20. Bölüm

20. Bölüm

Nurgül Aydoğan
nuraydogan

Bazen çıkmaz bir yola girersiniz...

Geri dönerseniz başladığınız yere dönmüş olacaksınız...

Belki en büyük korkularınıza...

Belki de kaçtığınız gerçeklere...

Devam ederseniz yolun sonunu bilerek gideceksiniz...

Belki ölüme...

Belki de korkularınıza, kaçtığınız gerçeklere...

Dedim ya çıkmaz yol.

Ne yaparsanız yapın her zaman kaçtıklarınız, korktuklarınız önünüze çıkacak. Size bir urgan olmaya devam edecek...

****

Karşımda sarılan ikiliye bakıyordum. Aslı bana bakıyorken Murat'a sıkıca sarılıyordu. Murat deseniz mutluluktan kuş olup uçacak gibi duruyordu.

Aslı'nın burda olması bile saçmaydı. Hele hele herkesin onu Selma olarak tanıması daha saçmaydı.

Aslı'ydı o. Benim yetimhanede doysun diye kendi yemeğimi verdiğim kardeşimdi. Doymadığında gizlice ekmek alıp ceza yediğim kardeşimdi.

Aklıma gelen tek bir şey vardı. Tek umudum bunun olmamasıydı yoksa Murat'ı büyük bir yıkım bekliyordu...

Sonunda Murat, Aslı'dan ayrılmıştı.

"Komutanım, bu nişanlım Selma." Dedi Aslı'yı işaret ederek.

"Canım, bu da sana anlattığım Komutanımız Bilge." Aslı sanki beni hiç görmemiş gibi bana bakıyordu.

İyi oyuncu yalnız.

İç sese katılıyorum. Dışarıdan bakan biri tanıştığımıza bile düşünmezdi!

"Merhaba Bilge Hanım" dedi mesafeli bir sesle.

"Merhaba" Dedim sadece. Tim soğuk birisi olduğumu düşündüğü için bu tavrıma şaşırmamışlardı. Ama bu yönümü ilk defa gören Aslı'nın kaşları havalanmıştı.

"Eee, oturmayacak mısınız?" Diyen Zülküf abiyle ikili karşımdaki geniş koltuğa oturdular. Aslı sürekli bana bakıyordu.

Dışarıdan bizi izleyen birisi Aslı'nın kıskanç birisi olduğunu o yüzden kendisi için bir tehdit oluşturup oluşturmayacağımı tartığını düşünürdü. Aslı'nın asıl amacı da buydu zaten.

Ali'nin getirdiği çaylardan birini alıp içtim aynı anda Aslı da çaylardan birini alıp içmişti. İkimiz de aynı anda çayı püskürttük. Çayın tadı berbattı!

"Ali! Bu ne?" Dedim sinirle. Benimle beraber Aslı da aynı cümleyi kurmuştu.

Bunu gören Ali sertçe yutkundu. Ben olsam ben de yutkunurdum. İki kadının öldürücü bakışlarına maruz kalmak kendisi için kolay değildi!

"Ça-çay?" Dedi sorar gibi. Bir de sorguluyordu!

"Bu nasıl çay lan! Tadı berbat!" Dedim kızgınlıkla.

"Komutanım, her zaman içtiğimiz çaydan. Ama beğenmediyseniz değiştireyim." Dedi hızlıca.

"Lan siz her gün bunu mu içiyorsunuz?" Dedim time bakarak.

"Evet, komutanım" dediler hep bi ağızdan. Bunlar beni delirtecek.

"Lan! Siz mis gibi Rizemin çayını içmeyip kaçak çay mı içiyorsunuz?"

"Bilge'ye katılıyorum. Bu çay içilmez gül gibi memleketimin yerli çayı dururken" Dedi Aslı. İkimizin bu çıkışını şaşkınlıkla izleyen tim robot gibi başını salladı.

"Eee, Selma Hanım. Nerelisiniz?"

"Konyalıyım Bilge Hanım."

"Aaa, ben çok severim Konya'yı. Bir gün misafiriniz olmayı çok isterim." Dedim alayla. Bu alayı bir tek Aslı anlamıştı. Çünkü diğerleri bize bön bön bakıyordu.

"Siz nereliydiniz Bilge Hanım?" Dedi sırf gıcıklık olsun diye. Biliyordu çünkü durumu.

"Şimdi şöyle benim babam Mardinli. Annem Trabzonlu. Ben Mardin de doğdum ama Ankara da büyüdüm. Yani baktığımızda Mardinli oluyorum." Dedim bildiği şeyleri açıklayarak.

"Aaa, peki Karadeniz ağzınız var mı?" Bildiği şeyleri timin bilmesi için soruyordu!

"Var ama nadir anlarda ortaya çıkıyor." Dedim tane tane. Tim bunları bilmediği için bana şaşkınlıkla bakıyorlardı.

"Hangi anlarda ortaya çıkıyor peki?"

"Yani tam olarak bir an söyleyemem. Bazen sinirlendiğimde bazen üzüldüğüm de bazen de durduk yere." Dedim. Durum gerçekten de böyleydi. Bir anda Laz ağzıyla konuşabiliyordum.

O kadar dedim ben sana annemizi fazla taklit etme diye! Al onun huyları sana geçti!

Sanırım iç ses haklıydı. Küçükken annem bir an da Laz ağzıyla konuşmaya başlardı tabii ben de onu taklit ederdim. Sonradan bu durum benim kontrolümden çıkmıştı. Bazen Laz ağzıyla konuştuğumu bile fark edemiyorum.

"Ne yani komutanım siz Laz mısınız?" Dedi Yılmaz şaşkınlıkla.

"Noldi uşak? Beğenemedun mi?" Özellikle Laz ağzıyla konuşmuştum.

"Yok, komutanım. Öyle değil. Ben şaşırdım o yüzden." Kendini açıklamaya çalışıyordu ama zaten ben onun ne demek istediğini biliyordum.

"Selma Hanım, çalışıyor musunuz?" Tahmin ettiğim gibi bir durumun içerisindeydik. En azında nereyle ilgisi olduğunu bilmeliydim.

"Evet çalışıyor komutanım. Kendisi hemşire. Bu sayede tanıştık zaten" diye atlayan Murat'a bakmadan sorgulayan bakışlarımı Aslı'ya kitledim.

Hastane ne alaka şimdi Bilge? Burnuma pis kokular geliyor.

Aslı bakışlarımı aldırmayıp Murat'a aşık aşık bakıyordu. Sikeyim böyle işi!

Sinirle ayağa kalktım. Benim kalkmamla beraber herkes bana bakmaya başladı.

"Benim unuttuğum bir işim vardı. Onu halletmem gerekiyor." Sonra Aslı'ya döndüm.

"Selma hanım, tanıştığımıza memnun oldum." Dedim elimi uzatarak.

"Ben de memnun oldum Bilge Hanım. Mutlaka görüşelim." Dedi elimi sıkıp, gülümseyerek.

"Görüşürüz mutlaka. Artık beraberiz nasıl olsa. Bol bol görüşürüz." Diyip çıktım.

Koridorun sonunda beklemeye başladım kısa süre sonra da Aslı geldi.

Kolundan tutup odama çekiştirdim.

"Çekme be. Çocuk muyum ben?"

"Yoo, çocuktan daha betersin. " Odama girip kapıyı kitledim.

" Anlat bakalım Aslı. Moskova'dayım diyip nasıl Hakkari de olduğunu. Herkesin seni Selma olarak tanımasını." Dedim bastıra bastıra.

"Niye olduğunu anladın Bilge."

"İstihbarat gereği diyorsun yani. Öyle mi? " Dediklerimle başını salladı.

"Peki o zaman İstihbarat ajanı Aslı Özçelik. Rol gereği nişanlandığın adama niye aşık oluyorsun?"

Sinirlendiğim yer tam olarak buydu. O bir İstihbaratçıydı. Ama şu anda hayatının hatasını yapıyordu.

Eğer aşkını seçerse görevi başarısız olurdu.

Aynı zamanda kimliği açığa çıkardı hem görevini tamamlayamaz hem de sevdiği adamdan olurdu.

Eğer görevini seçerse görevini tamamlardı ama yine de sevdiği adamdan olurdu...

Aslı hayatın hatasını yapmıştı...

Bu çıkmazdan kayıp vermeden çıkması çok zordu...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 12.08.2025 00:36 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...