
"Ne diyor bu kadın dedim Baran Ağa! Sen torunumu mu kaçırttın?" Diye gür bir sesle bağırdı Heja Hanımağa. Baran Ağa şaşırmış bir halde öylece duruyordu.
Heja Hanımağa hızla Baran Ağa'nın karşısına yani benim yanıma geldi.
"Ne oluyor Bilge? Anlat lütfen" Baran Ağayı es geçmişti. Anlatmayacağını düşünüyordu çünkü.
Baran Ağa karısının kendisini es geçmesine belli belirsiz sinirlenmişti. Bunu dişlerini sıkmasından anlayabiliyordum. Bu kafayla daha çok sinirlendirdi.
"Bugün Suzan hastanedeyken kaçırıldı. Kameralardan kaçıranların plakasına baktım. Plaka sizin şirketinize ait." Dedim tek seferde. Heja Hanımağa'nın yüzü yavaş yavaş sararıyordu. Beklemiyordu galiba.
"NE!" Diye bağırınca yüzümü buruşturdum. Suzan'ın bir kopyası olduğu için sesi cırtlaktı. Bağırınca tiz bir ses çıkıyordu.
"Öncesinde de söyledim Hanımağa. Bu kadar tepki fazla." Dedim kızar gibi. Heja Hanımağa beni takmadan Baran Ağaya döndü. Yakasına yapışmasını bende beklemiyordum.
"Bana söz verdin Baran! Ona dokunmayacam dedin. Sözünü tutmaz mı oldun?" Diye bağırdı.
"Bana da söz verdi yalnız." Dedim araya girerek. Yine takan olmadı. Herkes Hanım Ağa'nın, Ağalarının yakasına yapışmasını beklemediği için şaşkındı.
"Ben bir şey yapmadım Heja. Bu kadının lafıyla mı bana hesap soruyorsun?" Dedi Baran Ağa kızarak.
Pardon!!!
"O kadın benim torunumu senden koruyor. Ona güvenmeyecem de kime güvenecem? " Dedi Hanımağa. Bence haklıydı.
"Heja! Senin torununsa benim de torunum. Zarar verecek değilim. Ben kaçırtmadım." Dedi karısını sakinleştirmeye çalışıyordu. Ben durur muyum peki?
"Kanıtlarım var!" Dedim sesimi yükselterek.
Baran Ağa'nın bakışları bana döndü. Sanırım beni öldürmenin hayallerini kuruyordu ama o iş biraz zordu.
"Kameralardan baktım diyor. Neyi inkâr ediyorsun" dedi Hanımağa. Baran Ağa bu sefer derin bir nefes aldı.
"Yalan söylüyor" aklına ilk geleni söylemişti.
"Yalnız Suzan'ın yerini söylerseniz iyi olur. Bir an önce yanına gitmem gerekiyor. Sizin kavganızı bekliyemem." Dedim bağırarak. Bu kadar yüzleşme yeterliydi.
"Hadi Baran. Yerini söyle de gidip alayım." Dedi Heja Hanımağa. Baran Ağa'nın yakasını bırakıp sakin bir sesle konuşmuştu.
"Heja sen beni dinlemiyor musun? Ben kaçırtmadım. Yerini bilmiyorum" dedi Baran Ağa. Ya sabır!
"Ağa! Sabrımı taşırma!" Dedim bağırarak. Bu çıkışımı kimse beklemiyordu. " Plakalar sana ait. Suzan'ın peşine taktığın adamlar yok. Bütün işaretler seni gösteriyor. İnkâr etme artık!"
"Yahu kaçırsaydım kaçırdım derim. Niye inkâr edeyim?"
"Ne biliyim ben?"
"Hem belki yalan söylüyorsun. Nereden inanacam ben sana? Belki Suzan şu anda evde oturuyor. Ha?" Hâlâ kendini haklı çıkarmaya çalışıyordu. Telefonumu cebimden çıkartıp videoyu açtım. Şimdi de inanmasınlar bakıyım. Telefonu Hanımağaya verdim. Bunu görmesi gerekiyordu bence.
Hanımağa telefonu alınca Baran Ağa da yanına gidip izlemeye başladı. Yediği haltı izlemese olmuyordu çünkü.
"Kuzum" diye inledi Hanımağa. Sonra da yere çöktü. Yaşadıkları kolay değildi.
"Serhat! Al şunlara bir bak." Diyip telefonu bir adama verdi Baran Ağa. Adam alıp bir şeyler yaptı. Araba onlarındı. İstedikleri kadar inkâr edebilirlerdi.
Bir süre sonra adam geldi. Hanımağa çöktüğü yerden kalktı. Evet bu sürede yerden kalkmamıştı.
"Ağam plakalar bize ait..." Adam sözünü tamamlayamadan araya girdim. "Ben de aynı şeyleri söyledim. Şimdi ne değişti? Hayır bir de bilmiyormuş gibi yapıyorsunuz." Dedim ayıplayarak.
"Sus be kadın! Sen susmayı bilmez misin?" Diye yükselen Baran Ağaya benden önce Hanımağa cevap verdi.
"Yaptıkların gün yüzüne çıkıyor diye mi sinirleniyorsun Baran? Onu susturunca yapmamış olmuyorsun!"
"Heja ben bir şey yapmadım diyorum!"
"Plaka bize ait diyor. Daha ne olacak?" Dedi Hanımağa.
"Serhat! Tamamla şu lafını!" Diye bağırdı Baran Ağa.
Adam korkuyla yutkundu. Şu anda ateş hattındaydı. Korkması çok normal bence.
"Ağam dediğim gibi plakalar bize ait ama bizim arabalarımız değil." Ne diyordu bu? "Doğru düzgün açıkla şunu." Dedim kızarak.
"Şöyle bu plakaların olduğu arabalar bir süre önce arıza yaptığı için servise götürüldü. Arabaları getirmek istediğimizde bahaneler uydurup arabaları daha düzeltmediklerini söylediler. Biz de üstelemedik. Arabaların plakalarını almış olmalılar. Çünkü araba modelleri bunlar değildi." Dedi Serhat denen adam. Eğer doğruları söylüyorsa her şey değişirdi.
"Kanıtla!" Dedim sadece. Adam hemen cebinden telefonunu çıkardı. Bir şeyler yapıp bana verdi. Bir fotoğraf açmıştı.
Fotoğrafta Serhat denen adamla genç bir çocuk vardı. Arkalarında ise bir araba vardı. Arabanın plakasına baktım. Kahretsin ki doğruyu söylüyordu. Bu nasıl olabilirdi?
"Bu nasıl olabilir?" Dedim sinirle. Şimdiye kadar sinirimi kontrol altına alabilmiştim ama bu kadar kontrol yeterliydi!
"Kim bunu yapabilir Baran Ağa? Kim bu kadar ileri gidebilir?" Sinirden dişlerimi sıktım.
Onlar da telefona bakmışlardı. Hanımağa bayılmıştı. Onu alıp yukarıya götürmüşlerdi. Avluda benle Baran Ağa kalmıştık. Adamlarını çıkartmıştım. Kalabalık canımı sıkıyordu.
"Bilmiyorum. Kimse buna cesaret edemez." Dedi kesin bir dille.
"Etmişler ki şu anda bu haldeyiz Baran Ağa!" Dedim dişlerimin arasından. " Senin düşmanların vardır. Onlardan biri yapmıştır." Dedim sinirle.
"Bizde kadına dokunulmaz Komutan. " Dedi. " Dokundular ama. Berdel diye de kaçırmıştınız. O ne olacak?" Dedim bu sefer de.
"O ayrı bu ayrı. O zaman ben istemiştim."
"Ya sabır! Her yere haber sal! Diyarbakır'da olmalılar. Beni buraya boşuna getirmediler."
***
Saatler geçmişti ama hâlâ haber yoktu. Baran Ağa'nın adamları her yerde Suzan'ı arıyorlardı. Buraları bilmediğim için elim kolum bağlıydı. Delirmek üzereydim.
"Ne yapıyor senin bu adamların Baran Ağa? Kaç saattir bulamadılar!" Dedim sinirle. Bir oraya bir buraya gidiyordum. Ama yerimde duramıyordum.
"Sabret! Gel otur şuraya başımı döndürdün!" Bir keyif kahvesi içmediği kalmıştı.
Tam ona cevap verecektim ki telefonum çaldı. Kimdi bu şimdi?
Hırsla telefonu cebimden çıkardım. Arayan Yılmaz'dı. Telefonu açıp kulağıma koydum." Alo!" Dedim sinirli bir sesle.
"Komutanım?" Dedi sorar gibi.
"Dinliyorum Yılmaz!" Dedim daha sakin bir sesle.
"Komutanım, Selma yenge aradı bir şeyler anlattı. Doğru mu acaba?" Dedi çekinerek. Kızmamdan korkuyordu galiba. Çok bile dayanmıştı Aslı. Daha çabuk haber vermesini bekliyordum.
"Doğru" dedim derin bir nefes alarak.
"Bir haber var mı komutanım? Oraya gelelim mi? Yapacağımız bir şeyler vardır belki" yardım etmek istiyorlardı ama yapacak bir şey yoktu.
"Yok, Yılmaz. Gelmenize gerek yok. Yapıcak bir şeyde yok zaten! Bir gelişme olursa haber veririm."
Telefondan hışırtılar gelmesiyle telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. Bir sorun mu vardı acaba?
"Komutanım!" Bu Ayaz'ın sesiydi. Sesi baya telaşlıydı. Suzan için endişeliydi.
"Efendim Ayaz" dedim sakince. Şimdi telaşlı konuşup daha fazla telaşlandırmaya gerek yoktu.
"Komutanım Suzan'dan bir haber var mı?" Kötü bir haber almaktan korkuyordu.
"Maalesef yok Ayaz. Merak etme sağ salim bulup getiricem onu." Dedim sakinleştirmeye çalışarak. Ayaz tekrar konuşamadan Baran Ağa'nın arkadan sesi yükseldi.
"Komutan, bulduk!" Dedi hızla. Yanına bir adam gelmişti. Başımla onayladım.
"Ayaz, bulduk galiba. Haber vericem ben size. Kapatmam lazım." Diyip kapattım.
"Hadi gidelim o zaman" diyip kapıya yöneldim onlar da arkamdan geliyorlardı.
Baran Ağa'nın arabalarından birisinin anahtarını alıp peşlerine takıldım. Kısa süre sonra arabaların yavaşlaması ile bende yavaşlayıp durdum.
Geldiğimiz yer bir camiydi. Cami ne alaka ya?
Hızla etrafı taramaya başladım. İlerde bir karaltı görmemle oraya doğru koşmaya başladım. Benim koştuğumu gören adamlar benim peşimden gelmeye başladılar.
İlerledikçe gördüğüm karaltının bir kadın olduğunu anladım.
"Suzan!" Diye seslendim. Başını kaldırıp bana baktı. Yerden kalkıp bana doğru koşmaya başladı.
Bende hızımı arttırıp yanına koştum. Yaklaştıkça yüzündeki yaraları net görmeye başladım.
Dudağı patlamıştı. Elmacık kemiği morarmıştı.Yüzünde parmak izleri vardı. Bunu ona kim yapmıştı bilmiyorum ama hesabını soracaktım.
"Bilge!" Diye ağlayıp bana sarıldı. Ben de aynı şekilde karşılık verdim.
Çok korkmuştu. Tir tir titriyordu. Ağlaması şiddetlenmişti.
"Suzan! İyi misin kardeşim?" Dedim kısık bir sesle.
"Değilim..." Dedi hıçkırarak. "Gidelim, Bilge." Dedi ağlamaya devam ederek.
"Gidicez, önce hastaneye gidelim. Sonra gidicez." Dedim kollarımı çözüp ayrılarak.
"Hayır" dedi başını iki yana sallayarak "hastaneye gerek yok. Gidelim hemen" dedi.
"Tamam, gidelim." Diyip arabaya yönelicektim ki gözüm Baran Ağaya çarptı. Bir köşede durmuş bizi izliyordu.
Biraz özlem biraz mutlulukla.
Ona baş selamı verip. Suzan'ı da alıp arabaya bindim.
Yol boyunca ne o konuştu ne de ben.
Aklımda tek bir şey vardı:
Suzan'ı kaçıranlar onu neden camiye götürüp bırakmışlardı?
Bunda gizli bir mesaj mı vardı?
Bunları Suzan konuşmadan anlayamazdım ama şuna emindim ki burda bir işler dönüyordu.
Ve ben bunları er ya da geç öğrenecektim...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 20.47k Okunma |
1.96k Oy |
0 Takip |
50 Bölümlü Kitap |