17. Bölüm

17. Bölüm

Nurgül Aydoğan
nuraydogan

 

Bilge'den

Timin yanından ayrılırken arkaya doğru "Biriniz benimle gelin" diye bağırdım.

Arkadan Yılmaz geldi. Asansörden indikten sonra odama doğru yöneldik.

"Yılmaz, içeride küçük bir kız var. Onu odadan çıkarıp annesine götür." Dedim. Kıza zarar gelmesin diye içerideki dolaba saklamıştım.

"Emredersiniz komutanım" diyip içeriye giren Yılmaz 5 dakika sonra kızla beraber dışarı çıktılar. Kız beni gördüğünde güldü. Sonra kucağımdaki Suzan'ı görünce telaşla bana baktı.

"Uykusu gelmiş o yüzden uyudu. Merak etme bir şeyi yok" Dedim yumuşak bir sesle.

Kız bana gülümseyip Yılmazla beraber uzaklaştı. Bende içeri geçip Suzan'ı bıraktım.

Dikişlerim patlamıştı. Tekrardan atılması gerekiyordu. Ama Suzan uyanmadan hiçbir yere gidemezdim.

Üstümdeki kandan rengi belli olmayan beyaz tişörtü çıkarıp siyah bir tişört giydim. Yarama pansuman yaptım ama yinede dikiş atılması gerekiyordu. Oturup Suzan'ın uyanmasını beklemeye başladım.

Suzan uyanmadı onun yerine Barut Timi geldi. Etrafı temizlemişlerdi anlaşılan.

"Komutanım, biz size bakmaya gelmiştik" dedi Ayaz. Benden çekiniyorlardı.

"Geldiğiniz iyi oldu. Dikişlerimi tekrar attırmak gerekiyor." Diyip ayaklandım.

"Komutanım, biz de gelseydik" dedi Ali.

"Biriniz burda kalsın, diğerleri gelmek istiyorsa gelebilir." Diyip küçük adımlarla kapıya yöneldim.

Arkadan Ayaz dışında hepsi geliyordu.

"Komutanım, bana tutunun" dedi Zülküf abi.

"Gerek yok . Dışarıdayız, Komutanım demenize gerek yok."

"Tamam, Bilge Hanım." Dedi Zülküf abi.

"Bilge, kafî. " Dedim. Konuşurken acile gelmiştik. Diğerleri dışarda beklerken Zülküf abi benimle gelmişti. Timin sıhhiyecisi olduğu için yaraya bakmak istemişti.

Altta yarım atlet giydiğim için tişörtü çıkardım. Hemşire daha gelmediği için Zülküf abi yaraya bakıyordu. Arada gözleri vücudumdaki eski yaralara kayıyordu. Hoş kimin olsa kayardı.

"Komuta-" diyecekken yüzüme bakma gibi bir gaflette bulundu. Gözlerimi belerterek bakıyordum. Anında lafını değiştirdi.

"Bilge yaran kötü görünüyor." Bunu biliyordum zaten. Niye tekrar söylüyordu ki?

"Farkındayım" Dedim. Tam tekrar konuşacakken içeriye hemşire girdi.

Dikişleri attıktan sonra dışarıya çıktım. Zülküf abi önceden çıkmıştı. Hepsi beni tek sırada bekliyordu. Karşılarında durduğumda Murat olduğunu düşündüğüm kişi öne çıktı .

"Teğmen Murat Kulaksız/ Ağrı Emredin Komutanım" dedi. Murat esmer bir adamdı. Uzun boylu orta kilolu, kara kaşlı kara gözlü bir adamdı.

"Rahat, asker! Tanışmak bugüne nasipmiş Teğme Murat"

"Evet komutanım bir türlü tanışamadık" dedi gülümseyerek.

"Barut, sizin askeriyeye dönmeniz gerekmiyor mu?" Dedim time hitaben.

"Komutanım, Nazım Albay sizin yanınızda kalmanızı istedi" dedi Zülküf abi.

"Emretmiş olmasın Teğmenim" Dedim alayla. Böyle bir şeyi bekliyordum zaten.

"Ee, böyle dikilecek miyiz? Bir yere gitmediğinize göre bahçeye çıkalım" diyip önden yürümeye başladım. Onlarda arkamdan geliyorlardı.

Bahçeye çıkıp bir çarşafa oturdum. Karnımdaki yara ara ara ağrıyordu. Ama abartılacak bir şey yoktu neyse ki.

Çardağa oturmuş öylece duruyorduk. Sessizliği bozan Yılmaz oldu.

"Komutanım bir şey sorabilir miyim?" Dedi merakla.

"Sorma Yılmaz" Dedim net bir sesle.

"Niye komutanım?" Dedi şaşkınlıkla.

"Lan ben size kaç defa diyecem askeriye dışında Komutanım demek yok! Anlaşıldı mı?" Diye sordum hepsine bakarak. Beni onaylamalarıyla Yılmaz'ın soru sormasın izin vermiştim.

"Bilge abla, şimdi ben dün de burdaydım ama sizi ziyarete gelen kimse olmadı. Şey diyecektim annenize haber vermediniz mi? Yani merak etmiştir sonuçta " dedi kendini açıklamaya çalışarak. Merakını anlayabiliyordum. O da yetimhanede büyümüştü ailenin önemini çok iyi biliyordu.

"Annemin haberi olamaz" Dedim derin bir nefes alarak.

"Neden haberi olamaz? Yaşıyor sonuçta haberi olmalı yani" Dedi yutkunarak. Onun annesi yaşıyordu dimi?

"Yaşaması yetiyor mu be Yılmaz? Yaşamak bazı şeylere derman değil." Dedim donuk bir sesle. O beni anlamıştı ama diğerleri anlamamıştı.

"Nasıl yani?" Dedi Ali.

"Annem yaşıyor ama aklı dengesi yerinde değil. Şu anda bir akıl hastanesinde tedavi görüyor" Dedim.

Bir sessizlik çöktü. Sessizliği bölen yine Yılmaz olmuştu.

"Ailenizden kimse yok mu yani?" Dedi. Sesi hüzünlü geliyordu.

"Babam şehit oldu. Annem akli dengesini kaybetti. Anaannem babamın vurulduğunu gördüğünde yanımda kalp krizi geçirip öldü. Bir tek dayım var oda kim bilir nerde?" Dedim bir çırpıda.

"Nasıl yani kayıp mı?" Dedi Zülküf abi.

"Yok, kayıp değil. Dünya turunda" Dedim. "Kaçıncı olduğunu saymasamda Dünyada bir yerlerde yaşadığını biliyorum" diye mırıldandım.

"Anneniz sizi hiç sormuyor mu?" Dedi Yılmaz. Annesi onun kapanmayan yarasıydı galiba...

"Annem beni hatırlamıyor. Onun için bir yabancıdan farksızım" dedim. Bunları söylemek benim için zor olsa da gerçekler bunlardı...

"Komutanım, siz bizi kabul ederseniz biz size aile oluruz " dedi Yılmaz. Bu tim ona aile olmuştu bana da olmasını istiyordu.

"Benim bir ailem var zaten ama siz de benim için bir ailesiniz merak etme" Dedim. Benim ailem Suzan ile Aslıydı. Her ne kadar ikisi tanışmasada onlar bana aile olmuştu. Tabii bir de Leyla vardı...

"Komutanım Ayaz mesaj atmış. Suzan Hanım uyanmış " dedi Murat.

"Tamam Murat. Haydi bana müsaade" diyip ayaklandım. Onları arkamda bırakıp hastaneye girdim.

Barut Timi ise arkasından biraz hayranlık biraz da hüzünle bakıyorlardı...

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 31.07.2025 00:19 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...