
🌻
BÖLÜM 15
YİĞİT’in Elmas’ı
Beni en çok vazgeçememek yakmıştı. Bir o kadarda pes etmeyi bilmemek beni ben yapmıştı.
Kime sorsanız benliğimin en belirgin özelliğini, “savaşır” derdi.
Hayatla savaşır,dünüyle yarını için savaşır,ama en çok kendiyle savaşır derdi.
Ben en çok içimdeki umutla,derinlerdeki kız çocuğu ve duygularla savaşırdım çünkü.
Şimdi de duygular hüküm sürerken ben ilk defa bu kadar kazandığımı hissediyordum.
Teni yakan güneş yerini serin rüzgarlara bırakıyordu bu aralar.Yaz bitiyordu ve ben bu yaz değişen hislerle biraz daha büyüdüğümü fark etmiştim.
Hayata faklı pencerelerden bakmak değişmeme yetmişti. Artık değişmek için saçımı kesmeme ya da zayıflamaya çalışmama gerek olmadığını anlamıştım. Çünkü bedenimi değiştirmek hayatımı değiştirmiyordu. Duygular değişmiyor, en önemlisi insanlar değişmiyordu.
Biliyordum artık…İnsanlar değişmez,onlara baktığımız pencereler değişirdi sadece.
Koşuyordum şimdi. Ayaklarım yüreğime düşen korkuyla birbirine dolanırken yere bastığımın bile farkında değildim. Ayaklarım yere değmiyordu sanki!
Belkide şuan ilk defa Yiğit’i karşımda görmeyi herşeyden çok istiyordum. Belkide ilk defa Yiğit’in beni sinirlendirmesini deli gibi istiyordum. Ben hiç olmadığı kadar şuan Yiğit iyi olsun istiyordum..
Telefonda acı çeken sesini duyduğum andan beri aklımdan geçen binlerce senaryoyla zangır zangır titriyordum.
En zorlu operasyonlarda bile soğuk kanlı kalmayı başarmışken şuan Yiğit’e ne olduğunun bilememek beni delirtiyordu.
İnsan gerçekten kaybetme korkusuyla yüzleşince bazı şeyleri anlıyordu.
Yiğit’i bu kadar istediğimi anlamak için bu korkunun yüreğime düşmesine gerek var mıydı?
Nefes nefese olmayı umursamadan merdivenleri son süratla çıkıyordum.Evinin kaçıncı katta olduğunu bile hatırlamakta zorluk çeksemde içimden bir ses üçüncü katta olduğunu söylediği için ikinci katta da durmayıp üçüncü kata doğru çıkmak için merdivenlere hızla yöneldim.Asansörü neden kullanmadığımı bilmiyordum bile.
Düşünce yetimi kaybetmiş olabilir miydim?
Sağ tarafımda kalan dairenin kapısını açık gördüğümde belimdeki silahı ellerimle sıkıca tuttum.Az önceki telaşım yerli yerindeydi fakat “Yiğit!” diye bağırma isteğime engel olarak ses çıkarmamaya özen gösteriyordum.
Salona baktığımda burada kimsenin olmadığını gördüm ve mutfak olduğunu düşündüğüm yere doğru ilerledim.
Mis gibi kek kokusunu solumak bile beni sakinleştirmemişti .Yiğit mutfakta da değildi.
Bakmadığım tek yer dar ve uzun kolidorun sonundaki odaydı. Aceleci adımlarla oraya yöneldim bu sefer.Kapı kapalıydı. Silahımı gelecek bir tehlike ihtimaline karşı kapıya doğrulttum ve sakinliğimi korumak adına bir kaç kez derin nefesler aldım.Kapıya korkusuzca bir tekme savurduğumda silahımı elimde tutacak gücü bir an kendime bulamadığımı hissetmiştim.
Oda da Yiğit’ten başka kimse yoktu ve Yiğit cenin pozisyonunda yerde uzanıyordu. Silah elimden yere kayıp düştü. Ama Yiğit buna da bir tepki vermedi.Oysa gözleri açıktı. Ve benim gözlerimi dolduracak kadarda kırmızıyd gözleri.
İlk defa bu kadar ne yapacağımı bilmiyordum. Anladığım tek şey fiziksel olarak iyi olduğuydu ama bu bilgi bile beni rahatlatmamıştı.
Ben hâlâ korkuyordum. Yiğit’i bu hale ne getirdi?Onu öğrenmekten çok korkuyordum.
“Yiğit…” diye fısıldadım.
Bir tepki vermemişti yine. Ondan bir kaç adım uzaktaydım ve ona böyle yukardan bakmak,onu bu kadar aciz bir halde görmek kalbimi acıtmıştı. Ona yaklaşmadan olduğum yerde diz çöktüm bende.
Boş bakışlarının olduğu yere doğru yaklaşarak bende yüzümü ona döndüm ve aynı pozisyonda yere uzandım.
Artık ikimizde yerde uzanıyorduk. Bunu neden yaptığımı da çok iyi biliyordum.
İstemedim ya ! O yerdeyken ben yukarda olmak istemedim. Onu kaldıramıyorsam onunla düşerdim.
Bakışları artık boşlukta değil gözlerimdeydi. Önce kim olduğumu çözmek ister gibi baktı. Bu daha çok yaktı canımı.
Bir süre yüzümün heryerinde oyalanan gözleri tandık birşeyler görmüş gibi oldu. Dudaklarında gördüğüm tebessümden aldığım cesaret ona yanaşmamı sağladı ve aramızdaki mesafeyi kapattım.
Daha da yoğunlaştı bakışları.Hiç düşünmeden elleri yanağımda gezindiğinde derin bir iç çektim. Dokunuşları yağmurdu.Tenime değmesi başta ürpertsede rahatlatıyordu.
“Elmas” diye mırıldandı.
“Yiğit” diyebildim sadece.
Yanağımda gezinen parmakları titriyordu. Ama buna rağmen yanağımı okşamayı bırakmadı. Kırılacak bir eşyaymışım gibi dokunuşları tereddütlüyken aynı zamanda bir adamın bir kadına duyabileceği en büyük şefkati hissedebiliyordum.
Titreyen elini tuttum bende. Titremelerine rağmen sıcacıktı. Hani şarkıda da diyordu ya, yüreği elindeymiş gibi..
Onun sıcaklığına benim az önce yaşadığım kaybetme korkusundan dolayı buz kesen elim karıştı. Yüzümü tarayan gözleri işte tam o anda gözlerimi buldu.
“Şimdi tuttun ya elimi…Hiç bırakma.” Ses tonu yalvarırmış gibi çıkmıştı ve sol göğsümde bir sızı hissetmiştim.
Cevap olarak daha sıkı kavradım elini.
“Ne oldu sana?” Sesim tahmin ettiğimden daha kısık çıkmıştı.
Belinden tutup bedenimi bedenine yaklaştırdı. An bu kadar dramatik olmasaydı “Sayende yeri süpürdüm be adam!” diye çıkışmadan duramazdım.
Bir eli belimde oyalandı. Diğer eli hâlâ yanağımı okşuyordu. Geri çekilmedim.Kızmadım da ona.Rahatsız hiç olmadım.
Kendimden saklayamadığım, artık kendime itiraf etmiş olduğum birşeyi başkasına inkar edemezdim.
Ben Elmas Sevinçtim
Ve Elmas Sevinç, Yiğit Andinç’i seviyordu.
Ben Elmastım.
Ve Elmas,Yiğit’e aşık oluyordu.
Belimde oyalanan ve bütün bedenimin ürpermesine neden olan elinin bedenimde olan varlığı çok hoşuma gidiyordu.
Yüzünü boynuma gömdüğünde derin bir iç çekti ve aynı saniyelerde gözümü yumdum.
Utanma duygusunun bende ne ara yok olduğunu bilmeden cüretkar parmaklarımı Yiğit’in kumral saçlarına daldırdım. İçime dolan sevgi bir annenin oğluna duyduğu hayranlığa benziyordu. Ve aynı annenin oğluna duyduğu merhametle gezdirdim parmaklarımı Yiğit’in saçlarında. Nemli saçları gülümsememe neden olmuştu.
Minik bir tebessüm yüzümde belirdiğinde dudak çizgimden öptü beni Yiğit.
Tutku dolu bir şehveti barındırmıyordu bakışları. Karşımda gördüğüm küçük bir erkek çocuğuydu sanki. Bende de şehvet yerine merhamet duygusu yoğunluktaydı.
Bağrıma basmak istiyordum ya Yiğit’i. Bir daha yıkılmasın istiyordum. Onu ayağa kaldıran kadın olmak istiyordum.
“Anlatıcağım” dedi bana.
“Bu gece herşeyi anlatacağım Elmas sana. Müdür’ü nerden tanıdığımı ve …”
“Ve?”
Yutkunarak devam etti cümlelerine.
“Ve beni bu hale getiren şeyi de.”
“Ne seni bu hale getirdi Yiğit?” diye sordum sabırsızca. Merakım çok fazlaydı. Hâlâ komplo kurmaya bayılan beynimi susturmakta zorluk çekiyordum.
“Geçmişim” diye fısıldadı soruma direnmeden.
Başka bişey sormadım. Hazır olunca anlatacaktı biliyordum.
Merhem olmak istercesine tekrar kavradım elini.
“Bende anlatacağım…”
“Neyi? diye sordu merakla.
“Şimdi tuttuğum elini hiçbir zaman bırakmayacağımı…”
Yiğit’in elini tutmuştum hiçbirşeyi umursamayarak. Benim için akıl yanılırdı hislerim yanılmazdı. Aklım, “sırlar var, kirli geçmiş var,kaldırabilir misin?” diye haykırırken, hislerim, “ ne olursa olsun Yiğit masum belli” diyordu.
Aşk bazen de kirlenmek değil miydi?
Aşk bazen de risk almak, ama en önemlisi güvenmek değil miydi?
İnkar edemeyeceğim bir sevgi,bir ateş vardı aramızda. Beraber yanmasak ayrı ayrı kül olacaktık.Ama beraber yansak ateş sadece bizi ısıtmak için var olacaktı sanki.
Dağılmış haline inat gülümsedi Yiğit. Onu darmadağın eden geçmişine nispet daha da sokuldu bana. Kokusunun tarifi imkansızdı fakat bağımlılık yapıyordu.
Ani bir hareketle olduğu yerden doğrulup üzerime doğru eğildi. Bu hamlesiyle beraber sırtım tamamen yere değdi ve bakışlarımı bir an olsun ondan ayırmadım.
Üzerime biraz daha eğilerek meraklı bir sesle tekrar sordu.
“ Başka ne anlatacaksın?”
Yüzümün alevler içerisinde yandığını hissediyordum.
Arzuyla kasılan bedenimi yok sayarak masumca sordum.
“ Ne anlatayım?”
Yanağını yanağıma sürttüğünde tutmuş olduğum nefesimi hafifçe bıraktım.
Hızlanan kalbimde durmalıydı artık!
Zira şuan hiç sırası değildi.
Dün hissettiğim heyecan bunun yanında hiçbir şeydi. Dün onca kalabalığın içerisinde beni öpmesi sadece şaşırmama neden olurken,kalabalıktan dolayı daha fazla ileriye gidemeyeceğini bilmek rahatlatmıştı.
Fakat şuan basbaya yalnızdık!
Baya baya yalnızdık!
Hemde Yiğit’in yatak odasında!
Bedenimin verdiği tepkiler istediğimi göstersede kuş gibi çarpan kalbim daha hazır olmadığımı söylüyordu.
Yiğit bunu hissetmiş olacak ki birden üzerimden kalktı. İşime gelmesine rağmen boşluğa düşmüş gibi hissetmeme bir an engel olamadım.
Ama Elmas seninde arzuların ne kadar dengesiz be kızım!
Ayaklandığında beni yerde bırakıp yatağa doğru ilerledi.
“Kaç gecedir uykusuz olduğumu sayamadım. Yorgunum Elmas.”
Bende ayaklandığımda o çoktan yatağına yerleşerek örtüsünü de üzerine çekmişti
“Çok yorgunum.” diye mırıldandı tekrar.
Bunu söylemesine bile gerek yoktu. Mor rengine bürünen göz altları zaten yorgunlığunu ve uykusuzluğunu ele veriyordu.
“Biliyorum.” dedim sadece.
“Beraber uyuyalım mı?” dedi yine çocuksu bir ses tonuyla.
Yiğit’in içinde çok güzel bir çocuk yaşıyordu ve bunu herkese göstermediğinden adım kadar emindim.
“Uyuyalım” dedim hevesle.
Buna ihtiyacım olduğunu hissediyordum.
“Merak etme sadece uyuyacağız.”
Minik bir kahkaha attım.
“ Aksi mümkün değil zaten çakma şef!”
Oda kısık sesle güldü.
“Göreceğiz başkomiserim.”
Son söylediğini duymamızlıkta gelerek umursamaz bir havayla yanına uzandım.
Sabah Hediye’ye Yiğit’le beraber uyuduk desem, “ kaç aylık!?” diye başımın etini yerdi ama nedense bu romantik anlara ayak uydurmak yerine Hediye’yi güncel olaylardan haberdar etmek istiyordum.
Ne zaman su içtiğimizi bile birbirimize söylemesek rahat edemiyorduk!
Sırtımı ona döndüm ve ellerimle kollarını karnımda birleştirdim.Saçlarımda hissettiğim nefesi gülümsememe neden oldu.
Kulağıma fısıldadıkları uykunun kucağına kendimi bırakmadan duyduğum son şeylerdi.
“ Başkomiser Elmas Sevinç, artık Yiğit’in Elmas’ı
~
BÖLÜM SONU
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |