46. Bölüm

29. Bölüm

Eda A.
mektupb_1rsanattir

 

All Gırls Are The Same- Juice World

 

Obsessed- Mariah Carey

 

 

 

Ah sana bir sarılsam şimdi,

 

 

Kırılsa yalnızlığımın kemikleri.

 

 

 

Özdemir Asaf

 

 

Hayatımda hiçbir zaman evli olduğumu hayal etmedim. Hele ki teli duvaklı babamın evinden gittiğimi hiç hayal etmedim. Sanırsam Zerya'nın düğün provalarında ki bedduası tutmuş olacak ki şu an tam olarak bunu hayal ediyordum.

 

Evlenince acaba nasıl olacaktı? Bende tıpkı yeni gelinler gibi süslü süslü giyinip kocama cilve falan mı yapacaktım?

 

Tabii zaten Alpay da senin cilvemi bekliyordu.

 

Kafamda yine gereksiz sorular varken başımı iki yana salladım. Ben neyi hayal ediyordum ya! Alpay'la evleneceğim için alışveriş yapmıştık ve ben yapacağım cilveyi, nazı mı düşünüyordum?

 

Sanırım regl olacaktım, bu duygusallığın ve psikolojik olarak saçmalamanın başka bir açıklaması olamazdı.

 

"Zeynep, aklıma gelen başka bir yer var mı?" Diyen Nurşen halamsa dışarıya olan bakışlarımı çekip ona çevirmişti. "Bak sakın çekinme tamam mı? Hiçbir şey içinde kalmasın."

 

Halam sanırsam hep içinde bir şeyler kalarak evlendiğinden bende böyle bir olmasını istemiyordu. Onu bu konuda ne kadar üzülsem de elimden hiçbir şey de gelmiyordu.

 

"Yok, hala. Bu kadar alışveriş yeterli. Zaten fazlasıyla hallettik bohçayı." Dedim kibarca.

 

Yanımdaki Zerya bana bakıp 'emin misin?' bakışları atarken ona emin olduğuma dair bir bakış attım. Canım kuzenim beni burada yalnız bırakmamıştı. Daha doğrusu kuzenlerim demeliyim. Birden ve Binnaz da buradaydı.

 

Gelin ve damat bohçasının ardından bir kafeye oturmuş sipariş ettiğiniz tatlı ve çayları bekliyorduk. Ben ve Zerya yan yana oturmuştuk. Annem gelmemişti. Şaşırmamıştım. Ancak kırılmıştım. En azından bunun için gelebiliridi. En azından beni bu konuda da yalnız bırakmayabilirdi. Annemin eksikliğini bu konuda da hissetmek istemezdim.

 

Karşımda Nurşen halam onun yanında eltisi Belinay yenge oturuyordu. Sidar da vardı. Hemen Belinay'ın yanında oturuyordu. Halamın dediğine göre Bilge, Samet ve Nazlı'ya bakmak için evde kalmıştı.

 

Melek yengenin yanında Benan yenge ve kızlarıysa karşılıklı oturuyordu. Onlar pek sohbete katılmıyordu. Pek kocam tarafını sevmiyorlardı.

 

Ha birde Alpay vardı. Gözüm parmağıma kaydı. Nişan yüzüğüm bir inci gibi parlıyordu. Bu yüzük tam 4 gündür parmağımdaydı. Yani Alpay'ın nezarethaneye girmesinden de 4 gün geçmişti. Tabi ikinci gün çıkmıştı gerçi ancak daha yüzünü görmemiştim. Durumunu da pek merak etmiyordum. Yani aslında iyi olup olmadığını birazcık merak ediyor olabilirim ama çok değil yani birar.

 

"Buyrun," deyip bütün çayları ve tatlıları servis eden garson masadan gitmeden önce de, "Afiyet olsun." Demeyi unutmamıştı.

 

"Teşekkürler." Dedi halam ve çayından bir yudum aldı. "Bugün iyi vakit geçirdik değil mi?"

 

Canım halam hamile olduğu için olabildiğince bu evliliğe iyi yönünden bakmaya çalışıyordu. Strese girmek istemediği için muhtemelen benim Alpay'ı sevdiğime inanmak istiyordu.

 

"Evet, artık düğünden sonrada bol bol gezeriz." Dedi Sidar da gülümseyerek.

 

Pek sanmıyorum, demek isterdim ancak demedim. Daha doğrusu demenin yeri ve zamanı değildi. Halama çok ayıp olurdu. Hele Sidar. Fena bozulurdu. Kimseyi kırıp üzmek istemezdim.

 

"Melek seninle hep bunun hayalini kurtardık hatırlıyor musun?" Dedi halam bu kez Melek yengeye.

 

"Unutur muyum?" Dedi Melek yenge de. "Çocuklarımızı evlendirecektik."

 

Melek yengenin sözleri beni hem mutlu hemde rahatsız etmişti. Beni kendi çocuğu gibi görmesi güzeldi. Ancak şu an bu konuyu açması rahatsız etmişti. Babamın bana yaptıklarının üstünden 1 ay bile geçmemişken ne çabuk unutmuşlardı yaşananları. Sanki Alpay benim aşkımdan olup bitiyorda bende onunla evlenmeyi kabul etmişim gibi davranıyorlardı.

 

"Lise yıllarımız en güzel zamanlarımızdı. Keşke tekrar yaşayabilsek." Dedi Melek yenge.

 

"Sinan'ı az peşinden koşturmadın ama." Dedi Nurşen hala da.

 

"Yenge ya! Hep geçmişi konuşuyoruz." Diyerek isyan bayrağını çeken Sidar duygularımın adeta dili olmuştu. "Biraz şimdiyi konuşalım. Bak henüz 4 aydır evli olan bir kızla," derken Zerya'yla bakışları kesişti. Biyolojik olarak ablasıydı Zerya onun. Ancak hiçbir tanışıklıkları yoktu. Kısa bakışmanın ardından bana bakıp, "Evlenecek olan gelinin var." Dedi.

 

"Sus kız! Başıma kart görümce gibi kaldın. Bu yaşta hamile başımla senin dırdırını çekiyorum." Diyen Nurşen halamsa şakayla karışık Sidar'a kızmıştı.

 

"Ben daha 20 yaşımdayım. Ne kartlaşması! Çiçek gibiyim!" Diyen Sidar'ı cevaplayan ise masadan biri değildi.

 

"Sen daha çok kaktüse benziyorsun."

 

Hepimiz konuşan kişinin tarafına dönünce uzunca boylu bir adam gördüm. Bu adam çok tanıdıktı. Esmer teni ve jilet gibi kesilmiş bir sakal tıraşı vardı. Saçları kıvırcık kısa ve hafif yanlara ve önlere atılmıştı. Bu adam yakışıklıydı ancak pek benim tipim değildi.

 

"Sende haftada gezen sinek oluyorsun galiba." Diyen Sidar'sa lafın altında kalmamıştı.

 

"En azından dikenlerim sağa sola batmıyor." Diyen İzzet alttan alttan hem laf sokuyor hemde gülüyordu.

 

"En azından sağda solda vızırdayıp insanları rahatsız etmiyorum." Dedi ve boş olan sandalyeyi işaret edip konuştu. "Susta otur."

 

İzzet gülerken lafının üstüne bir şey demeden gösterdiği yere yani tam yanına oturdu. Sonraysa Nurşen halama döndü.

 

"Hangisi gelin hanım?"

 

"Karşımda. Zeynep, bu İzzet. Cihan'ın kuzeninin oğlu." Dedi halamda.

 

"Aileye hoş geldiniz gelin hanım." Diyen İzzet oldukça beyefendi birine benziyordu.

 

"Hoş Bulduk, İzzet abi." Dedim bende gülümseyerek.

 

"Ee alışverişiniz bitti mi? Amca beni buraya gönderdi." Dedi İzzet bize bakarak.

 

"Alpay gelecekti." Dedi Sidar ona dönerken.

 

Sidar tıp bir bakış atsa da, "Onun küçük bir işi varmış. Bir saate gelecekmiş." Dedi İzzet.

 

"Bizim alışveriş bitti, tatlı yiyorduk." Dedi Belinay yenge de. Gerçekten tatlının tadı çok güzeldi. Kaşık kaşık yiyordum.

 

"İyi Sidar bana yardım etsin de biz bir şu poşetleri arabaya koyalım." Dedi İzzet Sidar'a bakarken. Sidar'la epey bir uğraşıyordu. Oysa Zerya'nın düğününde dans ettiklerini hatırlıyordum. Yanlış hatırlıyor da olabilirim tabii.

 

"Hadi kalk da koyalım bari." Dedi Sidar ve ikiside ayağa kalkıp masanın yanındaki eşyaları alıp bahsettikleri arabaya doğru gitti.

 

"Neyse, nerede kalmıştık." Diyen halamı bölense bu kez Zerya'nın telefon sesi oldu. Ancak telefon sesi sadece ondan gelmiyordu. Benim telefonum da titremişti. Sanırsam bildirim gelmişti.

 

Zerya'nın telefonunda 'Kocamm😘🫶🏻' yazısını görünce Ferzan olduğunu anlamıştım. Zerya'ya gülerken kendi telefonuma döndüm. Bildirim mesajlardan gelmişti. Hemen telefonumu açıp girerken kim olduğuna baktım. Alpay'dan gelmişti. Biraz gerilip telaşlansam da derin bir nefes alıp bildirime tıkladım.

 

Alpay: Zeynep, annemlerle alışverişden döndünüz mü? (14:59)

 

Mesajla kısa süreli bakışırlarken neden böyle bir şey yazdığını sorgulamıştım. Benimle ilgili miydi, halamla ilgili ki kestirememiştim ama.

 

Elim telefonun klavyesinde gezerken mesajımı gönderdim.

 

Zeynep: Alışveriş bitti ama hâlâ eve dönmedik. (15.05)

 

Sonra kamerayla çayımı ve tatlımı çekip altına 'tatlı yemeye geldik' yazdım ve tek atımlık gönderdim. Mesaj anında görüldü olurken Alpay'ın mesajı da gecikmemişti.

 

Alpay:Afiyet olsun. (15.06)

 

Bir süre ekranda 'yazıyor...' ve görüldüyü gördükten sonra en sonunda mesajını yazdı.

 

Alpay: bir işin var mı tatlı yedikten sonra? (15.07)

 

Niye soruyordu ki? Bir şey mi isteyecekti? Veya bir yere mi gidecektik? Veya bir şey mi olmuştu?

 

Milyon tane soru aklımda dönerken stresten elim terlemişti. Biraz daha sakin olup verilebilecek en normal cevabı verdim.

 

Zeynep: Sanırım yok, bir şey mi oldu? (17.10)

 

Alpay tekrar bir şeyleri yazıp yazıp silerken, bunu sürekli değişen 'yazıyor...' ve görüldüden anlamıştım, ne cevap vereceğini merak ediyordum.

 

Alpay:Seninle bir yere gitmek istiyordum da. (17.02)

 

Kafam karışmıştı. Benimle nereye gitmek istiyordu ki? Allah'ım hayatımda ilk defa nişanlımla konuşuyordum. Stresten ne yazıp ne söyleceğimi bilemiyordum bile. Hem stresli hem heyecanlı hemde meraklıydım. Aynı zamanda gerim gerim de gergindim.

 

Zeynep: Nereye olduğunu sorsam? (17.03)

 

Alpay bu kez hiç beklemeden cevap yazmıştı.

 

Alpay: Gittiğimizde görürsün, derim. (17.03)

 

Şaşkınca bir telefona bir birde telefondan yansıyan kendime bakıyordum. Resmen beni kitlemişti. Hem rica ediyordu hemde gideceğiz diyordu. Elim harflerin üzerinde gezerken kendi mesajımı da gönderdim.

 

Zeynep:Bu seferlik bir şey demeyip geleceğim, (17.05)

 

Zeynep: Ancak bir dahakine gideceğimiz yeri de söyle.(17.05)

 

Anında geri dönütümü de almıştım.

 

Alpay: Söz veremem ;) (17.05)

 

İlk tanıştığımız zamanla kıyasla fazlasıyla olgunlaşmıştı bunu kabul ediyorum ancak pezevengliğinden hiçbir şey kaybetmemişti. Hâlâ flört eder gibi konuşuyor ve yazışıyordu. Aslında yüzüme karşı hiç böyle bir tavır takınmamıştı ancak mesajlardan bile o yüz ifadesini hayal edebiliyordum. Çünkü tanımadığımız zamalarda bile üniversite de birçok kızla flörtöz şekilde konuştuğunu görmüştüm.

 

Gerçi benim ona deyişimle kendisi 'Mardin'in pezevegi'ydi. Bir sürü kızla çıkıp sevgili olmuştu. Hatta belki birlikte bile olmuştu. Benim ise bir tane bile sevgilim olmamıştı. Tabii ki hoşlandığım kişiler olmuştu ancak onlarla da aşk seviyesine gelemeden sevgili yapıyorlardı. Sanırım makus kaderim bana bu şerefsizi layık görmüştü.

 

Yanımdaki Zerya'ya farkında olmadan dönünce bana gülerek baktığını gördüm. Hafif bana eğilip,k "Ne o kiminle mesajlaşıyorsun şaşkın şaşkın?" Dedi oyunbaz bir sesle.

 

Onun kolunu kimseye çaktırmadan çimdikledim. "Kiminle mesajlaşacağım?" Derken bende tıpkı onun gibi fısıldıyordum. "Alpay yazmış, bir yere mi gidecekmişiz ne."

 

"Nereye gideceksiniz?" Diyen Zerya'nın yüz ifadesi benimkinden daha heyecanlıydı.

 

Heyecanlı mı olmam gerekiyordu acaba?

 

Heyecanlı değildim ancak merak etmiştim. Yeri söylememişti, sadece gideceğiz demişti. Biraz da gergindim. Ya kötü bir şey olursa? Ya da Alpay ne planlıyordu?

 

"Ne düşünüyorsun, Zeyno! Söyle kız meraktan çatladım!" Diyen Zerya ise içindeki milyonuncu kimle teorisini ortadan ikiye bölüp yok etmişti.

 

"Ay ne bileyim! Söylemedi!" Dedim bende gergince.

 

"Kız kim neyi söylemedi?" Diyen Nurşen halamsa başbaşa olmadığımızı hatırlatmıştı.

 

Sanırım gerginlikten biraz sesim yüksek çıkmış olacak ki masadaki herkes bana bakıp halamın sorduğu soruyu cevaplamamı bekliyorlardı.

 

Gergince Zerya'ya bakarken hemen bir şeyler sallamak için ağzımı açtım, "Yok bir şey hâlâ. Sadece öylesine konuşuyorduk?" Dedim.

 

"Peki, öyle olsun bakalım." Dedi gülerek, halamda.

 

Beraber gülüşürken gözlerim kafenin girişine takıldı. İzzet ve Sidar bir şeyler konuşuyordu. İzzet'in yüz ifadesi masadakinin aksine biraz gergin, Sidar'ınki ise onunkinin aksine kahkahalarla gülüyordu. Bu ikisinin arasında bir şeyler vardı ancak bir türlü anlayamamıştım. Sevgili desem değil. Arkadaş gibi desem değil. Hem dost hemde düşman gibiydiler. Ancak aralarında biraz daha farklı şeyler olduğunu seziyordum.

 

Aman boşver ya!

 

Ne de olsa bu hafta Alpay'la evlenip o eve geleceğim, o ara öğrenirim.

 

Alpay'la bu hafta evlenecektim. Bu gerçek her aklıma geldikçe şaşırıyordum. Hâlâ inanasım gelmiyordu. Onca şey yaşamıştım ancak hala onunla evlenme düşüncesi pek içimi rahatlatmıyordu. Aksine daha çok geriyordu. Bana, benden evlilik konusunda hiçbir beklentisi olmadığını söylemişti ancak peki ailesi? Bir torun veya başka şeyler beklemeyecekler miydi? Ne de olsa Alpay ailenin ilk torunuydu ve dedesi de babası da onun çocuğunu görmek isteyeceklerdi. Peki ben? Çocuk sahibi olmaya hazır mıydım? Veya bambaşka bir aileyle yaşamaya hazır mıydım?

 

Alpay'la evlenmeye hazır mıydım?

 

Hayır, asla bunların hiçbirine hazır değildim. Hele ki Alpay'ın geçmişini ve geçmişimizi bilmeme rağmen hiç hazır değildim ancak kimse benim hazır olup olmadığına ilgilenmediği için pekte önemli değildi.

 

Alpay'a güvenip güvenmemek konusunda çok kararsızdım. Ne olursa olsun o bir erkekti ve kendine göre ihtiyaçları da olacaktı. Sonsuza kadar beni bekleyemezdi. Aynı zamanda babam yüzünden en büyük korkularımdan biri gelecekteki eşimden dayak yemek veya aldatılmaktı. Ve Alpay'ı neredeyse hiç tanımama rağmen aldatma konusunda pek güvenemiyordum.

 

Bu evlilik kısmen de olsa benim yüzümden oluyordu. Belki babam yanlış anlamıştı ancak Alpay benimle evlenmek zorunda değildi. Kendisi seçmişti evlenmeyi. Hem böyle bir fedakarlık yaparken ondan başka kadınlarla olmamasını istememek belki bencillikti ancak asla annemin durumuna düşmek istemiyordum.

 

Herkes eşi tarafından aldatıldığını biliyordu, o da biliyordu ancak hiçbir şey söyleyip yapamıyordu.

 

Ben böyle olmak ve görünmek istemiyordum. Ben kendi eşim tarafından sevilmek isterdim ancak Alpay'la bu biraz imkansız gibiydi. Ben Alpay'dan başta yaşça büyüktüm. Kim kendinden büyük bir kadınla evlenmek isterdi ki?

 

Sidar, İzzet'e -sanırsam laf sokarak- son lafını söyleyip içeri girerken İzzet öfkeyle ona baktı ve elini cebine attı. Cebindeki sigarayı çıkarıp dudağına bir dalı sıkıştırırken stresle yaktı. Gözlerim Sidar'a dönerken oldukça ustalıkla daha deminki öfkesini gizliyerek masaya geliyordu. Yüzünde kendinden emin gülüşüyle gelip kendi sandalyesine oturdu.

 

"Amma çok şey almışız ama ha! Arabaya taşıyana kadar canım çıktı!" Dedi gülerek. Kısaca daha demin kavgalarını pembe bir yalanla saklanmıştı.

 

"Evin ilk kızıyla ilk oğlu evleniyor kızım! Olsun o kadar!" Dedi halamda.

 

Ona gülümserken Melek yenge de sohbete dahil oldu. "Daha bunlar eşyaların yarışı gelinlik işini de elden çıkardık çok şükür. Yarın Alpay ve Zeynep damatlık alır, biter inşallah."

 

Bugün gelinliğimi de almıştık. Gelinliğimi bulmam şaşırtıcı şekilde çok uzun sürmedi. 3. Denediğim gelinliği almıştı. Çok da güzeldi. Direkt onu almak istemiştim. Hepsi de benim gibi beğenirken alıp düğün gününe bizim eve sipariş etmiştik. Alpay gelmemişti. Beni istememiştim. Kız kıza olmak benim için gelinliği daha rahat seçmek demekti. Alpay veya onun gibi herhangi bir erkek olsaydı fazlasıyla gergin ve rahatsız olurdum.

 

"Yarın hastaneye gitmem lazım hala. Maalesef gelemem." Dedim. Fazlasıyla izin yapmıştım ve artık hastaneye işime dönmeliydim. Özel bir hastaneydi. Orada stajyer olarak çalıştığım için iş başvurusu yaptığım an kabul edilmişti. Halamla da ilgilenmiştim aylarca. Tüm yazım neredeyse halamın karnındaki bebek için gitmişti. Benim için çok sorun değildi. Ne olursa olsun o bir candı ve benim görevim o canı yaşatmaktı.

 

Tabii bundan iki hafta önce olanlardan dolayı tüm yıllık iznini kullanmak zorunda kalmıştım. Ve artık hastaneye dönmek zorundaydım.

 

Alpay da tek başına alıversin damatlığını.

 

"Ya, hâlâ aynı hastane de misin kızım?" Dedi halam da. Gelmeyeceğimi duyunca biraz morali düşmüştü ancak beni bozmamak için konuyu değiştirmişti.

 

"Evet hala." Dedim bende onaylarken. Sonra aklıma karnındaki bebek geldi ve tekrar konuştum. "Küçük fıstığım nasıl?" Dedim gülümseyerek.

 

Dediğimle herkes gülerken bende güldüm. Halamın karnındaki bebeği merakla bekliyordum.

 

"Kız ne fıstığı, artık armut armut!" Dedi halamda gülerek.

 

"Ben onun fıstık olduğu zamanları da hatırlıyorum ama!" Dedim gülerek. "Şu kadarcıktı küçük fıstığım." Baş parmağımı işaret parmağıma yaslarken elini havaya kaldırdım.

 

Hepsi bana tekrar gülerken gözlerim halamın karnına değdi. Elleriyle karnını okşuyordu. Belli ki söylediklerim hoşuna gitmişti.

 

"Kim bu küçük fıstık?"

 

Gözlerim masanın başında dikilen adama kayarken birkaç saniye durakladım. Tam 4 gün olmuştu. Biraz heyecanlanmıştım sanırım. Kalbimin biraz hızlanmasının başka açıklaması olamazdı.

 

Yüzü aynıydı. Gözleri bana bakıyor ve merakla cevap bekliyordu. Gözleri çok derindi. Nişanımızda yakaladığım kopkoyu yeşilleri buradan göremiyorum.

 

Yanakları hafif saklanmıştı. Çok değildi. Azıcık yeşermişti o kadar. Ancak... çok iyi duruyordu. Normalden çok daha iyi duruyordu.

 

Alpay'ın yakışıklı olduğunu kabul ediyordum. Bunu hiçbir zaman reddetmemiştim. Ancak şu an yakışıklının da ötesiydi. Şu an yüzü 20-21 yaşında değil de 30-31 gibi duruyordu.

 

Neden olduğundan çok daha büyük duruyordu?

 

Üzerinde takım elbise vardı. Sanırsam şirketten geliyordu. Orta irilikteki vücudu gömleğe tam otursa da heybetin gizlemiyordu. Aksine daha da heybet katıyordu. Kravatı tam boynunun dibinde disiplinli şekilde duruyordu.

 

Oysa üniversitede ergen veletlere benziyordu.

 

Gözlerim kolunda tuttuğu takımının ceketini kaydı. Hâlâ parmağındaydı yüzüğü. Hâlâ takıyordu. Çıkarıp takmasa şaşırmazdım. Hatta normal bile karşılardım. Kırılırdım ancak belli etmezdim. Garip şekilde yaptığı beni mutlu etmişti.

 

Bende çıkarmamıştım zaten. Hazır olsak da olmasak da, istesek de istemesek de evlenecektik. Bir ailemiz olacaktı. Bir yuvamız. Bu gerçek onu görmemle tokat gibi yüzüme çarparken istemsizce yutkundum.

 

Masadaki herkes alttan alttan gülerken cevap vermem için bana bakıyordu. Bense onu inceliyordum. Gerçi onunda benden pek bir farkı yoktu. Sadece üstümdeki omuzdan büzgülü bluzumu görüyordu muhtemelen. Şu ansa yüzüğü taktığım parmağıma bakıp hafif gülümsüyordu. Sanırım o da takacağımı ummuyordu. Neden bu gülüş ona bu kadar yakışmıştı ki?

 

"Kardeşini konuşuyoruz." Dedim kısaca.

 

Alpay anlamış gibi kaşlarını havaya kaldırırken başını bir kere aşağıya eğip beni onayladı. Sonra annesine döndü.

 

"Alışverişiniz bitti mi anne?"

 

Nurşen halamın anında yüzünde güller açarken bana kısaca bakıp kaşlarını havaya kaldırdı. 'Demek öyle ha?' der gibi bir havası vardı. Sanırım daha deminki konuşmamızı hatırlatıyordu.

 

"Bitti oğlum, bir şey mi oldu?" Dedi ve gülümsedi. Gülüşü 'seni seni!' der gibiydi.

 

"Bizim Zeynep'le 1 saatlik bir işimiz var. Onunda alacak bir şeyi kalmadıysa çıkalım biz." Dedi Alpay kısaca.

 

Ona şaşkınca bakarken kendimi masanın altına sokup ağlamak istiyordum. Masadaki herkes bana dönerken Alpay da bana bakıyordu. Ancak ben hiçbirine bakamadım. Biraz korkuyordum. Alpay'dan veya başka birinden değil, fark edildiğim için. Ben göz önünde olmayı sevmezdim. Ve şu an hepsi bana bakıyordu ve oldukça husursuz hissediyordum.

 

"Yok," Derken ellerim hafif uyumuştu. "Her şeyi aldık."

 

Alpay beni başıyla ağır şekilde onaylarken benden gözlerini çekip biraz yana baktı. Sanırım Melek yengeye bakıyordu. Efendi şekilde tekrar konuştu. "Melek yenge, Cesur'u aradım yarım saate buraya gelecek sizi almak için."

 

Sözü bittiğinde Zerya ona samimi şekilde gülümseyip, "Teşekkür ederiz ama Ferzan da geliyordu. Birazdan burada olur. Ara Cesur'u da boşu boşuna gelmesin." Dedi. Zerya'yı dinleyen Alpay ise fazla üstelemeden onu başıyla onayladı ve bana baktı.

 

Sanırım şu an kalkmam gerekiyordu. Sandalyede attığım deri ceketimi giyip masanın üstündeki çantamı alıp Zerya'ya bakıp gülümsedim. "Hadi görüşürüz." Dedim. Bana aynı şekilde, "Dikkat et kendine." Dedi gülerek.

 

Ona gülümserken halama ve masaya döndüm. "Sonra görüşürüz, inşallah. Kendinize iyi bakın." Deyip gülümsedim. Masadaki herkes aynı gülümsemeyle bana 'görüşürüz' dedi.

 

Alpay'a doğru baktım. Alpay biraz yorgun bakan gözleriyle gelmemi bekliyordu. Bende adım adım ona yürümeye başladım. Gözleri gözlerimden çekilip saçlarıma bakarken neye baktığını anlamadığımdam biraz gerildim ancak bir şey demedim. Tam onun karşısına geldim ki aklıma gelen şeyle tekrar masaya döndüm. Masadaki herkes tekrar bana bakarken ben hala bakıp konuştum.

 

"Küçük fıstığıma da iyi bak hala. Yarın muhtemelem sizin evdeyim." Dedim. Söylediklerim halamın epey hoşuna gitmiş olacak ki neşeyle güldü.

 

"İlahi Zeynep!" Dedi ve güldü. "Seni evde bekliyeceğim."

 

"Geleceğim inşallah." Dedim bende ve tekrar Alpay'a döndüm. Alpay'ın da bakışları bana dönerken bana hafif bir tebessümle baktığını gördüm. Normalde gülümseyi veya gülmeyi kendinden sakınacak biri değildi. Muhtemelen çok yorgundu.

 

Altı üstü şirkette çalışıyor en fazla ne yapıyor olabilir ki? Hem şirkette babasının yani? Ne iş yapıyor da yoruluyor?

 

Ona içten içe üzülürken aklıma abim geldi. Abimde genelde evde olduğu zamanlar hep yorgun olurdu. Yatak döşek yatırıyor olurdu ancak bize söylediği tek şey 'merkezdeyim, işim var' oluyordu. Nerede, nasıl çalıştığını bile bilmiyordum. Dedem zamanında müteahhit olduğundan şirket kurmuş gençken. Yani daha doğrusu daha çocukları yeni doğmuşken. Şimdiyse genel olarak babam ilgilense de amcaların da emeği çoktu.

 

Keşke daha çok çalışsaydı da hiç yüzünü görmeseydim.

 

Kısaca abim bu işte çalışmıyordu ve garip olan bildiğim kadarıyla dedemin parasını da yemiyordu. Ancak şu an evdeki en iyi araba ondaydı. Bana her ay bir öğretmen maaşı veriyordu resmen.

 

Onu çok özlemiştim. Bu hafta düğünüm vardı ve o düğünüme bile katılamayacak mıydı? Hemde o komadayken düğün falan yapmak da istemiyordum. Onu o kadar çok özlemiştim ki burnumun direği sızlamıştı. Bir haftadır kapısında bile beklemiyordum. Gözlerim hafiften dolsa da bana bakan adama belli etmemeye çalıştım.

 

Olduğum yerde kitlenmiş gibi Alpay'ın gözlerine bakiyordum. Bakıp dusunuyordum. Masadan çok uzaklaşmamıştık zaten. Alpay gözlerine bakarken kaşları çatılmıştı. Sanırım gözlerimin dolduğunu görmüştü. Gözleri bunu sorgular gibi bakarken bense yutkunamadım bile.

 

Abime olan özlemim az buz değildi. O benim her şeyimdi. O benim tüm dünyam ve en değerlimdi. Ve ben onu bu bir haftada görmemiştim.

 

Hâlâ gözlerimiz birleşikken gözlerim gözlerini inceledi. Gözlerini yeşili bu mesafeden de belli olmuyordu. Tekrar görmeyi istesem de o an kendine gördüğüm tek çıkış yolu yanından yavaşça yürümek oldu. Yavaş adımlarla ilerlerken benden izinsiz akan göz yaşımı hemen yanağımdan sildim.

 

Arkamdan geldiğini adım sesleriyle anlayabiliyordum. Adım adım ritmik sesi yürüyüşümü hafif hızlandırmıştım, 1 adım önünde ilerliyordum ve beni kafenin dışına çıkarmıştı. Arabasını biliyordum. Tabii değiştirmediyse. Otoparka yürürken adımların yavaşlarken arkama baktım. Alpay ise benim bakmam ile bana baktı. Tekrar önüme dönerken adımlarımı daha da yavaşlattım. Alpay'ın bir adım önünde değilde tam yanında yürüyordum şimdi.

 

Alpay bir yerlere ilerlerken yanında ilerliyordum. Otoparkta sonunda arabasını bulup binerken çoktan yola çıkmıştık bile.

 

Yolda sakince ilerlerken aklıma takılan soruyu sordum. "Nereye gideceğimizi hâlâ söylemedin."

 

Alpay direksiyon başında ilerlerken bana kısa bir bakış atarken tekrar yola bakıp konuştu. "Gittiğimizde görürsün demiştim." Dedi.

 

Sesi ne şakacı ne de ciddiydi. Tam ayarında ve yorgundu. Sesi beni biraz üzerken yolun devamında konuşmadık.

 

Camdan dışarı baktığımda çalıştığım hastanenin yakınlarında olduğumuzu fark ettim. Burada ne işimiz vardı ki?

 

Aklıma gelen şeyle aniden Alpay'a dönerken Alpay direksiyon başında bana baktı. Hemen konuşup, "Abimin yanına mı gidiyoruz?" Dedim gülümseyerek. Bu yoldan gidince aklıma direkt abim gelmişti.

 

Alpay da gülüşünü görünce bu kez kocaman gülümserken başını salladı. "Sürpriz yapacaktım ancak anladın hemen." Dedi neşeli bir sesle.

 

"Alpay ciddi misin?" Dedim hâlâ inanamayarak.

 

Bu iki hafta da asla dışarı çıkmamıştım. Dışarıdan nasıl göründüğümü asla bilmediğimden asla çıkmamıştım. Çok korkuyordum. İnsanların gözüne batmaktan ve kötü görünmekten.

 

"Alpay çok teşekkür ederim, çok teşekkür ederim!" Derken o kadar heyecanlanmıştım ki yerinde duramıyordum. Heyecanla dışarıya bakarken abimi çok özlemiştim ve beni bizzat Alpay abimin yanina götürüyordu.

 

"Teşekkür etmene gerek yok. Sen mutlu olduysan bitmiştir." Dedi Alpay da. Sesi oldukça samimiydi.

 

Abinin yatırıldığı hastanenin otoparkına girerken bende dediğine cevap verdim. "Mutlu olmaz mıyım? Beni şu an dünyanın en mutlu insanı yaptın!" Dedi gülümseyerek.

 

Alpay da bana gülümseyip arabayı hızlıca park etti ve beraber hastaneye girdik. Danışman da kısa işlemleri halledip içeri girerken adım adım koridordan geçip asansöre bindik. Heyecanla asansörün kapısına bakarken Alpay konuştu.

 

"Abim beni gördüğünde ne kadar sevinecek bilmiyorum ancak sen bayağı sevinecek gibisin." Dedi şakalaşarak.

 

Ona gülümserken konuştum. "Alpay sana ne kadar teşekkür etsem az. Abimi o kadar çok özledim ki aklım hep ondaydı." Dedim.

 

Alpay bana bakıp gülümserken bende ona aynı şekilde gülümsedim. Asansör 6. Katta durduğunda hızlıca inip adeta koşa koşa abimin kapısının önüne gelmiştim. İki hafta önce de buradaydım, şu anda... Ancak çok şey değişmişti. Nişanlanmıştım. Herkesin içinde babamdan dayak yemiştim. Rezil olmuş, 1 hafta odamdan çıkarmamıştım. Ve en kötüsü güvenim gitmişti. Abim yanında değildi.

 

Abim eğer yanımda olsaydı babamı öldürürdü. Ancak öyle olmamıştı. Alpay beni kurtarmıştı. Ne kadar minnettar olsam da ona karşı böyle bir şeyin olmasını hiç istemezdim. Yani ona minnet duymayı... istezdim.

 

Abimin başının derde girmemesi iyiydi. Bunun için iyiki desemde keşke o gün sadece o yanımda olsaydı. Veya böyle şeyler hiç yaşanmasaydı. O yokken normalde olan özgüvensizliğim iyice artmıştı.

 

Gözlerim dolmuştu. Abimi görmek istiyordum. "Sen o gün gittikten sonra," Dedim Alpay'a. Ben camın ardındaki abime bakarken arkamdan beni izlediğini biliyordum. "Bir hafta odamdan çıkamadım."

 

Şu an manevi olarak o kadar yalnızdım ki bu konuşmayı yaptıktan sonra pişman olacağıma emindim. Saçmaladığımı biliyordum ancak kendimi susturamıyordum.

 

Alpay sessizce sadece beni dinlerken bense onun yüzüne bakmadan odadaki abimin yüzünü seçmeye çalışıyordum. "İlk defa böyle hissediyorum, biliyor musun?" Dedim gözlerim dolu doluyken. Abimi görmüştüm. Hâlâ yatıyordu. Hiç pozisyonu dahi değişmeden yatıyordu. Gözlerimden yaş aktı. Hemen ekimi kaldırıp sildim.

 

"Sen ne kadar abimi sevmesen de, abim benim Dünyam." Dedim. Sesinin titremesini o kadar zor engelliyordum ki.

 

Neden bu kadar duygusal yoğunluk yaşadığımı anlayamıyordum. Sanırım cidden regl takvimimi kontrol etmeliydim.

 

Bu kez Alpay'a döndüm. Alpay sessizce beni izliyordu. "Ne yaşamış olursanız olun, her şeyi unutacağım Alpay." Dedim. Özellikle yaşadıklarımız dememiştimAlpay bana bakarken ağzımın içine bakıyordu adeta. Bakışlarından bile bunu onayladığını anlayabiliyordum. "Ve," Derken birkaç adım ona yaklaştım. Aramızda bir adım varken ona baktım. Benden çok uzun değildi. 10-15 santimetre falan uzundu.

 

Bu mesafeden gözlerinin koyu yeşilini görebiliyordum. Bu hoşuma gitmişti. Gözlerindeki o yeşiller hoşuma gidiyordu. Öylesine, sebepsiz hoşuma gidiyordu.

 

"Teşekkür ederim." Dedim gözlerimi dahi kırpmadan. "Benim için onca iyilik yaptın."

 

"Teşekkür etme." Dedi sakin bir ses tonuyla. "Ben yapmam gerekeni yaptım."

 

"Yapman gerekenin 20 yaşında evlenmek olduğunu mu söylüyorsun?" Dedim bende tek kaşımı kaldırarak.

 

Yapmak zorunda değildi.

 

Neden sanki göreviymiş gibi konuşmuştu ki?

 

"Sen beni boşver. Sadece kendi istediklerine bak." Dedi sakince. Tekrar konuşmak için ağzımı açmıştım ki tekrar konuştu. "Hem abin komadan çıkmış. Ben hastaneye getirdiğim için bana söylemişlerdi. Sizinkiler de duymuştur."

 

Bunu duyunca Alpay'a 'ciddi misin?' der gibi baktım o ise gülümseyerek başıyla dediklerini tekrar onayladı. Hemen gülümserken heyecanla tekrar odanın kapısının önüne gözümü dayayıp baktım. Goözlerimi ısıp elimle gölge yaparken yatan abime baktım.

 

Artık komada değildi. Kurtulmuştu. Kalbim heyecanla atarken nefesim bile hızlanmıştı. Abim kurtulmuştu.

 

Tekrar Alpay'a dönüp bakarken, "Abim şimdi kurtuldu mu?" Derken heyecanım adeta bedenime yansıyor elim ayağım heyecandan titriyordu.

 

"Çok şükür kurtuldu." Dedi Alpay da.

 

Heyecanla ona bakarken içimden Rabb'ime bir sürü şükür çekip tekrar abime baktım. Aklıma gelen şeyle hemen Alpay'a tekrar döndüm ve elimi koluna koyup, "Peki içeri girebilir miyiz?" Dedim hevesle.

 

Alpay ise hafif gerildi. Daha çok asla hareket etmeden konuştu. "Doktorla konuşmalıyız." Dedi. Gergin sesi benim heyecanımı azaltırken ne olduğunu anlamaya çalıştım ki onun kolundaki elini gördüm.

 

Acaba hayatımda Alpay'a kaç defa rezil olacaktım?

 

İlki tuzlu kahveydi. Bunu hatırlıyorum ama gerisinin sırası yoktu.

 

Belki birinin koluna dokunmak normaldi ancak Doğu da bu hareket çok yanlış anlaşılabilirdi. Kadın bırak erkeğin koluna dokunmayı, gözüne bile baksa ayıplanırdı.

 

Biliyorum biz nişanlıydık ancak bu şartlarda bile hoş görülmezdi. Evlenmeden önce her şey yasaktı.

 

Hem biz Alpay'la isteyerek bile evlenmiyorduk!

 

Hemen elimi çekerken yere bakıp kendime lanet ettim. Sonra kafamı kaldırıp, "Gidip konuşabilir misin peki?" Dedim.

 

O ise elime bakıyordu. Bir şeyleri sorguluyordu gibiydi ancak anlayamadım. Gözlerini gözlerime çıkarırken başıyla beni onayladı.

 

"Sen burada bekle. Ben 5-10 dakikaya buradayım." Dedi ve arkasına dönüp gitti. Bende onun arkasından bakarken gülümsedim.

 

Abimi görecektim!

 

"Kız Zeynep!" Diyen bir ses ile başımı Alpay'ın sırtından sesin geldiği tarafa çevirirken karşımda fakülteden arkadaşımı görmeyi pek beklemiyordum.

 

"Cemre?" Derken ayağa kalkıp ona doğru ilerledim o da aynı şekilde bana ilerlerken ortada sarılıp öpüştük.

 

Cemre kahve gözleriyle bana bakarken gülümseyip, "Nerelerdesin? Hiç ortalıkta yoksun?" Dedi.

 

Bende ona gülümseyip, "İzne çıkmıştım." Dedim.

 

Ellerini üniformasının altındaki beline atarken konuştu. "Duyduk iznini." Dedi 'seni seni' der gibi. "Evleniyormuşsun?"

 

Bense şaşkınca ona baktım. O bunu nereden biliyordu? Mardin'deki herkes duymuş olamazdı değil mi?

 

"Evleniyorum evleniyorum da sen bunu nereden biliyorsun?" Dedim şaşkınca.

 

Eldivenli eliyle örülmüş saçlarından kaçan saçları kulağının arkasına sıkıştırıp güldü. "Üniversite de duymayan mi kaldı. Herkes sizi konuşuyor."

 

Ben hâlâ ona şaşkınca bakarken bizi neden konuştuklarını hâlâ anlayamamıştım. İki normal insan olarak nişanlanmıştık. Biliyorum biliyorum, belki normal şekilde evlenmiyorduk ancak bunu birileri biliyor muydu?

 

İçimi saran rezil olunmuş hissi beni kaplarken yanaklarım yanıyordu. Sanki Ekim ayağım boşalmıştı. Şimdi üniversitedeki herkes benim babamdan dayak yediğimi biliyor muydu?

 

"Niye ki?" Derken sesim olduğundan daha savunmasız çıkmıştı. Cemre tavrımı garipserken cümlemi düzelttim. "Yani altı üstü nişanlandılar neden bu kadar olay oldu ki?"

 

Cemre bana gülümserken konuştu. "Neden olacak! İlk olarak Alpay'la kuzen olmak dışında hiçbir alakanız yok. Ve Alpay okulda her topta varken sen sadece olduğun yerde mezun oldun. Yani çok ayrı kutuplarsınız. Pek bir alakanız yok." Derken ne kadar saçmaladığının farkında mıydı? Bu kadar hatsizce konuşmak ona mı kalmıştı. Dünya da kimse kalmamıştı benim evliliğim hakkında konuşacak, bir o kalmıştı ki gelip bana bunları söylüyordu.

 

Ancak cevap veremedim. Öylece kalakaldım. Cevap vermem, ona haddini bildirmem gerekiyordu belki ama yapamadım. Kendimde o gücü bulamadım. Bahsettiğim özgüven tam olarak buydu!)

 

"Demek herkes hakkımızda böyle düşünüyor öyle mi Ceren?"

 

Gözlerim arkamdan konuşan kişiye dönerken onu gördüm. Alaycı ifadeyle Cemre'ye bakıyordu.

 

"Ceren değil, Cemre?" Derken kaşları çatılmıştı. Fena bozulmuştu.

 

Alpay ise asla buna dikkat etmeyerek, "Söyle, böyle düşünen herkese bu hafta düğünümüz var. Hepsini tek tek bekleriz." Dedi. "Canan, hem o kadar hemşiresin sana hiç zıt kutupların birbirini çektiği söylenmedi mi?"

 

Sözleri beni güldürürken kendimi toparlamaya çalıştım. Cemre o kadar bozulmuştu ki yanakları kıpkırmızı olmuştu.

 

"İşletme de çok söylüyorlar herhalde." Dedi Cemre de. "Boş kalınca, ne öğreneceğinizi şaşıyorsunuz tabi."

 

Alpay, "Valla ben kimi seveceğimi şaşmadım, sen ne öğrenirsen öğren." Dedi ve ekledi. "Ha bir de boş bulduğun bir vakit patavatsız olmamayı da öğren tamam mı, Cansu?"

 

Cemre o kadar sinir olmuştu ki cevap bile vermeden arkasına dönüp hızlı adımlarla buradan uzaklaşmıştı.

 

Ben kimi seveceğimi şaşmadım.

 

Garip bir cümleydi, kabul ediyorum ancak çok hoşuma gitmişti. Çok utanmıştım. Biliyorum, beni sevdiği için öyle dememişti ancak yine de güzel hissettirmişti. Hissetmek bir yana duyması bile güzeldi. Sevilmeyi hissetmek...

 

Şu an fark ettiğim şeyse Alpay gıcık biri değildi sadece isteyince bile bile gıcık oluyordu. Ve ilk konuştuğumuz zamanlar daha fenası bana da yapıyordu. Ben bile telefon başında çıldırıyordum. Saçma sapan laf sokuyordu ama sokuyordu işte ve bu aşırı sinir bozucuydu.

 

Cemre gittikten sonra Alpay'a bakıp gülerken konuştum. "İyi laf soktun he." Dedim gülerek.

 

"Terbiyesiz de ondan." Dedi o da.

 

Kaşları çatılmıştı. Anlı kaşını çattığında buruşurken direğimle kaburgasını dürtüp, "Efekan yapma oğlum, öyle kalacak!" Dedim.

 

Bana bakıp bir anda kahkaha atarken gülüşünün ne kadar da güzel olduğunu fark ettim. Çok güzel gülüyordu. Dudakları iki yana kıvrılırken o dişlerini göstererek gülüyor ve sesi oldukça hoş şekilde gülüyordu. Hele yüz hatları. Çok güzel ve keskindi. Erkeksi bir havası vardı.

 

Erkek olduğu için miydi acaba (!)

 

Bana bakıp, "Bu iyiydi!" Dedi.

 

Ben ise bir şey diyemeden onun gibi güldüm. Adım adım beraber yürürken kolu hâlâ omzumdaydı. Buna bir şey demedim çünkü rahatsız olmamıştım.

 

"Doktor ne dedi?" Diye sordum ona bakıp.

 

"Girebilirmişiz ancak abine kan lazımmış. 0 Rh-" Dedi bana bakmadan.

 

Yüzümü karşıya doğrulturken Alpay sanki yeni fark etmiş gibi kolunu omzundan çekti ve aramıza bir adımlık bir mesafe bıraktı.

 

"Benimki 0 Rh+. Bizimkileri bir arayayım mı ki?" Dedim ki beni durdurdu.

 

"Benimki de 0 Rh-. Ben veririm." Dedi ve gerçekten verdi.

 

Şu an abimin yanında oturuyorduk. Alpay'ın dediğine göre sadece uyanmasını bekliyorlarmış. Kan değerleri de düşük olduğu için Alpay ona kanını vermişti . Dün kolundaki pamuğu odadaki çöpe atıp yanıma gelmişti.

 

Ben abimin yanında oturmuş ona bakıyordum. Çok şükür şu bir ayda yarası bile iyileşmişti ancak bir türlü uyanamamıştı.

 

Abimden Alpay'a dönerken, "Vermezsin gibi gelmişti." Dedim gülümseyerek.

 

Alpay ise, "Niye vermeyeyim? İnsanlık mı ölmüş?" Dedi bana gülümseyerek.

 

"Ne bileyim onca şey yaşadınız." Derken aklıma nezarethaneye düştüğümüz gün gelmişti. Çok korkunç bir gündü ancak şimdi hatırlayınca komik geliyordu. "Abim sana asla kanını vermezdi. Kanını bırak, günahını bile vermezdi.'

 

Alpay ise şaka yaptığını belli ederek, "Aranızdaki fark bu işte. O beni öldürmeye çalışıyor bende onu yaşatmaya." Dedi gülerek.

 

"Bunu uyanınca abime de şöyle tamam mı?" Dedim gülerek.

 

"Uyanırsa söylerim." Dedi Alpay da gülerek. "Adam bir yattı bir türlü kalkamadı ya!"

 

Ona bakıp söylediği şeye gülerken bir şey oldu. Beni badta şoka sonraysa mutluluk krizine sokacak bir şey. "Ne oluyor lan." Diyen boğuk, hasta ve bitkin ses beni anında yatağa çevirirken şaşkınca abime baktım.

 

Abimin gözleri hafif açılmış ve hareket ediyordu. Daha doğrusu hareket etmeye çalışıyordu. Hemen ona bakıp, "Abi! Abi!" Derken heyecandan dilim tutulmuştu adeta.

 

Sanıyorum ki Alpay'ın abime verdiği kan abimi kendine getirmişti. Bana ve Alpay'a bakarken hâlâ kendine gelememişti. Bana dönüp konuştu.

 

"Zeyno, bu piçin burada ne işi var lan!" Derken bile tam olarak kendine değildi.

 

Ben şimdi abime nasıl Alpay'la, babam beni dövüp öldürmeye çalıştığı için evleneceğimizi bu yüzden de alışverişe çıktıktan sonra ona uğradığımızı söyleyebilirdim ki?

 

"Abi sen boş ver onu, sen uyandın!" Dedim heyecanla ki abim bu kez daha çok kızdı.

 

Ancak söylediklerim imunrunda bile değildi. Tek gördüğü kişi arkamdaki Alpay'dı. Abim bu kez Alpay'a, "Ne işin var lan senin burada!" Deyip doğrulmaya çalıştı.

 

Onun omzundan tutup, "Abi sakin ol! Seni hastaneye Alpay getirdi." Dedim.

 

Abim pür dikkat Alpay'a bakarken bir anda hareket etmeyi bırakıp bana baktı. "Alpay mı getirdi?" Gözleri şaşkınca bakarken hafif bir hüzün bulutu gördüm onda. Ancak hızlı dağılmıştı. Yerini öfkeye bırakmıştı.

 

Abimin sinirlendiğini anladığım an Alpay'a bakıp, "Alpay sen doktoru çağırır mısın?" Dedim. Abim yüzümü göremediği için ona kaş göz yaptım.

 

O ne demeye çalıştığımı anlamış gibi başıyla beni onayladı. Arkasına dönüp odadan çıkarken abim tavana bakıp düşünüyordu. Neyi düşündüğünü anlamamıştım. Düşünceli, kızgın ve şaşkın bakıyordu.

 

Elimi yanağına attım. "Abi, ne oldu?" Dedim.

 

Abimin bakışları bana dönerken bakışları sertleşti. Bana karşı olmadığını anlamıştım. Ancak neye karşı olduğunu anlayamamıştım.

 

"Abi, sen 1 aydır komada yatıyorsun! Şu an uyandın!" Dedim bu kez heyecanlı bir sesle. Hâlâ inanamıyordum. Abim uyanmıştı. Bir aydır onun yokluğunu öylesine net şekilde hissetmiştim ki şu an onun varlığı beni adeta mutluluktan ağlatacaktı.

 

Salak gibi bir mutlu, bir hüzünlü olmanın sebebi de buydu.

 

Ani duygu değişimleri yaşıyordum heyecandan!

 

Abim biraz daha kendine geldiğinde, "1 ay mı?" Dedi hâlâ boğuk sesiyle. Tam olarak kendine bile gelememişti ancak yine sinirleri tepesindeydi.

 

İlk uyandığında Alpay'ı gördüğü içindi sanırım.

 

Başını salladım ki odanın kapısı açıldı. Oturduğum yatağın köşesinden kalkarken giren doktor ve Alpay'ı gördüm. Alpay ciddiyetle odaya girip doktoru yönlendirirken abimin gözleri yine Alpay'a dönmüştü. Kaşları yine çatılırken doktor gülümseyerek konuştu.

 

"İlk olarak günaydın, Nedim bey." Elindeki sekreterliğe -muhtemelen gün gün vücudunun kan değerleri, serum alma sıklığına falan- bakıyordu. "Neredeyse 1 aydır komadaydınız. Henüz dün çıktınız ancak uyanamamıştınız. Kan değerleriniz çok düşük olduğu için bizde bir akrabanızdan rica ettik."

 

Abim onu dikkatle dinlerken kimden aldığını merak eder gibi baktı. Abimi çok seviyordum, Alpay'dan kan aldığını duyunca muhtemelen çok kızacaktı. Ancak bir süre daha yatmasındansa bana kızmasını tercih ederdim.

 

Doktor devam etti. Alpay'ı işaret ederek, "Bugün sizi Alpay beyin verdiği kan sayesinde uyandırabildik." Deyince abimin yüz değişimio kadar komikti ki.

 

"Ne Alpay'ı lan!" Derken adeta Alpay'ın üstüne atlayacak gibi bakıyordu. "Zeynep ne diyor lan bu!"

 

Bana dönen bakışlar beni gererken abime baktım. Bu kez doktora ve Alpay'a baktım. Alpay'a kızarak bakarken o ise gülmemek için kendini zor tutuyordu. Basın yere inerken, "Doğru diyor abi." Dedim ve ona bakıp tekrar konuştum. "Alpay sana kan verdi."

 

Abim sinirden ayaklanmaya çalıştı ki kolundan tutup onu geri yatağına koydum. Normalde olsa asla böyle bir şey yapamazdım ancak abim yeni uyandığı için gücü yerinde değildi.

 

"Ben en iyisi çıkayım. Geçmiş olsun." Deyip adeta kaçar adımlarla odadan çıkan doktor ise beni güldürmüştü.

 

Alpay da bana bakıp aynı şekilde gülerken abimin sesi gülüşümüzü böldü. "Lan senin burada ne işin var!" Bir tii Sabri taşmıştı.

 

Alpay bir şey demeden bana bakarken benim cevap vermemi bekliyordu. Muhtemelen bana uyacaktı.

 

"Abi seni vurulduğun yerden Alpay getirdi ondan." Dedim bende hem doğru hemde yalan söyleyerek.

 

"Onu anladım, Zeynep! Bu piçin şu an burada ne işi var!" Derken hâlâ doğrulmaya çalışıyordu.

 

Bende artık bıkarak, "Abi dur artık! Bir sakin ol!" Dedim ve yatağa sabitledim. Abim bana bakarken biraz daha sakinleşti ki gözleri parmağıma kaydı. Yüzük takılı olan parmağıma!

 

Serim takılı eli elimi tutup yüzüne yaklaştıracaktı ki elimi çektim. "Ne oldu abi?" Dedim korkarak. Abime Alpay'la nişanlandığımızı söylersem işte o zaman kimse abimi tutamazdı.

 

Bir tık Alpay'ı sevmiyordu (!)

 

"O parmağındaki yüzük ne?" Dedi abim sorgular bir ifadeyle. Abimi bana karşı bu kadar sert görüyordum. Normalde bana bağırmazdı bile. Korkuyordum. Abim gözündeki korkuyu görmüş olacak ki gözünü kapatıp derin bir nefes aldı.

 

Gozlerini tekrar açtığına daha yunuak bakıyordu. "Zeyno'm, bu yüzük ne?" Dedi bu kez daha sakin bir sesle.

 

Abim bana cevap vermem için sakince bakarken elim ayağım boşalmıştı. Abime yalan söylemek istemiyordum ancak doğruyu söylemek de istemiyordum. Alpay'ı döver, babamı öldürürdü.

 

Babam umrumda bile değildi. Ancak abim... Hapse girerdi. Abimin hapse girmesini istemiyordum. Hele babam yüzünden asla. Zaten yeni ayağa kalkmıştı.

 

Abim bana cevap vermem için bakarken yapmamam gereken bir şey yaptım. Alpay'a baktım. Alpay'a bakışlarım sadece bir saniye değmişti. Ancak o bir saniye abimin gözündeki şüpheli ifadeyi görmeme sebep olmuştu.

 

Abimde Alpay'a baktı ve korktuğum başıma geldi. Alpay'ın elleri üst üste önünde birleştirmiş bize bakıyordu. Ve yüzük takan eli takmayan elinin üstündeydi. Yani yuzugu adeta bize el sallıyordu. Abim onun parmağındaki yüzüğü görmüştü. Bana tekrar dönüp şüpheyle bakarken resmen elim ayağım boşalmıştı.

 

Ortamdaki sessizlik ürkütücüydü. Abim ikimize de bakarken benden hâlâ bir cevap bekliyordu. Bense dilim tutulmuş şekilde sadece ona bakıyordum.

 

Alpay bir bana bir abime bakıp ortamdan soyutlanmıştı.

 

Su an sahne ışığı bizim için parlıyordu. Abim hem şüpheyle hemde merakla Alpay'ın yüzüğünü de gördükten sadece bana bakıyordu. Cevap bekliyordu ancak bende cevabı yoktu.

 

Sanırsam bundan sonra hep bu ikileme düşecektim.

 

 

 

 

 

 

 

 

Selam MGY okurlariiiiiii👋🏻😍🫂

 

Nasılsınız cicilerim. Umarım hepiniz iyisinizdir. Ben çok şükür iyiyim.

 

Bugünkü bölümü yaklaşık 3 defa silip silip düzenledim ve elinden gelen en iyisini yaptım. Ve aralarinda en çok içime sinen bu oldu.

 

Sonunda Nedim uyandı. Benim bile içim rahatladı. Alpay'ın deyişiyle 'adam bir yattı bir daha kalkamadı!' 😁

 

Bu arada bu bölümde Alpay Nedim'i hâlâ sevmiyor sadece Zeynep için kan veriyor ve iyi olmasını istiyor. Yoksa o da Nedim'in kalktığı zaman asla ama asla bu evliliğe izin vermeyeceğini biliyor yani ama kendi ksteklerini Zeynep'inkinden yüksekte tutmuyor.

 

Bu arada Sidar ve İzzet'in sahip olduğunu söylememe gerek yoktur bence. Onlar Alpay ve Zeynep için çok önemli bir etken olacak. Bu arada hatırlatma Alpay İzzet'i hiç sevmiyor bunu sebebiyse küçükken İzzet'in Alpay'ın arabasını çalmiş olması.

 

Şimdi diyeceksiniz ki oha bu kadar da olmaz ancak bu olaydan sonra küçüklüğünden beri İzzet'e kin besliyor Alpay bundan dolayı sevmiyor. Yani küçükken arabasını çaldığı için değil. Kim beslediği için.

 

Bu detayı unutmayın lütfen.

 

Bir sonraki bölüm benim çifte kumrularım evleniyor😭 Onların adlarını koyduğum zamanı bile hatırlıyorum. Alpay'ın adı en yakın arkadaşlarımdan birinin babasının adı. Zeynep de Zeynep işte. Kaldık Türk ismi.

 

Bu arada bugün Ramazan'ın ilk günü. Oruçlu olan herkesinkini Allah kabul etsin. Tutmayan veya tutamayanlarada şifa versin. Ramazan için de ayrı heyecanlıyım bu arada😻😸

 

Neyse canlarım. Şükür düzenleyip gönderebildim. Kendinize iyi bakın hoşça kalın 👋🏻 🙊 🌬️ 💖 😍

Bölüm : 19.02.2026 00:07 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...