
Keyifli okumalar🌻
BÖLÜM 8
_ÇİMENLER
2 Gün sonra
Hayatımın bir gecede ya da saniyeler içerisinde darmaduman olmasına alışkındım.Tesadüfleri ve sürprizleri severdim fakat bana hep kötüleri denk gelmişti.
Ne olurdu ki birden güzel şeyler olsaydı?
Ne olurdu ki ben birden gelişen felaketler yerine güzel tesadüflere alışmış olsaydım?
Kötü tesadüflere hep isyan ederdim.
Şuan da olduğu gibi...
Tesadüf müydü bilmiyordum ama eğer tesadüf değilse bile ortada en koysundan şom ağızlı arkadaş vakası vardı.
Bu şom ağızlı arkadaş ise Hediye'den başkası değildi.
Öğürerek kusmamak için elimle ağzımı kapattım.
Hediye dakikalardır olduğu gibi tekrar halime güldü.
Hemde en acımasızca olanından.
Dayanamayarak ayağa kalktım ve tuvalet fırçasını Hediye 'ye doğru salladım.
Hediye geriye doğru kaçarak"tamam sustum "diyerek kendini savundu.
Sustum derken bile gülüyordu.
"Allahım sen keçilerime mukayet ol!" diyerek yüksek sesle sitem ettim.
Burnumdan soluyordum.
Sitemimden dolayı Hediye 'nin ağzı şaşkınlıkla aralandı.
Aynı saniyelerde bende iki elimi feryat eden yaşlı kadınlar gibi başıma attım.
Hediye kısa bir süre sonra şoku atlattığında daha yüksek bir sesle güldü.
Bense ağzımdan çıkan kelimelere inanamamıştım.
"Senden hizmetçi olmaz sanıyordum fakat sen Müstesna'nın ta kendisiymişsin Elmas."
Ağlamaklı ifadeyle Hediye 'nin ela rengindeki gözlerine dondurması erimiş çocuk misali baktım.
Ardından "içimde bir hizmetçi varmış Hediye"diye mırıldandım.
Hediye beni onaylayarak başını salladı.
Saraçlar'ın banyosunda yaşadığımız dramı bölen şey Hediye'nin telefonuna gelen bildirim sesi oldu.
Bir kaç saniye ekrana baktıktan sonra"chef”diye mırıldandı.
Umursamaz olmaya çalışarak"eee " diye sordum.
Umursamaz olmaya çalışmıyordum aslında.Gerçekten umursamıyordum!
Yoksa Yiğit'in ne dediğini, Yiğit 'i umursuyor muydum?
Yiğit'i asla!Ama ne dediğini belki...
"Yemeğe çağırıyor."
Hediye'nin yemek demesiyle beraber ağzımın sulandığını hissetmiştim.
Sabahtan beri koca villayı temizliyorduk.İlk iş gününden çalıştırmazlar diye düşünmüştüm lakin evi temizlemekten asıl işimize odaklanamamıştık.
Sabahtan beri ev ahalisi evde yoktu.
Ebru Saraç dışında.
Oda pek odasından çıkmamıştı.
Yiğit'ten aldığımız bilgiye göre bir kereliğine mutfağa uğramış,sadece yarın Banu Saraç 'ın doğum günü olduğunun haberini verip, hazırlık yapılacağının bilgisini vermişti .
Yarın bizim için bir fırsat olabilirdi.
Gelen konukların kim olduğunu,kimlerle samimiyetleri olduklarını öğrenebilir, işimizi kolaylaştırabilirdik.Tabi gelen konukların çoğunlukla Banu Saraç 'ın yine kendi gibi şımarık arkadaşlarının olacağını tahmin etmekse zor değildi.
Temizliğini yaptığımız üçüncü banyodan ayrılıp mutfağa doğru ilerlerken Hediye, "Yiğit neden sana değilde bilgileri bana aktarıyor ?" diye sordu.
Ne cevap vereceğimi kestiremediğimde "hâlâ soğuk musunuz?" diye sordu bu sefer.
Yine sessizliğimi koruduğumda bunun evet demek olduğunu anlamıştı.
Hediye konuyu daha fazla uzatmayarak sorularını bir kenara bıraktı ve mutfağa çoktan girmiş bulunduk.
Evin büyüklüğünün aksine mutfak daha küçük ve daha klasikti.
Evle ilgili gözlemlediğim temel şey, her odasını sanki başka bir insan,zevkleri tamamen farklı insanlar dekore etmiş gibiydi.
Evin odaları asla bir bütün gibi değildi.
Mutfağa girdiğimde gözüme çarpan ilk şey,sırtı bana dönük olan Yiğit oldu.
Üzerinde siyah bir eşofman takımı vardı.
Bizim aksimize ona çalışan muamelesi yapılmıyordu.
Onlar için Yiğit özel chefti.
Sabah kahvaltılarıyla ya da her akşam hazırlanan yemeklerle kendini yormasını istememişlerdi.Sadece özel günlerde ya da önemli misafirlerin davetli olduğu günlerde Yiğit devreye girecekti.
Yiğit haricinde hepimiz işe yeni başlayan,diken üstüneki çalışanlardık.
"Çok açım!Hadi başlayalım."
Yusuf'un sesiyle ayakta dikilmeye keserek yemek masasına oturdum.
Suçluluk duygusundan mıydı ?
Bilmiyordum ama Yiğit'le asla göz teması kuramıyordum.
Şimdi ise ilk defa yaptığı yemeği tadıcaktım.
Taze fasulye ve pilav ...
Ev ahalisinin menüsünde bu mu vardı gerçekten?
Önümdeki yemekleri incelemeyi keserek masadaki yüzlerde gezdirdim bakışlarımı.
Hediye ve Yusuf büyük bir ciddiyetle önlerindeki yemekleri yemeğe odaklanmışlardı.
Yiğit sonunda ocak başında yaptığı işi bırakarak Yusuf'un yanına,benimde tam karşıma oturmuştu.Sağ tarafımdaki sandalyeye ise Hediye yerleşmişti.
İçimden geçenleri anlamışçasına
"Size özel yaptım.İçerdekilerin yemekleri bana ait değildi bugün.Sadece özel günlerde ve davetlerde yemek yapmamı istiyorlar.Onun haricindeki günlerde restauranta uğrayabilirim."
"Anladım."dedim sadece.
Dünden beri ilk defa diyalog kurmuştuk.
Yiğit 'in yorgun bakışları bana döndü.
Açık kahve rengi gözleri her an uyuyacak gibi bakıyordu bana.
Sabahtan beri tuvalet temizleyen sanki oydu!
İçten içe bir derdi olduğunu, gözlerindeki dinlenme arzusunun beden yorgunluğu değil de, düşünmekten olduğunu hissediyordum.
Benimde içime bir kasvet dolmuştu.
"Abi annemi bile sollamışsın taze fasulye konusunda."
Yusuf ortamdaki kasveti fark etmiş ve hemen el atmıştı.
Hediye'de ona eşlik edip "çok lezzetli" diyerek Yusuf 'u onayladı.
Hediye ve Yusuf'un ilk yardım ekibi gibi böyle anlarda olaya dahil olmalarına bayılıyordum.
Bir gün bu nedenle ikisinin de yanaklarını ısıracaktım.
Ciddi ciddi!
Yiğit 'in gözlerinde ki kasvet bir anda yok olmuştu.
"Afiyet olsun."
Yaptığı yemeklerin sevilerek yenilmesi çok hoşuna gidiyor olmalıydı.
Elimdeki kaşığı pilav tabağının üzerinde gezdirirken onun sesi uzun zaman sonra ilk defa beni hedef aldı.
"Sen beğenmedin mi?"
Gözlerinde gerçekten merak vardı.
Yemeğini beğenmemiş olma ihtimalimden hoşlanmayacaktı.
Yemek konusunda fazlasıyla egoluydu.
Sinsice gülümsedim.
İçimdeki meleğin yerini şeytana pabucunu ters giydiren tarafım alacaktı.
An eğlenme anıydı.
Yiğit 'in dikkatli bakışları üzerimdeyken cevap vermeyip pilavdan bir kaşık aldım.
Masada sessizlik hakimdi.
Yusuf ve Hediye 'nin de bakışlarını üzerimde hissettim.
Ağzımdaki pilavı sert bir şeymiş gibi uzun uzun çiğnedim.Ardından zorla yutuyormuş gibi yaparak suyumdan bir yudum aldım.
Yüzümü buruşturmayı ihmal etmeyerek"baya çiğ kalmış pirinç.Ayrıca oldukça kuru.Yağ cimrisi misin?"
Yağ cimirisi mi?
Hadi ama Elmas! O nasıl cümle?
Yiğit'in bozulduğunu ve dediklerimin içtenliğine inandığını çatılan kaşlarından anladım.
İçimde kelebkeler kıpır kıpırdı.
Hayatta en zevk aldığım şey miydi bilmiyordum ama Yiğit 'in sinirden kaşlarının bu hale gelmesinden oldukça zevk alıyordum.
Keyifle arkama yaslandım.
Hediye bacağımı cimciklediğinde sadece onun duyabileceği bir şekilde inledim.
Ardından ona döndüğümde bana inanamıyormuş gibi baktığını fark ettim.Yusuf'a baktığımda da aynı şaşkın ifadeyle onun da bana baktığını gördüm.
Omuz silkerek "beğenmedim" dedim.
Yiğit bütün ciddiyetiyle kaşığını pilav tabağına daldırdı ve bir kaşık yedi.
Bir kaç saniye sonra memnuniyetle gülümseyip arkasına yaslandı.
"Şimdi sen pilavı beğenmedin mi? "diye sordu.
Soruyu sorarken yüzündeki şaşkın ifade dağılmış, ne yaptığımı anlamış gibiydi.
Bocalasamda ona çaktırmamaya çalışarak kendimden emin bir sesle "beğenmedim”dedim.
Yiğit önümdeki pilav tabağını işaret ederek "afiyet olsun" dedi .
Kahretsin ya!
Siniri çok kısa sürmüştü ve ne yapmaya çalıştığımı anlamıştı.
Yemeğinden de çok emindi.
Nasıl emin olmasındı?
Yemeye devam etmemek için kendimi çok zor tutuyordum.
Yiğit yapıyordu bu sporu.
Yiğidi öldürebilirdim ama hakkını yiyemezdim!
Bu iğrenç espirinin üzerine soğuk suyumdan bir yudum da almalıydım.
Ama geri adım atmaya niyetim yoktu.
Evet yemek çok lezzetliydi ,bense çok açtım ama inadım inattı.
Yemek tabağını Yiğit 'e doğru iterek "yemeyecem "dedim.
Yiğit "hadi ama !" dercesine baktı.
Gözünde çocukluk yapıyordum belki de ama niyetim onu sinir etmekti. Ama şuan işler tersine dönmüş bir vaziyetteydi.
Hediye ikna edici bir sesle "sabahtan beri hiçbir şey yemedin Elmas.Gün boyu temizlik yaptık.Açlıktan bayılmadan bişeyler ye."
Hediye'ye sinirle baktım. Düştüğüm durumu fark edip bana yardım edeceği yerde işleri yokuşa sürüyordu.
Ne yapmasını bekliyordun Elmas?
Ne bileyim... yakın arkadaş olarak kalkıp aç kalmayayım diye yumurta kırabilirdi!
Yemek ye demek kolaydı?
Mühim olan o yemeği hazırlama inceliğini sergilemekti.
Hediye 'den bunu beklemektense Fenerbahçe'nin bu yıl şampiyon olacağını beklemeyi tercih ederdim.
"Afiyet olsun"
Kapıdan içeriye neşe dolu sesle Banu girmişti.
Ben, Hediye ve Yusuf ayağa kalkarken Yiğit oturmaya devam etmişti.
Yiğit hariç hepimiz"sağolun efendim"diye mırıldandık.
Banu 'nun gözleri hiçbirimize deymeden direkt Yiğit'i hedef almıştı.
Küt kestiği kumral saçları dalgalıydı.
Mutfağa girdiği andan itibaren yoğun bir içki kokusu almıştım.
Buna rağmen hâlâ ayık duruyordu.
Masaya doğru ilerlerken sendeledi ve aynı anda düşmemek için Yiğit'in ona destek olmak için uzattığı koluna tutundu.
Lafımı geri alıyordum.Banu'nun ayık kelimesiyle uzaktan yakından alakası yoktu şuan.Pilot olmuştu ve hatta uçuyordu.
"Banu iyi misin?"
Hanım'a ne olmuştu Yiğit Bey?
Samimiyetleri bakışlarımın onlar da takılı kalmasına neden oldu.
"Çok iyiyim. Yarın yeni yaşıma seninle giricem diye de çok mutluyum."
Sarhoşluğuna rağmen düzgün bir diksiyonla konuşmuştu.
Yeni yaşına beraber girmek?
Yiğit' le Banu mu beraber gireceklermiş.
Ayrı ayrı ama beraber mi?
Yoksa bildiğimiz beraber mi?
Hediye 'ye döndüğümde onunda şaşırmış olduğunu gördüm ve aynı anda bakışlarımız birbirini buldu.
"Burnuma hiç iyi kokular gelmedi."
Yusuf'a katılıyordum.Benimde burnuma kötü kokular gelmişti.
Banu Yiğit'in koluna ellerini dolayarak ayakta durmuştu.Yiğit'se Banu'ya destek olmak için ayaklanmıştı.
Gözlerimi Banu'nun Yiğit 'in koluna dolamış olduğu elinden zorlukla ayırdım.
Banu'yu incelemeye başladığımda;
Oldukça mini,siyah renginde deri etek giymişti.Üzerinde de borda renginde büstiyer vardı.
Güzelliğini inkar edemezdim.
Yüzünden ziyade fiziği oldukça da güzeldi.Bir kaç markanın mankenliğini yaptığını biliyordum.
Yiğit 'in bu kadar kısa sürede Banu'ya aşık olmasına şaşırmazdım o yüzden.
"Koku üstündekinden mi geliyor?Gübreyle mi duş aldın?"
Hediye 'nin bu çıkışına Yusuf'un bozulmasını bekledim fakat öyle olmadı.
"Biraz öyle " dedi yüzünü buruşturarak.
Yusuf'un üzerinde ki bahçıvanlık yeni dikkatimi çekmişti.
Dikkati bu kadar dağınık bir kız değildim ben.
Ne oluyordu bana böyle?
"Yakışmış" diye mırıldandım Yusuf'a
Eliyle Hediye'yle beni işaret ederek"sizinkilerde" dedi oldukça samimi bir şekilde.
Eli ikimizi gösteriyordu lakin bakışları uzun süre Hediye 'nin üzerinde oyalanmıştı.
Bu gece burnuma gelen kokuların sayısı ikiye çıkıyordu.
Hakkımız da hayırlısı.
"Ben Banu 'yu odasına bırakıp geliyorum ayakta uydu."
"Ayakta uyuyan sadece biz değilmişiz"
Hediye'ye söylemiştim ama lafım Yiğiteydi.
Yiğit"anlamadım?" diye sorduğunda "yok bişey"dedim hızlıca.
Ayakta uyuyan Banu'yu işaret ederek "çıkar odasına düşüp kalacak şimdi burda." deyip Yiğit 'in mutfaktan ayrılmasını hızlandırdım.
Yiğit "siz yemeye devam edin" dediğinde Hediye ve Yusuf çoktan masaya geri kurulmuşlardı.Bense ayakta dikilmeye devam ederek sarmaş dolaş mutfaktan ayrılan Yiğit ve Banu'nun arkalarından bakakaldım.
Hadi ama Elmas kız düşmesin diye öyle çıkardı adam!
Sarmaş dolaş sayılmazlardı o yüzden.
Ki öyle olsalarda beni ilgilendirmezdi?
Hayır!tabi ki ilgilendirirdi!
Yiğit'le Banu 'nun yakınlaşması demek operasyonun mahvolması demekti. Ve ben buna asla izin vermeyecektim.
"Otursana artık Elmas"diyen Hediye 'ye "hava alıcam biraz"dedim.
Ardından seri adımlarla mutfaktan ayrılarak kendimi bahçeye attım .
Saat daha çok geç olmamıştı.
Akşam saatleriydi lakin Saraçlar akşam yemeğinden sonra kendilerini yine odalarına kapattıkları için ev yine çok sessizdi.
Zaten Haktan Saraç hastalığından dolayı yemekleri dahi odasında yiyordu.Banu Saraçsa malum ...
Ebru Saraç ise kocasının yanına çıkmış olmalıydı.
Bir de Haktan Saraç 'ın birinci evliliğinden olan oğlu, Sinan Saraç vardı. O da üniversiteyi okumaya yurt dışına gitmiş ve bir daha dönmemişti.
Haktan Saraç 'ın hastalığından dolayı işlerin başına onun geçeceği,kısa sürede de döneceği dedikodusu yayılmıştı fakat ne gelen vardı ne de giden.
Derin bir nefes çektim.
Hava mis gibiydi.
Rüzgar tatlı tatlı esiyordu bu da benim mayışmamı sağlıyordu.
Beyaz spor ayakkabılarımı çıkartıp çimenlerin üzerine bastım.
Beyaz gömleğimin bir kaç düğmesini açarak biraz olsun nefes aldım. Yorucu bir gün olduğunu tekrar etmeme gerek yoktu sanırım.
Siyah eteğimle de tam bir hizmetli olmuştum.
Hediye'nin de dediği gibi Müstesna 'dan pek bir farkım yoktu lakin Hediye de önce kendine bakmalıydı.
O benden daha çok Müstesna olmuştu bu kıyafetlerle.
Havuz kenarına doğru ilerledim.
Tam kenarında durduğumda yere oturup oturmama konusunda kararsız kaldığımda ensemde hissettiğim nefesle irkilip ani bir hareketle arkamda duran adamın kolunu ters çevirerek hamle yapmasını engelledim.
Kolunu acıttığım adam acı içinde inlerken şaşkın gözlerle ona baktım.
"Yiğit!"
Hızlıca geri bıraktım.
Şaşkınlığımın yerini mahçup bir ifade almıştı.
Alt dudağımı dişlerim arasına aldığımda Yiğit 'in açık kahve gözleri haricinde her yere bakıyordum.
"Böyle olmadı Elmas .Ben polisim diye bağırsaydın bir de."
Hızlı bir şekilde avuç içimle Yiğit'in ağzını kapattım.
"Sessiz ol bir duyan olacak!"
"Yaptığın neydi öyle?"
"Reflesk..."
"Bu nasıl reflesk anlamadım ki?"
"Sessiz sesiz gelmeseydin sende !"
İnanamıyormuş gibi güldü.
"Mektup yollayayım istersen bir dahakine ?"
Bu noktada sesini biraz daha kısarak ekledi."Olur mu komiserim?"
Omuz silktim sadece.
Bakışları çıplak ayaklarıma kaydı.Ardından yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
" Havuza girmek için sence sadece ayakkabılarını çıkarman yeterli mi?"
Kaşlarım çatıldı.
Havuza girmek?
"Gerçi sen kıyafetlerinle de girersin havuza. Beklerim senden."
Yapmacık bir şekilde güldüm.
"Havuza gireceğimi kim söyledi?"
Samimiyetsiz gülüşüme karşılık verdiğinde yine onu çocuksu, olduğundan masum gösteren gamzesi ortaya çıkmıştı.
Zorlukla bakışlarımı ayırdım.Gamzesine dokunma istediğime de engel oldum.
Bakışkarımın nerde takılı kaldığını anladığını gözlerindeki ifade ele vermişti.
Kendime kızamadan edemedim.
Konuyu değiştirip utancımı bastırmak için "çimenler "dedim "r" harfini uzatarak.
"Eee"dedi merakla .
"Stres işte."
Elim boynuma gitti ve hafifçe kaşıdım.Resmen cümle kuramamıştım.Resmen kelimeleri bir araya getirememiştim!
Bir kaç saniye duraksadı Yiğit.
Ardından yüzüme eğlenir bir ifadeyle bakarak "anladım"dedi.
Ardından beklemediğim birşeyi yaprak ayakkabılarını soydu.
Ardından çoraplarından da kurtularak benim gibi çıplak ayakla çimenlerin üzerinde durmaya başladı.
Hayranlıkla onu izlememe engel olamıyordum.
Sahilde koşu yaptığımızda tanıştığım kelebekler tekrar ziyaretime gelmişti.
Yüzümdeki sırıtışı zorlukla sildim.
Ben iradesi olan bir kızdım!
Ne oluyordu hemen ?
Duvarlar vardı! Unutulmaması gereken. Sorular vardı! Çözülmesi gereken.
Ama şuan hiçbiri umrumda değil gibiydi.
Anın atmosferi çok farklıydı.
Ya da çimenlerin üzerine yalın ayak basmak olumsuz düşünceleri gerçekten engelliyordu.
Yiğit bir kaç adım atarak aramızdaki mesafeyi azalttı.
Bakışlarım Yiğit'in yüzü ve çimenlerin üzerindeki çıplak ayaklarımızda gidip geliyordu.
Benim ayağım onun ayağının yanında minicik kalmıştı.
Düşündüğüm şeyi düşünmüş olacak ki yüzünde bir tebessüm oluştu.
Onun yüzündeki tebessüm benim yüzüme karıştı.
Sonrasında karnımdaki kelebeklerin kanat çırpışlarını hızlandıracak sesini duydum.
" Bu an kadar güzelsin Elmas.Çimenlerin verdiği huzur kadar da temiz."
~~
BÖLÜM SONU
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |