23. Bölüm

23. Bölüm

Nurgül Aydoğan
nuraydogan

Dalından düşen bir yaprağa ne olur?

Bir rüzgar tarafından ordan oraya savrulur. Tutunacak bir yeri, bir dalı yoktur çünkü...

***

Bilge'den

Lojmandan çıkıp arabama bindim. Telefondan Aslı'nın numarasını çıkarıp aradım. Büyük bir ihtimalle uyuduğu için açmıyordu. Telefon bir süre sonra açıldı.

"Neredesin?" Dedim dan diye.

"Gecenin üçünde nerede olabilirim Allah'ın cezası! Evdeyim uyuyorum." Diye çıkıştı.

"İyi, şimdi uyandığına göre kalkabilirsin dimi."

"Uykumu böldün şimdi de kalkmamı mı istiyorsun?" Dedi şaşkın şaşkın.

"Konum atıyorum. Gel!" Dedim onu takmayarak. Sonra da yüzüne kapattım.

Sana da huy oldu iyice!

Eve girip eşyalarımı toplamaya başladım. Bir saatin sonunda işim bitmişti. Aslı'nın gelmesi yakındı.

Kendime bir kahve yapıp beklemeye başladım. Kısa süre sonra gelmişti. Üstünde siyah kapüşonlu vardı. Tanınmamak için kafasına şapka da takmıştı.

Aynen, hiç tanıyamadık.

"Allak aşkına gündüz denen bir şey var. Gecenin dördünde olmak zorunda mıydı!" Diyip içeri girdi. İçeri girdiği gibi sıkıca sarıldım. Özlemiştim.

"Ay sen beni çok mu özledin? Ay kıyamam ama!" Diyip karşılık verdi.

"Zevzek!" Diyip ayrıldım. Sonra da kafasına bir tane vurdum.

Kafasını tutup "acıdı" diye sızlandı. Çocuk gibiydi.

"Gel bakalım. Verecek hesabın var daha!" Dedim. Gözlerini devirdi.

"Görende suç işledim sanacak" dedi sitemle.

"Salon sağda. Sen geç ben kahve yapıp geliyorum" diyip mutfağa geçtim. O da salona geçti. Kahveyi yapıp yanına gittim.

"Evin güzelmiş." Dedi etrafa bakarak.

"Pek içinde yaşayamasam da güzeldir." Kahvemi yudumlayarak.

"Daha taşınalı ne kadar oluyor ki? Daha çok zamanın var. " Tabii taşındığımı bilmiyordu.

"Yok, lojmana taşındım." Bunu söylemem ile içtiği kahveyi püskürttü.

"NE?!" Diye bağırdı. Hayatının şokunu yaşıyor gibi davranıyordu.

"Ne ne? Onlara yakın olmam gerekiyor. Ben de böyle bir çözüm buldum." Dedim.

"Yakın olmaktan kasıt aynı yerde olmak değil Bilge. Biliyorsun dimi?"

Yavaşça başımı salladım. Biliyordum ama şu anda buna hazır değildim.

"Neyse, konuyu kaynatma. Başla bakalım!" Derin bir nefes aldı.

"Bir buçuk yıl önce görev emri geldi. Bir hastaneye girmem gerektiği söylendi. Ben de kabul ettim." Kabul etmeme gibi bir şey yapmazdı zaten.

"Niye hastaneye girmen gerekiyordu?" Asıl merak ettiğim şey buydu.

"Hastaneden askeriyeye gönderilen doktorların askeriyeye gelmediği düşünülüyordu." Tepkimi ölçmek için birkaç saniye durdu. Tepkisizdim yine.

"Nasıl yani?" Anlamaya çalışıyordum.

"Şu anda çalıştığım hastane size en yakın olan hastane. Aynı zamanda sınıra da en yakın hastane. Bu yüzden bizim hastanemizden doktorlar geliyor. Ama araştırmalara göre askeriyeye sadece hemşireler geliyor. Doktorlar dağa çıkıp teröristleri tedavi ediyorlar."

"Bütün doktorlar mi?" İllaki aralarından birileri itiraz eder diye düşünüyordum.

"Hayır, bütün doktorlar değil. Şu anda gördüğüm kadarıyla 4 doktor işin içinde."

"Yönetim peki. Onlar fark etmiyorlar mı?" Histerik bir gülüş çıktı dudaklarından.

"Onları oraya gitmeye ikna edenler yönetim zaten. Başta bunlar bir tahmindi ama gün geçtikçe bunları anlamam uzun sürmedi."

"Tamam. Peki Murat? O işin neresinde?"

Ekşi bir şey yemiş gibi yüzünü buruşturdu. Haydi bakalım neler çıkacak!

"O işi hiç karıştırma. Ben de anlamadım birden nişanlı olduk."

"Düzgün anlatsana şunu!" Diye kızdım.

"Ya şimdi şöyle oldu. Hastaneye ilk başladığım gün Murat yaralı olarak geldi. Durumu kötü olduğu için yoğun bakıma aldılar. Serumunu yenilediğim anda uyandı. Tutturdu sen benim hayatımın aşkısın diye etrafımda dolanmaya."

Bir kahkaha attım. Öyle komik anlatıyordu ki gülmemek elde değildi.

"Ya, gülmesene" dedi kızgınlıkla.

"Tamam, tamam. Sustum, sen anlatmaya devam et." Dedim.

"Teşkilat sürekli peşimde olduğu için bir şeyler fark etmesinden korktu." Adam bordo bereli olunca tırsmak gerekebilir.

"Bu yüzden de sevgili olmamı istediler. Ama Murat durur mu illa nişanlanıcaz dedi. İki ay boyunca uğraştı. Sonunda dayanamadım tamam dedim. İşte durum böyle..." Dedi derin bir nefes vererek.

"Tamam, anladım." Dedim ciddileşerek. "Peki teşkilat senin Murat'a aşık olduğunu biliyor mu?" Dedim merakla. Umarım yine aşık değilim diye tutturmazdı.

"Bilge! Aşık değilim diyorum neyi anlamıyorsun?"

Evet, yine başladık!

***

Saat 6'ya doğru evden çıktık. Önce Aslı'yı müsait bir yerde indirmem gerekiyordu. Neyse ki fazla uzaklıkta değildi. Onu bırakıp askeriyeye yol aldım.

Evlerin olmadığı bir yerde hareketlilik vardı. Hemen silahımı alıp kontrol ettim. Doluydu ama fazla kişi olurlarsa dayanamazdım. 5 şarjör daha vardı. Yeter diye düşündüm.

Daha aramızda 500 metre varken ateş etmeye başladılar. Sikeyim! Çok kalabalıklarda!

Biraz daha yaklaştıktan sonra arabamın tekerleklerine ateş ettiler. Eh bize yol göründü.

Arkadan inip ateş etmeye başladım. Arabanın kapısını kendime siper almıştım. Araba kurşun geçirmezdi. Yoksa şimdiye delik deşik etmişlerdi arabamı.

Fark ettiğim şeyle duraksadım. Bunlar benim kurşunumun bitmesini bekliyorlardı. Hassiktir!

Hemen Nazım Albay'ı aradım. İkinci çalışta açılmıştı.

"Bilge-" sesleri duymuş olmalı ki duraksadı. "O sesler ne Bilge? Neredesin?" Dedi telaşla.

"Komutanım pusu kurmuşlar. Askeriyenin 10 dakika uzaklığındayım."

"Tamam, Bilge. Hemen Timi gönderiyorum Dayan!" Dedi aceleyle.

"Komutanım! Amaçları öldürmek değil. Kurşunumun bitmesini bekliyorlar. Tim acele etsin. Son 5 kurşunun kaldı. Fazla oyalayamam." Dedim nefes nefese.

"Gönderiyorum" diyip kapattı. Umarım hızlı gelirlerdi.

***

Ne yazık ki tim yetişememişti. Anlamadığım bir şekilde ensemden yediğim iğneyle yere yığılmıştım.

Uyandığımda iki kolum tavana bağlı, ayaklarım ise bağlı bir şekilde zincirlenmiştim.

Şaşırdık mı?

Tabii ki hayır!

Yarim saattir uyanmış bekliyordum. Sıkılmaya başlamıştım.

"Hadi ama öylece beklemem için mi getirdiniz beni buraya?" Diye bağırdım.

Cevap yok. Bunlar çok saygısız. Hadlerini bildirelim Bilge.

"Alo! Kime diyorum? Ya bari televizyon falan açsaydınız. Sıkıldım ben" diye bağırdım. Hâla gelen giden yoktu.

"Ya mal mısınız nesiniz? Madem kaçırıyorsunuz bari ağırlayın dimi?"

Neyse ki sonunda sürgülü kapı açılmıştı. Yine hiç şaşırmadım!

"Hayatim, sıkıldığın için özür dilerim. Senin Timi oyalamakla uğraşıyordum. Kusura bakmadın dimi?" Dedi amına koduğumun piçi.

"Yok, ne kusuru? Senin burnunu kırdığımda ödeşiriz." Dedim dişlerimin arasından. Onu her gördüğümde aynı şeyleri yaşıyordum.

O kim mıydı?

O Selim Bayraktar'dı.

Hayatımın en büyük hatasıydı...

Ölümüne and içtiğim adamdı...

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 19.08.2025 23:39 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...