
🌻
“…Karamsarlığım acılarımdan doğmuş bir gece,sen geceme sızan sokaklambasının cılız ışığı…”
BÖLÜM 13
FISILTI
Gözlerimi aynadaki yansımamdan alamıyordum.Ben bile kendime yakışacak olanı bu kadar iyi seçemezdim. Hadi beni geçtim,beni benden daha iyi tanıyan Hediye bile adeta benim için tasarlanmış bir elbiseyle kapıma gelemezdi.
Evet,Yiğit’in bana aldığı elbise adeta benim için tasarlanmış gibiydi.Bedenimden falan bahsetmiyorum. Tam üstüme oturuşu şöyle dursun,rengi ve modeliyle bu elbise sanki benim için dikilmişti. Orman yeşilinin esmer tenime bu kadar gideceğini tahmin etmezdim.Dizlerimin hemen üzerinde biten orman yeşili elbisenin zarif bir sırt dekoltesi vardı. Ve bedenimde resmen mükemmel duruyordu. kıvırcık buklelerimi daha çok belirginleştirmek için duştan sonra şekillendirici krem sürüp her zamanki gibi serbest bırakmıştım.kahve gözlerimi ön plana çıkartacak makyajı ise Hediye sayesinde tamamlayabilmiştim.Her ne kadar süsü ve bakımı sevsemde elim nedense pek yatkın değildi bu işlere….
Kendi etrafımda son kez dönüp aynada kendimi incelemeye bir son verdim. Resmen kendime nazar deyecektim!İnsanında kendine nazarı değerdi öyle değil mi? Maşallah bana!
Son olarak kulaklık görevi görecek gümüş tonundaki son teknoloji küpelerimi taktım.Hediye ve Yusuf’la böyle iletişime girecektik. Selim Saraç birazdan burda olurdu. Selim Saraç, “Saraçlar” dosyasını kapatmamız için bir anahtardı. Hissediyordum;Selim Saraç’ın gelişiyle beraber bu evdeki son saatlerimiz yaşanacaktı.
Zaten çok bile kalmıştık öyle değil mi?
Kapı destursuzca açıldığında yönümü kapıya döndüm.
Hediye ile göz göze geldiğimizde ağzım beş karış açılırken Hediye’ye baktım.Onunda şaşkın gözleri üzerimdeydi.
“Elmas bacımsın diye söylemiyorum,yine afetülseksi olmuşsun.”
“Hediye bacımsın diye söylüyorum,yine kendini acayip şeylere benzetmeyi başarmışsın.”
Hediye ufak bir kahkaha attığında halinden oldukça memnun duruyordu.Omuz silkerek konuştu. “Yusuf’la rolleri değiştirmemiz gerekiyordu.Bende üzerime düşen görevi yaptım.” Eliyle kendini göstererek “yakışmamış mı ?”diye sordu.
Bu kız,bizim Yusuf’a aşık olmuyorsa ben birşey bilmiyorum!
Başımı abartılı bir şekilde salladım.Palyaço kıyafeti ve yüzündeki makyaj bile canım arkadaşımın güzelliğini gizleyememişti.
“Çok yakışmış hayatımın anlamı. Ayıp olmazsa birşey sorabilir miyim?”
“Sorma Elmas. Çünkü bende bunu neden yaptığımı bilmiyorum.”
“Bunu sormayacaktım çünkü ben neden bunu yaptığını biliyorum”
“Biliyor musun?”
Ah tabiki biliyordum. Yiğit’in de dediği gibi benden ne uçan ne de kaçan…!
“Ne zamandan beri?”
Neyden bahsettiğimi anlamamış gibi bir ifade vardı yüzünde.Oysa benim sorum çok açıktı.
“Ne ne zamandan beri?”
“Bak canım arkadaşım duygularını benden sakladığın için sana olan kırgınlığımı kenara bırakarak,hatta bacılık gururumu hiçe sayarak soruyorum sana!Ne zamandan beri aşıksınız birbirinize? Ben daha önce neden bunu fark edemedim?Sence ben kötü bir arkadaşmıyım?Yoksa sizi mi çok iyi oyuncusunuz?Harbiden aşık mısın ona?”
Ardı arkası kesilmeyen sorularım Hediye için küçük ama insanlık için büyük bir isyanla son buldu.
“Ayh Elmas!Allah rızası için bi dur.”
Yüksek çıkan sesi beni susturmaya yetmişti ama şimdilik.
“ Aramızda sandığın gibi birşey yok. Yani aslında var ama yok..”
“Ne anlatıyon be abla?”
Derin bir nefes aldı sabır çekercesine.Asıl sabır Hediye’ye değil bana lazımdı. Hayır birşey varsa vardır, yoksa yoktur.
Değil mi?
Hani hem nasıl varken yok olsun ki?
Aklınıza benle Yiğit’in geldiğini hisseder gibiyim…
Sakın öyle bir gaflete düşmeyin çünkü bizim yani benim durumum çok farklı.
Elimden tutarak beni yatağa götürdü ve oturmamı sağladı.Oda da ileri geri hareket ederken benim başım dönüyordu.Artık buna son vermeliydi!Bende insandım.Bu kadar gizem bana da fazlaydı.Hayır anlamıyordum ki!Ne vardı bu kadar dram yapacak?Ne zamandır aşık Yusuf’a bunu anlatacaktı.Sanki ortada bir bebek vardı ve bunu bize açıklamak için can çekişiyor gibiydi Hediye. Bir dakika!Olabilir miydi böyle birşey?
Telaşla sordum.
“Benden teyze olur mu?”
Hediye şaşkın gözlerle bana baktı.
“Eyşan hamile mi?”
Soruma karşılık sorduğu saçma soruyla yanımda duran yastığı yüzüne doğru fırlattım fakat refleksleri en az benimkiler kadar kuvvetli olduğundan yastık yüzüne gelmeden yakalayabilmişti.
“Saçmalama Hediye! Kardeşim daha on dokuz yaşında.”
“E kim hamile o zaman?” diye sordu meraklı bir sesle.
“Sizin Yusuf’la bebeğiniz olmayacak mı? Bunu söylemek için çırpınmıyor musun iki saattir?”
Bu sefer Hediye elindeki yastığı yüzüme doğru fırlatmıştı ve bende iyi bir refleks göstererek yastığı havada yakalayabilmiştim.Eğer bu yastık benim yüzüme gelseydi ve benim makyajım bozulsaydı,ben Hediye’ye sizce ne yapardım? Yiğenimi karnında taşıyor olması sizce bana engel olur muydu?
Yiğenim… Kulağa ne kadar güzel geliyordu.Benim hep çılgın teyze olma hayalim vardı zaten.Benden ne güzel çılgın bir teyze olurdu değil mi?
“Ne saçmalıyo…”
“Gerçekten hamile misin?”
Hediye’nin lafını kesen şey Yusuf’un destursuzca odamıza dalması olmuştu.
Hediye utanç ve onu sokmuş olduğum stresten dolayı her an bayılacakmış gibi Yusuf’a bakarken ben keyifle arkama yaslandım.
Yusuf yine esmer tenine rağmen oldukça kızarmıştı.
“Ya siz ne adi arkadaşlarsınız!O şeyi yaptınız ve benim bundan haberim yok.Hele Yusuf sen? Sen ne yere bakan yürek yakanmışsın!Kaşla göz arasında kızı hamile bırakmışsın.”
Yusuf utançla sertçe yutkundu.Her ne kadar yıllardır çok samimi arkadaş olsakta onun üstü olduğumdan bana saygıda asla kusur etmezdi.
“Ne saçmalıyorsun Elmas sen!?”
Keşke aynı saygıyı Hediye’den de görebilseydim ama nerde…
Hediye’ye sadece omuz silktim.Yakın arkadaşı olarak bu konuda ona trip atmaya hakkım vardı değil mi?
“Ama ben sadece dün gece seni öptüm.Öpüşünce de mi bebek oluyordu?”
Sesi mi titremişti?Kahkaha atmama engel olamadım.Bu çocuk salak mıydı aşık mıydı? Gerçi ikisi de aynı kapıya çıkıyordu.
Hediye, Yusuf’a inanamayarak baktı.Sabrının son demlerinde olduğu yüzünden okunuyordu.
“Değilim”diye bağırdı.
Yusuf’un yüzü düşmüştü.Kısa bir anlığına baba olma fikrini sevmişti sanırım.
Az önce yaşanan saçma diyaloglar yüzünden ortama sessizlik çökmüştü.Yusuf’la Hediye göz göze gelmemek için oldukça çaba sarf ediyorlardı.Yusuf gömleğinin kollarını kıvırdığında boğazını temizledi. Bu hareketiyle sonunda Hediye’nin bakışları onu bulmuştu.Bahçivan kıyafeti yerine esmer tenine çok yakışan beyaz bir gömlek vardı üzerinde.Odaya girdiğinden beri gübre kokusu yerine burnuma gelen hoş parfüm kokusuysa uzun zaman sonra Yusuf’u çekici yapabilmişti.Benim fark ettiğim detayları sonunda Hediye’de farketmiş olacak ki çekinmeden baştan aşağıya süzdü onu.Yusuf,Hediye tarafından beğenildiğini hissetmişti ve bu oldukça hoşuna gitmişti.Yüz ifadesinden bunu anlıyordum.
Hediye’nin soramadığını ben sordum.
“Hayırdır,Nereye böyle?”
“Birazdan parti başlayacak ya onun için.”
“Çalışan olduğumuzu unutmadın değil mi?Elmas Yiğit’in davetlisi diye katılabiliyor.”
“Unutmadım” diye karşılık verdi Yusuf,Hediye’ye. Sonra ekledi;
“Partiyi bir şirket organize ediyor diye şirketin garsonları sunumu yapacak zaten.Bahçede insanlar dans ederken bende çiçek sulamayacağıma göre bende izinliyim.Ebru Saraç verdi bu kıyafetleri. Güvenliklerin yanında duracakmışım.İlerleyen saatlerde partiye katılsam sorun olmazmış.Mafya karısı olmasa iyi kadın diyebilirim.”
Hediye anladım dercesine başını sallarken lafa atlamadan duramadım.
“Yalnız sen çok iyi olmuşsun Yusufçuk.On üzerinden giderin var yani.Banu Saraç’ın prenses arkadaşları bir bakışınla tav olur benden söylemesi.” Elimle havaya yazı yazıyormuş gibi yaptım. “Aha buraya yazıyorum en az beş kız ‘çıkışta bana geçeli mi?’ der.” O kızların taklidini yaparken dudaklarımı öne doğru büzmeyi ihmal etmemiştim.Ve evet tüm bunların gerçeklik payı olsada Hediye’ yi gıcık etmek için söylemiştim. Yüz ifadesinden de başarılı olduğum okunuyordu.
Yusuf’a omuz atarak kapıya doğru ilerledi. Tam kapının önünde durduğunda sinirle bize dönerek konuştu.
“Biz adam için burda palyaço olalım,velet eğlendirelim,Ağamız partilerde kız tavlasın.”
Dışarı çıkıp odanın kapısını sertçe yüzümüze kapatsada kolidorda bağırarak söylenmesini duymuştuk.
“Yok abi bu devirde kimse için palyaço olmayacaksın!”
Kıkırdamama engel olamazken Yusuf’un bakışları yüzümüze çarpılan kapıda takılı kalmıştı.
“ Ne oldu şimdi?” diye şaşkın şakın sordu garibim.
Ay ne olacak canım ? Aşık kadın sonuçta.Kıskandı seni.
“Bilmem” diye mırıldanarak ayağa kalktım.
“Hadi bizde aşağıya inelim.Parti başlamak üzere.”
“İnelim başkomiserim.Çok bile kaldık bu evde . Bu gece ne olacaksa olsun artık.”
Evet dercesine başımı salladım ve odadan çıkıp bahçeye ilerledik.Kulağıma gelen kısık müzik sesi ve bahçeyi dolduran insan sayısının yavaş yavaş artması doğum gününün başladığını gösteriyordu.
Yusuf haklıyı buradaki maceramız artık bugün bitmeliydi.Benim artık temizlik yapmaya niyetim de mecalim de kalmamıştı Saraçlar’a!
Ve Yusuf kadar Hediye’ de haklıydı.
Bu devirde kimse için palyaço olmaya değmezdi!
~
Yaklaşık yarım saattir etrafımdaki insanları inceliyordum.Parti yeterince kalabalıklaşmıştı ve insanlar çalan yabancı müzikle beraber dans ediyordu. Bende arada kendimi kaybederek müziğin ritmine kapılıyordum. Özellikle müzik arada hızını arttırdığında yerimde kıvrak hareketler sergilemeden kendimi alamıyordum.Hem zaten dikkat çekmemek için ortama ayak uydurmam gerekiyordu değil mi?
Etraf sakindi dikkat çeken birşey yoktu.Kulaklığıma gelen sesle yerimde kıvrak dans hareketleri sergilemeye devam ettim.
“ Sinan Saraç arka kapıdan giriş yaptı başkomiserim.”
Güzel.
Rüzgardan dolayı yüzüme uçuşan saçlarımı geriye doğru iterken dudaklarımı sabit tutmaya gayret ederek mırıldandım.
“Hediye, Sinan Saraç için hazırladığın odaya kamera ve dinleme cihazı yerleştirdin mi?”
“Yerleştirildi başkomiserim.”
Arkadan gelen gürültü çocuk sesleri tebessüm etmeme neden olmuştu.
Önümde duran alkolsüz içeceğimi bir dikişle içtim. Susuzluğumu az da olsa giderebilmiştim. B12 eksikliği bana en çok su içmeyi unutturuyordu. Canım cildim bu sebeplemi bilinmez çok kuruyordu.
Durduğum yerde müziğe eşlik ederken insanları incelemeye devam ettim.Kadınların bazıları gerçekten göz alıcıydı. Fazla güzellerdi hatta. İçime dolan garip bir kıskançlıkla Yiğit’in bu ortamda olmamasını istedim. Ki zaten bu ortamda değildi. Sahi nerdeydi bu adam ? Beni davetlisi yapmış,bu elbiseyi bana giydirmişken beni ekmezdi değil mi?Yok yok yapmazdı bunu. La nerdeydi o zaman? Elim telefonuma giderken kendimi çok zor durdurdum. Onu nerdesin diye arayacak halim yoktu değil mi?Hevesli gibi aramayacaktım tabiki!
Yüzüme hafifçe çarpan rüzgarla birlikte derin bir nefes aldım . Herşey çok güzel olacaktı . Bunu kendime hatırlattım .
“Hediye odayı mutlaka dinle.Selim Saraç şuan evin içinde ve aramızda ona en yakın sensin.”
“Emredersiniz başkomiserim.”
Benim gerginliğimin aksine Hediye’nin sesi rahat çıkmıştı. Çünkü biliyordum,Hediye’de,Yusuf’ta bana güveniyordu. Bunun rahatlığı vardı üzerlerinde. Bende onlara güvenmeliydim. Güveniyordum da fakat buradaki en yetkili kişi olmak diğerlerinin aksine rahat nefes almamı engelliyordu.
Dayanamayarak Yiğit’i aradım. Başka bir görüşmede olduğunu söyleyen operatöre kendimi tutamayatak sövdüm ve telefonu kapattım.
Aradığımda açılmayan telefonun kırılsın Yiğit!
Kulağıma gelen sesle gülümsedim. En sevdiğim şarkı çalıyordu. Sanki DJ bunu biliyormuş gibi çalan “sway” adlı şarkının sesini biraz daha yükseltti.
İşte böyle kızım. Evet… Ana odaklan. Herşey yolunda. Yiğit’te hangi cehennemdeyse orda kalsın!
Rüzgar saçımı uçuştururken şarkıya yüksek sesle eşlik ediyordum ve kendimden beklemediğim bir performansla dans ediyordum. Yanımda birinin durduğunu hissettim.İzlendiğiminde farkındaydım fakat bunu umursamadım.
“Banu Saraç’ın doğduğu günde bu kadar eğleneceğinizi tahmin etmezdim başkomiserim.”
Dans etmeyi kesmeden Yusuf’a döndüm ve keyfiyle konuştum.
“Beni bu kadar mutlu eden Banu’nun doğduğu günde eline kelepçe takacak olmam Yusufçuk”
Yusuf’un en az benim kadar keyifle gülümsediğini gördüm.
“Çok kötüsünüz başkomiserim.”
Minik bir kahkaha attım.
“Teşekkür ederim Yusufçuk.”
Hediye’nin heyecanlı fısıltıları kulaklarımıza dolduğunda Yusuf’ la aynı aynda birbirimize zafer kokan bakışımızı attık.
“Hayır kötü falan değil. Şuanda elimdeki dosyada Banu Saraç’ı en az yirmi yıl yatıracak belgeler var.Bu demek oluyor ki Banu bu partide çok bile kaldı.”
“Sen nerdesin?” diye sorduk Yusuf’la aynı anda.
Karşılıklı durduğumuz için dışardan bakan biri birbirimizle konuştuğumuzu zannederdi.
“ Sinan Saraç’ın odasında.Kardeşine doğum günü hediyesi olarak illegal bir kumarhane açmış. Cömert adam.Birazdan mekanın tapusunu Banu’ya vereceği içinde yatağın üzerinde bırakmış enayi.”
“O nerde?” diye merakla sordu Yusuf.
“Duşta..”diye cevap verdi Hediye.
Yusuf ses tonuna hakim olmak ister gibi bir halde sorularını sıraladı.
“Adam duştayken niye odasına giriyorsun Hediye?”
Girerken bana da bildirmemişti. Bu kızın başına buyrukluğuyla ne yapacağım ben?
“Beraber duş almak için Yusuf.”
Yusuf sinirle yumruklarını sıkmıştı fakat Hediye bunu göremiyordu.
Ah yeter! Daha fazla bunlara katlanamayacaktım!
“Dosyanın fotoğrafını çek ve çık ordan Hediye.”
“Emredersiniz başkomiserim.”
Sabır ya! Sabır!
Bunları bana sırayla göndersinler lütfen. Aniden ikisi olunca bünye kaldırmıyor.
Müzik aniden kesildiğinde herkes bir tarafa odaklandı. Herkesin baktığı yöne döndüğümde Banu Saraç’ın geldiğini gördüm.
“Eğeniyor muyuz millet!?”
Banu’nun sorusuyla beraber ben ve Yusuf hariç herkes coşkuyla alkış tutup ıslık çalmıştı.
Gözüm hâlâ onu arıyordu…
“O zaman partimizin genç aşıkları pasta gelmeden şöyle bir şov yapmasın mı?”
Konuşan genç bir DJ olmuştu bu sefer.
Çalan romantik şarkıyla beraber beş altı çiftin dans ettiğini gördüm. Sanırım sıkılmaya başlamıştım.
“Bensiz çok sıkılmış gibisiniz?”
Yanımızda biten Hediye’yi şuan fark ediyordum. Deli kız palyaço kıyafetiyle şuan aramızdaydı.
“Hediye ne işin var senin burda?”
“Katılıyorum” diyerek Yusuf’u onayladım.
Hediye bu tepkimize sinirlenmiş olacaktı ki “Ne o Yusufçuk Bey kısmetinizi mi kapatıyorum?” diye sordu.
Hediye benim aksime sadece sinirlenince Yusuf’a Yusufçuk derdi.
Yusuf inanamıyormuş gibi Hediye’ye baktı.
Sonra aynı alayacı ses tonuyla “ bu halde mi?” diye sordu.
“Bu halim senin eserin vicdansızın dölü vicdansız!”
Hediye’nin bağırışıyla yan masadaki iki kadın bize bakmıştı. Ben de onlara bakınca geri önlerine dönmek zorunda kalmışlardı.
Hediye’nin sinirinin aksine Yusuf hayran hayran baktı Hediye’ye.
“Palyaço halinle bile bu kadar güzel olamazsın be kızım..”
Hediye şaşkın şakın göz kırpıştırdı. Bu itirafı Yusuf’tan beklemediği çok açıktı.
Ne yalan söyleyeyim bende beklemezdim Yusufçuk’tan.
“Dans edelim mi?”
Yan masada iki saattir Yusuf’u dikizleyen kızıl saçlı ve kahküllü kadın sonunda bir hamle yapmıştı. Zira bakışlarıyla ye ye bitirmişti adamı. Hani bu durum bir de benim kadınlık gururuma dokunmuştu. Sonuçta Yusuf’un yanında iki saattir dikilen bendim değil mi? Buna rağmen kadın aramızda bişey olma ihtimalini asla düşünmemişti.
Hediye şaşkınca kadını süzereken kızıl kadın beklentiyle Yusuf’a bakıyordu.
Tamda bu esnada beni şoka sokan Hediye’nin sesini duydum.
“Sevgilimin bana dans sözü var.”
Yusuf sertçe yutkundu.Kızıl kadınla ben şaşkınca Hediye’ye döndük. Ben,Hediye’ nin bu atağı yüzünden şaşkınken,kızıl seksi Hediye’ nin kılığı ve bu kılıkla buraya gelen biriyle Yusuf’un sevgili olmasına şaşkındı. Hiç birşey demeden kendi masasına dönmesi çok sürmemişti.
Akıllarda tek soru…
Dans edecekler miydi?
Hediye’ nin ne kılıkta olduğu şimdi aklına geliyormuş gibi söylediklerinden pişman olmuş bir ifade vardı yüzünde.
Şarkı değişti ve ezbere bildiğim şarkının sözlerine içimden eşlik ederken Yusuf, Hediye’ ye itiraz hakkı vermeden elinden çekti. Hediye utanç içindeyken Yusuf Hediye’yi belinden kavradı ve müziğin ritmine uyarak dans etmeye başladılar.
Peki Yusuf ve Hediye’nin ilk danslarında Hediye’nin bu kılıkta olmasına ne demeli?
Bu anı ölümsüzleştirmek için fotoğraf çekmeyi ihmal etmedim.
Fotoğrafı çekip telefonu tekrardan çantama koyduğumda ensemde bir nefes hissettim.
Ve tanıdık o ferah koku…
Kalp ritmimle oynuyordu kokusu. Kalbimin hızla atmasına varlığını bilmek yetiyordu. Yutkunamadım. Derin bir nefes alarak duygularımı kontrol etmeye çalıştığımda varlığını fark ettiğimi anlamıştı. Bunun bilinciyle dudaklarını kulağıma yaklaştırıp mırıldandı.
“Yıllar geçsede üstünden bu kalp seni unutur mu?”
Çalan şarkıya eşlik etmesi tebessüm etmeme neden olmuştu. Geç kaldığı için ona olan öfkemi ve soracak sorularımı ise kokusu unutturmaya yetmiş,beni sakinleştirmişti.
Yüzümü ona döndüm.Göze göze gelince bir kaç saniye içtenlikte gözlerime baktı. Sonra elbiseyi inceleyip çapkınca gülümsedi.
“Çok yakışmış. En az bizim kadar.”
Gülümsedim sadece.
Elini belimle yerleştirip gözlerime baktı. Sanki bana dokunuşundan rahatsız olup olmadığımı anlamaya çalışıyor gibiydi. Beklediği tepkiyi vermiş olacağımki belimden kendine doğru çekti beni. Göğsüm onun göğsüne sürtündü ve Yiğit yine kulağıma fısıldadı.
“Çok güzelsin Elmas. Ve en az adın kadar parlıyorsun. Gözüm kamaşıyor ve kalbi zorluyorsun kızım.”
Tekrar göz göze geldik ve sonunda cevap vermeyi akıl edebildim.
“Sende beni,sınırlarımı zorluyorsun be adam!”
İçten güldü. Turkuaz gömleği kumral teninde çok iyi duruyordu ve kumral tutamlarına dokunmamak için kendimi zorluyordum.
Yiğit yine çok çekiciydi…
“Sınırlara inat dans et benimle.”
Meydan okuyarak gülümsedim. Bu gece en çok sınırlara meydan okuyordum belkide.
“Zevkle.”
Elimden tutarak Hediye’lerin olduğu tarafa ilerletti beni ve dans etmeye başladık. Birkaç saniye biz sustuk gözlerimiz konuştu ve saniyeler dakikalara dönüştü. Sınırlar sustu ,sevgi konuştu. Yiğit’le aramızdaki aşk mıydı ? Bilmiyordum ama derin bir sevgi vardı. Hissediyordum. Üzerimdeki etkisinin karşılıklı olduğunu da bu gece farketmek içime sular serpmişti.
Açık kahve gözlerine öyle derin dalmıştım ki boğulmak umurumda değildi. İnsan doğru kişide boğulurken de huzurlu olurdu değil mi?
‘Bu kalp seni unutur mu?’adlı şarkı devam ettiğinden Yiğit’in söylediklerini duyamamıştım.
Bu sebeple dans etmeye devam ederken tekrar kulağıma mırıldandı.
“Tesadüf müydü seni karşıma çıkaran yoksa kaderlerimiz görünmez bir ip ile bağlımıydı?”
Bunu daha çok kendine sorar gibiydi.Cevap vermeden devam etmesine izin verdim. Müziğin sesi yüksek olduğundan kulağıma fısıldamaya devam etti. Sözleri tıpkı bir şiir gibi beni etkiliyordu.
“Ellerindeki merhamet kırıntılar içimi ısıtırken,ışığında karanlığa mahkum olmayı düşünmeden edemezdim. “
“Elmas…”
Efendim dercesine baktım yüzüne.
“Karamsarlığım acılarımdan doğmuş bir gece, sen geceme sızan sokaklambasının cılız ışığı.Benim gecemi aydınlatmaya cılız ışığın yeterdi…”
Gözlerime derin derin bakarken ekledi;
“Çünkü gözlerime baktığında göreceğin şey yansıman,aynaya baktığımda gördüğüm de senden başkası değildi.”
Gözlerimin dolduğunu hissettim. Hafifçe burnumu çektim. Yiğit’in dilinde bu ilanı aşk oluyordu sanırım. Bakışlarında tek bir yalan yoktu.
Güvendim…Tamda o an güvenip anladım Yiğitle kaderlerimizin görünmez bir ip ile bağlandığını.
Ve sonra ilk defa o gece izin verdim dudaklarımızın birleşmesine. Yiğit hafifçe eğilerek önce alt dudağıma minik bir öpücük bıraktı. Sonra korka korka onca insanın içinde öptü beni.
Hissetmiştim… Korkusu onca insanın önünde beni öpmekten değil,bu gece birleşen dudaklarımızın bir gün uzun bir süre ayrı kalmak zorunda olacağındandı.
Bende aynı korkaklıkla karşılık verdim ona. Şehvetli öpüşü beni kendimden geçirken dünya durdu, ay karardı.Çünkü geceyi aydınlatmaya ikimizin cılız da olsa ışığı yeterdi.
BÖLÜM SONU
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |