
"Ayçiçeği gibi kendine zıt.Geceye doğduğunu söylemişlerde güneşle var olmuş gibi..."
Keyifli okumalar 🌻
BÖLÜM 5
MÜDÜR
Günümüz
Oyunlar, kuralları biz koyduğumuzda keyifliydi.Kuralları baştan konulmuş bir oyun rakibinin sadakatiyle renk alırdı.Aksi halde kurallarını dahi bilmediğin bir oyunun ortasında bırakıldığında çaresizlik hissiyle siyahlara bürünürdü dört bir yanın.
Bizim oyunumuzun kurallarını sadece Yiğit ve ben belirlemiştik.Rakibimizse hayatın kendisiydi.Rakibimizin dürüstlüğü sorgulanırken karşımızda duran ve bize engel olmaya çalışan insanlar rakibimizin basit piyonlarıydı.
Oyunun sonunda hayat son kozunu oynayarak Yiğit'i benden çok uzaklara götürmüştü.Ama bu onu galip etmemişti. Hayat bize sonsuza kadar yenilmişti.Çünkü bizi ayırmaya ölümün bile gücü yetmemişti.
Yiğit’in mezarına yaklaştıkça her bir adımım daha da güçleniyordu sanki.
Göz pınarlarımdan yanağıma süzülen yaşları silme gereği duymadım.Çünkü bu yaşlar ona akıyordu. Ondan başkasına da bir daha akmayacaktı.
~*
2 YIL ÖNCE
Bazı duygular hayata göre çok masumdu. Sırtındaki kocaman yükleri tek bir mesaj bildiriminin hafifletmesi delilikti.
"Uyudun mu?"
Sırıtışıma engel olamıyordum. Israrla mucizelerin varlığını reddederken "al sana mucize"diyerek hayatıma bodoslama dalan bu adam ciddi anlamda tuhaf hissettiriyordu.
Ama bu kadar basit olmamalıydı.
Burası bir peri masalı değildi.Yiğit'in de beyaz atı yoktu. Tanışalı daha 2 gün olmuştu. Kendimi kaptırmam aç timsahlarla dolu bir havuzun üzerinden ince bir iple cambaz misali süzülmeye benzerdi. Cambaz olsam sorun hafiflerdi lakin cambaz olmak şöyle dursun,polis olmama rağmen sakar bir kızdım.
Bir kaç saniye ne yazacağımı düşündüm fakat düşünecek birşey yoktu.Uyuyor muydum? Hayır. Eee o zaman?
"Daha değil."
mesaj bildirimiyle tekrar telefonu elime aldım.
"Uyumak için beni mi bekledin :)"
Ukala mesajına göz devirdim.İçime kelebekler hücum ediyordu.Alemin kralı Nihale misali "Allahım Allahımm"diye söylenmeme çok az kalmıştı.
"Ne münasebet!?"
Flörtleşme yeteneğin hiç yok Elmas.Yapsana iki cilve kızım.
Kendime kızmayı mesaj bildirimiyle beraber son verdim.
"Senin mesai erken değil mi? Uykuyla aran yok sanırım."
Aksine sabahları yatağıma veda etmek oldukça zor oluyordu.Çocukluk hayalim olmasaydı polis olur muydun?
Sanmam.
Hızlıca cevap verdim Yiğit'e.
"Uyurum birazdan."
Soğuk mu konuşmuştum?
Tabiki hayır!Bu bizim ilk mesajlaşmamızdı.
Adama "Uyuyamadım çünkü yanımda sen yoksun "yazacak halim yoktu.
Daha önce sevgilim olmuştu ama aşık olmuş muydun?
Hayır. Lise de yapılan erkek arkadaş muhabbetlerinden ibaretti sadece.
Onun dışında aşk meşk işleriyle alakalı bilgim olmasının sebebi çevremdeki insanlardı. Birgün biri olursa diye ısrarla verdikleri ilk öğüt;Süründürmezsen çok zor bağlanır, olmuştu.
Pek öğüt dinleyen bir kız olduğum söylenemezdi ama mantıklı olduğunu inkar edemezdim.
Mesaj bildirimiyle telefonu tekrar elime aldım.
"Hmm. İyi gecelerrr o zamann."
"İyi geceler."
Mesajı yazdıktan sonra telefonu yatağımın yanında ki prize taktım.
Baş ucuma yadigar çalar saatimi yerleştirdikten sonra kendimi uykunun kucağına bıraktım.
*
Yorganı ellerimle sıkıca kavradım.
Yapabilirdim! Ama yapmak istemiyordum!
Mecburdum...
Tüm gücümle yatakta doğruldum.
Yastığıma hüzünle bakıyor,bunun için kendime engel olamıyordum.
Ayrılık çok zordu. Sol tarafımda kalan saatime baktım.Uzun zamandır suskundu.Yaklaşık 10 dakika önce bizi yatağımla ayırmak için çığlık çığlığa bağırmış, şimdi de suskunluğuyla zaferini kutluyordu.
Çalar saatime göz devirerek sonunda yatağımdan ayaklandım.
Geç kalmak istemiyordum.Çünkü bu sefer müdürüme söyleyecek bir bahanem kalmamıştı.
Anneannem hastaydıdan komşunun kuşu evime girdiye kadar bahaneler sunmuştum adama.
En son ki vakamda bir daha geç gelirsen cezan 1 hafta trafik polisliği olacak demişti.
Bu yaşansın hiç istemezdik değil mi?
Dakikalar birbirini kovalarken hızlıca kendimi banyoya attım.Bol kesim siyah kumaş pantolonumu giyerken bir yandan da dişlerimi fırçalıyordum.
Hızlıca kısa kollu beyaz renk badimi giydim. Hava çok sıcak olduğu için makyaj akıcaktı. O yüzden güneş kremini sürdükten sonra yanağıma allıkla renk verip dudağıma şeftali totundaki rujumu sürdükten sonra maskarayla tamamladım makyajımı.
Kıvırcık saçlarım her zaman ki gibi özgürken kabarmaması için krem sürmüştüm.
Aynadaki son görüntümü incelerken telefonum yüksek sesle çalmaya başladı.
Seri hareketlerle telefonuma şarjdan çekip arayanın kim olduğuna baktım.
Hediye olması şaşırtmamıştı.
Telefonu cevaplarken çantamı koluma alıp kapıya yöneldim.
"Efendim?"
"Nerdesin kızım sen!?"
"Yetişmek üzereyim."
Ayakkabımı giydikten sonra hızlıca merdivenleri inmeye başladım.
"Evden yeni çıktın demi?"
Cevabını bildiği bir soruyu sorduğu için duymamazlıktan gelmeyi seçerek başka bir soru yönelttim.
"Müdür mü sordu?"
Hediye soruma sessiz kaldığında ne diyeceğini ya da diyeceği şeyi nasıl söyleyeceğini bilmiyor gibiydi .
Duran taksiye bindim."Karakola abi" diyerek taksi şoförünü yönlendirdikten sonra sonunda Hediye 'den ses geldi .
"Senin ki müdürün odasında. Birşeyler konuşuyorlar.Müdür, Yusufla bana Elmas gelince odama uğrayın dedi."
Kaşlarım çatıldı.Aklım içinden geçen sorularla kör düğüm oldu.
Yiğit' le müdür ne alakaydı?
Hediye içimden geçenleri okumuş gibi konuştu.
"Alakaya maydonoz demi?"
Tamda öyleydi. Alakaya maydonoz...
*
YAZARIN ANLATIMIYLA
2 SAAT ÖNCE
Yaşlı adam bir yudum daha aldı çayından.İçtiği üçüncü bardaktı bu.Çay eşliğinde geçmişi zihninde yad etmek en sevdiği aktivite olabilirdi.İnce belli bardağı avuç içine aldı.Bardağın sıcaklığı umrunda değildi. Çünkü bunu seviyordu.
Uzun boylu kumral bir adam yine tepesinde bitti. Sabahın erken saatleriydi.Mekanda yaşlı adam haricinde başka bir müşteri olması şöyle dursun,garson bile yoktu.Mekanı chefiyle açmıştı.
O chef ise Yiğit'ten başkası değildi.
"Çayınızı yenilememi ister misiniz ?"
Soruyu soraraken içinden Allah'a dualar ediyordu Yiğit.Lakin bugün Allah duasını duyacak gibi değildi.
Yaşlı adam ağır hareketlerle başını kaldırarak Yiğit'in açık kahve gözlerine baktı.
Hiç birşey söylemeden bardağı yittirdi.
Bu bir bardak daha istediği anlamına geliyordu.
Yiğit sabrının sonlarındaydı. Yetiştirmesi gereken menüler varken bu huysuz ihtiyarla uğraştığına inanamıyordu!
Sabah henüz kapalı olduklarını belirtmiş olmasına rağmen, ihtiyar dinlemeden bir masaya kurulmuştu.
Tamda bu durum önemli bir misafiri ağırlayacakları güne denk gelmişti.
Yiğit 'in rahatça hazırlık yapmasına engel oluyordu bu ihtiyar!
"Şansını siksinler Yiğit " diye geçirdi. İçinden.
Cidden şansını siksinlerdi.
Sosyetenin önemli isimlerinden Ebru Saraç, kızı Banu Saraçla birlikte canlı yayında tadım yapacaktı.
Bu yiğit için bir fırsattı.Tanınan bir mekanın sahibi ve chefiydi ama sosyetenin tercihi olmak yeni kapılar açabilirdi.
Kim daha fazlasını istemezdi ki?
Restaurantın kapısı açıldığında ikisininde bakışları kapıya yöneldi.
İki genç kadın ve Yiğit'in yaşlarındaki bir adam seri adımlarla onlara doğru ilerlerken Yiğit'in yüzü anında rahatlamış bir havaya büründü.
Kadınlar mahçupça geç kaldıkları için Yiğit'ten özür dilerken yanlarında gelen adamın bakışları ihtiyar ve Yiğit'in üzerinde gezerken gülmemek için kendini oldukça sıkıyordu.
Yiğit kirvesine sinirle bakarak Allah'tan sabır diledi.
"Kızlar siz beyefendiyle ilgilenin,biz Özgür Bey'le mutfağa geçiyoruz."
Kirvesini hafifçe omzundan ittirip mutfağa yönelttiğinde kadınlardan daha kısa olan meraklı sesiyle sordu.
"Ebru Saraç ne zaman burda olur chefim?"
Kadının cümlesiyle beraber yaşlı adam başını masa örtüsünden kaldırıp tüm dikkatini konuşulanlara verdi.
Yiğit,kadının cümlesini "birazdan burda olurlar.Erken gelmek istediler.Kalabalık olmaz diye benimde işime geldi,kabul ettim" diye yanıtladı.
Yiğit’le Özgür mutfağa yöneldiklerinde İhtiyar, kadın garsondan bir çay daha istemişti.
İhtiyar güne güzel başlamış, fırsat ayağına gelmişti.Bunu için Allah'a minnetlerini sundu.
Ebru Saraç...
Halkın bildiği zengin iş adamı Haktan Saraç'ın ikinci eşi, sosyetenin Aranan yüzü.
Ama ihtiyar ve diğerlerinin bildiği yer altı dünyasının önemli isimlerinden, acımasızlığıyla ün salmış bir mafyanın ikinci eşi olan bir kadın.
Uzun zamandır İhtiyar ve Elmas'ın peşinde olduğu bir dosyanın üyesi ayağına geliyordu.
Saraçların ördükleri duvalar yüzünden pek ilerleme gösteremeselerde kadının birazdan açık verme ihtimali vardı.
İhtiyar bunu değerlendirirdi!
*
"Biraz daha tereyağı ister misiniz?”
Ebru Saraç nazikçe reddederken kızı Banu Saraç"lütfen," diyerek tabağını uzattı.
Garson kadın yağı özenle tabağın üzerinde gezdirirken Banu'nun gözleri kadın ve Yiğit arasında gidip geliyordu.
Tabaktan bir çatal daha alarak zevkle gözlerini yumdu.
"Şanınızı duymuştum ama inanın bu kadarını beklemiyordum."
Yiğit gülümsemekle yetindi.
Banu çektiği videoda Yiğit'e son övgülerini yağdırıp telefonu kapattı.
Ebru bu anı bekliyormuş gibi boğazını temizleyerek dikkatleri üzerine çekti.
Uzun siyah saçlarını ensesinde topuz yapmış, yaşından oldukça genç gösteriyordu.
Bakışlar üzerindeyken ciddi bir ses tonuyla Yiğit'i oturması için masaya davet etti.
Yiğit davetine ayak uydurarak masaya yerleşti.
"Seninle yalnız konuşabilir miyiz?"
Yiğit bakışlarını garson kadınlara çevirdiğinde onlar mesajı anlamıştı.
"Afiyet olsun efendim."diyerek ortamı terk ettiler.
Yiğit soğuk kanlılıkla Saraç kadınlarının karşısında konuşmaları için beklerken ilk konuşan Ebru Saraç oldu .
"Yemeklerini ne kadar beğendiğimizi biliyorsun.O yüzden kısa kesiceğim."
Yiğit ciddi bir ifadeyle kadının yüzüne bakarken kadın cümlesine devam etti.
"Yakın zamanda aşçımla yollarımızı ayırdık.Evimde olan davetler için eli lezzetli bir chef arıyorum.Ve senden daha lezzetli yemek yapacak birini bulmam oldukça zor." Ebru suyundan bir yudum alarak merakla sordu.
"Ne dersin?"
Yiğit boğazını temizleyip cevap vermeye yeltendiğinde Banu araya atlayarak “hemen hayır demeni tavsiye etmem " diye konuştu.
Yiğit ona baktığında beklentiyle yüzüne bakan bir çift göz vardı.
Ama Yiğit 'in istediği bir evin mutfağına kapanıp sosyetenin aşını pişirmek değil,dünyaya açılan bir chef olmaktı.
Verecekleri para her ne kadar iyi olursa olsun bu hayallerine yapacağı bir kusur olurdu.
Olabildiğince kibar olmaya çalışarak "maalesef ben restaurantımı bırakamam.Güzel teklifinizi reddetmek zorundayım" dedi.
Banu'nun yüzü düşerken Ebru 'nun reddedilmeye niyeti yoktu.
O Ebru Saraç'tı .Reddedilmek lugatında yoktu.
Yavaşça arkasına yaslanarak yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi.
"Bence hemen reddetme."
Konuşan Banuydu.
Yiğit’in bakışları iki kadın arasında gidip gelirken kollarını önünde birleştirdi.
"Peki ,düşüneyim"
İki kadınında yüzünde memnun bir gülümseme oluştu.
Ardından bir süre daha yemeklerin ne kadar lezzetli olduklarını konuştuktan sonra mekanı terk ettiler.
Yiğit onları geçirdikten sonra bahçeye bakan masalardan birine kendini bıraktı.
Sadece biraz dinlenmek istiyordu.Sabahtan beri başını kaşıyacak vakti olmamıştı.
Başını sandalyede geriye doğru atıp gözlerini yumdu.Gözlerini kapatmasıyla gördüğü yüzle gülümsemesi bir oldu.
Ayçiçeğine benzetiyordu Elmas'ı
Ayçiçeği kadar kendine zıt. Sanki geceye doğduğunu söylemişler ama güneşle var olmuş gibi...
Öyle geçirdi içinden Yiğit.
Sesini özlediği aklına gelince telefonunu almak için doğruldunda karşısındaki sandalye çekildi.
Tam karşısına oturan kişi soğuk bakışlarıyla, sabahtan beri on altı bardak Çay içmiş olan ihtiyardı.
Yiğit dayanamayarak konuştu.
"Dayı dükkanda çay kalmadı ya!"
İhtiyar bu sitemi duymazdan geldi.Ellerini kenetleyerek kalın ses tonuyla konuştu.
"Ebru Saraç'ın teklifini kabul edeceksin."
Yiğit duyduğu şeye inanamıyormuş gibi yaşlı adamın yüzüne baktı.
Bu ihtiyar kimdi ve ona neden emir veriyordu?
"Dayı sen çayı fazla kaçırdın.Senlik olmayan konulara demleniyorsun."
İhtiyar bir kaç saniye sessiz kaldı.Ciddiyetle Yiğit'in yüzüne bakarken bu bakışma Yiğit'in hoşuna gitmemişti.
"Yarın iş başı yapıyorsun."
Yiğit gerçekten sinirlenmeye başlamıştı.Bu İhtiyar bugün ciddi anlamda sabrını zorluyordu.
"Sen kimsin dayı?Bana niye ve nasıl bu emri veriyorsun.!"
İhtiyar bilmiş bir gülümsemeyle baktı karşısında oturan genç adamın yüzüne. Bir an gençliğine benzetti karşısındaki delikanlıyı.
Lafı uzatmanın lüzumu yoktu.Derin bir nefes alıp konuşarak Yiğit 'in merağını giderdi.
"Ben Cevdet Kutay. Hatay emniyet müdürüyüm . Sen yarın o eve vatana hizmet amacıyla başlayacaksın.Karşılığında ise öz ailenin yerini öğreniceksin. Detay öğrenmek istiyorsan bir saat sonra karakolda odamda seni bekliyor olacağım.İstemiyorsan ,ailenin nerde olduğunu sonsuza kadar öğrenmeyeceksin.'
*
BÖLÜM SONU
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |