21. Bölüm

21. Bölüm

Nurgül Aydoğan
nuraydogan

Hayat bir oyundu, bizler ise rol alan oyunculardık.

Bazı oyunlarda kötüyü bazı oyunlarda iyiyi canlandırırdık.

Bazı kişiler bizi iyi bazı kişiler bizi kötü olarak görürdü...

Ama hiç kimse gerçek kişiliğinizi merak etmez sadece gördüğü rolü gerçek sanırdı...

Peki sizin bu hayattaki rolünüz neydi?

****

Aslı ile 8 yaşında tanıştım. O günden beri hep iletişim halindeyiz.

14 yaşındayken kaldığımız yurtta yangın çıkmıştı. Yangından dolayı yurtta kalan bütün çocuklar Ankara'da bulunan yurtlara dağılmıştı.

İkimiz de o sırada ayrıldık.

Ama reşit olduktan sonra onu bulabilmiştim. Daha sonrasında ben Harp Okuluna gittiğim için ayrıldık. Sonraki yıllarda onun seçtiği meslekten dolayı hiç görüşemez olduk.

Onu en son 1 hafta önce arayabilmiştim. Bana Moskova'da görevde olduğunu söylemişti. Ama bu bile görev gereğiydi.

İkimiz için de gizlilik çok önemliydi.

Ben de bir İstihbaratçıydım. Ama ben dağlarda görev yapıyordum o ise süslü salonlarda, hastanelerde, okullarda, kafelerde kılık değiştirerek yapıyordu.

İkimizi kıyasladığımız da ikimiz de riskin göbeğindeydik.

Ben bir kör kurşuna şehit olabilecekken o ben namusluyum diyen bir şerefsiz yüzünden şehit olabilirdi...

Ama bildiğim tek bir şey vardı biz devletimiz için savaşan iki kadın olarak bu ülkenin düşmanlarını yaşatmamaya yemin etmiştik. Ve bu uğurda hiç kimseye acımazdık.

Aslıyla konuşmayı sonraya bırakmıştım. Askeriyede nerden kimin çıkacağı belli olmazdı. Temkinli olmalıydık!

Aslı gittikten sonra gün sıradan geçmişti. Her zaman ki işlerle uğraşıp akşam etmiştim. Şimdi ise sipariş ettiğim eşyalar lojmana taşınıyordu. Tabii ben de onları yönlendiriyordum.

"Abi, onlar sağdaki odaya gidecek" adam beni onaylayın odama götürdü. Suzan'a odaların fotoğraflarını atmıştım o da içlerinden birini seçmişti. Ona göre yerleştiriyordum.

"Abla, bu nereye gidecek" diyen gençle ona döndüm.

"Kardeşim, onu salona bırak" Dedim. Onlar gittikten sonra ben yerleştirecektim. Bana sadece taşınmaları konusunda yardım edeceklerdi.

***

Yarim saat sonra taşınma işleri bitmişti. Şimdi de ben eşyaları yerleştirip düzenliyorum.

Normal de lojmanlar eşyalıydı. Ama ben evi yenilemek istediğim eşya almıştım. Diğer eşyalar depoya götürülmüştü.

Koltukların yerlerini düzelttikten sonra küçük eşyaları yerleştiriyordum. Zilin sesiyle sanki kimin geldiğini görebilecekmişim gibi kapıya bakmaya başladım. Kimdi bu saatte kapıyı çalan densiz?!

Kapıyı açtığımda karşımda Yılmaz'ı görmeyi beklemiyordum. O da beklemiyordum anlaşılan.

"Komutanım?" Dedi hayretler içerisinde.

"Yılmaz?" Dedim ben de onu taklit ederek.

"Sizin burda ne işiniz var komutanım?"

"Canım sıkıldı ben de bir lojmana bakıyım dedim. Nasıl? İyi etmiş miyim?" Dedim ciddiyetle. Şu anda bana aval aval bakıyordu.

"Hıı?" Diye ses çıkardı. Anlamamıştı garibim.

"Lan ne yapabilirim evde?"

"Komutanım, sesler geliyordu da ben sessiz olmalarını söylemek için gelmiştim. Ama sizin burda ne işiniz olduğunu hala anlamadım."

"Eşyaları yerleştiriyorum. O yüzden sesler çıkmıştır. Bir şey yok yanii" Dedim hızla.

"Komutanım buraya mı taşındınız?" Dedi hayretle.

"Yok, Yılmaz. Hobi olarak elalemin evini yerleştiriyorum. Bence çok güzel bir hobi sen de denemelisin" Dedim alayla. Ama bu kıt akıllı onu da anlayamamıştı!

"Yılmaz, hadi koçum sen in aşağıya mışıl mışıl uyu. Uykusuzluktan beynin çalışmıyor." Gözlerinden uyku akıyordu.

"Yok, komutanım size yardım edeyim. Tek başınıza uzun süre yerleştimezsiniz." Bu uykulu haliyle bana yardım edemezdi, üstüne bir de kendini boşu boşuna yorardı. Buna gerek yoktu!

"Olum, gözlerinden uyku akıyor. Hadi sen evine git. Ben sessiz olurum." Diyip kapıyı kapatıyordum ki kapıya elini bastırıp kapatmama engel oldu.

"Komutanım, yaranız bile daha tam iyileşmedi. Bırakı yardım edeyim." Madem bu kadar ısrar ediyordu o zaman etsin bakalım.

"Tamam, ama yarın içtimada hazır olmazsan cezayı yersin ona göre!"

"Emredersiniz komutanım" diyip içeriye girdi.

****

Üç buçuk saat sonra işim bitmişti. Yılmaz salonu bitirdikten sonra koltukta uyuya kalmıştı. Bende bu üç buçuk saatte her yeri yerleştirmiştim.

Saat ikiye geliyordu. Biraz uyumak için salonda ki diğer koltuklardan birine yattım. Hava sıcak olduğu için üstüme bir şey örtmemiştim. Gerekte yoktu zaten.

***

Kolumun dürtülmesiyle her akşam gördüğüm kabuslardan uyandım. Her akşam bana işkenceydi bu kabuslar ama bir çaresi yoktu.

"Komutanım, iyi misiniz?" Diyen Yılmaz'a döndü bakışlarım.

"İyiyim. Noldu? Niye uyandırdın?" Dedim. Her ne kadar uyanmamı sağladığı için minnettar olsam da sormak zorundaydım.

"Kabus görüyordunuz. Uyandırmak istedim." Dedi.

"Anladım" Dedim " sen niye uyandın? Saat kaç?"

"Saat üç. Komutanım kusura bakmayın. Yardım edicem diyip burda uyudum. Yardım edemedim size." Dedi mahcubiyet ile. Koltuktan kalkıp oturdum. Yüzümü sıvazladım.

"Sorun yok. Ben hallettim zaten." Diyip ayağa kalktım.

"Kaçta içiniz bitti komutanım?"

"İkide bitti. Niye sordun?"

"Bir saat önce mi uyudunuz?" Dedi şaşkınlıkla.

"Evet, noldu ki?"

"Yok bir şey komutanım. Uyuyacak misiniz?" Uyumamı bekliyordu anlaşılan.

"Hayır, uyumayacam. Sen istiyorsan burda uyuyabilirsin. Evine de gidebilirsin sana kalmış."

"Gidemem. Anahtarı almayı unuttum. Telefonum da içerde kaldı. Burda kalmak zorundayım." Dedi açıklayarak.

"Anladım. İstediğin yer de uyuyabilirsin. Soldaki oda dışında." Orda Suzan kalıcaktı. Başka insanların eşyalarına dokunmasına nefret ederdi.

"Siz?" Dedi çekinerek.

"Ben ne?" Sorusunu anlayamamıştım.

"Siz ne yapacaksınız?"

"Yılmaz, kıvranmadan sor. Tutturmuşsun ne yapacaksın diye."

"O kadar anlaşılıyor mu komutanım?"

"Hayır ama ben dikkatliyimdir. Şimdi sor bakalım ne soracaksan."

Yüzümü işaret etti." Belki çok ileri gidiyorumdur ama yüzünüzde ki iz nasıl oldu komutanım?"

Elim istemsizce yara izine gitti. "Esir düştüğümde oldu." Dedim kısaca.

"Başka bir şey söylemek istiyorum komutanım." Dedi. Benden onay bekliyordu. Hafifçe başımı salladım.

"Sordunuz ya niye uyandın diye ben sizin çığlıklarınızla uyandım. Ne gördüğünüzü bilmiyorum ama bazen yapma diye bazen kardeşim, abim gibi kelimeler kullanarak bağırıyordunuz" dedi yutkinarak. Bunları biliyordum. Suzan da bana aynı şeyleri söylemişti bir keresinde.

"Yüzüme bakıp ne düşündüğümü anlamak istedi ama donuk yüzümden hiçbir şey anlamadı.

"Soracağım soru şu komutanım yüzünüzde ki yara ile bu kabuslar birbiriyle ilgili mi?" Ne öğrenmeye çalışıyordu anlamıyordum.

"Kaynak aynı. Ne öğrenmeye çalışıyorsun?"

"Esir düştüğünüzde ne oldu komutanım?"

Yutkunma sırası bendeydi.

"Beni bir ölüye çevirip öldürmeyen her şey oldu...."

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 15.08.2025 00:34 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...