
keyifli okumalar 🌻:)
*
BÖLÜM 6
DUVAR
YAZARIN ANLATIMIYLA
Kendinizi çıkmaz bir sokağın ortasında çaressiz kalmış gibi hissettiniz mi? Bir yol bulayım da dikenleri ayaklarımı kanatsın, soğuğu ciğerimi delsin diyerek, yolun zalimliğini hiçe sayıp, çıkışı aradığınız zamanlar oldu mu?
Yolun zalimliğinin çıkmaz sokaktan daha çok acıtacağını bile bile özgürlüğünüze kavuşmayı yine dener miydiniz?
O yolda herşeyi göze alarak yürümeye devam eder miydiniz?
Peki özgürlük neydi?
Ya da özgür olmak her zaman iyileştirir miydi?
Bu soruları her zaman kendine sorup dururdu Hediye.
Kendinde verdiği cevaplar da hiçbir zaman değişmezdi.
Bugüne kadar kitaplardan,okullardan duyduğumuz kadarıyla özgürlük;özgürlüğümüz başkasının hayatına müdahale edilmediği sürece, başkasının özgürlüğünü kısıtlamadığı müddetçe geçerliydi.
Peki özgür olmak iyileştirir miydi?
Çoğu zaman belki.
Ama özgür olmak uğruna yalnızlaştıysanız ya da bulduğunuz yolun zalimliği sizi suçlayarak birini çıkmaz sokakta sonsuza dek mahkum etmişse, belki bedeniniz özgürlüğe kavuşarak iyileşmiştir ama vicdan denilen şey,kül oluncaya dek yanmaya maruzdur.
Bedeni özgürleşen bir insanın vicdanı özgürlükten mazursa, o insan ne kadar hür sayılırdı?
Tamda bu döngünün ortasında tükenme noktasınaydı Hediye.
Her defasında tutanacağı bir dal bulduğunu umduğunda o dalla beraber dibe çekildiğini hissediyordu.
Vicdanıydı kendine bu eziyeti yapan.
İnsanın kendine yenilmesi dayanılmaz olandı.
Telefondaki saate bakarak iç çekti.Elmas her zamanki gibi gecikmişti.
Her ne kadar umursamaz bir kişiliğe sahip olsa da ,Yiğit'in müdürüyle olan muhabbetti merak duygusunu ortaya çıkartmıştı.
Oturduğu bankta geriye doğru yaslandı. Tam o esnada burnuna dolan kokuyla gülümsedi. Gözlerini araladığında Yusuf elindeki kahve bardağını Hediye'nin burnuna dayamış bir şekilde tam karşısında duruyordu.
Hediye'nin gülümsemesi küçük bir kız çocuğunu anımsattı.
İçinin sıcacık olduğunu hissetti Yusuf.
"Müsade var mı?"
"Yok ,ayakta dikil."
Yapmacık bir şekilde göz devirerek Hediye'nin yanına oturdu Yusuf.
Hediye'nin kaymasını beklemediği için bacakları birbirine yapıştı.
Dört kişinin rahatça sığabileceği bankta sıkışmayı seçtiler.
Hediye Yusuf'un elindeki kahve bardağını kavradı.
Yusuf'un gözleri yüzünün her bir milimini izlerken kahvesinden bir yudum aldı.
"İç iç.Sonra sinir küpü gibi geziyorsun ortalıkta"
Hediye üstünde hissettiği gözler yüzünden başını Yusuf'a doğru çevirdi.
Bakışları hâlâ Yusuf'un üzerindeyken kahvesinden bir yudum daha aldı.
Yüzünün alevler eşliğinde yandığını hissetti Yusuf. Yine de geri adım atmadı.
Aralarındaki bu şey...
Her neyse adlandıramıyorlardı.
Yine de adını koymak için sabretmeyi seçiyorlardı.
Yusuf Hediye'nin kendi içinde verdiği savaşı biliyordu.
Acele etmesi sadece Hediye'yi kendinden uzaklaştırırdı.
Farkındaydı.
Yine de meydan okurcasına birbirlerine bakmayı sürdürdüler.
Oysa aşka meydan okumak ,bile bile yenilmek demekti.
"Niye gelmiş?"
Elmas'ın sesiyle birlikte paniğe kapıldılar.
Telaşla oturuşlarını düzelttiklerinde Yusuf şapşal bir ifadeyle sordu;
"Aa başkomiserim siz mi geldiniz?"
Elmas ikisini de baştan aşağı süzdü.
"Neyiniz var sizin?"
Anlaşmış gibi aynı anda ayaklandılar.
Elmas önüne gelen saçlarını geriye doğru savurduğunda elini yelpaze misali sallayarak kendini serinletmeyi deniyordu.
Sıcaktan yanakları kızarmıştı.
Son sorusunu pas geçerek ilk sorusunu tekrarladı.
"Niye gelmiş?"
Aynı anda cevapladılar.
"Birazdan öğreniceğiz."
*~
Bu hayatta emin olduğum tek birşey vardı; Hiç kimse nedensizce hayatınıza dahil olmazdı.
Kelebeğin bile her kanat çırpışının bir amacı varken hayatınızda yer açtığınız insanın vardı bir yarası,bir umudu...
Bundandı tesadüfleri reddetmem.
Hiç kimse öylesine karşınıza çıkıp duygularınızda bir iz bırakmazdı.
Ya sizden birşey alacaktı ya da verecekti.
Peki Yiğit'in amacı neydi?
"Anlaşıldı mı ?"
Müdürün sorusuyla odadaki yüzleri tek tek inceledim.
Herkes kabullenmişti.Yüzlerinden bu okunuyordu.
Yiğit başıyla müdürü onaylarken Hediye ve Yusuf "anlaşıldı müdürüm" diye mırıldandı.
Anlaşılmamıştı!
Anlayamıyordum.
Şuan burda bulunma amacımız Saraçlar'a yapılacak olan operasyonu planlamaktı.Kafa karıştıran taraf Yiğit'inde bu sebeple bu odada bulunmasıydı.
Polis ünvanına sahip bile olmayan bir adam operasyonun başrolüydü.
Benim aklım almıyordu.
Ya sizin ki?
Boğazımı temizleyerek sordum.
"Ona nasıl bu kadar güveniyorsunuz?"
Sorumla bütün gözler bana döndü.
"Saraçlar bugüne kadar hep ulaşılmaz oldu.Yiğit onlara ulaşmamız için bir anahtar”
Müdürün yaptığı açıklama sorumun cevabı değildi.
Kelimelerimi asla yumuşatmadan tekrar sözü devraldım.
"Kim olduğunu bile tam olarak bilmediğimiz bir adımın,polis olmamasını dile bile getirmiyorum..."
Derin bir nefes aldım.Gittikçe ses tonum yükseliyordu.Müdüre saygısızlık yapmak en son isteyeceğim şey bile değildi.
Hediye 'nin "yapma"diye fısıldadığını duydum.
Ne yapıyordum ki ben?
Bunları sorgulamamdan doğal ne vardı?
"Nasıl operasyonun en önemli pozisyonuna yerleştiririz?"diyerek cümlemi sonlandırdım.
"Ne duymak istiyorsun?"
Ses ona aitti.
Dakikalarca ona bakmamak için verdiğim savaşı sonlandırarak sesiyle beraber ona döndüm.
Ben ne kadar buz gibiysem ona ,o da bana bir o kadar yoğun duygularla bakıyordu.
Hayal kırıklığıyla...
Her bir kelimemle yerle bir oluyor gibiydi.
"Elmas!"
Müdürün uyarı dolu sesiyle başımı yere eğdim.
Bana kızması sadece beni susutururdu.Düşüncelerimi değil!
"Hadi herkes işinin başına.Unutmayın müdür olan benim.Herşey benim istediğim gibi olacak!"
Bu anı beklediğim için kendimi hızlıca kolidora attım.
Hediye'nin arkamdan seslenmesini umursamadan koşar adım odama ilerleyip kapımı kapattım.
Az önce olanlar, müdürün onu tanımadan güvenmesi,Yiğit 'in tehlikeli olduğunu bildiği halde bir çıkarı olmadan bu işi kabul etmesi ... Hiç biri mantığımla uyuşmuyordu.
Yalnız kalıp düşünmem gerekiyordu.
Şuan ne Hediye ne de başkasını çekebilecek durumda değildim.
Kendimi sandalyeme attım.
Yüzümü avuç içime alıp oflayıp pofladım.
Fazla mı ağır konuşmuştum?
Hayır!
Olması gereken oluyordu.
Bundan sonra yapacağım şey ise aklımdaki soruların cevaplarını kendim bulmaktı.
Çünkü ne müdür bana açıklama yapardı ne de Yiğit'in dürüstlüğünden emin olabilirdim.
Kapı tıklatıldığında "işim var Hediye"diye seslendim.
Israrla tekrar çaldığında bu sefer sesimi biraz daha yüksekterek"işim var Hediye!"diye bağırdım.
Kapı aniden açıldı.Refleksle ayağa kalktığımda Hediye 'yi görmeyi bekliyordum ama kapıdan odama süzülen Hediye değildi.
Dağınık kumral saçları,koyu renk pantolon ve aynı tonlardaki kısakollusuyla Yiğit tam karşımda duruyordu.
Gerildiğimi hissettim ve hissettiğim gerginlikle yutkundum.Az önceki tepkimden sonra yüzüme bile bakmayacağını zannediyordum ama şuan tam da karşımdaydı.
Yüzündeki ifade ise duvardan farksız ve buz gibiydi.
Onu parmaklıklar ardına tıktığımda bile bana bu kadar soğuk bakmamıştı.
"Amacın ne senin?" diye sordu.
Kaşlarım çatıldı."Benim mi amacım ne!?" diyerek yükseldim bende.
"İçerde söylediklerin neydi?" diye sordu bu sefer.
"Düşüncelerim.Polis olmamana rağmen aldığın görev"dedim anlayıp hak vereceğini düşünerek.Hak verip mantıklı bir açıklama yapacağını umarak...
Ne söyleyeceğini bir kaç saniye düşündü.Ardından tereddütle konuştu.
"Ben.. "
"Sen ne ?"
Diye sordum aniden.
"Ben bir geleceğimiz olacağını sanmıştım. Bana güvendiğini..."
Sol tarafımda bir sancı hissetim.Acımasızca davranmıyordum aslında.Olması gereken buydu.
Boğazımı temizleyerek konuştum.
"Daha tam olarak tanımadığım halde, hayatıma ve işime bu kadar hadsizce dalan bir adamla gelecek düşünemem."
Tek kaşı havalandı.
"Vay be "dercesine başını salladı.
Tepkisiz kalmayı deniyordum ama "imdat"diye bağırıp hayatın karmaşıklığına isyan etmeme ramak vardı.
"İşine hadsizce dalan adam öyle mi?"
Başımla onayladım.
Bir kaç saniye suskun kalması, benim aksime canımı acıtmamak için kelimelerini seçtiğini sanıp dilimin keskinliğine sövmem gerektiğini düşünmemi sağlasada, ağzından dökülen kelimeler tokat gibi yüzüme çarptı.
"Eğer iş dediğin şeyi bu güne kadar becerebilseydin, müdür senin tabirinle. ‘polis ünvanına sahip bile olmayan bir adamın’ senden daha başarılı olacağını düşünüp ,bu görevin başına getirmezdi.Bir kez olsun suçu dönüp kendinde aramayı dene!"
İkimizde oldukça öfkeli bir şekilde birbirimize baktık.
Sivri dilli davranmamdan tamda pişman olacakken Yiğit'in bu cümleleri aramızdaki hiç aşılmayacak uçurumlara bir yenisini ekledi.
"Ve sana bir tavsiye daha;Şu yersiz egonu bir kenara bırak yoksa..."
"Yoksa ne?" diyerek lafını kestim.
Umutsuzca baktı bana.Yüzünde az önce oluşan öfke yerini tekrar hayal kırıklığına bırakıyordu.
"Yoksa iyi şeylerle arana böyle duvarlar girer."
Başımı ona daha fazla bakmamak için boşluğa çevirdim.
Bu hareketimle beraber odanın kapısına doğru hızla ilerledi.
Tam kapıdan çıkacakken durdu.
Bende yüzümü ona çevirdim.
Ama o bana bakmıyordu.Sırtı bana dönüktü.Yüzünü bana dönmeden konuştu.
"Unutma ! Bu duvarı aramıza sen soktun başkomiserim."
*~
BÖLÜM SONU
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |