
🌻
BÖLÜM 14
ZARF (Yiğit)
YAZARIN ANLATIMIYLA
Erkekler ağlamazdı belki ama onlarında bir kalbi vardı. Yiğit uzun zamandır kalbinin atmadığını düşünsede,Elmas’ın tenine tenin değmesi bile kalbinin haykırışlarını duymasına yetmişti.
Uzun zamandır hasret kaldığı bir sesti bu. Daha doğrusu bu sesin neye benzediğini bile bilmiyordu.O sesi bu yaşında tanımak yirmi yedisinin ona vermiş olduğu tek güzel şeydi.
Elmas,hayatın ona en güzel hediyesiydi.Uzun zamandır sevgiye aç olan ruhu yarısını gördüğünden belki ilk andan beri tutulmuştu ona.
Yatağında tavanı izlerken böyle geçirdi içinden Yiğit. İlk görüşte aşk,ruhunun diğer yarısı değilse mümkün değildi onun için. Elmas’ı ilk gördüğü andan beri aklına düşmüş olduğunu fark etmesi basit bir hayranlık değildi.Karşılıksız olmadığını bilmesi ise takıntı olmadığını kanıtlıyordu kendince.
Yanında duran saatte baktığında sabanın sekizi olduğunu gördü. Elmas’ın bugün izin günüydü. Asla bu saatte yatağından hiçbir gücün onu ayıramayacağını biliyordu.
Peki o neden bu saatte kalkmıştı?
Dün gece doğum günü partisinden Hediye sayesinde Sinan Saraç’tan “Saraçlar”dosyasını kapatacak bütün delilleri bulabilmişlerdi ve Saraçlar dün gece doğum günü partisi bitmeden tutuklanmıştı. Sabahı beklememlerinin tek nedeni de Yiğit’in Elmas’ı öptükten sonra Banu Saraç’ın benim doğum günümde “bir hizmetliyi nasıl öpersin Yiğit diyerek?!” olay çıkarmasıyla olmuştu.
Banu Saraç kendince Elmas’ı küçük düşürmeye çalışırken, Elmas’ın sabrının taşmasına neden olmuştu ve Elmas herkesin içinde Banu Saraç’a ters kelepçe takmıştı.
Bu olayın saniyesinde gündeme bomba gibi düşmesiysede Banu’ nun Yiğit’le görüntülerini çekmeleri için çağırdığı paparaziler sayesinde olmuştu.
Yani anlayacağınız Banu Saraç düşerken ilk tekmeyi de kendi kendine atmıştı.
Yiğit uykunun bir türlü ona uğramayacağını anladığında yatağında doğruldu.Güne bir şekilde Elmas’la başlamak istiyordu.Aklına gelen fikirle hızlıca telefonuna sarıldı.
Günaydın güzelim.
Bu mesajı gönderme fikri hoşuna gitmemişti.
Elmas “Nerden ben senin güzelin oluyorum!”diyerek onu nezarete tıkabilirdi.
Bu düşünce bile Yiğit’i korkuturken başka bir mesaj yazmaya koyuldu.
Dün gece Elmas’ı öpmüştü evet. Ve karşılıklı olmuştu bu.Buna da evet. İkisi de duygularını tam anlamıyla saklamıyorlardı artık. Dün gece bunun kanıtıydı fakat Elmas’ın da tam anlamıyla ona teslim olacağını düşünmüyordu. Bunun nedenleriyse ortadaydı.
Müdürle aralarındaki sır bunun başında geliyordu.
Günaydınnn Başkomiserim
İşte bu mesajı göndermesinde sakınca yoktu.Mesajı gönderip yataktan ayaklandı.
İlk olarak banyoda işini halletmişti ve ardından terapi saatinin geldiğini fark ederek kendini mutfağa atmıştı.
Mutfak,birbirine karışan yemek kokusu,ruhundan gelerek yaptığı sunumlar…Yiğit için bir terapiydi.
Kendine kahvaltı hazırlamayı pas geçerek kekler yapmaya başladı. Önce kakaolu yaptı.Ardından havuçlu tarçınlı,onun favorisi olan limonlu kek ve en sonda portakallı kek yapmıştı. Bu keklerin hiçbiri de kendisine ya da restaurantına değildi.
Restaurantı bir süredir tamamen kirvesi Özgür ve ekibine emanetti. Yiğit’in gözü ise hiç arkada kalmamıştı.Ama en yakın zamanda tekrar işinin başına dönmeyi düşünüyordu.Çünkü müdürle bir anlaşma yapmıştı ve sıra müdürün üzerine düşen görevdeydi.
Yaptığı keklere bakarak gülümsedi.Bu keklerin hepsi Elmas’ındı. Bugün günlerden sevdiğini tanıma günüydü onun için. En sevdiği yemekleri öğrenmekle başlayacaktı bu konuya. Zira yemekler onun için ustalık eserleriydi.
Her bir kek dilimini ayrı ayrı koydu saklama kaplarına.
Telefonuna gelen bildirime de çocuksu bir heyecan hissederek baktı.
Günaydın.Kargalar bokunu yapmadı daha .Hayırdır rüyanda mı gördün?
Tebbessüm ederek başını iki yana salladı.Zordu Elmas.Hemde fazlasıyla.Ama Yiğit’in pes etmeye hiç niyeti yoktu. Tam anlamıyla Elmas’ı kazanana kadarda asla durmayacaktı.
Hızlıca cevap yazdı Elmas’a.
Evet rüyamda gördüm.Nerden bildin?
Sabahın nurunda beni rahatsız etmenin başka açıklaması olamazdı çakma şef!
Okuduğu son hitap Yiğit’in kaşlarının çatılmasına neden olmuştu.
Bu kadın ciddi anlamda bazen sinirimi bozuyor diye geçirdi içinden.
Bir saate yanındayım. Çakma mı hakiki mi şef olduğumu kanıtlayacağım.
Anında cevap yazmıştı Elmas.
Hiçbir güç beni yataktan kaldıramaz. Gelir,kapıyı çalar çalar gidersin.
Arsızca gülümsedi Yiğit.
Tamam o zaman bende yatakta kanıtlarım.
Mesaj görülmüştü ama bir cevap yazılmamıştı. Elmas’ı utandırdığını düşünmekse Yiğit’i oldukça keyiflendirmişti.
Üzerindeki tişörtten kurtularak duşa geçmeye yeltendi. Elmas’ın her yanına giderken kendine özenmek,güzel kokmak yani onu etkilemek istiyordu. Elmas’ın bir bakışıyla bile onun kalp ritmiyle oymaması adalete hukuka ya da onun gibi şeylere aykırıydı.
Banyoya adım attığı anda duyduğu bildirim sesiyle yönünü tekrar yatak odasına çevirmişti.
Telefonu iki kere titremişti ve gelen bildirimin Elmas’tan olduğunu bilmek bile onu heyecanlandırır hale getirmişti.
Bir kadının üzerinde böyle bir etkisi olması onu gerçekten şaşırtıyordu.
İlk mesajı gördüğünde ufak bir kahkaha atmıştı.
Avcunu yalarsın!
Okuduğu ikinci mesajsa anında gülüşünü yüzünde soldurmuştu.
Annenin kim olduğunu öğrenmek istiyorsan kapının önündeki zarfı oku evlat.
Müdür.
Donup kalmıştı Yiğit. En yakın zamanda müdürden sözünde durmasını isteyecekti fakat şuan en beklenmedik anda kimsesizliğine bir perde çekilme ihtimali onu germişti. Beklenmedik iyi şeyler de Elmas’a olduğu kadar onun içinde zordu. Ama alışmak istiyordu değişmeye.
Gerginlik dolu adımlara kapıyı açtı. Yarı çıplak olmasını umursamadan bahçe kapısından da çıkarak sağına soluna bakındı. Kimseyi göremeyeceğini zaten tahmin etmişti. Evine geri döndü.Müdür kapının önünde demişti zarf. Eğilerek yeri incelediğinde ayakkabılığın altında gördüğü zarf biraz daha gerilmesine neden olmuştu. Titreyen ellerle aldı zarfı. Kapıyı açık bıraktığını bile fark etmeden tekrar odasına dönüp zarfı yatağına bıraktı.
O zarfı açmaya cesareti yoktu!
Sanki o zarf hiç gelmemiş gibi zarfı yatakta bırakarak tekrar banyoya ilerledi. Soğuk bir duş düşüncelerini ve korkularını dizginlemeye yardımcı olurdu değil mi?
Öyle umarak duş almaya başladı Yiğit.
Kafasında kurduğu seneryoda hep gözü yaşlı bir anne oğlunu bekliyordu.
Fakat gerçek öyle miydi? Bilemiyordu. Tamda öyle olmaması korkutuyordu Yiğit’i.Onsuz mutlu bir aile tablosu görmek istemiyordu Yiğit!
Duştan çıkarak üzerine beyaz bir polo yaka tişört giyip, altına koyu renk pantolonlardan birini geçirdi.
Zarfı ısrarla görmezlikten gelerek odanın köşesinde duran boy aynasına ilerledi.Aynanın önünde duran parfümünden bir kaç fıs sıktı. Fazla gergindi ve açıkçası ne yaptığını bilmiyordu tam olarak.
Ayndaki yansımasını görünce ıslak kumral saçlarını düzeltme niyetiyle biraz daha dağıttı.
Kendiyle göz göze gelince gözlerindeki yansımanın uzun zamandır kendi olmadığını fark etti. Aynaya her baktığında Elmas’ın yüzünün canlanmasına şaşırmıyordu.
“Topu topu bir aydır hayatımdasın be kadın.Sağımda sen solumda sen…Ulan ayndadaki yansımamda bile sen!”
Sesli getirdiği düşünceleri kısa bir anlığına zarfı unutmasına vesile olsada,arkasına döndüğüne zarfı yatakta görmek tekrar gerginlikle solumasına neden oldu.
Kaçışı yoktu, yüzleşecekti.
Yatağına ilerleyip zarfı eline aldı ve yatağın köşesine oturdu. Parmakları titriyordu ama bunu görmememzlikten geldi.
Yiğit,zarfı açtığında içinden bir kaç tane fotoğraf karesi çıktı. Fotoğraflara bakmayı pas geçerek zarfın içinden çıkan kağıdı aldı.
Kağıdı okumalıydı önce.Yoksa fotoğrafta gördüğü şeyleri hemen kaldıramayabilirdi.
Böyle düşünerek kâğıtta yazılanları okumaya başladı.
“Fotoğraftaki kadın Cemile Andinç.Yiğit Andinç’in annesi. Cemile Andinç 1998 yılında evinde doğum yapmıştır. Dünyaya gelen bir tane çocuğu olmuştur sadece ve babasının kim olduğu bilinmemektedir. Cemile Andinç’in komşularından alınan bilgiler doğrultusunda Cemile Andinç’te bebeğinin babasının kim olduğunu bilmemekteydi.”
Erkekler ağlamazdı belki ama Yiğit’in atan bir kalbi vardı ve şuan acıyı kalbinin derinliklerinde hissetmeye başlamıştı.
Erkekler ağlamazdı belki ama Yiğit,dolduğunu fark etmediği gözlerle yazılanları okumaya devam etti.
“Cemile Andinç’in ölümü ise kayıtlarda bugünün tarihinden on bir yıl önce olduğu gözükmektedir.Ölüm nedeni cinsel ilişkideyken boğularak katledilmesidir.Ulaşılan bilgilere göre yıllarca pavyonda çalışmıştır ve hayattaki tek çocuğunu,yani Yiğit Andinç’i sekiz yaşına bastığında yaşadıkları şehirde -Ankara’da- bir yetiştirme yurduna vermiştir. Gerekçesi ise maddi durumundan dolayı bakamaması ve doğurduğu çocuğu isteyerek dünyaya getirmemesidir.Yiğit Andinç,Ankara’daki yurdunda bir ay yaşadıktan sonra Hatay’da yeni açılan sevgi evleri projesi nedeniyle yurttaki diğer arkadaşlarıyla beraber Hatay’a gelmiştir.Yiğit Andinç, geçirdiği pisikolojik rahatsızlık sebebiyle annesiyle olan anılarını, geçen sekiz yılı asla hatırlamazken,aynı senelerde yurtta yaşadığı şeyleri hatırlamaktadır. Adı ve sesi dahil olmak üzere,Yiğit Andinç annesini unutmuştur.”
Şok. Yaşadığını hissettiği en net durum buydu Yiğit’in. Derin bir şaşkınlık.
Erkekler ağlamazdı belki ama Yiğit’ten bağımız akan yaşlar vardı yanağına doğru.
Tek bir cümlede takılı kalmıştı Yiğit.On bir yıl önce mi ölmüştü annesi?
Bir pavyonda çalışması,onu istememesi hatta babasının bilinmemesi bile umrunda değildi Yiğit’in. Annesine geç mi kalmıştı yani? Tek düşündüğü buydu.
Titreyen parmaklarından kağıt yere düşerken Yiğit yirmi yedi değil,sekiz yaşındaydı.
Yanında duran fotoğrafları zorlukla eline aldında Yiğit artık annesizdi.
Fotoğraf karesinde sekiz yılını beraber geçirdiği bir kadın vardı ama aslında bir yabancıydı o kadın Yiğit için. Yabancı kadının uzun sarı saçlarına uzun uzun bakarken Yiğit artık dokuz yaşındaydı ve hiç bilmediği bir şehirde kimsesiz kalmıştı.
Bir diğer fotoğrafı eline aldığında annesinin evde çektiği bir selfie olduğunu gördü. Saçları oldukça dağınıktı ve üzerinde sadece siyah bir sütyen vardı.
Bu kadın gerçekten onun annesi miydi?
Bir diğer fotoğrafa baktığında az önceki sorusunun cevabını almıştı.Annesi bu sefer kameraya eski bir mutfakta gülümserken Yiğit arkada yer sofrasında yemek yiyordu.
Gözlerini kısarak baktı fotoğrafa. O günü anımsamaya çalışıyordu ama kendini zorladıkça başına ağrı giriyordu.
Bu durum normal miydi,yoksa yaşadığı şokun etkisinden miydi?
Yiğit fotoğraflardan dolayı birşeyleri anımsamaya yeltendiğinde başına şiddetli bir ağrı giriyordu.
Çalan telefonunu duymamazlıktan geldi. Daha doğrusu duyuyor ama algılayamıyordu zaten.
Son fotoğrafa baktığında başına giren ağrı çok şiddetliydi. Acıyla bir inilti kaçtı dudaklarından Yiğit’in.
Bu fotoğrafta sadece kendisi vardı ve gece konduyu ansımsatan evlerinin bahçesinde top oynuyordu.
O gün zihinde canlanırken yatağında acıyla kıvrandı Yiğit.
“Al bu topu akıllı akıllı oyna dışarda.”
Annesinin sesini hatırlamanın ona verdiği acı devasaydı.
Küçük Yiğit gece yarısı bahçelerinde top oynarken bahçe kapısından içeriye tanımadığı bir adam girdi. Gözlerini kıstığında bu adamın mahallelerindeki bakkal olduğunu gördü ve en yakın arkadaşının babasıydı aynı zamanda . Sabah ona çikolata vermişti ve “git annene söyle gece beni beklesin” demişti. O gece bahçede top oynarken çok üşümüştü küçük Yiğit. Hava karanlıktı ve o hâlâ dışarda top oynuyordu. Diğer arkadaşlarının annesi hava kararınca onları eve çağırırken,küçük Yiğit’in annesi gece olunca neden onu bahçeye top oymamaya çıkartıyordu.
“Çok üşüdüm”diye mırıldanı Yiğit.
Fotoğraftaki küçük Yiğit’e bakarken “ hâlâ üşüyor musun?” diye sordu.
Aklına gelen başka bir anıyla başı şiddetle dönmeye başladı bu sefer. Oturduğu yatağından zorlukla kalkarak “hatırlama!” diye haykırdı buğulu zihnine.
Lakin olmadı. Yiğit’in yıllardır uyuyan zihni bugün uyanmıştı ve Yiğit’e acı çektiriyordu.
Yine annesiyle bir anısı zihninde canlanırken acı içinde bağırıp odasının duvarını yumrukladı.
Neden bu kadar acı çekiyordu?
Küçük Yiğit ağlayarak uyandı uykusundan. Bir kâbus görmüştü ve annesine ihtiyacı vardı.Korkunca çocuklar annelerine giderlerdi ve anneleri onlara sarılırdı öyle değil mi? O halde Yiğit’inde annesi ona “korkma oğlum” diyerek sarılacaktı. Oysa küçük Yiğit’e annesi hiç oğlum dememişti. Annesinin odasının kapısına geldiğinde içeriden gelen sesler Yiğit’i daha çok korkutmuştu.Tanımadığı bir adamın ve annesinden gelen inilti sesleri Yiğit’in tekrar odasına dönüp tek başına ağlamasına neden olmuştu.
“Hatırlama!” diye bağırarak dizlerinin üzerine düştü Yiğit.
Çalan telefonu da baş ucundaki yatağının kenarında duruyordu fakat bilinçsiz hareket eden elleri ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Kendini kaybettiğini hissetmek onu daha çok korkutuyordu.
Refleksle elleri ondan bağımsız çalan telefonu kavrayıp açtı.
“Bir saatte gelecektin ama bir gün oldu bilmem farkında mısın?”
Konuşan ses çok tanıdıktı fakat kim olduğunu kestiremiyordu.
Bu ses kimindi?
“Hayır.Gelişine meraklı değilim yanlış anlaşılma olmasın!”
Cevap olarak acı bir feryat çıkmıştı Yiğit’in dudaklarından.
“İyi misin ?” diye sordu Elmas.
Fakat cevap alamamıştı Yiğit. Anda kalmakta oldukça zorluk çekiyordu ve geçmişin acı dolu günlerinin zinciri boynuna dolanırken zaman kavramını yitirmek üzereydi.
“Çakma aşçı bir cevap ver yoksa engellerim seni!”
Sesin sahibini aklı daha yeni seçiyordu.
“Elmas..” diye mırıldanı.
Elmas telaşlanmaya başlamıştı ve bu sesine de yansıyordu.
“Yiğit ne oluyor?”
“Acıyor” dedi Yiğit belli belirsiz.Sesinin çıktığından emin bile değildi fakat Elmas onu duymayı başarmıştı.
“Ne acıyor!?” diye sordu Elmas panikle.
“Çok acıyıyor Elmas” diyebilmişti sadece Yiğit.
“ Nerdesin sen? Evdemisin? Yiğit yalvarırım cevap ver bana noluyor!?”
Etrafına bakındı Yiğit. Evdeydi evet ama burası onun evi mi ? Bundan emin değildi.
“ Burası ev” diye kekledi.
“ Tamam hemen geliyorum”diyebildi sadece karşı taraf. Yiğit ne yaptığını yine bilmeyerek telefonu kapatmıştı çünkü.
Geçmiş çok acıtıyordu. Geçmiş Yiğit’i yakıyordu. Yağsın istedi Elmas üzerine. Yağmur olsun serpilsin içine istedi. Belki sönerdi geçmişin acı yangını.
Çok istedi “herşey geçecek ben geldim”diyerek tutsun Elmas elini.
Bir gün gideceğini bilmeyerek, Elmas’ında onun yokluğunda kavrulacağını aklının ucundan dahi geçirmeyerek çok istedi Elmas’ın varlığının onun varlığının yanında olmasını.
Yiğit,Elmas’ı ilk defa bu kadar istediğini hissediyordu.
BÖLÜM SONU
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |