
🌻
BÖLÜM 12
PALYAÇO
2 Yıl Önce
Mutfaktan yükselen kahkaha sesleri bahçede yaptığım son hazırlıkları yarıda kesmeme neden olmuştu. Gerginliğimden dolayı oluşan huzursuzluğumu bir kenara bırakarak Hediye ve Yiğit’in kahkaha seslerinin sebebini öğrenmek için -Yiğit’in ilk defa bu denli yüksek gülüşünü duyuyordum-bahçe tarafındaki mutfak kapısından içeriye daldım.
Tam bu esnada Hediye’nin kahkaha atmaktan zor nefes aldığını gördüm.İstemsizce yüzüme bulaşan sırıtışla sordum;
“Neler oluyor?”
Yiğitle göz göze geldik. Utançla gözlerimi kaçırdım.Dün gece yaşadığımız romantizm aklıma gelince içimde kelebekler halaya durdu. Yiğit’le tanıştığım günden beri ikinci bir Elmas’ı da tanıyordum.Disiplinleri,kararları sınırları olan bir Elmas’ın yanında; bulutların üstünde uçmayı hedefleyen ve uçarken yere çakılıp çakılmayacağını umursamayan bir Elmas daha vardı.
Hediye gülmekten sorumu cevaplayamamıştı bile.Eliyle tezgahın arkasını gösterdi. Yiğit’in yanından süzülerek tezgaha doğru ilerledim.Kolum göğsüne sürtündü bu esnada. Minik temaslarla hissettiğim elektrik kendimi Yeşilçam dizilerindeki cilveli kadınlar gibi hissetmeme neden olmuştu.Tezgahın yanında durduğumda bir iki saniye Yiğit’le göz göze gelmiştik.Onun az önceki neşeli kahkahalarının yerini çok fena bir sırıtış devralmıştı.Alt dudağımı dişlerim arasına aldım.
“Vatan sana canım feda!” diyen Yusuf’un sesi vardı ama görüntüsü yoktu.Şaşkın bakışlarımı mutfakta gezdirdiğimde,Hediye “tezgahın arkası” diye fısıldadı. Temkinli adımlarla tezgahın arkasına ilerledim. Hediye ve Yiğit gülmeyi kesmişti.
Yerde bağdaç kurup ağlamaklı bir sesle “vatan sana canım feda” diyen Yusuf’u görmeyi bekliyordum fakat üzerindeki palyaço kıyafeti olmadan. Oldukça şaşırmıştım.
“Yusuf?”
Yusuf beni yanıtsız bırakarak oturduğu yerde ileri geri sallanmaya devam etti.
“Vatan sana canım feda!Va-tan sa-na ca-nım fe-fe …”
Dayanamayarak yere eğilip Yusuf’un omzuna dokunduğumda korkuyla sıçradı.
“Başkomiserim!”
“Yusuf?”
Telaşla oturduğu yerden ayaklandı.
“Geldiğinizi fark etmemişim özür dilerim.”
“Rütbeden çık” diye mırıldandım. Yiğit ve Hediye hâlâ kıkırdıyordu. Bende kendimi gülmemek için zor tutuyordum ama Yusuf’un içten içe gerçekten yardıma ihtiyacı olduğunu da seziyordum.
Yusuf dediğimi yaparak resmiyeti bir kenara bırakıp kendini tekrar tezgahın arkasına sakladı.
“Yiğit mutfağın kapasını kapatır mısın?”
Yiğit “hay hay”dercesine başını sallayarak mutfağın iç kapsını kapattı. Bende seri adımlarla bahçeye açılan kapıyı kapattım.
Bugün ev olduğundan daha kalabalıktı.Bu sebeple atacağımız her adımda daha dikkatli olmak zorundaydık.
Derin bir nefes alarak Yusuf’la tekrar iletişim kurmayı denedim.
Ne oluyordu bu çocuğa?
Neydi bu hali?
“Niye böyle giydirdiler seni?”
Yusuf tezgahın arkasından bana melül melül bakışlar atarak “ Özel konuk çocuklar gelicekmiş. Doğum gününden bağımsız ama bir yandan bağımlı.”dedi.
“Eee?”
Yusuf ağlamaklı bir sesle konuşmaya devam etti .
“Benden onlarla ilgilenmem için palyaço olmamı istediler ve bu kostümü verdiler.”
Gülmemek için alt dudağımı dişlerim arasına aldım.
Yusuf’u ilk defa böyle görüyordum.Çok sert bir yapısı olmadığı halde karizmayı çizdirecek hiç bir harekette bulunmazdı.
Ama şuan karşımda bambaşka bir Yusuf vardı. Sanki o…. altı yaşında bir çocuğu anımsatıyordu.
Tüm gülme arzumu bir kenara bırakarak ciddiyetle sordum;
“Bahçivan olup gübrenin içinde olmaktan zerre şikayetçi değilken,iki tane çocuğu güldürmek neden sana bu kadar zor geliyor?”
Yiğit ve Hediye’de bu sorduğum sorunun cevabını çok merak ediyor olacaklar ki,gülmeyi keserek Yusuf’un vereceği cevabı beklemeye başladılar.
Yusuf sonunda tezgahın arkasından çıkıp karşımıza geçti.
Kırmızı peruğu palyaço makyajı ve renkli kıyafetiyle Yusuf’u sokakta görsem tanımakta zorluk çekerdim.
“Çünkü”dedi.
“Çünkü ne?”diye sorduk üçümüz aynı anda.
Yusuf her ne kadar tereddüt etsede sonunda anlatmaya başladı.
“Yıllar yıllar önceydi…”
Hediye hızlıca mutfak masasının sandalyesini çekerek sandalyeye yerleşti.Yiğit’te Hediye’ye ayak uydurarak yanındaki sandalyeye oturmuştu.Bense sandalyeleri pas geçerek direkt masaya oturmayı tercih ettim. Ayaklarımı sallandırdığımda üzerimde hissettiğim bakışları yüzünden Yiğit’e döndüm. Tam da bir salladığım ayaklarıma bir de yüzüme bakıp bakıp duruyordu.
“Ne var?” Dercesine yüzüne baktığımda dudaklarında belli belirsiz gülümseme oluştu ve tekrardan tüm dikkatini Yusuf’a verdi.
Bir kaç saniye inceleme fırsatım olmuştu onu.Dün gece yemekteki kasveti dağılmıştı ve sanki yerini saf bir mutluluğa bırakmıştı.
Yiğit üçümüzün yanına mutlu muydu?
Yoksa Yiğit bu evde olmaktan mı mutluydu?
Soru hazinem açılmışken aklıma sorular tekrar hücum etmeye başlamıştı.
Akşam Banu Saraç’ın doğum günü kutlanacaktı ve bugün Yiğit için bir şey ifade ediyor muydu?
Beyaz tişörtünün üzerine giydiği ve düğmelerini açık bıraktığı mavi gömleğiyle,koyu renk pantolonu ve yüzüne giden kumral saçlarıyla oldukça çekici duruyordu şuan.
Banu’nun ondan etkilenmiş olması beni şaşırtmazdı.
Evet ben Yiğit’i hâlâ çekici buluyordum. Birbirimizi kandırmaya,en önemlisi kendimi kandırmaya gerek yoktu.Yiğit benim ruh halimi etkileyecek bir konumdaydı ama ben Yiğit’i hayatımın neresine yerleştireceğimi bilmiyordum.
Ve şununda farkındaydım ki ;Yiğit bana karşı koyduğu duvarların arkasına sığınmakta oldukça zorlanıyordu.Bunu dün gece havuz kenarında bana kurduğu cümlelerden anlamıştım.Aramıza örmüş olduğu duvarlara rağmen Yiğit hâlâ ikimizin birlikte olmayı denememiz için bir şansımız olmasını istiyordu.Yani belkide istiyordur…
Ama ben şundan emindim ki…Yiğit’in benden sakladığı bişeyler vardı.Ve ben onları öğrenmeden bu duvarlar tam anlamıyla yıkılmayacaktı.
Konu Yiğit’ten çok benim ne istediğimdi.Çünkü zaten Yiğit oyunu açık oynuyordu . Dün gece ise bunun kanıtıydı.
”Yıllar yıllar önceydi.Çok yıl oldu yani.”
“Anladık orasını abi”dedi Yiğit.
Konuşması için yalvaran gözlerle Yusuf’a baktığımızda onun gözleri sadece ben ve Yiğit’arasında gidip geliyordu.Anlatacağı şey her neyse…Söyleyeceklerinden dolayı Hediye’den utanıyor gibiydi.
“ Ağabeyimin doğum günüydü.Ben yedi ya da sekiz yaşındaydım.Ağabeyim ise dokuz ya da on yaşlarındaydı.Doğum günü için mahalledeki tüm çocuklar bizim evde toplanmıştı.Babam da ağabeyime sürpriz yapmak için iki tane palyaçoyla gelmişti eve.”
“Ee?” diye merakla sordu Hediye.
“Salonda mahalledeki tüm çocuklarla birlikte palyaçoları izliyorduk.İçlerinden bir tanesi beni yanına çağırdı.Diğer çocuklar gibi neden kahkaha atmadığımı sordu.Sonra tüm çocukların gözü bizim üzerimizdeyken kahkaha atmam için beni gıdıklamaya başladı.Durmasını söylüyordum ama durmuyordu.Gülmektem nefesim kesilmek üzereydi artık.Sonra…”
“Sonra ne?” diye sorduk üçümüz aynı anda.
“Sonra tüm çocukların önünde altıma kaçırdım.Herkes bana bakarken gülmektem altıma işedim.Aylarca mahallede benimle dalga geçtiler.Tabi okulda da.O günden beri palyaçolardan nefret ediyorum,tabi birazda korkuyorum.Şimdiyse bir palyaço kostümünün içindeyim.Aklımı delirmek üzereyim.”
Şaşkınlıkla açılan ağzımı elimle kapadım.Nasıl bir tepki vermem gerektiğini kestiremediğimden yanımda oturan Yiğit’e döndüm.Beyaz teni neredeyse kırmızıya dönüşmüştü.Gülmemek için kendini sıkıyordu. Yiğit’in bu mücadelesi gülmemek için çıkardığım garip sesle son buldu. Kendimizi döve döve,dizlerimize vura vura gülmeye başladık.
Zorba mıydık?
Sanki bi tık…
Hediye gürültülü bir sesle sandalyeden indi ve aynı hırsla sandalyeyi geri yerine ittirdi.
Bize mi kızmıştı?
“Bu bize miydi?”
Yiğit’i başımla onayladım.İkimizde Hediye’nin bu tavrından sonra sustuk. Hediye’nin yüzünde gördüğüm hüzün beni Yusuf’un anlattığı hikayeden daha çok şaşırtmıştı.Yusuf’un sol elini avucu içine aldı.
“Çok utanıyorum”dediğini duymuştum Yusuf’un.
“Utanılacak birşey yok.Çok küçükmüşsün.Hem zaten herkesin başına gelmiştir.”
“Yo benim başıma gelmedi.”
Hediye’nin attığı ölümcül bakış sonrası susmak zorunda kaldı Yiğit.
Yusuf,Hediye’i belinden tutarak kendine çekti ve sarıldılar.Yıllardır bu anı bekliyorlarmış gibi sıkı sıkı sarılıyorlardı.Gözlerim fal taşı gibi açıldı.
Ne oluyordu bunların arasında son günlede?
“Aile var aile! En iyisi biz dışarı çıkalım Elmas.”
Yiğit’in kurduğu cümleyle ona döndüm.Onun zaten bana bakıyor olması bir tık afallamama neden oldu.
Cümlesi zihnimde dolandı durdu. Bir yabancıydı ama zaman zaman nasıl oluyordu da ailenin yanında ulaşabileceğin huzuru bahşediyordu.
Bir yabancı ailen olabilir miydi?
Uzun uzun baktık birbirimize. Sanki günün birinde şu anı mumla arayacakmışım gibi,yanı başımda olması için kendimden bile vazgeçebileceğimi hissettim bi an.
Gülümsedi,gülümsedim.
Aniden açılan kapıyla refleks gereği masadan bir anda indim. Hediye ve Yusuf’ta birbirlerine dolamış oldukları kollarını sonunda çözdüler.
“Ne oluyor burda?”
İçeriye giren Ebru Saraç’tı.
“Bişey olduğu yok” cevap Yiğit vermişti.
Yiğit’e gülümseyerek tekrar bize döndü.
“Konuklar gelmek üzere.Banu’da neredeyse hazır.Eksik istemiyorum.Adın neydi senin?”
“Yusuf,efendim.”
“Akşam Haktan’ın torunlarını oynatacaksın.Sinan,Banu’ya sürpriz yapacak bugün.”
Hediye ile gözlerimiz birbirini buldu.Zaferimize olan iştahımızla gülümsedik birbirimize. Bu gece gerçekten büyük olacaktı.
“Bir eksik olmayacak efendim.Herşey istediğiniz gibi ilerliyor.” dedim .
“Güzel”diyerek kapıya doğru ilerlediğinde Yiğit’in sesiyle durdu.
“Ebru Hanım…”
“Efendim Yiğitçim?”
“Akşam davetli olmayan birinin bana eşlik etmesinde sorun var mı?”
“Hmm…Misafirin bir kadın mı?”
“Kız arkadaşım sayılır.Yani o yolda yürümeye niyetliyim.”
Hayal kırıklığı vücudumu ele geçirirken yüzüme yerleştirdiğim maske sayesinde ifademi toparlayabildim. Sinirlenmiştim. Sinir hayal kırıklığını ve üzüntüyü bastırırdı.Sinirime sığındım yine ellerimi yumruk yaparak.
“Olur.Sana eşlik edebilir.Banu’nun yanında olacağını sanmıştım bu gece…Ama senin özel hayatın.”
“Eyvallah”diye mırıldandı Yiğit.
Ebru Saraç ise mutfağı terk etmişti.
“Senden hızlısı mezarda Aşçı Bey! Bundan üç gün önce Elmas’a not yazıp sahile çağırmalar.Bizim kızda saf ayak uydurdu sana.Dün gece de Banu Saraç’la özel ilgilenmeler…Şimdi de kız arkadaş.”
Hediye benden çok sinirlenmişti,farkındayım. Ama Yiğit’te tepki göstermek sadece onu umursadığımızı dile getirmekten ibaretti.
“Yapma” dercesine baktım Hediye’ye
“Bir dakika! Ne? Siz bu herifle konuşuyor muydunuz başkomiserim?”
Yusuf’u cevapsız bıraktığımda
Yiğit,”bu herif falan… Ayıp oluyor abi”dedi.
“Sen sus zırto!”
Daha fazla bu ortama daha doğrusu Yiğit’e katlanamayacaktım. Mutfak kapısına doğru yürüdüğümde Yiğit kolumu kavradı.Haddini aştığını belli etmek adına tek kaşımı kaldırarak onu baştan aşağıya süzdüm.
O kimdi?
Artık bi kendine gelmeliydi!
“Sana çok yakışacağını düşündüğüm bir elbise aldım. Yatağının üstünde. Akşama az kaldı.Gidip hazırlanmaya başlarsan iyi edersin.Banu Saraç’a kız arkadaşım sayılan birinin bana eşlik edeceğini söyledim. Gelmezsen ekildiğimi anlayacak.Bu yaşansın istemem.”
Kolumu bıraktı.
Bu sefer yüzüme bir maske yerleştiremediğimden şaşkınlığımı gizleyemiyordum.
Bu adam beni daha ne kadar şaşırtacaktı?
“Zevksiz de birşeye benziyorsun aslında.Gidip bakayım yakışacak mı.”
Evet bu sözlerim bu akşamki teklifini kabul ettiğim anlamına geliyordu.
Hayranlıkla yüzüme bakıyordu ve bu beni afallatıyordu. Ama yine de toparlanarak yüzüme kendimden emin bir gülümsemeyi kuşandım.
“Gecenin en güzel kadını sen olacaksın Elmas.En az adın kadar ışıldıyorsun.”
“Oha gözümüzün önünde aşık oluyorlar.”
Hediye Yusuf’un kulağına fısıldadığını zannediyordu ama ikimizde duymuştuk.
Hediye haklıydı.
Aşk… Belkide çok yakındı.
BÖLÜM SONU
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |