
Ayaz'dan
Sabah antremandan sonra timle dinlenme odasında oturmuş dinleniyorduk. Aslında onlar konuşuyorlar bende her zaman ki gibi dinliyordum. Ali alacağı oyun konsolunu time gösterip fikir alıyordu.
"Ali bu kadar para verilmez. Gel beni dinle paranı topla kendine araba alırsın."
"Ya Zülküf abi bırak çocuğu oyun konsolu alsın işte." Dedi Yılmaz. Kendi çıkarı olmasa asla Ali'ye hak vermezdi. Bir de onu düşünüyormuş gibi yapıyordu çakal!
Murat Yılmaz'ın ne yapmaya çalıştığını iyi bildiği için Zülküf abiye hak veriyordu.
Berdan kız arkadaşıyla konuşacağını söyleyip dışarı çıkmıştı. Kız arkadaşıyla tanışmıştık ama benim gözüm o kızı hiç tutmamış. Garip bir şey vardı o kızda!
Sonunda Ali, Zülküf abiye uyup oyun konsolunu almamaya karar verdiğinde Yılmaz isyanlatdaydı.
"Abi niye karışıyorsun ne güzel mis gibi konsoldu işte!" Diye isyan ediyordu.
"Oğlum, okadar istiyosan kendin al! Karışan mı var?" Diye olaya girdim yoksa Yılmaz asla susmayacaktı.
"Param yok benim!"
"Lan maaşını hangi ara bitirdin?" Dedi Murat. Açıkçası ben de aynı şeyi merak ediyordum. Aliyle beraber yaşıyorlardı. Ali'nin parası bitmiyorken onun ki bitiyordu. Ne yapıyordu bu parayı?
"İhtiyaçlarım var benim!" Diye savunmaya geçti. Bu seferde ben girdim olaya.
"Lan mal! Ne ihtiyacından bahsediyorsun? Ara da bir kullandığın bir sigara var sadece onun dışında ne ihtiyacın var?" Bizden bir şey saklıyordu bize söylemek istemesede bunu anlayabiliyorduk.
"Ben gidiyorum " Diyip ayaklanmıştı ki içeriye bir er girdi.
"Komutanım Nazım Albay, Barut Timini çağırıyor." Dedi. Onu onaylayın Nazım Albayın odasına gittik.
"Üsteğmen Ayaz Yıldırım Barut Timi emir ve görüşlerinizi bekliyor komutanım"
"Barut Timi, Tim komutanınız Üsteğmen Bilge'nin bulunduğu hastaneye saldırı yapılmış. Acilen desteğe gitmeniz gerekiyor. Kötü durumda." Nazım Albay bunları söylerken çok telaşlıydı. Benim ise aklımda tek bir şey vardı: Suzan ne durumdaydı?
"Komutanım yaralı var mı?"
"Hayır ama içeride rehineler var. Bilge içeride onu arıyorlar. Durumu şu anda iyi ama fazla dayanamaz. Yarası taze biliyorsunuz. Bir an önce hazırlanıp çıkın!"
"Emredersiniz komutanım" diyip çıktık. Hızlıca hazırlanarak yola çıktık. Murat arabayı sürüyordu, ben yan koltuktaydım. Diğerleri ise arkadaydı.
"Komutanım, Nazım Albay Bilge Dedi dimi ben yanlış duymadım." Bir de bu vardı kendisi hala komutanımızın kadın olduğundan haberi yoktu. Zamanı gelmişti artık!
"Evet, Murat komutan kadın neyi sorguluyorsun?" Dedim sinirle.
Şu anda durum böyleyken bir de onunla uğraşamazdım. Suzan nasıldı acaba? Çok korkmuş muydu?
Hastaneye vardığımızda polisler çevreyi sarmışlardı. Ama içeride rehineler olduğu için içeriye giremiyorlardı.
"Komutanım ne yapacağız?" Dedi Zülküf abi.
"Doktor, Tahrip ve Şeker siz önde kalıp dikkatlerini dağıtmaya çalıcaksınız. Ben arkadan gireceğim. Fırtına ve Kara siz yangın merdiveninden girin."
"Emredersiniz komutanım " diyip dağıldılar. Zülküf abi hoparlörden teröristlere sesleniyordu.
Arka girişte 5 kişi vardı. Sessizce ilerleyip iki kişinin boyunlarını kırdım. Diğerlerini alınlarından vurup içeri girdim.
Temizleyerek ilerliyordum telsizden gelen seslerden diğerlerinin de aynı şeyi yaptığını anlıyordum.
Bilge komutanımın odasının bulunduğu kata geldiğimde önce odasına baktım içeride olmadığını tahmin edebiliyorum ama yine de bakmak istemiştim. Tam odadan çıkacakken bir ses duydum. Dolaptan geliyordu. Kapıyı açıp kapattım. Kapatmamla dolaptan bir kız çıktı. 6 yaşlarında olmalıydı.
"Hih," diye korkuyla irkildi.
"Şş, korkma askerim ben. " bunu duyduğunda az da olsa rahatladı.
"Ne yapıyorsun burda küçük kız? Burda kalan bir abla vardı o nerde?" Sesimi olabildiğince yummuşatıyordum.
"Şey, ben koridorda oturuyordum sonra silah sesi geldi. Burda olan abla beni alıp buraya koydu sakın burdan çıkma Dedi ama ben sıkıldım o yüzden çıktım." Dedi telaşla. Çok korkmuş görünüyordu.
"Peki, yanında başka abla var mıydı?"
"Evet, vardı ama önceden çıktı nereye gitti bilmiyorum."
"Tamam, küçük kız. Şimdi sen burda kal sakın dışarı çıkma." Onu tembihleyip çıktım. Suzan önceden çıktığına göre şuan rehineler arasındaydı. Sikeyim böyle işi!
"Komutanım hareketlilik var." Yılmaz'ın sesiydi.
"Noluyor Tahrip?"
"Komutanım önde olan itler arkaya doğru koşuyorlar. Nereye gidiyorlar bilmiyoruz."
Büyük bir ihtimalle Bilge komutanımı buldular.
"Ben aşağı iniyorum. Fırtına ve Kara yukarısı sizde."
Onlar onayladıktan sonra aşağıya indim. Yanılmamıştım. Bilge komutanımın etrafını sarmışlardı. Beni fark etmeden ateş etmeye başladım.
Çıkan seslerle diğerleri de bu tarafa doğru geliyorlardı. Tim bundan yararlanıp içeri girdi. Kısa sürede hepsi ölmüştü.
Bilge Komutanın hali içler acısıydı. Beyaz tişörtünün önü kanlar içerisindeydi. Saçı başı dağılmıştı ama o hâlâ dimdik ayaktaydı. İşte dişi kurt!
Arkamdan Suzan'ın sesinin gelmesiyle o tarafa döndüm. Çok şükür iyiydi.
"Bilge!" Diye bağırıp koşuyordu. Çok endişelenmişti. Gelip Bilge komutanıma sarıldı ama bu yaptığı Bilge komutanın canını acıtmıştı bunu yüzünden anlayabiliyordum. Ama yine de ses çıkarmadı.
Kısa süre sonra tüm tim toplanmıştı. Suzan hâlâ Bilge Komutanıma sarılıyordu. Tam ona gidip ayrılmasını söyleyecektim ki Bilge Komutanımın kollarına yığıldı. Bayılmıştı.
Ona doğru hareketlendiğimde Bilge komutanım beni durdurup onu kucağına aldı.
"Komutanım yaralısınız, kan kaybediyorsunuz bırakın ben taşırım."
"Gerek yok Ayaz. Buraları temizlemelerine yardım edin. Bir çok kişi korktu onları sakinleştirin." Diyip yanımızdan geçti.
Tüm tim şaşkınlıkla ve hayranlıkla arkasından bakıyorduk.
Hayran olunacak bir kadındı vesselam.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 20.47k Okunma |
1.96k Oy |
0 Takip |
50 Bölümlü Kitap |