
Kanatların kırılalı çok oldu. Uçmayı benim aklıma sokma.
Bu doğruydu. Onu öpmek nasıl yanlış olabilirdi ki zaten? Ama zamanlamamız yanlıştı. Başka birisi varken onunla olamazdım. O başka birisine söz vermişken beni öpemezdi. Doğrusu o öperdi. Öptü de. Ama ben buna daha fazla izin veremezdim. Vermedim de.
Tutunup kaldığım bileğinden elimi çekip ellerimi göğsüne yerleştirdim. Elimin altındaki sert vücudunu hissedince bir anlık tereddüt ettim. Ama hayır.. yapamazdım. Aramızdaki bu çekimi nasıl aştım bilmiyorum ama aklımı başıma toplayıp var gücümle onu geriye doğru ittim. Sadece itmedim. Benden ayrıldığı sırada hızımı alamayıp bir de sert bir tokat attım. Sanki kendime tokat atmışım gibi benim canım acımıştı.
Bu tokat benden izin almadan beni öptüğü içindi. Bir de hala ona öfkeli olduğum için. Çünkü hala kendini kanıtlamamıştı.
Ama sonra bu tokatı attığıma çok pişman oldum. Onun canını yakmak istememiştim. Ona nasıl vururdum? Bunun için de kendime şaşırmıştım.
Yaptığım şey üzerine anında pişman olurken mahçup bir şekilde ona baktım. Vurmamın etkisiyle başı hafiften yana doğru dönmüştü. Gözlerini sıkı sıkı kapattı, dilini dudağının üzerinde gezdirdi ve derin bir nefes aldı. Sinirlenmiş miydi?
İkimizde çok sessizdik. Bir şey demeli miydim?
Korku, üzüntü, pişmanlık hangi birini hissedeceğimi şaşırmıştım.
O sustukça bende sustum. Bir şey söyle ne olur?
Ama o yüzüme bile bakmadı. Arkamdaki, yaslı olduğum kapıyı açıp çıkıp gitti. O gider gitmez tuttuğum nefesimi verip birden yere çöktüm.
Neden bir şey demedi? Neden gitti?
Küstü mü?
Bir daha gelmeyecek mi?
Oturduğum yerden kalkıp koşarak camın önüne gittim. Arabasına binip gidişini göz yaşlarımla izledim. Gitmesini istemiyorum. Orada olmasına, varlığını hissettirmesine çok alışmıştım.
Küçük penceremden arabası gözükmeyene kadar arkasından baktım.
Ben ne yaptım..?
Hemen cebimdeki telefonuma sarıldım. Onu aramalıydım. Telaşlı bir şekilde titreyen parmaklarımla numarasını buldum ama arama tuşuna basamadım.
Ne diyecektim?
Pişmanım geri dön mü diyecektim? Suçsuzluğunu ispatlamamış birisine yalvaracak mıydım? Halbuki bana tutunacağım ufakcık bir dal parçası verse onu bırakır mıydım? Masum olduğuna dair ufacık bir şey. Ama ne zaman ona güvensem, ona gitsem hep o kız çıkıyordu karşıma. Tüm bunlar yaşanırken nasıl ona karşılık verebilirdim? Ona bakınca içim giderken, sesini dahi duyduğumda kalbim titreten ben istemez miydim ona karşılık vermeyi. Günün her saati onu düşünürken ve her geçen gün ona karşı olan gardımı indirip bana yaklaşmasına izin verirken ben istemez miydim yine onunla birlikte olmayı.
Of..
Pencereyi açıp evi ağır boya kokusundan havalandırdım.
Benim için ev almıştı...
Ve bende ona tokat atmıştım.
Nasıl bu kadar aptal olabilirdim? Hiç durdurağım yoktu. İnsan hiç mi sınırını bilmezdi arkadaş?
Bilmiyordum işte.
Onu çok seviyordum. Öfkemde o yüzden bu kadar büyüktü ya işte. Onu bu kadar çok sevmeme rağmen onun yine de başkasını seçmiş olmasını kaldıramıyordum.
Gözlerimi usulca odada gezdirdim. Tüm mobilyalar, halılar, avizeler hatta mutfak dolaplarını bile yenilenmişti. Eski kırık dökük eşyalardan eser kalmamıştı. Nasıl yaptı bilmiyorum ama evin hiçbir eksiği kalmamış gibi görünüyordu. Bunu mutfak tezgahındaki bulaşık deterjanlarından ve sehpahanın üzerindeki lavanta kokulu ev kokusundan anlamıştım. Her şeyi ama her şeyi düşünmüştü.
Kalkıp banyoya gittim. Burayı bile adam etmişti. Artık cam gibi bir aynam vardı. Aynada kendime bakmaya utanıyordum. Banyo dolaplarının kapaklarını araladım ve gördüğüm şeylerle kendimi tutamayıp ağlamaya başladım. Kullandığım ne varsa, sevdiğim ne varsa doldurmuştu buraya. Neyi sevip neyi sevmediğimi çok iyi biliyordu. Sevdiğim sabunlar, kremler... Koku hafızası çok iyiydi bunu zaten biliyordum ama aradan bu kadar zaman geçmiş olmasına rağmen hiçbir şeyi unutmayışı canımı yakıyordu. O günlerden bugünlere gelmek canımı çok yakıyordu.
Ne bulacağımı bilerek duş perdesini çektim. Gördüğüm şeyle ağzım resmen şaşkınlıktan yere kadar açıldı. Onunda kokusunu çok sevdiği şampuanım tam olması gerektiği yerdeydi ama beni asıl şaşırtan o değildi ki. Beni asıl şaşırtan hemen önümdeki şeydi.
Küvet almış...
Onunla yazlık evde yaşadığım anılarım bir bir aklıma düşmeye başladı. Şu an resmen şu küvetin içine girip canım çıkana kadar ağlamak istiyordum. Ya da daha iyisi.. atlayıp takisiye kapısına dayanacaktım ve yakasına yapışıp her şeyi anlatması için yalvaracaktım. Böyle olamayacaktı. Madem gerçekler onun beni aldatmadığını kanıtlayacaktı konuşmasına izin verecektim artık.
Bir hışımla banyodan çıkıp yerdeki çantamı ve askıdaki kabanımı elime alıp evden çıkmak için kapıyı açtım. Fakat kapıyı açmamla Selin'le burun buruna gelmem bir oldu.
"Bir yere mi gidiyordun?" Beni daha iyi görebilmek için biraz yaklaştı.
"Ağladın mı sen?"
"Biraz."
"Nereye gidiyorsun bu halde?"
"Ona gideceğim ve doğruyu anlatması için yalvaracağım." Derin bir nefes alıp verdi.
"Geçsene içeriye biraz konuşalım."
"Az önce gitti Selin ona yetişmem lazım." Yanından geçip gitmek istesemde bana engel oldu.
"Hazal.. önce konuşalım. Sonra yine gidersin."
Derin bir nefes alıp yüzümü ovaladım. Sağlıklı düşünemediğimin farkındaydım. Ama tek istediğim yine de ona gitmekti.
"Hadi içeriye geçelim." Koluma girdiği gibi beni içeriye soktu. Elimden çantamı ve kabanımı alıp askıya astı. Ben ara ara iç çekip ağlamamak için kendimi zor tutarken kendimi içeriye attım. Selin de peşimden geldi ama mutfağa girdi. Sanırım kahve yapacaktı.
Bacaklarımı kendime doğru çekip koltuğun üzerindeki yeni alınmış katlı battaniyeyi de üzerime örttüm. Nasıl becerdi bilmiyorum ama kokusu battaniyeye bile geçmişti ve bu bile beni ağlatmaya yetiyordu.
"Sen özel gününde falan mısın?"
"Değilim.. neden?"
Elindeki kupa bardaklardan birisini bana uzattı.
"Seni onun arkasından ilk defa bu kadar ağlarken görüyorum. Bir şey mi oldu?"
"Evi satın almış." Gözleri kocaman açıldı. Sonrada eve şöyle bir göz attı.
"Bütün eşyaları yenilemiş. Kötü olan ne varsa atmış. Ben daha rahat yaşayabileyim diye."
"Vay be.. sen niye ağlıyorsun peki."
"Bir de beni öptü." Dudaklarına götürdüğü kahveyi tam manasıyla püskürttü.
"Ne!? Öpüştünüz mü? Kaç saniye sürdü?" Ona gözlerimi devirdim. Aptallığım yüzünden bir saniye bile sürmemişti.
"Onu itip tokat attım o da bir şey demeden gitti." Her seferinde daha da şaşırabilirmiş gibi ağzı daha çok açılıyordu.
"Ne yaptın ne yaptın?"
"Onu ittim sonra da tokat attım."
"Madem istemiyorsun neden peşinden gitmek istiyorsun peki?"
"İstiyorum! Ama yaptım işte. Başkası var Selin.. ne yapayım. O kız neyin nesi belli değil. Adamın evinde kalıyorum kıza dair tek bir iz yok. Bir parça eşyası bile yok. Adam saatlerce benim yanımda peşimden koşuyor ama o kız onu bir kere bile aramıyor. Ama yine de böyle birisi var işte! Aklım almıyor ama var!"
"Anladım.. peki Savaş'ı dinledin mi?" Başımı iki yana salladım.
"Canım arkadaşım bu vakit geçirirken neden bu işi bir açıklığa kavuştur muyorsunuz?"
"Gittim işte biliyorsun. Ama o kız oradaydı. Sabah uyandığımda da çok öfkeliydim ama o benden daha da öfkeliydi."
"O neden?"
"Anıl'ın evinde kaldığım sürece dair bir şeyler öğrendi. Biliyorsun ona tahammülü yok."
"Bir halt konuşmadınız yani." Yine başımı iki yana salladım.
"Eve geldiğimde evi bu halde buldum. Sonra olanları da biliyorsun işte."
"Şimdi de tokat attığın için pişmansın ve gidip sana dönmesi için yalvaracaksın öyle mi? Hemde ortada seni aldatmadığına dair bir kanıt yokken." Az daha öyle yapacaktım değil mi? Usulca başımı salladım.
"Öyle söyleyince bir garip oldu ama evet öyle yapacaktım."
"O halde iyi ki ben gelmişim."
"Çok yoruldum Selin..."
"Biliyorum canım.. görüyorum. Ama arkadaşın olarak sana gerçekleri söylemek zorundayım. Henüz ortada hiçbir aksi kanıt olmadığı için üzgünüm ama söylemek zorundayım seni aldattı." Gözümden tekrar yaşlar akmaya başladı. Yaptı değil mi bunu bana?
"Mutlu olmanı çok istiyorum Hazal yemin ederim. Hatta onunla mutlu olacağını bildiğim için her şeyin yalan olmasını gerçekten çok istiyorum. Ama elimizde hiçbir şey yok. Ve dediğin gibi ortada böyle bir kız var."
"Ne yapacağım peki?"
"Gerçeği öğreneceğiz."
"Savaş benimle konuşmaz artık."
"Ondan öğrenmeyeceğiz zaten. Bir araya gelince ya kedi köpek gibi dalaşıyorsunuz ya da öpüşüyorsunuz." Utanıp başımı başka yöne çevirdim.
"Nasıl öğreneceğiz peki?"
"O kızı konuşturacağız." Şirince gülümseyip arkasına yaslandı.
Bir dakika ne? O kızla konuşmak mı?
"Hayatta olmaz!"
"Olur.."
"Olmaz!"
"Olur! Başka çaremiz mi var? Savaş'a güvenmiyoruz sonuçta bu haltı yiyen o. O zaman o kız anlatacak her şeyi. Neydi adı-"
"Gülşah.."
"Hıh! Gelsin anlatsın. Seviyorsa seviyorum desin sevmiyorsa her şey sahteydi desin."
Öfkeyle yerimden kalkıp karşına dikildim.
"Hele bir seviyorum desinde ben ne yapıyorum onu!"
"Tamam canım sakin ol.. bizde öyle sormayız. Ortada her ne halt dönüyorsa tek tek anlatsın. Ha yok bu nişan sahte değildi derse bende Savaş'ın ikili oynadığını sadece seni değil aynı zamanda onuda aldattığını söylerim. Onları ayırırım herkes kendi yoluna gider."
"Kesin ayrılırlar değil mi?" Gülerek beni tekrar koltuğa çekti.
"Ne yapacaksın o kızı ortadan kaldırınca tekrar Savaş'a mı döneceksin?"
"Eğer gerçekse bu sefer onu gerçekten geberteceğim. Sonrada yüzüne bakarsam adım Hazal değil."
"O halde şu kıza nasıl ulaşacağız onu düşünelim."
Yavaştan kalbim sıkışmaya başlamıştı. O kızı karşımda bana Savaş'ı anlatırken dinlemeyi nasıl kaldıracaktım?
Bu doğru bir yol muydu ondan bile emin değildim.
Beni düşüncelerimden sıyıran çalan kapıydı. Bir anda oturduğum yerden ayağa sıçradım.
"Geldi.."
Koşarak kapıya gittim. Fakat kapıyı açtığımda karşımdaki beklediğim yüz değildi. İster istemez yüzüm asılmıştı.
"Bu kadar mutsuz olacağını bilseydim hiç gelemezdim. Geri gideyim o zaman."
"Saçmalama gel buraya." Karşımdaki küçük kardeşimdi. Onu kolundan tuttuğum gibi kendime çekip sıkı sıkı sarıldım. Soğuktan yanakları buz gibi olmuştu.
"Geç içeriye."
Elindeki sırt çantasını kenara bırakıp içeriye girdi.
"iki günde burayı nasıl adam ettin? Daha geçen gün şu duvarda örümcek ağı vardı." Ben yapmadım ki..
"Bir sorun yok değil mi?"
"Merak etme bir şey yok. Haftasonu tatilimi ablamda geçirmeye karar verdim. Senin içinde bir mahsuru yoksa tabi?"
"Saçmalama."
"Oo Umut bey hoşgeldiniz. Epey zaman oldu görüşmeyeli."
"Tabii ablam evden gidince bizi de unuttun Selin abla." Abla? Bu hoşlantı meselesini bayağı bir atlattık demek ha?
"Senin yerin bende ayrıdır biliyorsun. Ablan yokken sen vardın canım." Bu Umut'un hoşuna gitmiş gibi alttan alttan güldü.
"Aç mısın ablacım?"
"Yok. Babam evde olmayınca erkenden yemeğimi yedim. Adam gidince evde düzen denen bir şey kalmadı."
"Her şey yolunda ama değil mi?"
"Babam yok abla. Nasıl yolunda olabilir her şey."
"Umutcum adam tatilde ya."
"Yersen.." Bir şey demedim. İnanmak istemediği sürece onu ikna edemezdim.
"Döndüğünde kendin sorarsın o zaman nerede olduğunu." Adam bulunmak istemiyorsa geriye benim yapabileceğim hiçbir şey kalmıyordu.
"İyi olsunda başka bir şey istemiyorum."
"Merak etme bir şey olmaz ona." Maşallahı var. Kim bilir bugüne kadar kaç kişi onu öldürmeyi denemiştir. Adam yaşıyor.. hastalığına rağmen yaşıyor işte.
"Siz napıyorsunuz?"
"Ablanla plan yapıyoruz." Boğazım temizler gibi yapıp Selin'e yandan bir bakış attım. Pot kırmış gibi elini ağzına götürdü hemen.
"Ne planı?"
"Önemli bir şey değil-" aklıma gelen şeyle cümlem yarıda kaldı. Bir dakika.
"Umut?"
"Efendim abla?"
"Sen bu kızı tanıyordun değil mi?"
"Hangi kızı?"
"Gülşah'ı?"
"Ne!? Umut tanıyor mu? Ee fırsat ayağımıza kadar geldi desene."
"Dedim ya bizim okuldaydı üst sınıflardandı diye. Ne yapacaksınız ki Gülşah'ı?"
"Sorguya çekeceğiz."
"Selin!"
"Ne var ya? Çocukta biliyor işte her şeyi. Yardım edecek ablasına ne var bunda?"
"Her şey?" Umut anlamaz gözlerle bir bana bir de Selin'e baktı. Aynı şekilde Selin'de aynı bakışı bir bana bir de Umut'a attı.
"Bilmiyor mu?"
Koltuğa çöküp başımı ellerimin arasına aldım. Her şey karman çorman olacakmış gibi hissediyordum.
"Ha şimdi anladım. Sen Gülşah için eniştemin nişanlısı demiştin değil mi? O yüzden arıyorsunuz onu."
"Yalnız Umutcum seni bir konuda uyarmak isterim Gülşah karısı Savaş'ın nişanlısıysa eğer Savaş senin enişten olmuyor."
"Ee adam aramızda bir şey yok her şey sahteydi demişti ya abla." İki mesaja kanıyordu bu çocukta.
"Hah! Bizde işte ondan emin olmak istiyoruz. Bize o kızı bulur musun Umut? Ablan için." Yapabilir miydi ki bunu?
"Kızı bulamam.. ama numarasını bulurum."
"O da olur. Sen bul gerisini ben hallederim."
"Nasıl halledeceksin?" Ortada bir şeyler dönüyordu ama kafam hiçbir şeyi basmıyordu. Aklım hala attığım o tokattaydı.
"Randevu ayarlayacağım."
"Nasıl ikna edeceksin Selin? İnanmaz ki?"
"Sen orasını bana bırak. En kötü şansımızı deneriz. Merak etme ben senin adını geçirmeyeceğim. Kız geldiğinde de yüzleşeceksiniz."
"Abla kıza bir şey yapma tamam mı?" Kaşlarımı çatıp Umut'a baktım. Onu mu koruyordu?
"Niye? Çok mu değerli Gülşah hanım!"
"Ay tanımam etmem ne değer vericem. Senin için dedim ben. Kocasını paylaşamayan çingene kadınlar gibi kavgaya tutuşursunuz falan-" sırtımın arkasındaki yastığı aldığım gibi yüzünün ortasına fırlattım.
Umut koşar adım salondan kaçarken Selin kahkahalara boğulmuştu.
"Ay alem bu çocuk."
"Selin! Delirtmeyin beni akşam akşam."
"Tamam tamam.. sakin ol biraz ya. Gevşe artık." Ne gevşemesinden bahsediyordu bu?
"Adama tokat attım diyorum!"
"Oha abla!" Umut ta uzaktan hala bizi dinliyor ve laf yetiştiriyordu.
"Umut kapat kapını!" Kapının kapanma sesini duyunca arkama yaslandım.
"Hakedip etmediğini daha bilmiyoruz. Hemen üzülme yani. Belki boşa atmamışsındır." Ona yandan bir bakış atıp kollarımı önümde bağladım. İçim çok sıkılıyordu.
Selin telefonu çalmaya başlayınca artık susmuştu.
"Abime beni buradan almasını söylemiştim. Yarın görüşürüz tamam mı?"
"Sağ ol yardım ettiğini için." Ona sarılıp kapıdan geçirdikten sonra Umut'u yokladım.
Savaş'ın aldığı yeni yatağa uzanmış elinde telefonla takılıyordu. Tam odadan çıkacaktım ki bana seslendi.
"Buldum."
"Neyi?"
"Kızın numarasını." Panikle elimdeki telefonumu düşürdüm. Ne yapacaktım şimdi?
"Gönderdim sana." Başımı sallayıp odadan çıktım.
Salona geçip bir süre boş duvara bakarak oturdum. Kimi zaman o kızı karşımda otururken kimi zamanda saçını başını yolarken hayal ettim. Arada bir de gözümde Savaş'a attığım tokat canlanıyordu. O tokatı atmamalıydım.
Of!
Koltuğa iki büklüm uzanıp üzerime onun kokusu sinmiş olan battaniyeyi örttüm. Ne yapacağımı bilmeyişlerimin arasında uykuya dalıp gittim.
⚫
Uyandığımda Umut hala uyuyordu. Haftasonu olduğu için onu uyandırmaya kıyamadım ama benim işe gitmem gerekiyordu.
Ona uyandığında kahvaltı için çalıştığım kafeye gelmesini yazdım. Telefonuna da kafenin konumunu attım.
Fazla oyalanmadan çıktım evden. Dünden beri o kadar mutsuzdum ki. Sanki suratımın asıklığını herkes farketmişte bana bakıyormuş gibi geliyordu. Ama benim baktığım tek şey ise arkamdan Savaş'ın gelip gelmediğiydi. Sabah uyandığımda da baktığım ilk şey arabasının karşı yolda olup olmadığıydı ama yoktu. Gelmemişti. O tokattan sonra bir daha da gelir miydi bilmiyorum.
Kafeye girdiğimde herkese dilimin ucuyla selam verip hemen işe koyuldum. Belki temizlik yaparsam kafamı dağıtırım diye düşünmüştüm ama pek işe yaramamıştı.
"Hazal hadi sen mutfağa geç dünkü sandviçlerinden yap." Elimdeki işi bırakıp mutfağa geçtim. Kimseyle konuşmadığım için kimsede benimle konuşmuyordu sanki.
Özge yine hamburger köftelerini yapıyor Yağız ise kenarda kahve yudumluyordu.
"Eline sağlık Hazal. Sayende üzerimdeki iş yükü azaldı." Yağız gülerek kahvesini yudumlarken Özge'ye baktı.
"Bence bu kadar sevinme Yağızcım. Kız becerikli her an işini elinden alabilir. Tam Hasan amcanın aradığı çalışan. Eli lezzetli ve pratik." Aldığım övgülere hafiften bir tebessüm edip işime geri döndüm. Keşke bugün izin alsaydım. Hiç ama hiçbir şey yapasım yoktu. Sırf yarım gün diye gelmiştim.
Yağız kahvesini yarım bırakıp başımda dikilmeye başlamıştı.
"Sosun içinde ne var Hazal?"
"Sır."
"Ha seninde yerimde gözüm var yani."
"Ben sadece benden isteneni yapıyorum."
"Hazal sen iyi misin?" Özge yaptığı işi yarım bırakıp yanıma gelmişti.
"Sende farkettin değil mi Özge? Hazla bugün ayrı bir suratsız."
"Yağız! Düzgün konuş kızla."
"Haklı.. pek modumda değilim bugün."
"Hasta mısın yoksa?"
"İyiyim. Yorugunum biraz."
"Sabret birazcık az kaldı. Şu yemekleri hazırlayalım gerisini Hasan amcayla asalak oğlu halleder. Bizde tatilimizin tadını çıkaralım."
Haftasonları gelen giden az olduğu için Hasan amca bize yarım gün izin veriyordu. Biz yemekleri hazırlayıp kenara koyuyorduk o da siparişe göre pişirip servis ediyordu.
Yaptığım sandviçleri alıp tezgaha dizdim. Dükkan birkaç kişi haricinde boştu.
Sonunda içeriye yüzümü biraz olsun güldürebilen birisi girmişti.
"Hoşgeldin." Ona sarılıp bir masaya yerleştirdim. Hızlıca etrafı inceledi.
"Şirinmiş."
"Ne istersin? Taze simit ve poğaça var. Bir de benim yaptığım özel soslu sandviç."
"Tabii ki de ablamın yaptığı sandviçten istiyorum."
"Bekle burada." Hızlıca tezgahın arkasına geçip bir tepsi hazırladım. Umut için iki tane sandviç ve taze sıkılmış portakal suyu.
"Benziyorsunuz."
"Efendim?"
Hasan amca kasanın orada oturmuş bir bana bir de Umut'a baktı.
"Umut.. kardeşim." Ona tebessüm edip tekrar Umut'a döndüm.
"Al bakalım."
"Zehirlenmem değil mi?"
"Umut!"
"Şaka ablacım.. şaka."
Hemen karşısına oturup yemesini bekledim. O iştahla yemeğini yerken ucundan bende atıştırmak istedim ama o benimle yemeğini paylaşmayıp tabağını önüne çekti.
Saat artık öğlene yaklaşınca bizimkiler toparlanıp teker teker çıkıp gittiler. Bende Umut'un bulaşıklarını yıkayıp önlüğümü kenara astım.
"Bende çıkıyorum patron kolay gelsin."
Umut'la birlikte kafeden çıktığımızda temiz havayı ciğerlerime kadar çektim. İçim bunalıyor nefesim daralıyordu.
"Ee şimdi ne yapıyoruz?"
"Aslında benim aklıma bir şey geliyor ama sen kabul eder misin bilmiyorum?"
"Neymiş o?"
"Abim beni birçok kez evine davet etti ama hiç gitmedim. Sanırım biraz bana darıldı. Haftasonu onu ziyarete giderim diye düşünmüştüm." Anlık duraksar gibi olsada yürümeye devam etti. Bir abimin olması sanırım onu geriyordu.
"Sen ne dersin?"
"Bilmem ki. Sonuçta senin abin-"
"Senide merak ediyor. Bahsetmiştim ya sana. Birlikte gidelim mi?"
"Olabilir."
"O zaman bugün onlara gidelim. Hem havamız değişir. Yeğenimle de tanışırsın."
"Yeğenin?"
"Evet. Bir görsen. Henüz daha bebek. Minicik elleri var Umut. Mis gibi kokuyor."
"E doğur bir tane de bizde sevelim."
"Bir tokatta sana geliyor bak." Gülerek ağzına fermuar çeker gibi yaptı ve kaldığımız yerden yürümeye devam ettik.
⚫
Abime gelmeden önce evden onun için sakladığım hediyeyi aldım. Tabii sadece ona hediye götürmek olmazdı. Umut'la birlikte önce çarşıyı dolaştık. Defne'ye güzel bir fincan takımı, yeğenim Elif'e ise eldiven ve patik aldık.
Abim ilk defa onu ziyarete geleceğime çok sevinmişti. Telefonda sesi o kadar neşeli geliyordu ki dargınlığını unutmuştu bile.
Sonunda akşam olmuş bizde ancak gönderilen adrese varabilmiştik.
Belli etmiyordu ama Umut sanki benden daha heyecanlı gibiydi.
Kapıyı bize ailecek açtılar. Abim, Defne ve Defne'nin kucağında ise Elif.
"Hoşgeldiniz." İçeriye ilk adımı ben attım. Onu bu kadar ihmal ettiğim için çekiniyorum.
"Hoşbulduk abi." Birkaç saniye bana baktı. Sonra kıyamayıp candan kucakladı beni.
"Abim.."
Daha fazla kapıda bekletmemek için sırayla hepsine sarıldım. Önce Defne'ye sonrada minik Elif'e.
"Kucağına almak ister misin?" Hevesle uzandım yeğenime.
"Gel bakalım miniğim." Onu kucağıma alır almaz o mis kokusunu içime çektim. Nasılda iyi gelmişti öyle.
Arkamı döndüğümde gariban gibi bekleyen Umut'u gördüm. Bana yardım ister gibi bakıyordu.
"Kardeşim Umut."
Abim elini ona uzattığında Umut'ta ona karşılık verdi.
"Kerem."
"Umut."
"Bende Defne. Kerem'in eşiyim."
"Memnun oldum efendim." Nasılda kibar kibar rol kesiyordu.
Abim onu güler yüzle karşıladığı için çok mutlu olmuştum. Gözlerimle ona teşekkür ettim.
"Ayakta kaldınız haydi içeriye geçelim." Abimle Defne önden gidip bize yolu gösterdiler.
Umut'a baktığımda biraz olsun rahatladığını gördüm. Her şey istediğim gibi gidiyordu. Onları böyle görmek beni mutlu ediyordu.
Bizi geniş ve ferah bir salona aldılar.
Bir çalışan gelip kabanlarımızı aldığında poşetleri vermedim.
"İlk defa geldiğimiz için elimiz boş gelmek istemedik."
"Lafı mı olur Hazalcım. Zahmet etmeseydiniz."
Umut elindeki poşeti Defne'ye uzattı.
"Bu sizin için."
Defne hem şaşırmış hemde mutlu olmuştu.
"Benim için mi?"
"Umut seçti."
Defne hediyesini açtığında gülüşü daha da büyüdü.
"Teşekkür ederim. Zevklerimiz uyuşuyormuş anlaşılan."
Bende diğer hediye paketini alıp Elifimin eline tutuşturdum.
"Bu da biricik yeğenim için." Elif tuttuğu pakete kocaman gözleriyle bakıp sağa sola sallıyordu. Ona açmasından yardımcı oldum.
"Halacım bak bunlar senin. Minik ellerin ve ayakların için." Birazdan o tombik yanaklarını ısıracaktım.
"Ee hani benim hediyem?"
"Abicim senin hediyeni en son vereceğim."
"O nedenmiş?"
"Öyle işte." Ortalığı ağlamaktan göle çevirmek istemiyordum o yüzden onun hediyesini eve gitmeden hemen önce verip kaçacaktım.
"Yemek hazır efendim."
"Hemen geçelim o zaman."
"Hazalcım alayım ben onu sana rahatsızlık vermesin." Bu şey nasıl bana rahatsızlık verebilirdi ki. Yemek niyetine onu yiyecektim ben.
Masaya geçtiğimizde Umut'la ben yan yana oturduk. Defne ve abimde karşımıza geçip ortalarına Elif'in sandalyesini aldılar. Yemek çok keyifli geçti. Abim gelmemizden çok memnun olmuştu bu yüzden keyfi yerindeydi. Umut'ta ortama yavaş yavaş ısınmış hatta birkaç espri yapmaya başlamıştı bile ve Defne'yi çok güldürmüştü. Elif ise her şeyden habersiz gözlerini sadece Umut'a dikmiş ve yemek boyunca hep onu izlemişti. En çokta ona gülmüştük. Umut'u odağından hiç ayırmamıştı hatta arada konuşulanları alıyormuş gibi ona bakıp gülüyordu. Ben ise gözümü karşımdaki aileden alamamıştım. Öyle güzeller öyle mutlulardı ki. Tam hayalimdeki gibi. Tam rüyamdaki gibi. Hem birbirlerine hemde bebeklerine aşkla bakıyorlardı. Onların yerinde kendimi ve sevdiğim adamı hayal ettim. Hemen kucağımıza oğlumuzla birlikte ne kadar da güzel olurduk. Gözlerim dolduğunda çaktırmadan elimle sildim.
"Hazal sen bir şey yemedin?"
"Her şey çok güzel olmuş elinize sağlık ama pek iştahım yok bu aralar."
"Neden? Hasta mısın?" Abim yerinden kalkıp yanıma gelecek gibi olsa da onu durdurdum.
"İyiyim ben abicim. Havalardan herhalde. Merak etme."
"Evin nasıl? Gelip göremedim. Bir eksiğin bir ihtiyacın var mı?"
"Her şeyim var abi teşekkür ederim. Arada gelin ama bende size yemek yapayım."
"Ablam diye demiyorum gerçekten eli çok lezzetli."
"Madem bu kadar meth ettin mecbur geleceğiz."
"Umut sende mi ablan da kalıyorsun?"
"Yok ben babamla yaşıyorum." Bu onun için normal bir cevaptı ama bizim gözümüzde o adam katil olduğu için masada anlık bir sessizlik oldu. Tabii Umut'un hiçbir şeyden haberi olmadığı için yemeğine devam ediyordu.
Abime baktığımda elindeki çatalı bıraktığını gördüm. Neyse ki Defne hemen durumu toparlamıştı.
"Ama Hazal'a gideceğimiz de sende muhakkak gel olur mu? Hem ortamı neşelendiriyorsun hemde sayende Elif bize eziyet etmeden yemeğini yedi."
"Gelirim tabii."
Yemekten sonra Defne tatlı servisi için mutfağa yardıma gitti. Abimle Umut'ta futbolla alakalı derin bir sohbete dalmışken bende Elif'le ilgilendim. Yeğenim hemen bana alışmış ve kucağımda uslu uslu duruyor arada parmağımı emmek ister gibi ağzına götürüyordu.
"Sen hala doymadın mı? Şişko patates seni. Doymadın mı sen hala?" Sesimi değiştirip yüzümü Elif'in karnına götürüp onu gıdıklıyordum ve bu onun çok hoşuna gidiyor olmalıydı ki sürekli gülüyordu.
"Ablacım poz ver. Eve gidince özleyeceğini bildiğim için unutmadan birkaç poz çekeyim. Özledikçe bakarsın." Elif'e sıkı sıkı sarılıp Umut'a poz verdim.
"Özledikçe gelirsin değil mi Hazal? Seni burada görmeyi çok isterim."
"Şuna baksanıza. Sırf şu bebek kokusu için bile hergün gelirim."
"Ha kızımız olmasa gözün bizi görmeyecek yani?"
"Aşk olsun ben öyle mi demek istedim." Ben Elif'i sarıp sarmalıyordum Umut'ta bizim fotoğrafımızı çekiyordu.
"Kızı rahat bırak Kerem. Hem unuttuysan hatırlatayım Elif yeni doğduğunda sende işe gidiyormuş gibi yapıp türlü bahanelerle yoldan geri dönüyordun. Evden çalışacağım ayağına kızın odasından bir dakika bile çıkmıyordun." Defne elinde tatlı tabaklarıyla gelip bize servis etti.
Bebekti ya bu. Kim dayanabilirdi ki buna?
"Umut Elif hala sana bakıyor. Kucağına almak ister misin?" Umut bir Elif'e bir de Defne'ye baktı.
"Ben hiç anlamam ki."
"Anlayacak bir şey yok ki zaten. Gel buraya." Umut bana aval aval bakıp ayağa kalktı. Gülmemek için kendimi zor tuttum.
Yanıma oturduğunda Elif'i kucağına vermeme gerek kalmadan Elif çoktan kolları açmış ona doğru uzatmıştı.
"Şu haine bakın. Nasılda sattı hemen beni."
"Abla nasıl tutacağım?" Elif'i dikkatlice Umut'un kollarına bıraktım. Bir koluyla sırtını desteklerken diğer eliyle hemen selfie yaptı. Elif sanki bunun ne demek olduğunu biliyormuş gibi kameraya gülümsemişti.
Bir yarım saat daha böyle oturduk. Bu sırada Elif Umut'un kucağında uyuya kalmıştı ve abimle Defne bu duruma çok şaşırmıştı. Çünkü söylediklerine göre Elif'in uykusu fazlasıyla problemliymiş.
Defne ve Umut Elif'i uyanmadan yatağına yatırmak için yukarı kata çıktı. Geldiğimizden beri ilk defa abimle baş başa kalmıştık. Oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi. Elini dizlerimin üzerine koydu.
"İyisin değil mi Hazal?"
"İyiyim abi."
"Mutlu musun peki?"
"Mutluyum. Sen yanımdasın, kardeşim yanımda. Minicik bir yeğenim var.."
"Pek minik olduğu söylenemez." İkimizde gülüştük. Sonra biraz daha ona yanaşıp başımı omzuna yasladım.
"Hayatımı kurmaya çalışıyorum. Kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyorum. Bana kızmıyorsun değil mi?"
"Tabii ki de bunlar için sana kızmıyorum hatta seninle gurur duyuyorum. Ama benimde varlığımı unutma olur mu? Benden yardım istemekte çekinme. Her şeyi kendi başına yapmak zorunda değilsin."
"Biliyorum.. ama hallediyorum ben."
"Öyle olsun bakalım." Merdivenlerden bizimkilerin sesini duyduğumda abimden ayrıldım. Çantamdan abim için getirdiğim hediyeyi çıkardım. Onu özenle paketlemiştim.
"Bu senin için."
Uzattığım hediyeyi elimden aldı. Açmak için yeltense de onu durdurdum.
"Şimdi değil. Ben gittikten sonra aç."
Ona Anıl'ın evinden ayrılırken yanımda getirdiğim annemin resmini getirmiştim. Ben onu hatırlamıyordum. Hafızamda ona dair hiçbir anı yoktu. Ama abim için aynı şey geçerli değildi. O annemle yaşadı. Onu hissetti. Onunla konuştu. Ona sarıldı. Onunla uyudu. Bu yüzden anneme karşı hissettiğimiz duygular aynı yoğunlukta değildi. Ben annemin resmine baktıkça o yaşasaydı nasıl bir hayatım olurdu diye düşünürken abim zaten onunla yaşamış olduğu hayatı hatırlayacaktı. Bu yüzden ben onu anlayamazdım.
"Gitme vakti geldi."
"Biraz daha kalsaydınız."
"Geç oldu gidelim artık."
"Ben bırakayım sizi." Kolundan tutup onu durdurdum.
"Sen hediyeni aç. Biz taksiyle gideriz."
Onlarla vedalaşıp evimize döndük. O gün iki ayrı mesaj aldım. Birincisi tam uykuya dalmak üzereyken abimden gelen teşekkür mesajıydı. İkinci ise sabahın erken saatlerinde Selinden gelen mesajtı. O kızla buluşma ayarlamıştı.
Uykudan henüz yeni uyanmış göz kapaklarım birbirine yapışıkken okuduğumu anlamakta zorluk çektim. Bir dakika ne?
Buluşma?
Gülşah?
Siktir!
Umut bana Gülşah'ın numarasını attığında bende numarayı Selin'e atmıştım. Kızla bu kadar çabuk iletişime geçeceğini bilmiyordum. Ne dedi nasıl ayarladı hiçbir anlamadım. Tek bildiğim bugün o kızla karşı karşıya gelecek olmamdı.
Kalkıp yüzüme soğuk suyu çarptım.
Evet.. bugün o kızla görüşecektim. Kararlı bir şekilde aynada kendime baktım. Yapacaktım bunu. Gerçek neyse ondan öğrenecektim ve bitecekti bu belirsizlik.
Duyacaklarım belki beni umutlandıracaktı belkide beni yıkacaktı ama ne olursa olsun arafta kalmaktan iyidir.
Kendime geldiğimde içeriye geçip oturdum. Selin birazdan burada olurdu. Hatta tahminimden daha erken gelmişti. Koşup kapıyı açtım hemen. İkimizde çok heyecanlıydık.
"Anlat? Ne konuştunuz?"
Çantasını ve kabanını telaşla çıkarıp yarım yamalak astı ve içeriye geçti.
"Hadi Selin!? Ne konuştunuz?"
"Kız iyi birisi." Bozuldum biraz. İyi derken?
"O ne demek?"
"Yardım edecek demek."
"Neye?"
"Bize." Ne diyordu bu kız Allah aşkına?
"Sen şunu bir en başından anlatsana? Ne konuştunuz?"
"Aradım. Açtı. Kendimi tanıttım. Kız demesin mi Savaş abi sizden bahsetmişti sizi tanıyorum. Ay şok oldum." Abi derken?
"Abi mi dedi?"
"Evet öyle dedi galiba."
"Galiba ne demek Selin!? Abi dedi mi demedi mi?" Bir an afallar gibi oldu.
"Hatırlamıyorum. Seni tanıyorum deyince Savaş'a söyleyecek sandım heyecan yaptım korktum."
"Ama abi demese şimdi neden öyle söyleyesin değil mi?" Savaş'a abi demesini daha yeni farkediyormuş gibi gözleri kocaman açıldı. Abi demiş.
"Neden ona abi dedi ki? Çok saçma." Bencede çok saçma.
"Devam et sen. Başka ne konuştunuz?"
"Ona konuşmak istediğimi söyledim. Bana seni sordu."
"Beni mi sordu!? Beni tanıyor mu!?" Heyecanla ayağa kalktım. Elim küt küt atan kalbime gitti. O kız beni tanıyor muydu?
"Evet.. anladığım kadarıyla Savaş ona senden bahsetmiş. İnan benimde aklım karıştı. Ama madem seni tanıyor o halde gelip sana gerçekleri anlatmasını söyledim o da kabul etti." Gözlerim kocaman açıldı. Beni tanıyor, bana gelecek ve her şeyi anlatacak öyle mi?
"Başka?"
"Ona buraya geleceğinden Savaş'a bahsetmemesini söyledim onu da kabul etti. Çok zor durumdaymış ve artık tüm gerçeklerin bilinmesini istiyormuş. Seninle konuşmak için can attı resmen." Şaşkınlıkla kalktığım yere oturdum. Benim ondan haberim olduğu gibi onunda benden haberi vardı. O mu bana hesap soracaktı ben mi ona hesap soracaktım?
"Sence hangimiz mağduruz?"
"O şerefsiz eğer iki kadını da mağdur ettiyse bir tokatta benden yiyecek işte o kadar."
"Ne zaman gelecek?"
"Bir saate gelir. İstersen Can'ın evine geçin." Derin bir nefes alıp arkama yaslandım. Bir saat sonra her şey açığa kavuşacaktı.
"Umut içeride uyuyor. Üzerime bir şeyler giyeyim yukarıya çıkalım."
Odadan üstüme başıma birkaç parça bir şey alıp banyoda üzerimi giyindim.
Ben sadece... Korkuyordum.
Anlatacaklarından çok korkuyordum.
Gerçekten ona abi mi demişti yoksa Selin mi yanlış anlamıştı? Ama çok saçma. Neden nişanlısına abi desin ki? Kafam allak bullak olmuş bir şekilde çıktım banyodan. Kız birazdan gelecekti ve ben her şeyi akışına bırakmayı tercih ettim.
Selin'le birlikte Can'ın evine çıktık. Koltuğun birine geçip oturdum. Sakince kızın gelmesini bekledim.
"Ben en iyisi çay koyayım."
Selin salondan çıktığında ortam çok sessizleşmişti. Tek istediğim gerçekleri öğrenmekti. Her şeyi öğrenip Savaş'ın karşısına öyle çıkacaktım. Ya çok pişman ya da çok öfkeli. Şu an pişman olmayı öyle çok isterdim ki.
Kapı çaldığında zorla ayağa kalktım. Bedenim şimdiden uyuşmuş gibiydi. Kalbim küt küt çarpıyor, elim ayağım titriyordu. Her şey öyle çok ani gelişmişti ki. Daha dün kızla yüzleşmeye karar vermiştim ki bundan emin bile değildim ve şu an da resmen kızla aynı evin içindeydim. Gözlerimi kapıya diktim, içeriye girmesini bekledim.
Olduğum odanın kapısı açıldı. Önce Selin içeriye girdi. Bana baktı. Ama iyiydim. Yapabilirdim bunu. Kızın gelmesi için başımı salladım.
Selin yana kaydı kız içeriye girdi. Hepimiz suspustuk. Kız içeriye girer girmez göz göze geldik. O.. güzeldi. Birçok erkeğin arzulayacağı bir yüzü vardı. Bunlardan birisi de benim sevdiğim adam mıydı?
Onu inceledim. Kızıl kıvırcık saçlarını yukarıdan toplamıştı. Üzerinde upuzun gri bir manto vardı. Bakışları fazlasıyla ürkekti. En az benim kadar o da korkuyor gibiydi. Benden mi korkuyordu yoksa duyacaklarından mı bilmiyorum. Ama fazlasıyla narin görünüyordu.
"Ben sizi yalnız bırakayım." Selin odadan çıktığında birbirimizi inceleme faslı bitmişti. Ortamdaki o sakin atmosfer dağılmıştı. Ben gardımı almış gibi duruşumu dikleştirdim. O ise birkaç adım daha atıp iyice odanın ortasına geldi.
Daha fazla ayakta dikilmeyi bırakıp oturdum.
"Otursana." Benden ayrı oturabileceği birkaç koltuk varken gelip yanıma oturmayı seçti. Bana bu kadar yaklaşmasına şaşırmıştım. Derin bir nefes alıp ona doğru döndüm.
"Benimle konuşmak isteyeceğini biliyordum. Doğrusu tahmin ediyordum."
"Sen? Sende istiyor muydun?"
"Ben en başından beri seninle konuşmak istiyorum Hazal. Bunu çok istedim. Ama Savaş abi izin vermedi. Beni görmek istemeyeceğini-"
"Ona abi diyorsun.." Yüzüm nasıl bir şekil aldı bilmiyorum. Ona abi diyordu. İnsan neden nişanlısına abi desin ki? Demez değil mi? O halde nişanlı değillerdi.
Savaş nişanlı değildi..
"Abim çünkü." Gülümsedi.
"Yani abim gibi. Başka türlüsü mümkün değil. Baştan içini rahatlatayım bizim aramızda hiçbir şey yok. Olmadı da. Olamaz çünkü o seni seviyor. Hep seni sevdi." Duyduklarım karşısında göz yaşlarım bir bir akmaya başladı. Ne diyordu bu kız? Neden onu sevdiğini inkar ediyordu? Onu sevmiyor muydu?
"Ne diyorsun sen? Ben.. gördüm sizi. Oradaydım. Yüzük taktınız-"
"Taktık evet. Ama inan hiçbir şey göründüğü gibi değil. Her şey benim yüzümden. Her şeyin suçlusu benim. Ama şimdi sağ bir şekilde karşımdasın ya nasıl mutluyum anlatamam. Emin ol yaşadığına en çok sevinenlerden biriside benim."
"Ben anlamıyorum. Hiçbir şeyi anlamıyorum. Savaşt'a sende gördüklerimi inkar ediyorsunuz. Aklımla oynuyorsunuz resmen."
"Anlatacağım. Benim hikayem biraz uzun ama beni anlaman için en baştan anlatmak zorundayım. Çünkü bana o zaman dediler ki beni en iyi sen anlarmışsın." Bu ne demekti şimdi.
Ellerimi ağrıyan başıma götürdüm. Sakin ol Hazal.. aklımı kaybetmekten korkuyordum. O anlattıkça, inkar ettikçe beynim zonkluyordu. Adamın nişanlısı diye nefret kustuğum kız karşıma geçmiş o seni seviyor diyordu. Sevgisine sahip çıkmıyordu. Hatta resmen ortada bir sevgi yok demeye getiriyordu.
"Anlat. Her şeyi bilmek istiyorum."
"Annem öldüğünde ben 2 yaşındaydım. Daha doğru babam annemi öldürdüğünde." Babası annesini mi öldürmüştü? Tıpkı Anıl'ın benim annemi öldürdüğü gibi.
"Beni anlayanın sen olacağını boşuna söylememişler anlaşılan." Ona nasıl baktım bilmiyorum. Ama bu konuda acısını görebiliyordum. Aynı şeyi yaşamıştık.
"Başın sağ olsun."
"Seninde." Akan yaşını silip devam etti.
"Babamla büyüdüm. Bu gerçeği tesadüfen öğrendim ve öğrendiğimde yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Daha çocuktum ve korkuyordum. Ona boyun eğdim. O nasıl istediyse öyle bir evlat oldum." Çantasından bir şişe su çıkarıp birkaç yudum aldı.
"Babam biraz geleneksel bir adamdı. Kızım diye beni adam yerine koymazdı. Üzerimde çok büyük bir baskı vardı. Biliyor musun ben hayatımda hiç alışverişe çıkmadım. Arkadaşlarımla buluşup sinemaya gitmedim. Ya da onların evine ders çalışmaya gitmedim. Çocukken bile parka gidip oynamam yasaktı. Dışarıya sadece okula gitmek için çıkardım." Arada nefeslenip devam etti.
"Bir şekilde büyüdüm. Liseye çok zor şartlar altında gittim. Babam başta gereksiz görse de bir şekilde ikna olmuştu. Benim tek isteğim ise liseyi bitirip üniversiteye gitmek ve artık kendi hayatımı kurmaktı. Bu bir hayaldi tabi."
"Birgün okul çıkışı eve geldiğimde aynı mahallede oturduğum bir arkadaşım beni eve girerken görmüş. Akşamüstü kapıya gelip benimle bir şeyler içmek istediğini söyledi. Çocuk nereden bilsin babamın bu kadar öfkeleneceğini arkasına bakmadan kaçtı zavallım. Ceza benim üzerime kaldı tabi. Babam o gün 'Namusumu mu kirleteceksin? Annen gibi orospu mu olacaksın başıma!' diyip beni dövdü. Daha önce de vurmuşluğu vardı tabii de bu başkaydı. Her yerim kan revan içinde kaldı. Yılların hizmetlisi bile buna dayanamayıp evi terketti." Bazı yaşantıları bana tanıdık gelmeye başlamıştı. O anlattıkça benim kalbime ağırlık bindi. Neler yaşamıştı öyle. Buraya gelmeden önce ona üzüleceğim aklımın ucundan dahi geçmezdi.
"Biliyorum çok uzatıyorum ama neden onu buna mecbur ettiğimi anla istiyorum."
"Devam et lütfen."
"O günden sonra okula gitmedim. Babam kaydımı aldı. O günden sonra ondan resmen hayvan muamelesi gördüm. Beni sürekli itip kakıyor ne isterse onu yapmamı istiyordu bende dayak yeme korkusuna yapıyordum. Bazı akşamlar arkadaşlarıyla gelir içip içip sızarlardı. Bir gece taciz edildim ama bana inanmayacağını bildiğim için gidip babama söyleyemedim. Artık her gece kapımı kilitleyip yatar oldum." O anlattıkça ben dehşete düşüyordum. Taciz kelimesi bana hiçte uzak gelmiyordu.
"Ama şunun farkındaydım. Babam iflas etmek üzereydi. Parası bitiyordu. Artık şirketi ayakta tutamıyordu. Birgün gündüz vakti tanımadığım bir adamla geldi. Seslerini duyar duymaz kendimi odama kapatmak istesemde babam izin vermedi. Onlara kahve servisi yapmamı istedi. Bende yaptım. Eve getirdiği adamı daha önce hiç görmemiştim. Göz göze gelir gelmez bur şeyleri anlamış gibi baktı bana. Doktormuş." Doktor... Levent babam.
"Servis yaptıktan sonra fazla uzaklaşmadım. Arada babamın istekleri oluyordu getir götür yapıyordum. Sonra bana bir cesaret geldi. Daha önce yapmadığım bir şeyi yapacaktım. Yardım isteyecektim. Çünkü eğer birisi bana yardım etmezse ya babam annemi öldürdüğü gibi beni de öldürecekti ya da bir gün ben kendi canıma kıyacaktım. Adam benden su istediğinde yanına peçete de koydum ve peçeteye yardım istediğimi yazdım. Çok korktum. Babama söyler diye çok korktum. Ama o hiçbir şey yapmadı. Yardım notumu görmediğini düşünmüştüm ama peçete ortada yoktu. Bu gerçek daha kötüydü. Görmüştü ama hiçbir şey yapmamıştı."
"Yapar.. o babacandır. Kıyamaz ki çocuklara." Ama bana kıymıştı.
"Yaptı." Gülümsedi.
"Üç gün sonra tekrar geldi. Yine onlara servis yaptım. Sonra lavaboya gitmek istediğini söyleyince ona yolu gösterdim. O saate kadar umutla bekledim. Bir şey yapmasını beni kurtarmasını bekledim. Babamdan uzaklaşınca beni durdurdu. Resmen ona yalvardım, ayaklarına kapandım. Tek istediğim bu evden kurtulmaktı. Ona babamın bana eziyet ettiğini söyledim. Kollarımdaki morlukları gösterdiğimde bana inandı. Bir çare düşüneceğini söyledi. O gün ilk defa mutlu uyudum. O cehennemden kurtulacağımın hayalini kurarak uyudum." Ne çok ortak noktamız vardı. İkimizde bir cehenmde başımızda zebaniyle sıkışıp kalmıştık. Ama görünen o ki o kurtulmayı başarmıştı.
O anlattı ben dinledim. Elimden geldiğince sözünü kesmedim.
"Bir hafta sonra babam ağzı kulaklarında odama girdi. Bana aynen şöyle söyledi. 'Gülşah hazırlan kızım seni istemeye gelecekler.' başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Ben evden kurtulacağım diye beklerken başıma daha büyük bir iş açılmıştı. Ben o doktordan yardım istemiştim o beni oğluna almak istemişti. Bir cehennemden başka bir cehenneme gireceğimi düşündüm."
Zorlukla yutkundum. Canımı acıtan kısım geliyordu.
"Akşam oldu. Levent amca, Meryem teyze ve Savaş abi geldi. Hiçbirinin yüzünde bakamadım. Korkudan bacaklarım titriyordu. Tanımadığım bir insanla evlenecektim. Oysa ki ben okumak istiyordum sadece. Ama düşündüğüm gibi olmadı. Meryem teyze benimle özel konuşmak istediğini söyleyince başbaşa bir odaya geçtik. Bana korkmamamı bunu sadece babamın bana olan eziyetlerini durdurmak için yaptıklarını söyledi. Bana benim gibi yaralı bir kız tanıdığını söyledi. Beni en iyi o anlarmış. O yüzden benim yardım çığlıklarıma kayıtsız kalamamışlar. Bir şekilde Savaş abiyi buraya gelmeye ikna etmişler. Her şey babamın gözünü boyamak içinmiş. Beni dışarıya çıkaracakları ilk anda yurtdışına kaçıracakalrını söyledi. O an öyle sevindim öyle sevindim ki anlatamam. Evlenmeyecektim ve babamdan kurtulacaktım başka ne isterim ki. Zaten yeni reşit olduğum için işlemler çok basit hallolacaktı. Kısacası ben kurtulacaktım. Benim için önemli olan tek şey de buydu zaten."
"Babam nişan yapmak istedi. Tabii onun bir şey anlamaması için bu isteğini kabul ettik. Meryem teyze gelin alışverişi adı altında beni dışarı çıkaracaktı ama babam izin vermedi. Dediğim gibi namus onun için çok önemliydi. Bu işin adını koymadan beni Savaş abiyle yan yana getirmek istemedi. İki gün sonra kendi aramızda yüzük kesecektik. Fakat planladığımız gibi gitmedi. Babam bizden habersiz organizasyon yapmıştı bile. Büyük bir mekan tutmuş cemiyete duyurmuştu çoktan. Benim için bir sorun yoktu. Ne olacaksa olsun kafasındaydım. Sonuçta bu gerçek bir nişan değildi." O anlattıkça ben kayboldum.
Kayboldum. Kayboldum. Az kaldı yok olacaktım.
Savaş en başından beri doğruyu söylüyordu. Sahte demişti. Nişanlı değilim demişti. Onu dinlemedim. Onu duymadım. Ona inanmak istemedim. O kadar çok acı çekmiştim ki bunların boşa olduğunu kabullenmek istemedim. Halbuki öyle olsa ne olacak. Sevdiğim adama kavuşacaktım. O çok çabaladı. Beni aradı, peşimden geldi, dayak yedi, kapımda yattı yine de vazgeçmedi.
"Sahneye çıkana kadar hiçbir şeyin farkında değildim. Sonra sen gelmişsin. Ben ne olduğunu anlamadan Savaş abi kolumdan kayıp gitti. Ortalık karıştı. Babam deliye döndü. Onun gözünde ortada kalmış adı çıkmış bir kızdım. Bunu kaldıramadı. Onun o kararmış kalbi olanlara dayanamadı. Oracıkta kalp krizi geçirdi. Ambulans gelene kadar babam çoktan gitmişti bile. İnan gözümden bir damla yaş akmadı onun için. Aksine. Kurtulmuştum."
"Benim kurtuluşumun senin sonun olduğunu bilmiyordum. Babamda tutmadığım yası senin için tuttum. Bu nasıl özgürlüktü? Ben kurtulacağım diye sen ölmüştün. Herkes dağıldı. Ben ne olduğumu şaşırdım. Aylarca kendime gelemedim. Hep kendimi suçladım. Benim yüzümden olmuştu her şey. Herkes mahvolmuştu ama onları mahveden sen değil bendim. Ben sebep oldum her şeye. Ben onlardan yardım istedim. Ben olmasam sen olacaktın."
"Senin suçun değil.. benim suçum. Ben dinlemedim."
"Bu olaylardan sonra Levent amca beni Londra'da bir sanata okuluna yazdırdı. Ama oraya adapte olamadım. Aklım hep buradaydı. Arasıra Savaş abiyi arardım ama açacak durumda değildi. Bende Meryem teyzeyi aradım Savaş abiyi sordum. Bana oğlunun giderek aklını kaybettiğini söyledi. Senin yaşadığına inanıyormuş. Kimse inanmasada ben bu umuda tutundum. Atladım ilk uçağa geldim. Seninle kapıda karşılaştık. Tabii bir şeyden haberin yoktu bir şey demeden çekip gittin o gün. Tek istediğim senden özür dilemekti. Sürekli bunun için fırsat kolladım. Savaş abi ile aran düzelsin diye yardım etmek istedim."
"O gün.. yemek yiyeceğimiz gün oradaydın. Seni görünce geri döndüm-"
"Biliyorum. Aslında amacım size yardım etmekti. Her şey eskisi gibi olsun istiyordum bu şekilde vicdan azabından kurtulacağımı düşündüm. Ama ben çabaladıkça her şey daha da berbat oldu. Savaş abi dedi ki onu hala seviyormuşsun. Birgün ona inanacağını, ona geri döneceğini biliyormuş. Bende gitmeye karar verdim o yüzden. Bu akşama bilet almıştım. Öyle bir zamanda aradın ki. Savaş abiye söylesem asla izin vermezdi. Ama seninle konuşup her şeyi anlatmazsamda vicdanım asla rahat etmeyecekti." Ayağa kalktı. O anlattıkça ben enkaza dönüştüm.
"Her şey için özür dilerim." Çıkıp gittiğinde kendimi kasmayı bıraktım.
"Hazal? İyi misin arkadaşım?" Selin koşup gelmiş kendime gelmem için beni sarsmaya başlamıştı.
"Nefes al." Pencereyi açtığını hissettim.
"Hazal bir şey söyle? Korkutuyorsun beni!"
"Aldatmamış.."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 825 Okunma |
39 Oy |
0 Takip |
66 Bölümlü Kitap |