29. Bölüm

29. Bölüm

Nurgül Aydoğan
nuraydogan

"Nasıl ellerine düştün bu itlerin?" Dedim merakla.

"Timim ile beraber operasyona çıktık. Sonra bazı durumlardan dolayı Timi gönderdim. Teröristleri oyalamak için ben kaldım. Ama hesaplayamadığım durumlardan dolayı esir düştüm." Detay veremezdi sadece üstten anlatabilirdi.

"Timin seni almaya gelmedi mi?" Bizler arkada adam bırakmazdık. Gitmelerine şaşırmıştım.

"Gelmemeleri gerekiyordu" büyük bir ihtimalle timinden yaralılar vardı. O yüzden gitmek zorunda kalmışlardı.

Helikopterin gelmesini bekliyordum. Onu helikoptere bindirip işimi bitirecektim. Şu anda yaraları vardı. Onu tek başına bırakamazdım.

"Kuzgun! Niye lakabın Kuzgun?" Dedi merakla. Yeşillerini lens olan kahvelerime dikmişti.

"Kuzgun ölüm demek. Ve ben gittiğim her yere ölümü götürürüm."

"Siyah puşi de bu yüzden mi?"

"Hayır, bunun nedeni başka." Maskeden dolayı sesim farklı çıkıyordu. Sesimin tanınması imkansızdı. Boyum 1.80 olduğu için fazla göze çarpmıyordu. İnsanlar benim kadın olduğumu bile anlamazdı.

Ama o anlamıştı. Kokumdan dolayı olabilirdi ama anlamamış da bile olabilirdi.

Tam tekrar konuşacakken ilerde bir hareketlilik gördüm. Gelen birisi vardı.

Burdan gördüğüm kadarıyla erkekti. Etrafına bakarak bizim olduğumuz tarafa geliyordu. Bizi fark etmişti.

Hemen Aras'ı alıp bir kayanın çektim." Ne oluyor?" Dedi hızlıca. "Gelen var" Dedim sonra eline tabancamı verdim ben de bir yerde saklanmaya başladım.

Adam hemen Aras'ın olduğu yere gitti bunu tahmin ettiğim için farklı yere saklanmıştım.

Saklandığım yerden çıkıp silahımı adamın kafasına yasladım.

"Sakin ol! İstihbaratçıyım." Dedi telaşla.

"Parola?" Dedim sakince. Böyle durumlar için parola oluşturmuştum. Sadece gerektiğinde söylemesi gereken kişiye söylenirdi.

"Deniz Gözlü Bozkurt" parola doğru olduğu için silahımı çektim.

"Sen geldiğine göre gidiyorum ben. Helikopter iki dakikaya gelir." Dedim İstihbaratçıya. Sonra Aras'a döndüm. "Kendine iyi bak. Bir daha karşılaşmayalım." Diyip yanlarından uzaklaşmaya başladım.

İnşallah karşılaşırız!

"Sen gelmiyor musun?"

"Hayır, patlatmam gereken bir kamp var" dedim sakince.

"Bir kez erken patlatsan olur mu? Helikopteri bekletiriz" dedi. Onlarla gitmemi istiyordu ama neden?

"Hayır, erken olmaz. Tam vaktinde olmalı!" Dedim sert bir sesle.

"Bir kez erken patlatırsan ölmezsin ya?"

"Ölürüm " diyip hızlı adımlarla uzaklaştım. Bu kadar yeterliydi.

***

"Komutanım!" Ayaz'ın sesiyle yerimde durdum. Koşarak geliyordu.

"Ne oldu Ayaz?" Dedim tek kaşımı kaldırıp.

"Komutanım bir kaç saatliğine izin alabilir miyim?" Dedi nefes nefese. Acil bir durum vardı galiba.

"Ne oldu? Bir sorun mu var?" Komutanı olduğum için bilmem gerekiyordu.

"Bir arkadaşım Ankara'dan gelmiş de onu görmeye gidecektim"

"Sakın sakin söylesene ben de bir şey oldu sandım" dedim rahat bir nefes vererek.

"Olmuş zaten. Yaralıymış. Kendisi askerde." Dedi açıklayarak.

"Geçmiş olsun dileklerimi ilet. " Diyip odama geçtim.

Kampı patlatıp askeriyeye dönmüştüm. Normalde izin kullanabilirdim ama kullanmak istememiştim. Gerek yoktu çünkü.

Odama geçip Zülküf abiyi aradım. Uçakları bu saatlerde inicekti.

"Alo! Kimsiniz?" Diye telefonu açtı Zülküf abi. Numarasını Yılmaz'dan aldığım için benim numaram onda yoktu.

"Abi benim, Bilge."

"Komutanım, siz miydiniz? Kusura bakmayın numaranız bende kayıtlı değilde" dedi kendini açıklayarak.

"Yok, abi. Ne kusuru? Uçaktan indiniz mi? "

"İndik, şu anda taksideyiz. Lojmana geliyoruz."

"Tamam abi. Bir şeye ihtiyacınız olursa ara. Beş dakikada ordayım."

"Tamam, komutanım. Ararım." Diyip kapattı.

Bir süre dosyalarla ilgilendim. Dosyaları hiç sevmiyordum ama el mahkum yapmak zorundayım.

Telefonumun çalmasıyla başımı dosyalardan kaldırdım. Arayan Suzan'dı.

"Alo, beni özlediğin için aradın dimi?" Dedim dan diye.

"Ya yaa, ne özlemek? Özleminden yataklara düştüm? Kanserlere yakalandım" dedi alayla.

"Dönmüşsün" dedi sakince.

"Döndüm, kısa süreliydi zaten" her göreve çıktığımda kısa bir mesajla haber veriyordum.

"Artık, hep böyle mi olucak?"

"Hayır, bir süreliğine böyle devam edecek." Belli değildi her an gidip de dönmeyebilirdim.

"Sen de gitmezsin dimi?"

"Bilmiyorum." Dedim yutkunarak. Bir gün şehit düşebilirdim. Sadece ben değil bu mesleğe gönül vermiş herkes için geçerliydi. Biz şehit olmaktan korkmazdık. Çünkü bizim tek gayemiz buydu!

"Olurda bir gün gidersem bil ki mutluyumdur."

"Senin mutluluğun beni üzse bile gider misin?" Dedi çocuk gibi.

"Ölüm Allah'ın emri! Şehadet şerbetini içmek için bu yola girdim Suzan."

"Sen de bırakıcaksın yani?" Dedi. Sesi ağlamaklı çıkıyordu. Ağlamaya başlamıştı.

"Evet" dedim acımasızca.

Bugün babası ile annesinin ölüm yıldönümüydü. Her yıl bu konuşma gerçekleşirdi.

Eskiden bırakmayacağımı söylerdim ama artık bunu söylemek zordu. Çünkü bırakacağımı biliyordum.

"Beyefendi buraya giremezsiniz" diyen Suzan'ın sesini duydum. Hastanede olduğu için garipsemedim.

"Beyefendi size diyorum" gerizekalı mıydı bu adam?

"Ne yapıyorsunuz siz?" Diye yükseldi Suzan. Bir terslik vardı.

"Bırak be" diye bağırdı bu sefer. Yine neler oluyordu acaba?

"Suzan! Ne oluyor orda?" Diye bağırdım telefondan. Ama cevap vermedi. Boğuşma sesleri gelmeye başladı. Hay sikeyim!

"Suzan! Ses ver!" Diye bağırdım bu sefer.

"Lan! Telefon açıkmış!" Diyen birisi vardı.

En son duyduğum şey ise Suzan'ın "Yardım edin" diye bağırmasıydı.

Kimdi bunlar?

Suzan'dan ne istiyorlardı?

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 01.09.2025 18:37 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...