.30 olmuş! Kendi düğününe geç kalacaksın!" Dedi arkasında duran Cesur'da. Damadın Sağdıçı olarak o hazırdı bile.

"O kadar olmuş mu lan!" Dedi ve ayağa kalktı. Berber adama, "Eyvallah abe, ödemeyi nereden yapacağız?" Diye sordu.

Berber adamsa, "Apo sen git biz onu sonra hallederiz. Gelin hanımı yalnız bırakma." Dedi gülerek. 40'ı geçkin bu adam tombul ve saçlarını ortası da keldi.

Alpay ona gülerken, "Eyvallah abe! Allah'a emanet!" Dedi ve hızlıca berberden çıktı. Cesur direksiyon koltuğuna geçerken Alpay da yan koltuğa oturmuştu. Hızlıca kız tarafının olduğu kuaföre gidiyorlardı.

Zerya, Zeynep'in odasından çıkmasını beklerken bir yandan telefonuyla ilgileniyor bir yandan da kızları kontrol ediyordu. Telefonuna gelen aramaya bakarken gülümsedi. Kocası arıyordu.

"Alo, efendim aşkım?" Dedi gülümseyerek Zerya.

"Zerya'm, bitti mi işiniz?" Dedi Ferzan da.

Zerya daha çok gülümserken iki görümcesi ona bakıp gülümsüyordu bile. "Bitti sayılır. Bir şey mi oldu?" Dedi cilveli cilveli.

Birsen, Binnaz'a bakıp alaylı bir cilveyle, "Bitti sayılır. Bir şey mi oldu?" Dedi ve ikisi beraber kahkahayı bastı.

"Kız susun!" Diyerek kızdı Zerya da.

Birsen de gülerek, "Aman aman kocanla sohbetini mi böldük yengeciğim?" Dedi. Sesinde alay vardı.

Onunla dalga geçiyorlardı!

"Evet, görümceciğim. Bir sus da abinle konuşayım!" Derken aynı alay ve gülümseme Zerya'da da vardı.

Hâlâ telefonda olan Ferzan da, "Kızlar senle mi uğraşıyor?" Dedi gülerek.

"Sen boşver onları ne yapacaksın çıkıp çıkmayacağımızı?" Dedi Zerya da heyecanla. Kocası ne diyecek merak ediyordu.

Ferzan ise, "Gelip seni alacaktım." Dedi.

Zerya ona gülümserken konuştu. "Olmaz, birtanem. Zeynep'le gelin arabasında geleceğim."

"Yavrum, Zerya'm senin kocan ben değil miyim?" Dedi Ferzan tane tane.

"Sensin aşkım." Dedi Zerya da gülümseyerek.

"O zaman düğüne benimle gelmelisin. Sen evlisin, bırak bekarlar halletsin." Dedi Ferzan da.

Sözleri Zerya'yı yeterince ikna ederken gözleri iki görümcesine takıldı. Birsen acayip deli doluydu, Binnaz ise daha sakin ve kontrollüydü. Madem bekarlar halledecekti. Bir tane görümcesi gidiversindi. Ancak hangisi?

"Zerya?" Diyen sesin sahibi dışarıdan gelmişti.

"Alpay?" Dedi Zerya da ve ayağa kalktı.

Alpay selam sabah sormadan, "Zeynep nerede?" Diye sorunca Zerya gülümsedi. İçten içe 'bundan olacak bir şeyler' diye düşünürken giyinme odasını gösterdi.

"Son hazırlıklarını yapıyor. Sen bekle ben iki dakikaya getiriyorum onu." Dedi Zerya ve Zeynep'in odasının içine girdi.

Alpay hem stresli hemde heyecanlı şekilde Zeynep'i beklerken yanındaki Cesur ise başka bir şeyi fark etmişti. Binnaz'ı.

Hâlâ adını öğrenememişti. Kız kardeşiyle bir şeyler konuşarak onlara bakıyorlardı ki bakışları kesişti.

Cesur, Binnaz'a bakarken ne kadar da sade giyindiğink gördü. Cesur'un abisi evlendiğinde Burçin yengesinin kız kardeşleri o kadar abartılı giyinmişti ki Binnaz'ın bu sadeliğine şaşırmıştı.

Kabul ediyordu, Binnaz böyle çok çok güzeldi ancak kendi kuzeninin düğünü için bir tık fazla sadeydi.

İkizi ise onun aksine abarttıkça abartmıştı. Cesur ona çok bakmadı çünkü ikizi onun dikkatini daha çok çekmişti. 'Acaba adı ne?' diye düşündü ister istemez. Binnaz ise sadece kısaca ona bakıp kendi ikizine dönmüştü.

Alpay neredeyse bu salak da oradaydı.

Bu salak neredeyse Alpay oradaydı.

Ve komik olan artık Alpay'la akrabaydı ve sürekli bu salağı görmek zorundaydı.

"Zerya bağladın mı?" Diye sakran Zeynep ise eteginin altındaki Zerya'yı bekliyordu.

Zerya ise topuklu ayakkabıyı sonunda bağlarken gelinliğin eteğinden çıkıp yorgun şekilde "Bağladım!" Dedi ve gülümsedi. Hafif terlediği için saçlarını geriye atıp elleriyle yüzüne yelpaze yaptı.

Zeynep ona gülümserken, "Çıkalım o zaman!" Dedi. Zerya da onu onaylarken kapıyı açtı ve önden çıkıp Zeynep'in çıkması için kapıyı tuttu.

Zeynep adım adım topklusunun çıkardığı seslerle yürürken onu bekleyen adamdan haberdardı. Ancak meraklı olduğundan bihaberdi.

Başı eğik şekilde yürürken gözleri hemen Alpay'ın gözlerine çıkamadı. İlk ayaklarını, daha doğrusu ayakkabılarını, gördü. Yepyeni ve ışıl ışıldı. Gözleri daha da yukarı çıktı ve kumaş pantolonunu gördü. Tıpkı ayakkabısı gibi siyah ve yepyeniydi. Ve ona tam oturmuş oldukça da yakışmıştı.

Gözleri daha üstlere giderken ceketinin içindeki beyaz gömlek ve bütünleşen damatlığın onda ne kadar şık durduğunu gördü. Alpay damatlık içinde fena duruyordu.

En sonunda cesaret edip ona baktı Zeynep. Saçları jilet gibi jöleyle arkaya atılmış ve yeni traş olmuştu. Sakalları da gitmişti. Belliki damat tıraşı olmuştu. Hem sert hemde mükemmel yüz hatları o kadar güzel duruyordu ki bugün, Zeynep kendini sorguladı.

Bugün Alpay ayrı bir yakışıklıydı sanki.

Ve Zeynep en sonunda onun gözlerine baktı. Alpay'ın gözlerine kilitlenmiş gibi ona bakıyordu. Ne terbiyesizce ne de mesafeli. Hayranlıkla bakıyordu. Zeynep bunu anlayamamıştı. Alpay'ın şaşkınca baktığını sandı.

Alpay ise hayatında daha güzel bir manzara girmemişti. Resmen hayran kalmıştı ve tekrardan aynı şeyi düşündü. Zeynep'le evlendiği için bencil hissediyordu kendini.

Üstündeki kırmızı bindallı onun rengini o kadar güzel açmıştı ki gözlerini alamıyordu. Üst kısmı dekoltesiz ve kare yakalıydı. Omuz kısımları kalın askılıydı. Boynunda yer yer benler ve izler vardı. Sivilce izleri gibiydi. Ancak bu bile Alpay'ın hoşuma gitmişti.

Etek kısmı çok fazla kabarık değildi. Tam da ona yakışacak sadelikteydi. Gösterişsiz güzellik. Eteğini üstünde pullar, pırlantalar ve bir çok parlayan şey vardı. Ve gerçekten güzeldi. Duvağı saçına takılıydı. Ve bindallı gibi kırmızıydı.

Alpay onu fazla incelediğini fark edince gözlerini ondan kısa süreliğine ayırdı. Tekrar gözlerini ona çıkardı ve ilk adımı Alpay attı. Elini ona uzatırken Zeynep bir ona bir eline baktı. Çok gecikmedi ona elini uzatması ama. Adım adım ona yürüdü ve elini elinin içine koydu.

Alpay onun elini kavrarken gülümsedi ve Zeynep'in elini kendi kolunun içine koydu. Beraber yavaş yavaş yürürlerken arkadan Birsen'in sesi geldi. Sesinin kısık oldugunu düşünse de pek değildi.

"Bu ne ya? Hiç romantik değil!"

İkizi de aynı şekilde ona katılırken, "İlerideki kocam beni gelinlikle ilk gördüğünde böyle olacaksa ben evlenmeyi reddediyorum." Dedi.

Zerya ise iki görümcesine bakıp kafasını salladı ve giden ikiliye baktı. Zeynep'in hissettiklerini anlıyordu. Belki Ferzan'la düğünden önce birbirlerini sevmişlerdi ancak İmam nikahı kıydıkları günkü heyecanını asla unutmamıştı.

"Gidin evlenin de kurtulsun Benan anne sizden!" Dedi Zerya ve gülerek yürümeye başladı.

"Aman aman! Sen evlendin de ne oldu yenge?" Dedi Birsen de.

"Hâlâ babanın evindesin!" Dedi Binnaz da.

Zerya onlara gülerken, "Siz benim yaptığımı yapmayın. Evlendiğinizde iki cadı görümceyle kalırsınız sonra." Dedim.

İkisi de buna gülerken Zerya'nın iki koluna girip yürümeye başladı. Tabi onlara bakıp gülümseyen Cesur'u görmemişlerdi.

Alpay ve Zeynep da onların dediklerini duysalarda bir şey dememişlerdi. Zeynep, Alpay'ın bir şey demesini beklememişti zaten. Alpay'dan romantik şeylerde beklemiyordu.

Alpay ise ağzının ucuna gelen onca kelimeyi zar zor zapt edebilmişti. O kadar güzeldi ki Zeynep sözleriyle onu korkutur diye endişelenmişti.

Zeynep çok kırılgandı. İncinmeye çok müsaitti. Ve Zeynep'i kırmak Alpay'ın isteyeceği son şey bile değildi.

Arabaya Binnaz'ı bildirmişti Zerya. Birsen de abisinin arabasına gelmişti. Sessiz, heyecanlı ve gergin bir araba yolculuğundan sonra düğün salonuna gelmiş ve gelinin oturması için ayrılan bir odada Nurşen'in altın takmasını izliyorlardı.

Zeynep'in boynuna akıtmayı, beline kemerini, iki koluna iki Trabzon burmasını ve altın küpelerini takmayı sonunda başarmıştı.

Zeynep halasına bakıp gülümserken bu kadar altına şaşırmamıştı. Alpay evin ilk torunuydu. Onun için fazlasıyla paraya kıyılanacağını biliyordu. İki günlük düğünleri için bile Mardin'deki en güzel salon tutulmuştu. Cihan paraya bayağı bir kıymıştı.

"Kızım vallahi ben bunları beğendim. Senin beğenmediğin bir şey olursa yarın sabahtan kuyumcuya gider yenisini alırız, olur mu?" Dedi Nurşen.

"Yok hala, gayette güzeller. Teşekkür ederim." Dedi Zeynep ve gülümsedi.

Dışarıda gümbür gümbür halay sesiyle misafirler halay çekerken onlar içerde Nurşen'in takı takma merasimini bekliyorlardı.

"Hala deme artık kızım. Ben senin annenim." Dedi Nurşen de samimi şekilde.

Zeynep duraksadı. Anne kelimesi ona epey yabancıydı. Anne dediği zamanlar azdı. Şimdi başka birine mi anne diyecekti? Daha kendi annesine bile doğru düzgün söyleyemeden?

"Peki." Dedi, Zeynep. Ne kadar istemese de kabul etmişti. İçinde fırtınalar kopsa da bunu dışına yansıtmamıştı. Özgüveni neredeyse hiç yoktu. Şu an bile üstünde birazdan içeride herkesin ona bakacağını bildiği için bir gerginlik vardı. Ve haksız sayılmazdı.

Alpay'ın koluna girmiş şekilde adım adım salona ilerlerken tamda düşündüğü gibi herkes ona bakıyor, bir sürü telefon ve kamera onları çekiyor aynı zamanda yaklaşık 1000 kişi ona bakıyordu. Gelin kınası olmasına rağmen oldukça kalabalıktı.

Alpay onun yanında dağ gibi durarken ikiside oldukça heyecanlı ve gergindi. Herkes onlara bakarken Zeynep, Zeynep onun kolundayken Alpay nasıl rahat olabilirdi ki?

Arkada Rojda'nın 'Narine' şarkısı çalarken etraftan rengarenk ışıklar yanıyor konfetiler, meşaleler, ziller ve daha nicesi. Ortalık adeta şenlikti.

Zeynep içten içe heyecanlasa da içindeki boşluk olduğu gibi duruyordu. Ailesinden kimse yoktu. Belki kuzenleri vardı ancak ne annesi yanındaydı ne babası ne de abisi. En azından abisinin yanında olmasını isterdi.

Bu evlilik konusunda artık geri dönüşü olmayan bir noktadaydı ve koluna girdiği adam yarın sabahtan İmam nikahlı kocası olacaktı.

"Singê keçikê sipî ne narînê narîncanê

Weke berfa zozana sorgulê bêrîvanê

Qembûr li ser milan e narînê narîncanê

Weke fitlê mara ne sorgulê bêrîvanê"

(Kızın göğüsleri beyazdır narin narincan

Yayladaki kar gibi kırmızıgül sağmacı

Omuzlarında kamburu var narin narincan)

Rojda yıllardır eskimeyen sesiyle bir kez daha Alakanların kızı için şarkı söylerken herkes öyle eğleniyordu ki herkes kendini kaptırmış onları düğünün tam ortasına getirmişlerdi.

Alpay ve Zeynep kolkola ilerlerken Zeynep ara ara gelinliği yüzünden aksıyordu ancak Belinay yenge ona berbuk olduğu için gelinliğini düzeltiyordu arkadan. Berbuk Kürtlerde gelinin yanında ona yardım eden erkek tarafındaki akrabalara deniyordu. Zeynep'in berbuku ise evin küçük gelini olmuştu.

Alpay'ın kuzeni Samet evlendiğinde ise muhtemelen berbuk Zeynep olacaktı. Kısaca bu döngünün bir sonu yoktu.

"Derdê yarê giran e narînê narîncanê

Jê re nîne derman e sorgulê bêrîvanê

Wele naçme zozana narînê narîncanê

Rê dûr e tev çiya ne sorgulê bêrîvanê"

(Onun dermanı yoktur kırmızıgül sağmacı

Valahi yaylalara gitmem narin narincan

Yol uzun hep dağlıktır kırmızıgül sağmacı)

Nurşen karnı burnunda olmasına rağmen elindeki mendili neşeyle sallıyor ve oğlunun düğününde neşeyle geliniyle oynuyordu.

Zeynep ise henüz yeni tam orta kısma geldikleri için Alpay'ın kolundan yavaşça çıkmıştı ancak daha deminki rahat yürüyüşünü de özlemişti.

Belinay onun eline mendili verirken Zeynep de elindeki mendili kibarca sallıyor ve kaynanasıyla ritimle dans ediyordu.

Cesur, Alpay'ı yalnız bırakmamış ve herkesin halay çektiği yerin tam ortasındaki ekibe katılmıştı. Elinde iki meşale ile Alpay'a bakıp güle güle halay çekiyordu. Alpay ona gülümserken arada gözleriyle Zeynep'i de kontrol ediyordu.

Zeynep'in utana sıkıla oynadığını gördükçe içi koyuluyordu. Hayatında ilk defa bu kadar utangaç bir kız görüyordu ve son göreceği kızda o olacaktı.

Üstündeki bindallı ile o kadar güzeldi ki ona ne kadar güzel olduğunu söylemeye dilindeki sözcükler yetmezdi. Alpay romantik biri değildi. Ne dese saçma kaçacağını düşündüğü için hiçbir şey söyleyememişti Zeynep'e ilk gördüğünde.

İzzet de aynı şekilde piste gelirken Alpay'ın yanına diye gitmişti ancak Sidar'a daha yakındı. Sidar'ın üstündeki simsiyah, saten elbiseyi esmer tenine çok yakıştırmıştı. Elbise belden daraltılmış korse görünümlüydü. Göğüs dekoltesiz ve askılıydı. Saçları açık ve dalgalıydı. İzzet kabul etmeliydi ki Sidar şu an nefes kesiyordu.

İzzet Sidar'ı incelerken Sidar da ufak bir göz atmıştı giydiklerine. İzzet'in üstünde normal bir takım elbise giymişti ancak tek fark her şeyi simsiyahtı. Kemerinden ayakkabısına, gömleğinden yaka cebindeki mendile kadar her şeyi.

Kıvırcık ve kısacık saçları ışıldıyordu. Sakalları da kısa ve yeni kesilmiş gibiydi. Sidar da onu beğenmişti. Elindeki yeşil yazmayı o da sallarken İzzet'in tam karşısındaydı.

İzzet de elinde beyaz bir yazmayla onun karşısında ayakta halayın ritmiyle kollarını açmış oynarken en sonunda Rojda şarkıyı bitirdi. Sidar, İzzet'e bakıp gülümsedi. İzzet de aynı şekilde ona gülümserken Sidar'ın esmer güzelliği onu büyülemişti. Sidar, hem ortalığı boşaltmak hemde sataşmak için İzzet'in yanına ilerledi.

"Bu ne len! Çok kötü olmuşsun kuzen." Derken İzzet'in kalbini nasıl acıttığını bilmiyordu. İzzet'i ne kadar beğense de asla farklı bir gözle bakmıyordu.

İzzet'in anında yüzü düşerken, "Sen kendi tipine bak! Bu gidişle evde kalacaksın! Medine yenge bir de seninle uğraşacak!" Dedi ancak yüzü şaka yapar gibi değil de ciddi gibiydi.

Sidar şaşkınca ona bakarken ciddi olup olmadığını sorgulamıştı. İzzet gayette ciddiydi. Sidar'ın da yüzü düşerken şaşkınca İzzet'e baktı. Kuzeni şimdi niye böyle bir tepki vermişti ki? Oysa daha demin gayette güzel karşılıklı oynuyorlardı.

"Evde baban kalsın! Defol ya!" Derken arkasına döndüğü gibi gözden kayboldu ki İzzet anında pişman oldu.

Neden ona böyle bir şey söylemişti ki?

Kırıldığı kadar kırmasına gerek var mıydı?

İzzet Sidar'ın peşinden giderken Alpay da müstakbel eşinin yanına ilerledi. Zeynep hâlâ heyecanlı ve bir tık buruktu. Yüzü biraz düşüktü ancak yine de çok çok mutsuz da durmuyordu.

Zeynep, Alpay'a bakarken onun yeşil gözlerini gördü. Alpay'ın gözleri nasıl koyu renkten koyu yeşile dönmüştü anlamıyordu. Şu ana kadar onun gözleri hep kahveydi şimdi nasıl kopkoyu bir yeşil olmuştu.

Zeynep'le tam karşı karşıyayken Alpay elini Zeynep'in beline koydu. Bu bir ayda kilo vermişti. Zeynep ne çok zayıf ne de şişmandı. Tam olması gerektiği gibi normal kiloluydu. Ancak zayıflamıştı.

Zeynep refleksen elini Alpay'ın omzuna atarken onunla tamamen yüzyüze gelmek nefesini hızlandırmıştı. Hayatında ilk defa bir erkekle bu kadar yakındı. Hemde birazdan dans edeceklerdi.

Şimdiyse geriye kalan tek şey ellerinin birleşmesiydi. Alpay elini hafifçe havaya kaldırırken Zeynep'e baktı. Rica eder gibi bakıyordu. Çok yumuşak ve hayran yüz hatları vardı şu an Alpay'ın. Zeynep hafif afallasa da başının dönmesini dindirmeye çalışıp elini yavaşça Alpay'ın eline koydu.

Ellerine baktı. Alpay'ın eli hâlâ kuru ve çatlamış haldeydi. Zeynep bu ellere içten içe krem sürmek istese de bunu sonraya erteledi.

Alpay avucunun içine gelen hafif terli ancak sıcacık elle heyecanlansa da derince nefes alıp bunu kesmeye çalıştı. Vücutları tamamen yapışık olduğu için ayrı bir heyecan daha vardı ikisinde de. Henüz taptaze bir çifttiler.

Müzik yavaş yavaş girmeye başlarken Alpay ilk adımını atarak yavaşça sallanmaya başladı.

"Senle ben nelere direndik sevgilim

Ağlatıldık çok yerildik az yenildik sen bilirsin

Durmadıkça hep güçlendik bundan eminim"

Zeynep heyecanla müziğe göre hareket ederken etrafındaki insanlar onu fazlasıyla geriyordu. Hele etrafında onu çeken kameralar onu daha da geriyordu.

Alpay sadece ona bakarken Zeynep utancından o ve kameralar hariç her yere bakıyordu. Tabii bunu Alpay fark edip gülümsemişti.

"Çok yara aldık hep sarıldık hep direndik çokta yendik

Çok şükür biz hiç yalnız değildik bu sefer bilemezsin

Yanabiliriz gülebiliriz, çok acı çekebiliriz

Kendimizi bulabiliriz"

Alpay dayanamadan yavaşça Zeynep'e yaklaştı. Zeynep anlık bir şokla ona bakarken etraftaki kıkırdaşmalar onu daha çok utandırmıştı. Alpay'a şaşkınlıkla bakarken Alpay'a ona gülümsedi.

Alpay yaklaş anlamında başını sallarken Zeynep anlayamadı. Alpay ondan niye yaklaşmasını istiyordu ki?

Yine de derin bir nefes alırken kulağını ona hafif yaklaştırdı. Alpay onu rahatsız etmeyecek şekilde Zeynep'in kulağına yaklaştı ve konuştu. "Üstündeki sana yakışmış. Çok güzel olmuşsun." Dedi. Nefesi Zeynep'in tenine çarparken Zeynep istemsizce ürperiyordu.

Aynı zamanda Alpay'ın söyledikleri onu mutlu ederken hafif gülümsedi.

Alpay'dan uzaklaşırken konuştu. "Senin takımında sana çok yakışmış." Dedi ancak yoğun müzikten Alpay bunu duyamadı.

"Şimdi sana bir düzen bana bir düzen

Bize bir düzen bize bir masal lazım

Tenimi bilen sesimi duyan"

Alpay Zeynep'in dediklerini anlamazken kulağını onun ağzına yaklaştırdı ancak farklı bir şey fark etti. Zeynep'in kokusu çok güzeldi lan. Böyle hem çiçek gibi hem kadınsı hemde kokladıkça koklayası gelecek kadar bağımlılık yapıcıydı. Alpay bunun üzerine nefeslerini daha derin alırken bir daha kolay kolay bu kokuyu alamayacağını biliyordu.

Zeynep hafif gerilirken konuştu. "Sende çok yakışıklı olmuşsun." Derken heyecandan ne diyeceğini karıştırmıştı.

Alpay onun dedikleriyle heyecanla ona hafif dönse de Zeynep hemen devam ettirdi.

"Yani takımın çok yakışmış." Dedi Zeynep telaşla. Telaşın sebebi Alpay'ın onu yanlış anlamasını istememesiydi.

Alpay, "Yakışıklı değil miyim yani?" Derken sesindeki oyunbazlığı Zeynep sezememişti.

"Yani yakışıklısın ama ben-" Diyemeden bir kahkaha duydu, Zeynep. Alpay son kez derin bir nefes alırken neşeyle kahkaha attı. Geri çekilirken Zeynep ona baktı.

Gülünce daha yakışıklıydı!

Zeynep onun gülüşünü görünce istemsizce o da gülerken bir anlığına nerede olduklarını unutmuştu.

Alpay'ın eli hâlâ onun belindeyken onu yavaş yavaş yönlendiriyordu. Zeynep gülüşünü bastırmaya çalışırken onun kulağını yaklaşıp, "Beni zor durumda bırakmaya bayılıyorsun!" Dedi yalandan bir kızgınlıkla.

O da Zeynep ona yakınken kulağına hafif yüksek sesle, "Hemde nasıl!" Dedi. Zeynep'in kokusunu çekebildiği kadar içine çekiyordu.

Şarkı sonunda biterken düğünün onur konuğu Rojda elinde mikrafonuyla konuştu. "Gelin ve damadımıza kocaman bir alkış!"

Herkes neşeyle onları alkışlarken Zeynep çok çok utanmıştı. İnsanlar ona bakarken rahat olamıyordu.

Cesur ve Alpay'ın kuzenleri ellerinde meşalelerle ıslık çalarken düğün epey güzel ilerliyordu.

Zeynep ve Alpay, gelin ile damat için ayrılan kısma yürürken halay tekrar çalmaya başladı.

Bu düğün sadece bir düğün değildi. Aynı zamanda 20 yıla aşkındır süre gelen bir düşmanlığın tamamen bitişinin bir sembolü ve göstergesiydi. Bu yüzden halay da epey bir uzundu. Halay başında Sinan yanında ağabeyleri ve akrabaları vardı. Cihan ise ağır abi olarak takılıyor gelen misafirleri karşılıyordu.

İkizler ve Zerya, Zeynep'in yanındayken Cesur da Alpay'ın yanındaydı. Cesur Alpay'a bakıp güldü.

"Lan oğlum evleniyorsun lan!" Derken Alpay'ın omzuna dostça vurdu. "Sen benden büyüktün değil mi len?"

"Evet hemde 20 gün!" Dedi Alpay da gülerek.

Cesur, "Yani sende abimde evlendiğine göre artık sıra bana mı gelse!" Derken sesinde ufak bir isyan vardı.

"Dur lan! Daha çok var senin evlenmene!" Derken aralarındaki 20 günün alayını ediyordu Alpay.

Cesur ona tam cevap verecekti ki tam karşısındaki kızı gördü. Koyu kahveden kumrala kaçan kısa saçları nefes kesiyordu. Biliyordu daha öncede görmüştü ancak gecenin karanlığı ve Los ışıklarla daha bir güzel duruyordu.

Hele üstündeki abiye, ona feci şekilde yakışmıştı. Limon sarısı elbise sıfır kolluydu. Kalça ve bel kısımları darken diz kapağını geçen kısım genişti ki zaten elbise bileğinin bir karış üstünde bitiyordu. Yüzünde ilk defa bu kadar çok bir makyaj vardı. Gündüz pek belli olmuyordu ancak şimdi... çok güzelfi.

Hâlâ bu kızın adını da bilmiyordu. Bu kız Binnaz'dı. Diğer kızlara göre çok az makyaj yapmıştı. Sadece sarı far ve rimel vardı yüzünde. Biraz da gloss.

Binnaz kuzeniyle şakalaşıp gülerken gözleri ona bakan adama kaydı. Cesur ona beğeniyle bakarken bakışlarında sapıkça bir niyet yoktu.

Binnaz Cesur'u kısaca incelerken tam oflayacakken bir şey fark etti. Aslında şu an hiç fena durmuyordu. Onun da diğer herkes takım elbise giydiğini gördü. Takımının rengi griydi. Normalce bir takımdı yani. Ancak yine de beğenmişti. Sabah bu kadar dikkat etmemişti ancak şu an epey bir güzel duruyordu onda.

Binnaz anormallikleri değil klasik ve sıradan olan şeyleri severdi. Çok hayat çizgisinden çıkıp macera arayan biri değildi.

Cesur'un normalliğini beğenmişti ancak bunu asla belli etmemişti. Cesur'un Güzel yüz hatlarına arkada 'Alpay & Zeynep' yazan ledlerin ışığı yansırken çok çok hozuma gitmişti. Normalde olsa iki aniyeden fazla bakmayacak Binnaz için bu büyük bir şeydi.

Hâlâ Cesur ile bakışırlarken ikizi onu dürttü. Binnaz hemen ikizine dönerken Birsen'in ona 'seni seni!' dercesine baktığını gördü.

Binnaz utansa da yüz ifadesini değiştirmemeye çalıştı. "Ne oldu Birsen?" Derken sesi aşırı özgüvensiz çıkmıştı.

"Sonunda teyze mi olacağım yoksa!" Derken gülüyordu Birsen.

Binnaz ise anında, "Oha!" Derken kardeşinin kolunu çimdikledi.

"E ne diye bakışıyorsun şu salakla! Kabul ediyorum en az senin kadar salak!" Derken kardeşiyle uğraşıyordu. "Hatta senden daha salak!"

"Bakışmıyoruz!" Dedi Binnaz da.

Birsen ise gülerek, "Aynen ya, külahıma anlat!" Derken kuzenlerinle döndü.

Alpay ise bakışmalarını yakalayamamıştı. Yanında oturan kadına arada dönüp bakarken rahat olup olmadığını kontrol ediyordu. Tam Cesur ve Binnaz bakışırlarken o da tekrar Zeynep'e dönüp baktı.

Zeynep de Alpay'a dönünce bakışları kesişti. Zeynep buradan Alpay'ın gözündeki yeşilleri görebiliyordu. Yan yana oturdukları için görmesi çok doğaldı.

Alpay ona hayranlıkla bakarken yüzündeki makyajı beğenmemişti. Makyaj yüzüne yakışmıştı ancak onun kendi yüzü değil gibiydi. O Zeynep'in makyajsız halini daha çok beğeniyordu. Bu halide çok güzeldi ancak onun yüzünü biraz değiştirmişti. O en doğal haliyle Zeynep'i seviyordu.

Zeynep de onun hayran bakışlarına anlam veremezken refleksen gülümsedi. Alpay onun gülüşünü görünce hayranlığı daha da artarken kalbi feci şekilde atmaya başladı. Normalde korktuğunda bile nabzı hızlanmazdı ancak şimdi küt küt atıyordu yüreği.

Bir anda yüzlerine patlayan flaşla ikisi de önlerine baktı. Onları kameraman çekmişti. Zeynep utanıp önüne dönerken Alpay hafif kızmıştı. Tabi fotoğrafın güzelliğinden haberdar değildi.

Zerya, Zeynep'in kulağına eğilip, "Oo çifte kumrularımıza bak be!" Dedi gülerek.

Zeynep ona kızarak ve utanarak bakarken Zerya yine de gülüyordu. Zerya'ya cevap vermezken karşıdan gelen Belinay yengeyi gördü.

Belinay yenge, "Hadi gençler kalkın sizde halay çekin." Dedi ve Zeynep'in yanına gitti.

Zeynep halay çekmeyi severdi. Bu yüzden karşı çıkmadı. Belinay onun yanına gidip yardım ederken beraber ayağa kalktılar. Alpay da ayağa kalkarken Zeynep tekrar Alpay'ın koluna girdi.

Beraber adım adım halaya ilerlerken halaya çok geçmeden girdiler. Tam bu sırada Zeynep'in en sevdiği halay çalmaya başladı. Yani 'Şevko'. Zeynep heyecala Zerya'ya bakarken Zerya onun sol eline girmişti. Alpay onun sağında duruyordu. Zerya ellerini Zeynep'in elinin içine koyup parmaklarını da birleştirdi. Şimdi bunu Alpay'la da yapmalıydı. Biraz gerilse de bunu Alpay üstlenip ellerini birleştirmişti. Zeynep heyecanlanırken ellerinin terlediğini hissetti. Utanırken şarkı başlamıştı bile.

"Çûm himdûné şewqiya av û ré ye şewqo

Cewa bedil gundîno diçe û té ye way way

Çavé keçké şewqiya li devé ré ye şewqo"

Şarkının ritmiyle halayı çekerken herkes coşkuyla halayı çekiyordu. Zeynep epeyce eğlenirken ritme oldukça güzel uyuyordu. Alpay'a döndüğündeyse anlinda damla damla ter aktığını gördü. Ona gülümserken halaya devam etti.

Ferzan karısını halayda görünce ayağa kalkıp yanına gitti. Zerya yanında Ferzan'ı görünce daha da heyecanlanıp coşarken kocasıyla omuz omuza halaya devam etti. Kameraman onları çekerken Zerya zılgıt çekmeyi de unutmamıştı. Halay eğlenceli bir ritimle giderken aralarında en eğlenen Ferzan ve Zerya'ydı.

İkizler halayın başında babalarıyla beraber halay çekerken herkes halay da epey eğleniyordu.

Zeynep halayı çekerken öyle güzel stresini atıyordu. Her şeyi unutup tamamen halaya odaklanmıştı. Alpay'ın da ondan farkı yoktu. Solunda Zeynep sağında Cesur ile epey güzel halay çekiyorlardı.

"Yallah yallah gundîno

Yallah yallah şewqo

Yallah yallah gundîno

Yallah yallah şewqo"

Alpay'ın birkaç kuzeni ellerinde meşaleler ve konfetilerle gelmişti. Tam onların üstüne patlatırlarken meşalelerle epey güzel gidiyordu halay.

Cihan oğlunun yanına gelip cebinden çıkardığı iki yüzlük tomarını gelinine ve oğluna atarken Zeynep ufak bir şoka uğrarken kayınbabası adeta para babası gibi iki yüz TLleri onu üzerine atıyordu.

Cihan para tomarını bitirince oğulun sağ yanına geçti. Yani Alpay'la Cesur'u ayırıp oğluyla omuz omuza halay çekmeye başladı. Halay güzel ritmiyle ilerlerken Rojda, "Ki zava ki zava!"(Damat kim?) Diye bağırdı. "Alpay zava!" (Alpay damat!)

Bu her düğünde söylenen bir deyişti.

Halay devam ederken davulcu bir genç gelip Baran'ın önünde davul çalmaya başladı. Bunun anlamı şuydu: Abi gönlünden ne koparsa. Baran davulcuya gülümserken elini cebine atıp para tomarını çıkardı. Eliyle sayıp tam 10 tane iki yüzü davulun ipine sıkıştırdı. Davulcu genç daha da sert çalmaya başlarken kuzenleri Alpay'ı halaydan zorla çıkardı. Alpay Zeynep'e kısaca bakarken Zeynep de tam olarak ona bakıyordu. Zeynep şimdi kayınbabasıyla el ele oynarken gülerek Alpay'a bakıyordu. Kuzenleri Alpay'ı davulun üstüne çıkarırken aynı zamanda onu destekleyici şekilde bağırıyordu. Zeynep ona bakıp gülerken Zerya hafifçe onu dürttü. Zerya, Zeynep'e 'seni seni' dercesine bakarken bu kez Zeynep ile omuz omuza çektiler halayı. Arada zılgıt çekilirken aradaysa 'oo'lanıyordu.

Halay 'Şevko'dan 'Bingol Şewiti'ye geçerken halayın ritmi de değişmişti. Normal halayı çekerken Cihan gelinine bakıp güldü. Zeynep hafif şaşırsa da o da Cihan'a gülümsedi.

Herkes düğündeydi ve eğleniyordu. Başta bu düğünü istemeyen Cihan bile oğlunun düğününde surat yapmayı reddediyordu. Bunun aksine Zeynep ile halay çekmeyi bile kabul etmişti. Zeynep'i çok tanımıyordu, Nurşen için eve arada onların evine gelip gidiyordu sadece bunu biliyordu. Ha birde babası.

Cihan ve Nurşen'in kaçmasının sebebiydi onun babası. Samet onların da, ailesininde huzur kaçıran kişisiydi.

Düğün tam hızıyla devam ederken saatler çoktan 11'i geçmişti. Artık kına vaktiydi. Alpay ve Zeynep beraber düğün alanının en ortasına oturttuktan sonra Zeynep'in yüzünü kırmızı bir duvakla örttü Nurşen. Zeynep şimdi ne olacağını çok iyi bildiği için hafiften duygulanımıştı bile.

Zerya'nın kınasında bu türküyü o söylemişti ancak şimdi türkünün gerçek sahibi söyleyecekti.

Ritim yavaştan girerken Zerya eline kına tepsisini aldı. Kızlar da mumlar, ziller, şallar derken bir daireyi oluşturmuşlardı bile. Rojda da çok geçmeden türküye girdi."Hinê bînin li teştê kin

Hinê bînin li teştê kin

Şîr û şerbetê çêkin

Şîr û şerbetê çêkin"

Kızlar etrafında şarkıyı söyleyerek mırıldanırken Zeynep etrafa baktı. Aradı. Yanında olabilecek tek kişi annesiydi. Yoktu. Annesi yine ve yine yoktu. Gözleri doldu. Yüreği yandı. Yalnızlığına ağlamaya başladı.

Alpay onun ağlayışını duyduğu an ona dönerken Zeynep başı aşağıda, boynu bükük ağlıyordu. Zeynep'in ağlayışına içi yandı. Öyle içten ve üzgün ağlıyordu ki Alpay'ın bile ağlayası gelmişti.

Nedim'e bayılmıyordu. Hatta bundan birkaç ay önce, Zeynep'e aşık olmadan önce, Nedim'den nefret ediyordu. Ancak şu an burada olmasını istiyordu. Çünkü biliyordu. Zeynep yalnız olduğu için ağlıyordu. Zeynep'in annesi de yanında değildi. Zaten o kadın da bir garipti. Kocası kızını döverken öylece izlemişti. Ancak oğlu komadayken hüngür hüngür ağlamıştı.

Alpay, Berfu'yu sevmiyordu. Berfu Zeynep'in sevgisini de saygısını da bir gram hak etmiyordu. Sırf Zeynep için bile katlanası gelmiyordu.

Zeynep sağ yanında hüngür hüngür ağlarken o kadını sevmesi imkansızdı.

Alpay, ne yapacağını bilemezken Zeynep ağlayışını bastırmaya çalıştı. Herkesin onun ağladığını gördüğünü biliyordu ve bundan feci şekilde utanıyordu. Ancak içindeki üzüntü, yalnızlık ve pişmanlık öyle büyüktü ki ağlamayı durduramıyordu. Abisine yalan söylemişti. Abisi yüzüğü sorduğunda o gün yalan söylemişti.

"Zerya bana hediye olarak aldı." Demişti abisine. Nedim buna pek ikna olmasa da yalanını devam ettirmişti o gün. "Kardeşliğimizin temsili gibi."

Zeynep'in aklına abisi geldikçe daha çok ağlıyordu. Abisine kocaman sarılıp özür dilemek ve tüm bu olanları düzeltmek istiyordu. Alpay'la bir sorunu yoktu ancak şu an yaptığını abisine ihanet ediyormuş gibi hissediyordu.

Abisiyle birbirlerinden asla bir şey saklamazlardı. En azından Zeynep saklamazdı. Şu an vicdan azabından ölüyordu ve kendi kınasında yanında müstakbel kocası, çevresinde yeni akrabaları ve kendi akrabaları varken oldukça yalnızdı.

"Kevçî bi kevçî hûn lêkin

Kevçî bi kevçî hûn lêkin

Bînin li destê zavê kin

Bînin li serê bûkê kin"

Rojda şarkıyı devam ettirirken Nurşen kına tepsisini Zerya'dan aldı ve gelinin yanına gitti. Yanında Belinay ve Melek de vardı. Zeynep'in gözleri kapalıydı ve hâlâ ağlıyordu.

"Zeynep." Diyen Nurşen, Zeynep'in gözlerini açmasına sebep olmuştu bile. "Ağlama güzel kızım. Baba evi gibi olmaz ama bende senin annenim artık. Sil gözünün yaşını. Hadi kına yakacağız sana."

Anaç tavrı Zeynep'i biraz daha sakinleştirirken Nurşen gülümsedi ona. "Bak maşallah çok güzelsin, negrî gule mîn." (Ağlama gülüm)

Zeynep ona gülümseyerek konuşan Nurşen'e aynı şekilde gülümsedi. Nurşen Zeynep'e bakıp gülümserken onu ne kadar çok sevdiğini fark etti. Zeynep'i en az Alpay kadar seviyordu. Bebekliğini bilirdi o Zeynep'in. Zeynep bebekken de çok güzel ve uysaldı, şimdiyse hem kırılgan hem utangaç bir kadındı.

Belinay eliyle kınayı karıştırıp bir miktar işaret ve orta parmağının üstüne koydu. Diğer elini Zeynep'e uzatırken Zeynep'in elini bekledi.

Zeynep elini uzatıp direkt açarken Belinay gülümseyerek parmağındaki kınayı onun avcuna sürdü. Zeynep tam avcunu kapatacakken Belinay elini tuttu ve gülümsedi. "Dur kız!" Dedi gülerek.

Nurşen kına tepsisinin yanındaki kesesiyi alıp içinden iki tane çeyrek altın çıkardı. Zeynep şaşırmamıştı. Normalde de gelinin avcuna altın koyulurdu zaten. Avcunun içine bir tanesi koydu ve Zeynep'in elini dikkatlice kapattı Nurşen. Ardından elini tüllü bir kına eldiveniyle kapattı.

Belinay diğer eli için kınayı tek parmağına aldı ve Zeynep'ten elini uzatmasını ister gibi baktı. Zeynep elini uzatınca Belinay gülerek avcunun tam ortasına kocaman bir 'A' harfi yazdı. Zeynep bunu fark edince utanırken Alpay'ın görüp görmediğine bakmak için ona döndü. Tabii ona bakınca ufacık bir gülümsemeyle ona bakan Alpay'ı görmek ona pek iyi hissettirmemişti. Alpay'ın gülüşünün alay olduğunu sanmıştı. Tabii gördüklerinin hoşuna gideceğini düşünmemişti.

Alpay kendi baş harfini Zeynep'in avucunda görünce çok çok hoşuna gitmişti bu durum. Sadece eline değil, yüreğine de yazdırmak isterdi ancak bu sanırsa zordu. Zeynep ona telaşla ve utançla bakarken onu sevdiğini bile itiraf edemezdi.

Ne zamanki Zeynep için sadece biri olmaktan çıkarsa işte o zaman söyleyecekti ancak bu ihtimal bile çok uzaktı. Şu an evleniyorlardı ancak yine de onun için normal bir kişi olmaktan öteye gidemediğini biliyordu.

Gözleri kıpkırmızı olmuş Zeynep ise onun bakışlarının nasıl soğuklaştığını, suratısnın nasıl asıldığını dikkatle izlemişti. Nedenini anlayamamıştı ancak belliki bazı şeyler Alpay'ın hoşuna gitmemişti. Bunun kına olduğunu yorumlarken gözlerini ondan çekti. Bu bakışma olduğu sıra Zeynep'in eli çoktan halledilmişti. Sıra son olarak takı takmaktaydı.

Zeynep ve Alpay oldukları yerde ayağa kalkarlarken boyunlarına kırmızı bir kuşak geçirip takı takmaları için durdular.

Bütün misafirler tek tek ayağa kalkıp takılarını takmaya başladılar. Herkesin ismini, ailesini ve taktığını tek tek mikrafonda anons ederlerken kimisi altın kimisi para takmıştı.

Sonunda sıra aile üyelerine gelmişti. İsmet ve karısı ellerinde birer tam altınla geldikten sonra İsmet, Alpay'ın para ve altınla dolu kuşağına tam altını gözünün içine bakarak taktı. Alpay ciddiyetle dayısına bakarken İsmet ilk Mardin'e geldiği zamanki gibi gergin, huysuz ve saçma davranmıyordu.

Alpay'a elini uzatıp elini sıkarken konuştu. "Allah bir yastıkta kocaltsın. Mutluluklar diliyorum." Dedi ikisine de.

Alpay da dayısının elini mesafeli şekilde sıkarken sadece, "Eyvallah." Dedi. Kapısına dayanıp annesini evden götürmek istediği zamanları unutmamıştı. Asla da unutmayacaktı.

Benan da Zeynep'e tam altını takarken yiğenine sarıldı. "Allah sizi hep mutlu etsin inşallah." Dedi ve kocaman gülümseyerek.

Alpay, "Eyvallah." Dedi yine kısaca. Bu aile de sevdiği tek kişi Zerya'ydı. Zerya da zaten gelindi.

"Du zêrên ji apê bûkê." (Gelinin amcasından iki tam altın.) Dedi anons eden adam. Alpay ve Zeynep'in yanına geçip ikisi de fotoğraf çekerken yanlarına ikizlerde gelmişti. Beraber fotoğrafları çekip sıradakine geçtiler.

Sonra Sinan ve Melek geldi. Onlarda aynı şekilde iki tane tam altın takarken Zerya ve Ferzan geldi. Ferzan, Alpay'a karşı fazlasıyla mesafeliydi. Alpay'ı bir gram sevmiyordu. Hele masada konuştukları gün ettikleri kavgadan dolayı hiç sevmiyordu.

Alpay'la muhattap olmamak için altın bile takası yoktu ancak o takmasa Zerya takacağı için mecbur takıyordu.

Fazlasıyla mesafeli şekilde altını yaktıktan elini bile uzatmadan Zeynep'e döndü. "Allah mutlu mesut etsin, Zeynep." Dedi.

Zerya onu koluyla dürterken Zeynep'e bakıp konuştu. "Allah sizi hep mutlu, huzurlu etsin inşallah. Evinizde huzur eksik olmasın, yuvanız bir yastıkta kocaltsın inşallah."

Onlarda fotoğraf çekerken Zerya dualarla gitmişti, sıra Baran ve Belinay geldi. Baran biraz abartarak iki tam altını Alpay'a takarken Alpay gülümsedi.

Baran, "Sen büyüdün de evleniyor musun lan!" Derken oldukça şaşkındı. O evlendiğinde Alpay, okula gidiyordu. Alpay için ikinci bir babaydı Baran.

Alpay'ı kendine çekip sarılırken Belinay da iki ajda bilekliği Zeynep'e taktı. Zeynep'e o da sarılırken, "Allah utandırmasın canım benim." Dedi gülümseyerek.

Zeynep de Belinay'a gülümserken onlarda fotoğraf çekip gittiler. Sıra gelin ve damadın kendi ailesi geldi. İlk Nurşen ve Cihan geldi. Cihan oğluna iki tane tam altınını takarken Nurşen de Zeynep'e bir kolye, üç bilezik takmıştı. Zeynep, kaynanasını teşekkür ederken Nurşen ona sarılıp, "Ailemize hoş geldin Zeynep. Allah sizi hep mutlu etsin inşallah." Dedi.

Zeynep, "İnşallah hala." Dedi ki düzeltti. "Yani anne."

Cihan ve Nurşen de giderken son olarak gelinin annesi geldi. Düğün boyunca sadece oturan annesi zoraki olduğu için gelmişti. Berfu elinde üç bilezik ve bir tane tane tam altınla gelirken ilk kızına döndü. Kızı ona gözleri dolu dolu bakarken istese de buna üzülüyordu. Sadece Zeynep'e acıyordu. Ona ve zavallılığına.

Hızlıca ona bilezikleri takarken Alpay'a geçip altını taktı. "Allah mutlu mesut etsin." Dedi sadece ve kızının yanında durmak yerine Alpay'ın yanında durdu.

Herkes Berfu'ya bakarken Berfu'nunsa hiç umrunda değildi. Buraya sadece ayıp olmasın diye gelmişti.

Kameraman da biraz şaşırsa da kamerayı gözüne yerleştirdi. Ortamdaki herkes fotoğraf karesine bakıp şaşkınca Zeynep'e üzülürken Zeynep ise bir kez daha hayal kırıklığıyla yere baktı. Annesinden başka bir şey beklemiyordu. Annesinin her zamanki haliydi. Niye yüreği acıyordu her seferinde o halde? Neden her seferinde ona bir kere bile destek olmamış, sevgi göstermemişti? Neden bir kere bile ona sevgiyle bakmamıştı.

Zeynep'in en üzüldüğüyse annesinin ona karşı sadece mesafeli olmasıydı. Ne seviyor gibiydi, ne de nefret ediyor gibi. Sadece mesafeliydi ve bu da Zeynep için hep bir umuttu.

Herkes birbirine bakıp şaşkınca onları izliyordu. Fotoğrafçı da tam fotoğrafı çekecekti ki bir ses geldi arka taraftan.

"Bekle!"

Sesindeki kızgınlık ve emir öylesine sertti ki fotoğrafı çeken adam adeta hazır ola geçmişti. İki ailenin üyeleri de sesin geldiği tarafa dönerken hepsi şaşkınca gelen kişiye bakıyordu.

Alpay bile şaşıp kalırken Zeynep'e baktı. Zeynep'in gözündeki korkuyu görmüştü. Gözleri dolu dolu, gelen kişiye bakıyordu. Zeynep'in o halini görünce bile gelen kişiye sövesi geliyordu ancak bir o kadar da çekiniyordu.

Başka hiçbir şey söylemeden adım adım yürüdü. Düşüyordu yalnızca gözleri konuşuyordu. Zeynep'e hayal kırıklığıyla baktı. Zeynep o kadar üzüldü ki o bakışa içi paramparça oldu.

İri cüssesi herkesin gözünü doyururken herkes hâlâ şaşkın şaşkın ona bakıyordu. Gözler ondaydı. Onun gözleriyse kardeşinde.

Orda olan herkes onun tepkisini biliyordu. Herkes bu evliliği onaylamayacağını biliyordu. Alpay'la ettiği kavgaları, düştüğü nezarethaneye ve daha nicesi bu hepsi biliyordu.

Şimdiyse onun sakin ancak bir o kadar öfkeli tavrı herkesi şoka uğratıyordu. Gözleri söyleyeceği onca küfürden, atacağı her bir tokattan daha sertti. Konuşmuyordu. Çünkü bu görevi gozleri üstlenmişti zaten. Üzerindeki takım elbise ona tam olurken ameliyat kıyafetlerinden kurtulmuştu. Haftalarca yattığı hastaneden kalkıp kız kardeşinin düğününe gelmişti o.

Zeynep şaşkınca ona bakarken ağzından çıkan kelimelere hakim olamadı. "Abi?"

Sanki haftalarca ameliyathanede ölümle savaşmamış gibi dimdikti. Her zamanki kendinden eminliğiyle sertçe yere basıyor ve adım adım kız kardeşine geliyordu.

Sanki kendi kız kardeşi Mardin'deki en nefret ettiği insanla evlenmiyormuş gibi rahattı. Zeynep'i korkutan bir rahatlıktı bu.

Zeynep abisinden ona bir şey yapacak diye korkmazdı. Çevresine ve kendisine zarar verecek diye korkardı ve abisinin gözünde şu an deli katliamlar dönüyordu. Bunu görebiliyordu ve yanında elini onun beline atmış adam için korkuyordu.

Abisi gerçeği öğrense bile Alpay'a meydan dayağı çekecekti. Ve bu onu korkutuyordu. Çünkü ne zaman abisi ve Alpay kavga etse hep başlarına bir iş geliyordu.

Ve Zeynep'in de Alpay'ın da asıl merak ettiğisey belliydi.

Nedim evleneceklerin nereden öğrenmişti?

 

 

 

 

 

 

 

 

Oh beee! Sonunda bölümü tamamlayabildim.

Seeeelamlar sevgili okurlarım. Nasılsınız? Umarım hep iyi olursunuz. Ben yatıyorum genel olarak🛌🏻

Bu bölümü bir saattir düzenliyorum ve sonunda bitti. Gerçekten benim için yazması çok zevkli bir bölümdü. Umarım sizde okurken zevk alırsınız.

Bu arada Nedim geldiii. Sonunda kurdunuz piyasaya döndü yaaaaa. Ama gelişi efsane değil miydi? Bayılıyorum bu adamaaa😍😍

Peki ya İzzet 🤦🏻‍♀️ tam bir salak. Ufak bir spoiler vermek istiyorum diğer bölümde onlarada yer vereceğim.

Diğer bölümde İmam nikahı olacak. Bu arada Nedim'e evlendiklerini söyleyen kişiyi duyunca bir tık sövebilirsiniz. Ama merak etmeyin Mutlu değil. Daha salak biri.

Siz bakmayın Nedim'in böyle sakin olduğuna abim doğru zamanı bekliyor ondan sakin rolü oynuyo. Kısa zaman icin Alpay'la vs atacaklar bu yüzden ekstra heyecanlıyım.

Ayy bir tık fazla spoiler verdim galiba. O zaman bugünlük benden bu kadar canlarım. Kendinize iyi bakın mutlulukla kalınan👋🏻👋🏻😘😘

Bölüm : 08.03.2026 17:17 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...