
Bölüm şarkısı:
*Bandıra Bandıra - Yonca Evcimik
*Bıkmışım Dünyadan
Sesini duysam sesine sarılacağım öyle özledim...
Nazım Hikmet
İl
Alakan konağı epey büyüktü. Hele ki bahçesi üç tane ev sığardı. Herkes kendince bir yerlere otururken Mardin'den kimseyi çağırmamışlardı. Zaten sadece akrabalarla bile bahçe dolmuştu. Ferzan Ağa ve Amed Ağa onlara ayrılan koltuklara otururken Ferzan Ağa'nın yanına Ferzan oturdu. Ferzan pek belli etmese de babasına ve amcalarına göre daha sert bir insandı. Kibar ve centilmendi orası ayrıydı ancak tersi pek pisti.
Şu ansa gözleri karısı Zerya'daydı. Onu kendi canından bile çok seviyordu ancak kalbini fena kırmıştı. Hâlâ Zerya'ya güveniyordu elbette ancak böyle bir durumu ona söylememesi Ferzan'ı kırmıştı.
Çok güzel olmuştu bugün. Mavi elbisesi onu o kadar güzel gösteriyordu ki herkes kıskanıyordu karısını. Gecelerdir ona sarılmadan uyuyordu. Karısını manevî anlamda çok özlemişti. Kendi içinde affetmişti bile ancak Zerya bir daha ondan bir şey saklamasın diye onun burnunu sürtüyordu.
Bu durumdan o da hoşnut değildi çünkü onu üzülürken görmek istemiyordu. Ancak biraz daha beklemeliydi. En azından her şeyi ona söyleyeceğine emin olana kadar.
Alpay'ın ise gözünü alamadığı tek kişi belliydi zaten. Kuzeniyle kol kola gelen, üstündeki elbiseyle adeta bir yıldız parçası gibi ışıl ışıl ışıldayan, upuzun dalga dalga omzundan beline düşerken öyle güzeldi ki...
Bencil hissediyordu kendini. Zeynep bu kadar güzel, temiz ve masumdu ki onunla evlenmeyi, onu sevmeyi kendine hak göremiyordu. Onun güzelliği ve ışığının yanında onun ergenken yaptığı haltlar pek iç açıcı değildi.
Zeynep'in bakışları ona dönünce Alpay bakmayı kesemedi. Bakışlarını başka bir yana çeviremedi. Bir insanın bu kadar güzel olması zarardı!
Tabii aralarındaki bakışmayı sadece onlar hissetmiyordu. Çevredekilerin de bakışları ona dönerken bunu fark eden Zeynep hemen başını çevirdi. Babaannesi bakıyordu. Gülşen hanım öyle keskin bakıyordu ki Zeynep'e, Zeynep'in bunu fark etmemesi imkansızdı.
Gülşen hanım bu kez Alpay'a aynı şekilde bakınca Alpay Gülşen hanıma baktı. Her şeyin bu kadının başının altından çıktığına emindi. Çünkü Samet doğru düzgün eve girmeyen bir adamken böyle bir durum olmamasına rağmen yanlış anlayacak bir şey bulamazdı. O da neden böyle düşündüğünü bilmiyordu ancak hissediyordu. Bu kadının bakışı bile bakış değildi.
"Ee, Ferzan Ağa tù çanî, başî?" (Ee Ferzan Ağa sen nasılsın, iyi misin?) Dedi gülümseyerek Amed Ağa.
"Valla em başîn. Tu çanî? İş-a té, mâlí té?" (İyiyiz. Sen nasılsın? İşin, evin?) Dedi Ferzan Ağa Ağa da.
"Valle em ji başín." (Valla bizde iyiyiz.) Diye konuşmaya devam ederlerkrn Zerya Zeynep'i dürttü. Zeynep kuzenine döndü ki Zerya mutfağı kafasıyla işaret etti.
Zeynep ne demeye çalıştığını anlayınca başını sallayıp mutfağa yürüdü. Kahve götürme zamanıydı. Birsen iki kuzeninin de mutfağa gittiğini görünce ikizini dürttü. Binnaz ise kafasını kaldırıp Birsen'e baktı. Birsen mutfağı işaret etti ancak Binnaz anlamadı.
"Salak mısın? Mutfağa gideceğiz, mutfağa!" Dedi kızgınca Birsen. Fısıltıyla söyledikleri Binnaz'ı aydınlatırken yaslandığı yerden doğrulup yürümeye başladı. Aralarından tek kıyafet giyemeyen oydu. Üzerinde normal bir t-shirt ve altındaysa pileli bir etek vardı. Garip şekilde üzerinde iyi durarken kahverengi saçlarını yeni kestirdiği için omuz hizasındaydı. Garip bir tarzı vardı ancak ona yakışıyordu.
Birsen ise onun aksine çiçekli, hafif göğüs dekolteli ve diz kapağının altında biten bir elbise giymişti. İkizinin aksine uzun, kızıl saçları kat kesimliydi. Hızmasıysa fazlasıyla iyi duruyordu.
Cesur, giden ikizleri görünce aklıma kahve saçlı olanla ilk konuştukları an geldi.
"Biz dost aşiretiz." Ne demektir ya! Aklıma geldikçe utanıyordu.
O zamanlar kızın saçları daha uzundu ancak şimdi kısaydı. Ancak yine de yakışmıştı. İkizi de çok güzeldi ancak Sena'dan sonra pek dikkat çeken kız sevmiyordu.
Hâlâ o kızın da ismini öğrenmişti. Kız bir türlü söylememişti o gün. Gerçi haklıydı da hangi kız tanımadığı bir adama adını söylerdi ki? Onu boş verip ortama dönerken kızlarsa mutfakta kahveyi hazırlıyorlardı.
"Bir şey soracağım tuz koyacak mıyız?" Diyen Birsen, Zerya ve Binnaz'ın da sormak isteyip sormaya cesaret edemediği şeyi sormuştu.
"Yok sadece şeker atacağız." Derken damat kahvesine tam 4 kaşık şeker attı.
"Bence Alpay bir an önce olup gitsin diye onu şeker hastası yapmak istiyor." Dedi Binnaz da.
Zeynep ise sadece gülümsedi. Onun daha iyi bir fikri vardı. Öyle bir fikirdi ki hem geçmişe hemde geleceğe atıf edecek bir kahve olacaktı onun damat kahvesi.
Zeynep ise cevap vermedi zaten kimse de cevap versin diye onu zorlamadı. O usulca üç tepsiye kahveleri doldurup damat kahvesi için küçük bir tepsi çıkardı. Bu hatayı sadece bir kez yapardı. Tekrar kahvelerin karışmasını hiç mi hiç istemezdi.
Kahve fincanına kahveyi doldurdu ve meraklı gözler onu izlerken sabah açtığı dolabı tekrar açtı ve ilacı kaptığı gibi küçük bir poşete koyup ezmeye başladı.
"Kız bu ne? Zehirleyecek misin adamı?" Diyen Zerya ise şaşkınca kuzenine bakıyor ancak engel de olmuyordu. Kuzeni bugün ne isterse yapabilirdi. Bugün onun günüydü. İyisiyle kötüsüyle o ne isterse öyle olacaktı.
"Acı bir ilaç. Zehirlemez ancak ağız yakar." Dedi Zeynep de yalandan. Kimse anlamamıştı yalan söylediğini. Zeynep ise ilacı tamamen kırıp kahveye döktü. Herkes ona gülerken Zeynep de olacakları düşünüp güldü.
Alpay'a özel olan tepsideki suya bile şeker atıp karıştırmıştı. Sonunda her şey hazır olunca hepsi tepsilerini alıp bahçeye çıktı. Bahçe genişti ancak onların oturduğu bölüm çokta büyük değildi.
Zeynep elinde kahveyle rahatça yürürken asla heyecanlı değildi. Aksine rahattı. Yıllarca bu evde öyle çok bardak ve çay taşımıştı ki bu konuda stres asla yapmazdı. Ancak strese girdiği bir konu vardı. O da herkesin ona bakmasıydı. Herkes ona bakmayı kesebilir miydi?
Heyecanla başını kaldırmadan damada doğru ilerlerken Alpay'ın ne hissettiğini bir o birde Allah biliyordu. Onun halinden ancak Allah anlardı.
Karşısında stresle elindeki tepsiyi çabucak ona vermeye çalışan ancak aynı zamanda rahatça saçını savuran kadın onu nasıl etkilediğinin farkında mıydı?
Saçları epey bir uzanmıştı. Zaten onun uzun saçları ona daha çok yakışıyordu. Hele savuruşu... Sanki rüzgarla savrulan her bir saç teli onun göğsünü delip kalbine batıyordu. Oysa onun saçlarına dokunmak nasıl hissettiriyor merak eder olmuştu... Bir zamanlar adını söylemeye tenezzül etmediği kadın şimdi onun kahve tepsisini sehpasına koyup yanındaki onun için ayrılan sandalye oturuyordu.
Hayat ne kadar garipti değil mi?
Bir zamanlar abisinin tekmesi yüzünden götünün üzerine oturmadığı kızla şimdi nişanlanıyorlardı. Aynı zamanda sevdalanmıştı ona.
"Ee Ferzan Ağa, artık gelelim sebebi ziyaretimize. Bizim ziyaret sebebimiz belli." Derken gözleri bir anlığına Zerya'ya kaydı. Zerya ona bakıyordu ancak ifadesizdi. Onu her gördüğünde aklına onu Ferzan Ağa'ya verdiği zaman geliyordu.
Suskunluğun biraz uzadığını fark edince boğazını temizleyip tekrar konuştu. "Kızınız Zeynep'i oğlumuz Alpay'a istiyoruz." Dedi lafı hiç uzatmadan.
Ferzan Ağa Zeynep ve Alpay ikilisine bakarken Zeynep'in gözündeki heyecanı gördü. Zeynep gerçekten heyecanlıydı.
Alpay heyecandan ne yapacağını bilemezken kahvesine uzandı. Herkes ona bakarken kahvesinden acı tadının geleceğini bilerek ağzına götürdü ki burnuna gelen Keskin kahve kokusuyla korkmadan edemedi. Bu kahveye zehir bile atmış olabilirlerdi.
En sonunda derin bir nefes alıp kahveden bir yudum aldı ki Ferzan Ağa konuştu. "Ee biz zaten bunu önceden konuşmuştuk. Çocuklar belliki birbirini beğenmiş, sevmiş." Dedi imalı şekilde. Çıkan sevgili dedikodularına da ithaf ediyordu alttan alttan.
Olayı tam olarak bilmeyen kişiler alttan alttan gülerken Zeynep dedesine şaşkınca bakıyordu. Dedesi ne diyordu? Ne sevmesi, ne beğenmesi?
Alpay'ın ise daha büyük bir derdi vardı. Bu kahve değildi şerbetti. Resmen şerbetti. Ancak güzel şerbet değil, bayan şerbet. Kahveyi yutmaya çalışırken Ferzan Ağa tekrar konuştu.
"Bize de sevenleri kavuşturmak düşer." Dedi ve gülerek ikiliye baktı, Ferzan Ağa. "Verdim gitti!"
Herkes heyecanla onları alkışlarken herkes bir hafta öncesini çabuk unutmuştu. Zeynep'in herkesin içinde yediği dayağı, duyduğu sözleri, hâlâ suçunun olmamasına rağmen yaptıkları imaları...
Alpay unutmamıştı ancak ona tekrar tekrar aynı şeyleri hatırlatmak ve üzmek istemiyordu. Bu yüzden ayağa kalktı ve elini Zeynep'e uzattı. Zeynep ise çıktığı düşüncelerden onun uzatılmış eline baktı. Alpay'ın elleri hem nasırlı hemde kuruydu. Zeynep bu elleri gördükçe Krem süresi geliyordu. O derece kuruydu.
Alpay'ın elini tutmadan ayağa kalkarken Alpay elini kapattı ve kaşlarını kısaca kaldırıp elini cebine koydu. Bozulmamıştı, zaten tutmasını beklemiyordu ancak yinede uzatmıştı. Bir umut tutar belki diye.
Zeynep de ayağa kalkınca Zerya ikisini de biraz öne getirdi ki Zeynep, Alpay'a çevirdi kafasını. Alpay anında ona bakan kahve gözlere dönerken aralarında kısa bir bakışma geçti. Alpay onun kahvelerinde bakarken içinin geçtiğini hissetti. Kalbi öylesine hızlanmıştı ki başı ağrıdı. Bir insanın başı bir insana bakarken neden ağrırdı ki?
Zeynep ise bu gece ilk defa bu kadar heyecanlandığını hissetti. Gözleri kopkoyuydu ancak garip olan bu gözlerinin tam ortasında yeşil bir hare vardı. Ancak normal yeşil değildi. Kopkoyu, derin ve bağımlılık yapan bir yeşildi. Zeynep böylesine bir yeşilin tonunu ilk defa görüyordu. Garip olanda ne onlardan gözlerini çekebiliyordu ne de konuşabiliyordu.
Birsen elinde tepsiyle heyecanlı heyecanlı gelirken kızıl saçları sağa sola savruluyordu. Topuk sesleri Zeynep'i anlık olarak kendine getirirken Alpay'a hemen, "Ben etrafta insanlar var diye elini tutmadım." Dedi ve önüne döndü. Zaten döndüğü gibi de Sinan amcası ikisine imalı şekilde bakıyordu.
Birsen tepsiyi amcasına uzatırken Sinan da kırmızı kurdeleyle birbirine bağlanmış iki yüzüğü aldı. Zeynep ne yapacağını bilemezken elini sıkıp açtı. Avcunun içi terleşmişti.
Derin bir nefes alırken Sinan yüzüğü Zeynep'e uzattı. Zeynep sessizce elini uzattı ve başını kaldırdı. Gözleri tek kişiyi arıyordu. Abisini... Nedim onun hayatının her anında vardı, şimdiyse burada olsa gerekirse herkesi öldürüp bu evliliğe mani olurdu ancak ölümle savaşıyordu.
Zeynep'in etrafa bakan gözlerinden kimi aradığını anlamıştı, Alpay. İstemsizce aklına Nedim'i hastaneye getirdiği an geldi. Sonraysa Zeynep'in onlara inanmaması...
Zeynep başını refleksen Alpay'a çevirirken onların her anını çeken kuzenlerinden haberi yoktu. Alpay'la ikinci kez ufak bir bakışma yaşasalar da çok uzatmadan amcasının ona yüzük takışını izledi. Yüzük tam parmağına uygundu.
Sinan yeğenine baktı. Alpay ise ciddiyetle ona bakıyordu. Tabii Sinan Alpay'a bakınca Alpay da dayısına baktı. Kısa bir an bakışırlarken Alpay kaşlarını çattı. Sinan alayla gülerken yüzüğü taktı.
Sinan tekrar tepsiye uzanırken Birsen ve Binnaz gülerek birbirlerine bakıyorlardı. Binnaz arkasına sakladığı makasla amcasına, "Amca makas kesmiyor galiba! Baksana," derken makası arkasında çıkarıp bir kaç defa açıp kapattı. Tabii ona gülerek bakan Cesur'dan habersizdi.
Gerçi hepsi ona bakarken çokta fark edemezdi.
Sinan ona gülerken elini cebine attı. Bir tomar paradan 4 adet iki yüzlük sayıp ona verirken Binnaz kafasını sağa sola salladı. "Hâlâ kör bu makas." Dedi gülerek.
Alpay da dahil herkes gülerken Sinan biraz daha tepsiye bıraktı ancak kızlar yine ikna olmadı. "Amca! Sen elini cebinde bu şekilde koyarken bu makas hep kör kalacak haberin olsun!"
Sinan elini tekrar paraya uzattı ki Binnaz para tomarını tuttuğu gibi kaptı. "Bunu sen bize ver." Dedi ve gülerek makası uzattı.
Herkes ona biraz daha gülerken Sinan da güldü. Elindeki makası alıp kırmızı kurdeleyi kesti ki kapı çaldı. Herkes tam alkışlayamadan kapıya bakarken Binnaz koştu kapıya.
Binnaz kapıyı açtı ki karşısında ne görmeyi bekliyordu bilmiyordu ancak polis olmadığı kesindi. Polisler ona bakarken, "Alpay İroz burada mı?" Dedi.
Binnaz, şaşkınca ona bakarken onun peşinden abisi geldi. Ferzan polislere bakarken tek kaşını kaldırdı. "Buyrun?" Dedi sakince.
"Alpay İroz'a bakmıştık biz?" Dedi polis tekrar ederek.
"Nedenini sorabilir miyim?" Dedi Ferzan aynı sakinlikle.
"İçerdeyse teslim olsun, emniyette öğrenirsiniz." Dedi polis sakince.
Tabii kapı açma süreci uzuyunca Cihan ve İsmet de geldi kapıya. İki zıt kutup birbirini umursamadan kapıdaki polisleri görünce şaşkınca konulacaktı ki polis amiri dayanamadan, "Oğlum girin şu Alpay İroz mudur nedir, getirin!" Dedi.
"Amirim, Alpay İroz'la ne işiniz var?" Dedi Cihan da kaslarını çatarak.
"Emniyette öğrenin beyefendi, tüm ailenize anlayamayız!" Derken amir oldukça gergindi.
İki polis içeri girdiği gibi, "Alpay İroz?" Diye sorarken herkesin bakışları tek kişiye gitti. Tabii Alpay'ın da polislere.
"Buyrun?" Dedi şaşkın ve sorgular bir sesle Alpay.
"Bizimle emniyete kadar bir işiniz var." Deyip ona ilerlerken Alpay ise anlamaz şekilde konuştu.
"Ne işiymiş bu?"
"Emniyette anlatırlar." Derken Zeynep'i umursamadan Alpay'ı tutup ters kelepçeyle tutukladılar.
Zeynep hemen uzaklaşırken Alpay'a şaşkınca baktı. Korkuyordu. Bu polisler niye Alpay'ı tutuklanmıştı şimdi? Hemde tam nişan gününde?
Alpay'a korkuyla bakarken ona yatıştırıcı şekilde bakıyordu. "Bir şey olmayacak." Derken polis memuru onu daha çok itti ve kelepçeyi tamamen taktı.
"Hadi yürü!" Derken asla acımadan onu ittirdi.
Zeynep başını sallayıp korkarken Alpay'dan bakışlarını ayırmıyordu. Korkuyla kalbi hızlı hızlı atarken Alpay ona kısaca gülümsedi yatıştırıcı şekilde ve polislerle arkasını dönüp ilerledi.
Herkes şaşkınca onlara bakarken nişan çoktan iptal olmuştu bile. Gerçi her şey hallolmuştu da. Geri kalan tek şeyin Alpay'ın karakola girmesi olduğunu kim bilebilirdi ki?
Şu ansa tam olarak karakolda ne olduğunu öğrenmeye çalışıyorlardı. Alpay kendi halinde nezarethanede takılırken Zeynep de stresle evde oturuyordu. Karakola sadece erkekler gitmişti. Kadınlar evde oturmuştu. Damat tarafı kendi evine giderken Nurşen pek iyi değildi. Oğlunu niye içeri almışlardı ki? Bir haftadır doğru düzgün evinden bile çıkmamıştı.
Hamile olduğu için Cihan onu evde bırakmıştı. Ancak evde de Nurşen meraktan ölecekti. Kendi odasında oturmuş düşünürken hâlâ oğlunun evlenmesine şaşırıyordu.
Oğluna daha birkaç ay önce kız gezdirdiği için kızıyordu. Şimdiyse oğlu nişanlanmıştı. Hemde abisinin kızıyla.
Oğlunu çok seviyordu ancak Zeynep'e asla layık olduğunu düşünmüyordu. Mardin'de bir kez bile adı kötü anlamda çıkmamıştı. Oysa oğlu Mardin'in pezevengi olmuştu.
Zeynep nasıl Alpay'la sevgili olmuştu ki?
Nurşen de inanmıştı bu dedikoduya. Çünkü oğlu ve Zeynep arasında bir şeyler olduğunu seziyordu ancak sevgili olma ihtimalini düşünmemişti. Bu tamamen oğlundan kaynaklıydı. Zeynep nasıl oğluna bakıp sevmişti hâlâ anlamıyordu.
Hem Alpay'ın aşık olduğunu zaten anlamıştı 1 hafta önce. Alpay öyle sürekli kavgaya atılan biri değildi. Hele kavgacı asla değildi. Sadece onu ve ailesini kapsayan şeylerde kavga ederdi. Zaten genelde ailesinin paçası boktan kurtulmadığı için kavgadan uzak kalamıyordu.
"Ah Zeynep, sen nasıl baktın benim mal oğluma?" Dedi fikrini dışına taşırarak.
Elini karnına götürdü. Bebeğinin cinsiyetini öğrenmişlerdi. Nurşen bir oğlu olduğu için bir kızının olmasını istiyordu. Ve tamda gönlüne göre olmuştu, bebeği kızdı.
"Abinin düğününü göremeyecek misin sen kızım?" Dedi gülerek Nurşen. Eliyle karnını okşarken azda olsun stresi azaldı.
"Güzel kızım benim." Dedi ki Nurşen'in telefonu çaldı. Balkonun koltuğundan kalktı ve sehpaya uzanıp telefonunu aldı. Arayan kişi kocasıydı. Telefonu merakla açarken konuştu.
"Alo Cihan?" Dedi merakla.
"Alo Nurşen." Dedi Cihan da.
"Ne oldu? Hallettiniz mi? Niye tutuklamışlar oğlumu?" Dedi telaşla Nurşen.
"Sen önce bir sakin ol. Geç bir yere otur." Dedi Cihan. Karısının telaşdan ayağa kalkacağını bilecek kadar onu tanıyordu.
Nurşen tekrar koltuğa otururken, "Konuş artık!" Dedi kızgınca.
"Kurê birayê jina Sînani,"(Sinan'ın karısının abisinin oğlu) Dedi Cihan da.
"Mutlu?" Dedi Nurşen teğet ederek.
"Eri!" (Evet.) Dedi Cihan ve devam etti. "Wan vê dawiyê şer kir, û hingê wê gilî li dijî Alpay tomar kir." (Geçende kavga etmişlerdi ya, işte o zaman şikayet etmiş Alpay'ı!)
"Cihan sen konuşmadın mı bu adamla." Dedi Nurşen.
"Yav konuştum ama oğlu şikayet etmiş. Gizlicene ha!" Dedi Cihan da. Emniyette her yer tıklım tıklımdı. Bir yandan oğluyla bir yandan karısıyla uğraşıyordu.
"Kuré keri!" (Eşeğin oğlu!) Dedi Cihan da sinirle solurken.
"Ee em çî bıkìn?"(Ee ne yapacağız?) Dedi Nurşen.
"Valle Em ê li bendê bin. Min gazî parêzer kir; ew ê di demek nêzîk de were vir." (Valla bekleyeceğiz. Avukatı çağırdım birazdan burada olur.) Dedi Cihan da.
"İyi o zaman, sen kapat şimdi. Bir şey olursa ara bak, tamam?" Dedi Nurşen.
"Tamam tamam. Hadi kendine iyi bak. Görüşürüz." Dedi Cihan da. "Çok geçe kalma bak, yat uyu."
"Tamam," Dedi stresle Nurşen de. "Görüşürüz."
Telefonu kapatan Cihan ise etrafa baktı. Avukat hâlâ ortada yoktu. O da ilerdeki danışmanlığa ilerledi. Balık etli adam Cihan'a baktı. "Buyrun?" Dedi adam.
"Yav abee, biz içeri nasıl giriyoruz?" Dedi Cihan.
"Suç işleyince abi?" Dedi adam anlamadan.
"Öyle değil yav, yani nezarethaneye?" Dedi Cihan.
"Abi bir tanıdığın mı var içeride?" Dedi adamda.
"Evet." Dedi ki arkadan bir ses geldi.
"Cihan bey?"
Cihan arkasına döndüğünde avukatı Erol beyi gördü. "Erol bey?" Dedi gülümseyerek ve elini uzattı. Erol da elini uzatıp el sıkıştıklarında Erol bey danışmanlıkla bir şeyler konuşup ikisini birden nezarethaneye götürmüştü. Normalde bu yasaktı ancak paranın açmayacağı kapı yoktu.
Alpay kendi halinde nezarethanede otururken neden burada olabileceğini düşündü. 1 haftadır kimseyle laf dalaşına bile girmemişti. Bir hafta önce neler olmuştu peki? Mutlu'yla kavga etmişti.
Mutlu piçi mi onu şikayet etmişti?
İstemsizce güldü. Sinirleri bozulmuştu. O piç ancak korkak gibi avukatının ardına saklanırdı zaten. Nezarethaneden çıktıktan sonra bir daha dövecekti onu.
Yerde otururken aklıma Zeynep geldi. O çıkarken ona oldukça korkarak bakıyordu. Sanki Alpay'dan korkar gibi. Alpay Zeynep'teki korku dolu bakışı sevmemişti. Hatta epey gerilmişti.
Tam bunları düşünürken bir şey oldu. Midesi guruldadı ve büyük bir acı sardı bedenini. Sanki bağırsakları boşalıyormuşta yanıyormuş gibi.
"Ananı sikeyim." Diye ağzından küfür istemsizce çıkarken kapı açıldı. İçeriye polis girdi başta.
Polis Alpay'a tip bir bakış atarken Alpay iki büklüm pozisyonundan doğruldu. Tuvalete gitmeliydi. Babası ve elinde evrak çantasıyla gelen avukatı görünce ofladı. Şu an hiçbir şey umrunda değildi. Acilen tuvalete gitmeliydi.
"Oğlum?" Diyen Cihan'sa oğlunda ki terliği sezmişti.
"Cihan bey, süreniz 5 dakika. 5 dakika sonra burda olurum. Bir sıkıntı olursa bize bildirin lütfen." Diyen polis memuruysa ikilinin diyaloğunu görmezden gelmişti.
"Peki, memur bey." Dedi Cihan da.
Memur çıkarken Cihan oğluna bakıp, "Çî bû?" (Ne oldu?) Dedi oğluna.
"Tiştek tine." (Bir şey Yok.) Dedi babasına Alpay da. "Niye girmişim içeri baba?"
Cihan oğluna bakıp bir şeylerin yolunda olmadığını bilse de bir şey diyemedi. "Mutlu Dizman. Kuré Hüseyin."(Hüseyin'in oğlu) Dedi kısaca.
Avukat onların ne dediğini anlamıyordu ancak bir şey de diyemiyordu. Sadece isimleri seçebiliyordu ancak patronuna da ne konuştuklarını soracak kadar cesaret sahibi değildi.
Cihan biraz değişken biriydi. Bazen tam bir Kürt ağası olurken bazen efendi şirket patronu oluveriyordu. Bazen dünyanın en anlayışsız kişisiyken bazen her tele ayak uydurabiliyordu.
Şu ansa avukat "Ne konuşuyorsunuz?" Diye sorsa kızar mı güler mi bilemiyordu. O yüzden sessizce konuşmalarını dinledi.
"Ew nebaş tenê her çi dibe bila bibe gazinan dike." (O piç ancak şikayet eder zaten) Dedi Alpay da sinir olurken.
Cihan oğlunun Mutlu'yla niye kavga ettiğini bile bilmiyordu. Ancak Zeynep'in de bu işin içinde olduğunu biliyordu. Ancak Zeynep ne alaka bunu bilmiyordu.
"Sen nasılsın iyi misin?" Dedi Cihan Alpay'a. Oğlunun onlar ilk içeriye girdikleri zamanki hâlini gördüğü için bir şeyler olduğunu anlamıştı ancak bir şey demedi.
Alpay ise tam dik duramasa da eğilip bükülmeden midesindeki garip hareketliliğe rağmen, "İyiyim bir şey yok. Annemler ne yapıyor?" Dedi.
"Annen evde biraz stresli ama iyi çok şükür. Nişanlını soruyorsan o en son gözleri dolu dolu Zerya'ya sarılmıştı." Dedi gülerek Cihan.
Alpay bir anda doğrulunca karnı ağrısa da konuştu. "Zeynep'e bir şey mi oldu?" Dedi gergince. Kaşları anında çatılırken pir dikkat babasına bakıyordu.
Babası ise gülümsedi. "Samet'in kızı da ne yapsın. Abisi komada nişanlısı burada. Ona da yazık." Dedi Cihan gülerek.
Alpay'ın kaşları iyice çatılırken, "Ne diyorsun sen baba?" Dedi sinirle. "Düzgün konuşsana Zeynep hakkında!"
Cihan oğluna gülerken, "Şaka yapıyorum oğlum." Dedi. Sadece oğlunun nabzını test etmişti. Oğlu feleğin sillesini yemişti. "Mutlu piçi de mi seni böyle kandırdı?"
Konusu açılmışken Alpay'ın ağzından laf almak iyi olurdu.
"Baba kapat şu konuyu, çıkar beni şuradan!" Dedi Alpay iyice hiddetlenerek. Mutlu'yla ilgili konuştukça sinir oluyordu.
"Alpay bey çıkmanız için önce Mutlu'nun şikayetini geri çekmesi gerek." Dedi avukat araya girerek.
Alpay bakışlarını ona çevirirken avukat gerilediğini hissetti. Niye bu kadar kötü bakıyordu bu çocuk?
"Baba hani sen Hüseyin amcayka konuşmuştun?" Dedi gergince Alpay. "Hani şikayetçi olmayacaklardı."
"Aradım zaten. Şikayeti geri çekeceklermiş. Bu eşek gizli şekilde şikayetçi olmuş." Dedi Cihan da.
Nezarethanenin kapısı tekrar açılırken içeri aynı polis geldi. "Süreniz doldu Cihan bey, dışarı buyrun lütfen." Adam onları iyi dille kovarken Cihan oğluna baktı.
"Biz şimdi çıkıyoruz. Muhtemelen yarın çıkarsın. Güzel güzel otur kendine, tamam?" Dedi gülerek.
"Eri babo eri!" (Tamam baba tamam!) Dedi Alpay da.
Cihan ve avukat çıkarken Alpay adeta koşar adım tuvalete koştu. Uzun bir süre de çıkabilecek gibi değildi.
Tam o esnada odasında uzanan Zeynep duvarla bakışmayı kesip doğruldu. Doğru ya! Alpay'ın kahvesine musil atmıştı! Adam şimdi nezarethanede kıvranıyor olmalıydı!
Zeynep gergince etrafa bakarken ne yapacağını bilemedi. Sadece ona küçük bir mesaj vermek istemişti. Ki gayette unutulmaz bir yolla vermişti.
Benimle evlenirsen sıçtın.
Bu mesajın yanında kahvesini bol şekerli yapmasının sebebi Alpay, Zeynep ona yanlışlıkla tuzlu kahve getirince 'ondan hoşlandığını' düşündüğünden; bol şekerle, 'seni sevmiyorum.' mesajı vermekti.
İki mesajı da Alpay gayette iyi almıştı. Ancak biraz koyu yollarla. Tabii bu gecenin unutulmazlığı da ayrıydı. Onca şey yaşanmasına rağmen ikiside bir nebzede olsa başka dertlerini unutmuşlardı.
Tabii bunun kısa süreceğini kim bilebilirdi ki?
Zerya
Nefes alamıyorum. Nefes boğazıma kadar geliyor ancak ilerisine gitmiyordu. Biri boğazımı sıkıyordu. Ellerimle boğazımı sıkan ele vurdum. Sesim bile çıkmıyordu.
Benim boğan adam ise amcamın ya kendisiydi. Ancak Samet değil, İsmet. Bana öfke ve nefretle bakarken konuştu. "Sen güvenilmez bir kadınsın! Sen oğlumu hak etmiyorsun bile!" Derken kafama vurdu. Garip şekilde acıyı hissetmedim ancak hâlâ çok korkuyordum. Ve kollarımı kaldırıp ona vuracak gücü de kendimde bulamıyordum. Ellerim boğazımdan ilerisine gitmiyordu.
"Amca bırak!" Derken nefes almaya çalışıyordum.
"Berdel bitti. Sen oğlumu hak etmiyorsun bile!" Derken bir anda yere düştüm. Kafamın önünde onlar vardı. İroz aşireti...
Korkuyla hepsine bakarken ağladım. En başta sevdiğim adam için sonrada anneler için. Yerde oturup ağlarken İsmet amcam bağırdı. "Berdel olmayacak! Nurşen'i geri verin şu yalancıyıda alın." Derken yüreğim acıdı.
"Amca ben yalancı değilim!" Dedim ağlarken. Ferzan'ı istiyordum. Kimse gelmiyordu. Kendi başımın çaresine bakacak gücü hissetmiyordum. Omuzlarım sarsıla sarsıla ağlarken bir anda onun sesini duydum. Ferzan'ın...
"Zerya?" Derken sesi şaşkın geliyordu.
"Yardım et!" Dedim ağlamaya devam ederken. "Ben yalancı değilim! Ben sadece-"
"Zerya'm hadi uyan, birtanem. Kabus görüyorsun." Diyen Ferzan ile ağlayan gözlerim açıldı. Ferzan'ın dudakları şakağımdayken bana sarılmış vaziyetteydi. Benim kafam onu göğsünde dururken kokusunu soludum derince. Kokusuyla daha sakin nefesler alırken Ferzan yanağımdan bir öpücük aldı. Saçımı okşarken konuştu.
"Gece gece ne oldu Zerya'm?" Dedi sakin bir sesle. "Amca deyip durdun?"
Gözlerim gördüğüm kabusun verdiği korkuyla dolarken vücudum titredi. Ancak Ferzan bunu hissettiği gibi daha da sokuldu.
"O piçi mi gördün rüyanda?" Dedi sesi hafif öfkeli gelirken.
Başını iki yana salladım. Hâlâ hafif hafif hıçkırırken saçımın üstünden öptü ve konuştu. "Babanı gördüm." Dedim sessizce.
Ferzan bir anlığına donarken gözlerimin ben engel olamadan damla damla aktı. "Beni yine o konağa götürüyordu. Benim yalancı olduğumu söylüyordu."
Sözlerim Ferzan'ı gerim gerim gererken ona daha sıkı sarıldım.
"Ferzan, ben, ben özür dilerim. Ben o gün sadece huzurumuz kaçmasın diye söylemedim. Kızacağını bildiğim için diyemedim. O gün o kadar şey gördüm ki bir de sen gidip kavga etme istedim. Yoksa sana niye söylemiyeyim ki?" Derken sesim titremişti. Bir haftanın ardından ilk defa sarılıyorduk. Beni bir haftadır ilk defa öpmüştü. Onu gerçekten çok özlemiştim.
Ferzan ise sustu. Bir şey demedi. Ancak bana daha çok sarıldı.
Ben ise uzanıp onun çenesini öptüm. Elleri yanaklarımdayken o da alnımdan öptü.
"Ben sana küs değilim sadece dargınım." Dedi Ferzan. "O piçin yaptığı şey beni delirtti. Daha kötüsü senin bunu bana söylememen üzdü."
"Ben gerçekten öz-" Diyemeden beni susturdu. Parmağı dudaklarımın köşesinde gezerken yanağımı öptü ve konuştu.
"Söz ver." Dedi ve saçımda burnunu gezdirdi. "Ne olursa olsun, sonucu nasıl biterse bitin bana asla yalan söylemeyeceksin ve hiçbir şey saklamayacaksın."
Hemen başını salladım. "Söz veriyorum." Dedim. Yanağına öpücüğümü kondururken kendini bana yasladı. "O kadar zalimsin ki bir haftadır bana sarılmıyorsun bile!" Derken küskünce başımı çevirdim. Kollarımı ondan çekerken arkamı döndüm. O ise kısık sesle güldü ve başımın üstünden öptü. Şu an tamamen naz yapıyordum. Yoksa ona küstüğüm falan yoktu. Kulağın dibinde bir nefes hissedince istemsizce gülümsedim ancak hemen geri somurttum.
"Zerya'm, bir haftadır bende seni çok özledim ancak sana olan kızgınlığım özlemine ağır bastı." Dedi sakince ve burnunu saçlarımda gezdirdi.
Ondan iyice uzaklaştım. "Yani en ufak bir kavgada hemen bana küseceksin!"
Eli usulca çıplak baldırlarıma uzandı yavaşça okşayadı. Eli yavaş yavaş aşağı inerken sonunda eli yatağa değdi ki beni kendine çekti. Şimdi ona biraz daha yaklaşmıştım ancak kafalarımız arasında hâlâ belirli bir mesafe vardı.
Eli bu kez karnımı okşadı ve kendine çekti ancak elini çekmedi. Ağzı tam kulağımın dibinde dururken elleri karnımı okşamaya devam etti. Dudakları saçımın belirli yerlerinde gezerken titrek bir nefes aldım.
Dudakları hareket ederken boğuk bir ses geldi. "Bugün seni elinde Umut'la görünce ne düşündüm biliyor musun?" Dedi sakince ve huzurla. Cevap vermedim zaten o da beklemiyordu ki devam etti. "Bizimde bir oğlumuz olduğunu."
Gülümsedim derin şekilde. Bende aynısını düşünmüştüm. "İkimizin de bir parçası olan seni karnında," Derken karnımı okşamaya devam etti. "Günden güne yeşerirken seninle onu büyüttüğümüzü düşündüm. Bizim, ikimizin, bir çocuğu olduğunu düşündüm. Baba olduğumu, anne olduğunu."
Çocuksu heyecanını sırtımda hissettiğim kalp atışlarıyla hissettim. Aynı heyecanı bende hissetmiştim. Hemde en derin şekilde. Onunla çocuğumuzun olması için neler vermezdim ki?
"Gerçekten olur inşallah ya!" Dedim heyecanlave ona döndüm. Yüz yüze birbirimize bakarken Ferzan yanağımı öptü ve konuştu.
"İnşallah." Dedi en içten şekilde.
Ben ona sarılırken o da bana sarıldı ve beraber uyuduk.
Ferzan'ı seviyordum hemde çok...
Selamlar MGY okurları 👋🏻🙊🌬️💖
Nasılsınız canlarım, umarım hepiniz çok iyisinizdir! Ben çok şükür tatilden dolayı daha az yoğunum.
Bu bölümde paralel Evren bölümüne de Atıf yaptım. Çünkü paralel evrende olsa bazı şeyler değişmez. Duygular değişir ancak olan değişmez.
Bu bölümdeki aksiyonu en az seviyede tutmaya çalıştım. Bu arada sondaki Zerya ve Ferzan sahnesi.😍 Bir dahaki bölümde muhtemelen küçük bir alışveriş yaparlar. Bohça için.👰🏻♀️
Benim için bu kadardı mi kendinize iyi bakın, hoşça kalın 👋🏻🫂
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 38.93k Okunma |
2.96k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |