
Bilge'den
Yüzüme vurulan tokatlarla kendime geldim. Daha çok fiske gibiydi ama.
"Komutanım!" Kimdi bu acaba? Yine seslenilmesiyle gözlerimi açmaya çalıştım. İlk denemede başarısız olsam da ikinci denememde gözlerimi açtım.
Başımda dikilen Zülküf abiye öylece baktım. Sonra bakışlarım diğerlerine kaydı. Başımda endişeyle bekliyorlardı.
"Komutanım, iyi misiniz?" Değilim, hem de hiç iyi değilim.
"İyiyim, ne kadardır baygınım?" Dedim doğrulmaya çalışarak. Kahretsin, kaburgalarım çok fena ağrıyordu.
Zülküf abinin yardım etmesiyle doğruldum. Benim yerde ne işim var?
"Biz geleli 10 dakika oluyor komutanım. Geldiğimizde kimse yoktu." Dedi Ayaz. Kimse olmazdı tabii. Çoktan gitmişlerdir.
Üstümde Selim'in yırtığı tişörtün bir benzeri vardı. Şerefsiz piç!
"Kaldırın beni" dedim. Zülküf abiyle Yılmaz kollarımdan tutup kaldırdılar.
"Komutanım, yürüyebilecek misiniz? İlacın etkisinde gibisiniz." Dedi Yılmaz. Beni kaldırın dediğim için buna yormuştu.
"Yürürüm, etraf temiz mi?" Selim'den her şeyi beklerdim.
"Temiz, komutanım. Etrafı iyice taradık. Bir sorun yok." Dedi Ayaz.
"Hadi, gidelim o zaman" diyip önden ilerlemeye başladım. Canım çok acıyordu. Karnım muhtemelen morarmıştı. Sopalarla vurmasalar olmuyordu sanki kuş beyinliler!
Ben önden ilerlerken arkadan Yılmaz yetişip şaşkın şaşkın bakmaya başladı.
"N'oldu Tahrip? Bir sorun mu var?" Dedim tek kaşımı kaldırarak.
"Komutanım, siz kaçırılmamış mıydınız?" Dedi şaşkınlıkla.
"Tam olarak öyle değil" diye homurdandım. Benim için artık bir rutin haline gelmişti.
"Nasıl yani?" Dedi Ali. Bu çocuğun pek sesi çıkmıyordu ama yine de merakına yenik düşüyor olmalıydı.
"Başka zaman anlatırım. Eskiden kalan bir mesele" diyip kestirip attım. Şu anda anlatacak gücüm yoktu. Onlar da üstelemediler zaten.
Aramızda başka bir konuşma geçmeden Alaya vardık. Karnıma baktırmak gerekiyordu. En azından krem falan sürerlerdi. Karnımdaki yeni yara dikişlik değildi. Kan durmuştu ama pansuman yaptırmak gerekiyordu.
Time bunlardan bahsetmemiştim. Kim bilir kaç saattir beni arıyorlardı üstüne yaralarıma ilgilensinler istememiştim.
Zaten karnımı gördüklerinde İllaki soru soracaklar. Bunlarla uğraşamazdım. Aslı'dan birilerini getirmesini isteyecektim.
Alaya vardığımızda Nazım Albay bizi bekliyordu. Endişelenmiş olmalıydı.
"Bilge, iyi misin?" Dedi endişeyle.
"İyiyim, komutanım." Dedim sadece. "Odama geçelim." Diyip önden ilerlemeye başladı. Ben de arkasından. Yürüdükçe bu acı katlanıyordu.
"Kızım, iyi misin? Bir hastaneye gidelim mi?" Diyen Nazım Albaya öylece baktım. Odaya geçelim demesinin nedeni buydu demek.
"Hayır, gerekirse kendim gidebilirim." Dedim mesafeli bir sesle.
"De-" lafını kestim. Şu anda rütbe de değildik. "Deniz diye birisi yok. Unutun o ismi. Bilgeyim ben" Dedim sert bir sesle.
"Tamam, Bilge. Kim tarafından kaçırıldın?" Benden ümidi kesmiş olmalı diye düşündüm.
Ben olsam ben de keserdim ümidimi.
Derin bir nefes aldım.
"Selim Bayraktar"
***
Albayın yanından ayrıldıktan sonra timin yanına geçtim. Eşyalarımın nerede olduğunu bilmiyordum.
Timin odasına girmemle hepsi hazır ola geçti. "Oturun" diyip kendimi koltuğa attım. Ayakta kalacak gücüm bile yoktu.
"Komutanım, iyi misiniz?" Dedi Murat.
Sabahtan beri kaçıncı defa olduğunu sayamadığım soruya +1 ekledim.
"Bir daha biriniz bile bana 'iyi misin' derse sabaha kadar eğitim yaptırım." Dedim oflayarak. "Ben da insanum. Yeter da boğaldum" Dedim.
Karşımda gülmemek için kendini zor tutan bir tim vardı. Niye gülüyorlar?
"Ne diye gülersunuz?"
"Komutanım, laz ağzıyla konuşuyorsunuz " dedi Berdan kendini tutarak. O diyene kadar fark etmemiştim. Olur olmadık yerlerde böyle konuşuyordum.
"Tamam, lan. Gülmeyin." Dedim. Neyse ki kendilerini toparlamışlardı.
"Komutanım, siz lojmanlara taşındınız ya kimle beraber kalacaksınız?" Diyen Yılmaz sırıtıyordu. Bildiği şeyi niye soruyordu ki?
Niye olucak Ayaz öğrensin diye.
Yılmaz'a istediğini vermeyip onu geçiştirdim.Time taşındığımı söylemesine hiç saşırmadım. Bekliyordum zaten...
Ayaz'ın kendi gözleriyle görmesi daha iyiydi bence.
"Benim arabam nerde? Siz biliyor musunuz?" Dedim Time hitaben.
"Otoparka çektiler komutanım." Dedi Ali. Sonra cebinden anahtarı çıkarıp bana verdi.
"Sağ ol" Dedim. Başını eyvallah der gibi salladı.
Bence sen öyle yorumladın.
"Tekerleklerini değiştirdiler. Zaten araba kurşun geçirmez olduğu için zarar görmemiş." Dedi. Başımla onayladım.
Kısa süre sonra ayaklandım ama ayaklanmalar başımın dönmesi bir olduğu için öylece durdum. Tabii tim hemen başıma toplandı. Şimdi bana 'iyi misin' diye soramadıkları için bakmakla yetiniyorlardı. Bu hallerine tebessüm ettim.
"Yolumdan çekilmeyecek misiniz?" Bunu dememle ne yaptıklarını fark ediyorlardı.
Telefonunu unuttun!
Gerçekten unutmuştum. "Telefonum neredeydi?" Benimle beraberdi. Depoda kalmış olabilir diye geçirdim içimden. Ama öyle olmamıştı.
"Bende komutanım" diyip cebinden telefonumu çıkardı Berdan.
"Teşekkür ederim." Diyip yanlarından ayrıldım. Sonra da telefondan Aslı'nın Selma olarak kayıt ettirdiği numarayı aradım.
Kısa süre sonra açtı. "Bilge?" Dedi sorar gibi.
"Merhaba, Selma. Her zaman ki yerde buluşalım diyecektim."
"Tamam, buluşalım. İstediğin bir şey var mı?" Dedi şüpheyle.
"Yanında arkadaşını getirsen yeterli." Dedim.
"Tamam, beraber geliyoruz. Murat iyi mi?" Dedi endişeyle.
"Pek iyi değil. Gelince konuşuruz." Diyip kapattım.
Her şeye karşı dikkatli olmalıydık...
Her an her şey olabilirdi...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 20.47k Okunma |
1.96k Oy |
0 Takip |
50 Bölümlü Kitap |