22. Bölüm

22. Bölüm

Nurgül Aydoğan
nuraydogan

 


Yılmaz'dan

Hayat bize bazen önyargılı olmamayı öğretiyordu.

Ben Yılmaz Saygın. Yetimhanede büyümüş, annesi tarafından terk edilen ben bile insanlara önyargıyla yaklaşıyordum.

İnsanların ne yaşadıkları bilmeden öylece konuşmak kolaydır peki ya onların yaşadıklarını küçük bir fragman olarak görmek? İşte bu zordu.

Bilge Komutan alaya geldiğimde onun bu rütbeyi hak etmediğini düşünmüştüm. Torpilli diye geçirmiştim içimden. Ama öyle değilmiş...

İlk o hastane önünde söyledikleri içime oturdu. Onun da benim gibi yetimhanede büyümesi ortak nokta gibi geldi.

Sonrasında bu gece üst katımızdan gelen seslerle yukarıya çıktım. Kesinlikle karşımda Bilge komutanımı görmek beklediğim bir şey değildi. Yardım etmek istedim çünkü vicdan azabımı az da olsa susturmak istedim.

Tabii bu girişimim de salonda uykuya dalmamla bertaraf oldu. Yardım edicem diyip uykuya dalmıştım.

Bilge komutanımın çığlıklarıyla uyandım. Acıyla çığlık atıyordu.

Bir kabus bu kadar etkili olabilir miydi?

Sanırım oluyormuş.

"Yapma" diye bağırdı Bilge Komutan.

Kim ne yapmıştı?

"ABİ!" Diye çığlık attı.

Abisi yoktu. Ama abi olarak gördüğü birisi vardı.

"Kardeşim" dedi.

Kardeşi yoktu ama kardeşim dediği Suzan vardı. Belki de başkaları da vardı...

Acıyla inlemeye başlayınca uyandırmaya karar verdim. Elimle dürttüğüm gibi uyanmıştı.

Merakıma yenik düşüp sorular sordum.

Şimdiye kadar hiç bana ya da bize kötü davranmamıştı. Sorduğumuz her soruya cevap verip merakımızı dindirmişti. Yine öyle oldu. Soruları cevaplamak istemiyordu ama cevaplıyordu.

Esir düştüğünde neler olduğunu sordum bana verdiği cevap içimi yaktı.

"Beni bir ölüye çevirip öldürmeyen her şey oldu..."

Ölüye çevrildim diyordu çünkü hiç gülmüyordu. Şimdiye kadar hiç güldüğünü görmedim.

Öldürmeyen diyordu çünkü hala nefes alıyordu. Ne demek istediğini bilmiyordum. Ama bunu anlatmayacağını biliyordum.

"Neyse, benim işim var. İstediğin zaman evden çıkıp kapıyı kitlersin. Anahtarı kapının önünde ki saksının altına koy. Suzan geldiğinde söylersin." Diyip ayaklanan Bilge komutana öylece bakıyordum. Gidiyor muydu yani?

"Nereye gidiyorsunuz komutanı?" Cevap vermeyeceğini düşünmüştüm ama Bilge komutanım yine yanılttı beni.

Sahi bu kadın niye sürekli beni yanıltıyordu?

"Evi yerleştirdim ama eşyalarımı getirmedim. Eşyalarımı toplayıp getirmem lazım. Eve gidiyorum şimdi." Kendi eşyalarını grtirmemişti. Bütün eşyalar yeni alınmıştı. Sadece kıyafetlerini getirecek olmalıydı. Tabii bana fırsat doğduğu için hemen atladım.

"Ben de size yardım edeyim komutanım. Zaten eve yardım edemedim."

"Yok, sen uyu. Birkaç saat uyudun sadece. Uykunu al sabah içtima var!" Dedi. Kendisi sadece bir saatle ayaktaydı ama bana laf ediyordu.

"Haa" dedi unuttuğu bir şeyi yeni hatırlamış gibi. " evinin anahtarı cebinden düştü. Yemek masasının üstüne bıraktım. Çıkarken alırsın" Ben onu tamamen unutmuşum.

Yalan söylemiştim anahtar yanımda yok diye ama anahtarın cebimden düşeceğini akıp edememiştim. Utançla yüzümü eğdim.

"Eğme başını Yılmaz. Yalan söyledin ama sebebini anladım. Hayat bu bazen beyaz yalanlar söyleyebilirsin o yüzden utanmana gerek yok."

Her an kadına daha fazla haksızlık ettiğimi düşünüyordum. Normal miydi bu?

"Komuta-" kendimi açıklamak için konuşmaya başlayacaktım ki eliyle durdurdu beni.

"Açıklamana gerek yok. Şu hayatta benim için affedilemez tek bir şey var Yılmaz ve yalan affedilebilcekler arasında." Dedi tane tane.

"Peki o şey ne komutanım?"

"İhanet" dedi hiç düşünmeden.

"İhanetin her türlüsü affedilemez." Kapıya doğru yürümeye başladı.

"Suzan'a anahtarın yerini söylemeyi unutma" diyip çıktı.

Arkasından öylece baka kaldım.

***

"Ali, kalksana lan! Yine geç kalıcaz!" Her sabah olduğu gibi yine Ali'yi uyandırmaya çalışıyordum. Ama uyanmıyordu paşamız.

"Abi, beş dakka daha"

"Lan beş dakika daha kalırsak Bilge komutanım belamızı sikecek." Baktım uyanmıyor. Kapıya yöneldim.

"Ben gidiyorum. Sen istediğin kadar uyu. Bilge komutanım ağzına sıçtığında keyifle izleyecem seni."

Aşağıya inip beklemeye başladım. Beş dakika içinde ineceğini biliyordum zaten.

Ali'yi beklerken bir anda karşıdan gelen Suzan ile kalakaldım. Saat daha altı olmamıştı!

"Günaydın Suzan Hanım. Erkencisiniz." Dedim gülerek.

"Günaydın. Evet öyle oldu. Sonrasında hastaneye geçmem gerekiyor. O yüzden erkenden gelip eşyalarımı bırakayım dedim." Dedi bavulları için göstererek.

"Anladım. Yardıma gerek var mı?" Bunu nezaket gereği sormuştum. Çünkü geç kalabilirim.

"Yok, sizin de aceleniz var galiba." Dedi kapıdan koşarken çıkan Ali'yi göstererek.

"Maalesef öyle. Bu arada anahtar saksının altında. Bilge komutanım tembihledi söylemem için. Size iyi günler" diyip uzaklaşmaya başladım. Arkamdan gelen Ali'nin şaşkın şaşkın baktığını tahmin edebiliyordum. Bilge komutanımın lojmana taşınacağını bilmiyorduk. Zaten ben de şans eseri öğrenmiştim. Bu habere sevinen tek kişi Ayaz abi olucaktı.

Askeriyeye koşarak gelmiştik. Araba almak farz olmuştu.

İçtima alanı vardığımda Bilge Komutanım dışında her kesime burdaydı.

Bilge komutanım neredeydi?

3 saat önce evden çıkmıştı. Şimdi ise yoktu.

Hayra alamet değildi bu...

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 17.08.2025 12:05 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...