19. Bölüm

19. Bölüm

Nurgül Aydoğan
nuraydogan

Hayat, bir düğümdü...

Bizler ise gidip geldikçe düğüm yapan iplerdik...

Kimin ne zaman nerede olacağını bilmeden birbirine dolanan ipleriz...

Peki ya bu ipler birer kördüğüm oluştururlarsa ne olur?

****

Yılmaz yüzünden uzayan içtimadan sonra herkese duş almalarını söyleyip odama yöneldim.

Odama girmemle telefonumun çaldığını gördüm arayan Suzan'dı. Uyanmış olmalıydı.

" Niye açmıyorsun şu telefonu Bilge?" Diye bağıran Suzan'la yüzümü buruşturdum.

"Allah aşkına Suzi niye bağırıyorsun?" Diye söylendim.

"Sen de aç şu telefonu! Merak edip arıyorum açmıyorsun!" Hâlâ bağırıyordu.

"Pardon Suzi. İçtima sırasında senin arayacağını düşünmeyip yanıma almadığım için kusura bakma!"

"Haa," diye sesler çıkardı. "Kızım baştan söylesene ne diye söylemiyorsun?"

"Konuşmama izin mi verdin Suzi. Neyse ne için aramıştın?" Daha yeni kendisinin aradığını fark ediyor olmalıydı ki açıklamaya başladı.

"Dün taşınma işinden bahsettin ya onu soracaktım? Tamam, seninle gelirim dedim de nasıl olucak o iş?"

Birde bu vardı tabii. Lojmana timin yanına taşınmam gerekiyordu. Tek olmak benim için sorun değildi ama böylesi Suzan'ın işine yarar diye ona benimle gelmesini teklif ettim o da sorgusuz sualsiz kabul etti.

Niye acaba?

Tamam biliyorum. Ayaz'a yakın olmak için kabul etmişti. Bana anlatmasada ikisini de bakışlarını görmüştüm. Ayırmasam uzun uzun birbirlerini izleyeceklerdi. İkisinde birbirinden aveldi!

"Eşyalarını toplayıp geliceksin bu kadar!"

"Ne demek bu kadar? Temizliğiydi, eşyasıydı onlar ne olucak?"

"Siparişleri önceden vermiştim bu akşam eşyalar gelicek. Mesaiden sonra gidicem. Temizlik için iki kadın tuttum bugün gidip temizleyecekler. Evet, başka soru? Ha bu arada sakın parayı ödeyecem diyip daralma hepsi çoktan halloldu. Artık istesen de ödeyemezsin yani" dedim. Biliyorum, içini rahatlatmak istiyordu ama zaten benim isteğimle geliyordu üstüne bir de parayı vermesine izin veremezdim.

"İyi halt ettin Bilge!" Diye sesini yükseltti.

"Başka bir şey yoksa kapatıyorum. Duş almam lazım."

"Ay, pardon. Senin içtimadan geldiği-" daha yeni ne dediğini fark ediyor olmalıydı ki bir an duraksadı.

"BİLGE!" Diye bağırmasıyla telefonu kulağımdan uzaklaştırdım.

"Haydi kardeşim. Sen hazırlan, benim kapatmam lazım" diyip yüzüne kapattım. Bunun hesabını da sorardı biliyorum.

Ama eğer kapatmazsam başlayacaktı sen hastasın şunu bunu yapamazsın diye. Şu anda çekemezdim. Zaten evde başımı şişirecekti...

Kısa bir duş alıp üniformamı giydim. Saçlarımı toplayıp timin dinlenme odasına yöneldim.

Kahvaltıyı kaçırmıştım. Bu öğünü geliştirerek hallederim.

Dinlenme odasına girdiğimde hiç kimse yoktu. Dışarda olmalılardı. Sabah getirdiğim simit ve poğaçalar hala duruyordu. Hiç içeriye gelmemişlerdi.

Tam koltuğa oturmuştur ki kapı paldır küldür açıldı. Ama ne açılma!

Muradın sırtına atlamış bir Yılmaz ve ondan kurtulmak için ecel terleri döken Murat. Çok iç açıcı bir kareydi.

"İn lan sırtımdan"

"Siz özür dilemeden inmem aşağıya. Hem burda havalar güzel."

"Lan ne özrü mal insene aşağıya" diye bağırıyordu Murat.

"Özrünüzü duyamadım"

"Seni si-" lafını kesip "Asker!" Diye bağırdım. Beni yeni fark ediyorlardı.

Hemen hazır ola geçtiler. Asıl komik olan Yılmaz'ın, Murat'ın sırtında hazır konumuna gelmesiydi.

"Yılmaz! Ne yapıyorsun orda?" Dedim sinirle.

"Özür bekliyorum komutanım" dedi ciddiyetle.

"Orda beklemen şart mı?" Dedim.

"Nerede bekliyim komutanım?"

"Kucağında bekle Yılmaz! Orası daha konforludur." Dedim alayla.

"İyi fikir komuta-"

"LAN! İN AŞAĞIYA!" sonumda ciddi olduğumu anlamış olmalıydı ki indi.

"Ne bu özür meselesi? Biriniz anlatsın" dedim time yönelik. Yılmaz tam konuşacaktır ki " Yılmaz haricinde biri" diye ekledim.

"Komutanım, ben anlatabilirim" dedi Ali.

"Yok, sen anlatma. Sen git bize çay getir." Dedim Ali'ye." Emredersiniz komutanım " diyip gitti.

"Evet, kim anlatacak?"

***

"Yani şimdi sana sırf gerizekalı dediği için sırtına atladın. Öyle mi?"

10 dakikadır Yılmaz'ın saçmalıklarını dinliyordum. Neymiş efendim gururu kırılmışta, canı yanmışta on dakikadır boş boş konuşuyordu.

"Anlamıyorsunuz komutanım. Benim bu naciz be-"

"Tamam, anladım Yılmaz. Eee, nerede kaldı bu çaylar?"

"Ben bir arıyorum." Diyen Ayaz'ı onayladım.

"Aaaa" diye bağıran Yılmaz'a yanında olan Zülküf abi bir tane yapıştırdı.

"Ne diye bağırıyorsun lan!"

"Komutanım biz unuttuk!" Diye hayret eder gibi konuştu.

"Neyi unuttunuz Yılmaz?"

"Numaranızı almayı " Ne yani bütün tantana bunun için miydi?

"Lan! Normal yollarla söylesene niye bağırıyorsun?"

"Kusura bakmayın komutanım" dedi mahcubiyet ile.

"Söylüyorum yaz"

Hemen heyecanla telefonu çıkarıp yazdı. Tam birisini gönderip Ali'ye bakmasını söyleyecektim ki içeriye bir tepsi çayla girdi. Sonunda gelebilmişti!

"Çayları Rize'den mi getirdin Ali?"

"Komutanım, kusura bakmayın. Evlerden biri yengenin geldiğini söyledi. Onu almaya gittim" sonrada

"Yenge içeriye gelebilirsin" diye bağırdı. Yenge diye bahsettiği kişi kimdi?

İçeriye giren kadınla dona kaldım.

"Aslı..." die mırıldandım ama kimse duymadı çünkü aynı anda Murat

" Selma! Geleceğini bilmiyordum" diyip Aslı'ya sarılmıştı.

Selma mi?

Yine ne işler dönüyordu acaba?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 09.08.2025 00:29 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...