14. Bölüm

14. Bölüm

Nurgül Aydoğan
nuraydogan

Ayaz'dan

"Bizi yalnız bırakır mısınız?" Diyen Bilge'yi duyunca timle beraber dışarı çıktık. İlk şoku atlatan Zülküf abi oldu.

"Ayaz, bu kız senin Ahu Gözlü değil mi?"

Derin bir nefes aldım. "O abi. Ahu Gözlü Bilge komutanımın arkadaşıymış."

"Adı neymiş abi?" Diye sordu Ali. Kızı Ahu Gözlü olarak biliyorlardı. Ben de öyle biliyordum. İsmini hiç sormamıştım.

"Suzan Doğan."

"Abi, sert kayaya çarptın galiba." Dedi Yılmaz sırıtarak.

"Sus lan. Zaten daha şoku atlatamadım." Dedim sinirle.

"Hadi siz gidin bize çay getirin. " dedi Zülküf abi. İkisini uzaklaştırmaya çalışıyordu.

"Ben niye gidiyorum abi. Aliş gitsin işte." Diyen Yılmaz'a öldürücü bakışlar atıyordum.

"Lan sen dayak mı istiyorsun?" Dedi Zülküf abi.

"Yoo, abi. Niye sordun?"

"Lan yanımdakini görmüyor musun? Biraz daha konuşursan üstüne atlayacak." Dedi Berdan. Yerinde bir tespitti.

Yılmaz sonunda bana bakmayı akıl etmişti. Bakışlarımı görünce yutkundu. Sonra ikisi koşarak yanımızdan uzaklaştılar. Doğru olanı yapmışlardı.

"Abi, ben dışarı çıkıyorum. İki dakika kafamı toplayayım."

"Tamam, koçum. Sen git. Biz burdayız."

"Ayaz ben de geliyim seninle." Dedi Berdan.

"Yok, kardeşim. Yalnız kalsam daha iyi."

Yanlarından ayrılıp bahçeye geçtim. Bahçenin en uzak köşesine geçip oturdum.

Oluyor ya hani bazen ne yapacağınızı bilmezsiniz ben tam olarak öyle bir anın içindeydim.

Ahu Gözlüyle yollarımız iki yıl önce kesişti. Köylere gidecek olan sağlık ekibine yardımcı olacaktık. O sıralar köylere sürekli baskın yapıldığı için bizler onların güvenliğini sağlıyorduk.

Ahu Gözlü o ekibin içerisindeydi. Onu ilk gördüğümde içimde bir şeyler kıpırdanmaya başladı. Açıkçası bunu önce önemsemedim.

Sonra onu bir çocuğu aşı olmaya ikna etmeye çalışıyorken gördüm. O kadar masum duruyordu ki içime saklayasım geldi. Çocuğu ikna etmesine yardım ettim. Yüzümde sadece gözlerim açıktı ama o gözlerime bile doğru dürüst bakmayıp teşekkürler diyerek yanımdan uzaklaştı.

Sonrasında bir çok kez onunla karşılaştık ama o hiç benim yüzüme bile bakmadı. Bugün de olduğu gibi.

Vazgeçmek için çok uğraştım ama onun gözlerini gördüğüm her an bu fikirden nefret ettim.

Ne bileyim en azından sevgilisi olduğunu düşünsem bir saniye fazla bakmazdım ama iki yıldır yanında hiç kimseyi görmedim.

Şimdi ise bir adım ötemdeydi. Yukarı çıksam görecektim onu. Ne yapmalıydım şimdi?

Gidip onu sevdiğimi mi söyleyim?

Yoksa ondan uzak mı durayım?

****

Yarım saat sonra yukarıya çıktım. Tümden Zülküf abi ile Yılmaz vardı sadece. Diğerleri gitmiş olmalıydı.

"Nasılsın, koçum? Daha iyi misin?" Diye bir abi şefkatiyle sordu Zülküf abi. Bizim için hem bir baba hem de bir abiydi. Kimin ne sorunu var ne yaptı hepsini bilirdi.

"İyiyim, abi. Diğerleri gitti mi?"

"Evet, gittiler. İşleri varmış."

"Anladım abi. " Diyip oturdum.

"Abi, Bilge komutanım iyi mi sizce?" Bunu diyen Yılmaz'dı.

"Ne anlamda?" Diye sordum.

"Kişilik olarak. Donuk birisi gibi görünüyor ama bakışları çok şey anlatıyor. Sanki içinde çözemediği şeyler var."

"Bilmiyorum. İnsan daha yeni uyanmış git arkadaşıma haber ver der mi? Bu kadın diyor. Hayır bir de endişelenmesin diyor. Kolaydı!" Diye sitemle konuştum. Hayret bir şeydi.Diğerleri bu halime güldü.

"Abi gülmeyin ya! "

"Tamam, sustuk." Dedi Zülküf abi. "Vallaha nasıldır bilmiyorum ama iyi birisine benziyor. Tamam ısınamadık ona o da bize. Ama bir şans vermemiz gerekiyor. Bunu biliyorum işte." Haklıydı aslında. Aynı timdeydik sonuçta.

"Abi haklısında biz gel sohbet edelim desek edin diyip gidecek bir potansiyele sahip gibi duruyor." Yılmaz'ın bu dediğine ikimiz de güldük.

Onlarla sohbet ede ede akşam etmiştik. Şimdi ise kim kalacak adlı bir tartışmaya başlamıştık.

"Abi ben kalırım işte zorlama." Diyen Yılmaz'a kötü bakışlar atıyordum.

"Lan bı git. Zülküf abiyi ikna ettim sıra sana mı geldi?"

"Abi, dün sen kaldın bugün de ben kalayım işte. Hem operasyondan döndükten sonra dinlenmedin sen git dinlen."

"Oğlum, sen iki dakika uykuya dalarsın bir şeye ihtiyaçları olsa ne yapacaklar?"

"Abi uyumam ben sen merak etme."

"Uyursun sen!"

"Uyumam abi!"

"Uyursun dedim!"

"Zülküf abi şuna bir şey de!"

Zülküf abi mevzuya girince mecburen tamam dedim. Zülküf abi gittikten sonra kalmıştık baş başa.

"Yılmaz git bize bir kahve al gel."

"Tabii abi. Hemen getiriyorum." Diyip fırladı.

Yılmaz gideli 1 dakika daha olmamıştı ki Bilge'nin sesini duydum. Bizi çağırıyordu galiba. Gün içinde sürekli bir şeye ihtiyaçları olup olmadığını sormak için Yılmaz'ı göndermiştik. Bu yüzden Yılmaz'ı çağırıyordu.

İçeri girdiğimde Bilge'nin göğsünde uyuyan bir Suzan görmeyi beklemiyordum.

"Ayaz! Senin ne işin var burda?"

"Ko-" lafımı kesip konuşmaya başladı.

"Neyse boş ver. Gel kalkmama yardım et?"

"Niye ki komutanım?"

"İşim var çünkü."

"Ne işiniz var komutanım?"

"Sana ne Ayaz?"

"Beni ilgilendiren bir şey yok komutanım."

"Lan yardım etsene! Delirtme insanı!"

"Pardon, komutanım" diyip kalkmasına yardım ettim.

"İyi şimdi yerime yat." Ne diyor bu kadın Allah aşkına!

"Efendim, komutanım? Anlayamadım da."

"Neyini anlamadın yerime yat işte. Suzan kalp atışı duymazsa uyanır o yüzden uyanır. Şimdi yerime yat!" Dedi bir çırpıda.

"Yok, komutanım. Olmaz öyle şey!"

"Ne demek olmaz!" Dedi gözlerini belerte belerte. Bu kadın gözlerini belertince tırsıyorum.

"Tamam, komutanım." Diyip yerine yattım. Gelip Suzan'ın kulağını göğsüma yasladı.

Sonrada bir poşet alıp lavaboya girdi. Lavaboya gitmek için miydi bu tantana? İki dakikalığına yat dese yatardım zaten. Bu kadını anlamak zordu.

10 dakika sonra üstünde siyah pantolon, tişört bir de kapüşonlu ile dışarı çıktı. Nereye gidiyordu bu kadın?

"Komutanım, nereye gidiyorsunuz?" Diye şaşkınlıkla sordum.

"İşim var dedim ya Ayaz." Dedi çok normal bir şeymiş gibi.

"Komutanım, bu halde mi?" Şöyle bir kıyafetlerine baktı.

"Ne varmış halinde? Taş gibiyim maşallah!" Dedi böbürlenerek.

"Komutanım onu mu diyorum? Hani yaralısınız ya? Bu halde ayağa bile kalkmamanız gerekiyor. Bir de işim var diyorsunuz!"

"Sana ne Ayaz? Bak ben gelmeden sakın oradan kalkayım deme!"

"Komutanım, Allah aşkına gelin yatın şuraya. Hem yaralısız dikişleriniz patlayacak olmaz öyle!" Allah aşkına onun yerinde olan birisinin yerinden kalkmaması, yatıp uyuması gerekiyor. Bir de şuna bak!

"Patlayacak ise benim dikişlerim patlayacak. Ben birkaç saate gelirim. O zamana kadar o yataktan kalkmayacaksın. Haydi bana müsaade!" Diyip çıktı. Manyak kadın!

Bir süre sonra burnuma gelen Yasemin kokusuyla mayıştım. Kısa süre sonra ise gözlerim kapanmaya başladı...

Hayat çok garipti daha iki gün önce sadece uzaktan baktığım kadın şimdi kollarım arasında uyuyordu.

Galiba benim için ilk durum daha cazipti...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 22.07.2025 16:12 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...