
İnsan en çok sevdikleri tarafından yaralanırmış.
Çünkü en yakınımızdan bir darbe alacağımızı hesaba katmayız. Ne de olsa en yakınımız, değil mi?
Kim sevdiği kişinin onu yaralayacağını düşünür ki?
Ben söyleyeyim: Hiç kimse...
Çünkü sevdiğimiz kişiler aynı zaman da bizim güvendiğimiz kişilerdir...
***
4 ay sonra
Hayat çok garipti. Bazen yapmam dediğiniz şeyler yapmak zorunda kalabilirsiniz. Çünkü sizin elinizde olan bir şey yoktur. Siz size verilen şartlara göre hareket etmek zorunda kalabilirsiniz.
Benim şu hayatta asla yapmam dediğim tek bir şey vardır. O da ihanettir.
İhanet bazı kişiler için önemsiz gibi görünür. Oysa ki benim için en önemlisidir. Bu belki de geçmişten kaynaklanıyordu ya da karakterimden dolayı böyleydi.
Ama ne olursa olsun ihaneti affetmem. Çünkü ihanet bir hata değil, tercihtir...
"Bilge! Hey kime diyorum!?" Diye kulağımın yanında bağıran Aslı ile kendime geldim. Aslı sonunda der gibi bakıyordu bana. Ne kadardır dalmıştım ki?
"Noldu?" Dedim sakin bir sesle. Aslı ile oturmuş bahçe de eğitim yapan askerleri izliyorduk. Tabii bir süre sonra ben düşüncelere dalmıştım.
"Yarım saattir sana sesleniyorum. Bir de beni dinliyormuş gibi yapıyorsun. Ayıp bu yaptığın." Diyip kollarını göğsünde birleştirdi.
"Ya Aslı ne yapayım? 2 aydır Murat Murat diye başımın etini yedin. Yeter da!" Dedim sinirli bir sesle.
"Keyfinden diyorum zaten dimi? Tek kelime etmiyor benle. Anlatmaya çalışıyorum ama dinlemiyor. Karşısına çıkıyorum, yolunu değiştiriyor. Yapacak bir şey bulamıyorum." Dedi sinirle.
Aslı'nın görevi iki ay önce bitmişti. Haliyle Murat, Selma diye tanıdığı nişanlısının aslında istihbarat mensubu Aslı olduğunu öğrendi. Kendini kandırılmış hissediyordu. Onu anlayabiliyorum. Zamana ihtiyacı vardı. Öğrendiklerini sindirmesi gerekiyordu ama Aslı adam nereye gitse peşindeydi. Zaten bu yüzden şu anda askeriyedeydi.
Murat şu anda görevdeydi. Bir istihbaratçı olduğu için benim gibi tekli görevlere çıkabiliyordu. Bu sefer ise biraz uzaklaşmak için kendisi göreve talip olmuştu. Aslı, Murat göreve gittiğinden beri her gün askeriyeye geliyordu. Yani iki haftadıdır!
Bu dört ayda bir çok şey yaşanmıştı.
Aslı'nın görevinin bitmesiyle teröre çalışan hastane yöneticileri ve doktorlar yakalanmıştı. Sonrasında ise hastane kapanmıştı. Aynı hastanede Suzan da çalıştığı için şu anda Suzan işsizdi.
Aslında istediği herhangi bir hastaneye başvuru yapsa direkt alınırdı ama kendisi evde kalıp dinlenmeyi seçmişti.
Daha doğrusu zamanını sevgilisine ayırmayı seçmişti. Evet, Ayaz ile Suzan sevgili olmuşlardı. İkisi için de iyi olmuştu. Mutlulardı sonuç olarak.
Aslında baktığımızda bu 4 ay dolu dolu geçmişti. Timin düzeni büyük ölçüde değişmişti.
Zülküf abinin eşi ile çocukları Hakkari'ye taşınmıştı. Düzenlerini daha yeni yeni oturtmuşlardı.
"Aslı, ona biraz zaman ver. " Dedim sakin sakin.
"Zaman verdikçe daha da uzaklaşıcak gibi hissediyorum Bilge." Dedi sıkıntılı bir nefes vererek. " Hem bugünümüz yarınımız belli değil. Yarına kimin yaşayıp yaşamayacağı bile belli değilken ona zaman veremiyorum Bilge." Dedi hüzünle. Haklıydı aslında ama Murat'ı anlamak istemiyordu.
"Ona aşık mısın yani?" Dedim konuyu değiştirerek. Ama bu sefer beklediğim gibi bir karşılık alamadım.
"Bilmiyorum, Bilge. Nereye baksam onu arıyor gözlerim. Nereye baksam onu hatırlatan şeyler görüyorum. Aşk bu mu bilmiyorum inan." Dedi kederli kederli.
İşte şimdi ayvayı yedik!
Aşık olmuştu! Önceden vicdan azabı çektiğini düşünüyordu. Ama şimdi duygularını yeni yeni anlayabiliyordu.
Murat bu akşam görevini bitirip gelicekti. Tabii Aslı'nın bundan haberi yoktu. Böyle duygularını anlamaya başlaması ile onu tekrar görmesi duygularından emin olmasını sağlayacaktı.
Bu iyi mi olur yoksa kötü mü olur? Bilemiyordum açıkçası.
"Aşk bir meçhul. Senin durumun daha da meçhul." Dedim tebessüm ederek.
"Eee, senin işin gücün yok mu? Böyle her gün yanımda akşam etmeyi düşünmüyorsundur umarım. Hayır yani benim de işlerim var." Dedim alaylı bir sesle.
"İzin aldım. İzinden sonra daha görevlerine çıkmak istediğimi bildiricem. Böyle otur otur kafayı yerim ben." Ciddiydi bu söylediklerinde. Şimdiye kadar bir kez bile saha görevlerine çıkmak istediğini söylememişti. Bu ilkti.
"Ne demek bu? Saha görevlerine çıkmak istiyorum derken?" Dedim kaşlarımı çatarak.
"Ne duyduysan o! " Dedi gözlerimin içine bakarak.
"Aslı saçmalıyorsun şu anda. Tamam, şu anda seninle konuşmuyor, seni dinlemiyor ama er geç seni anlayacaktır. Kendini tehlikeye atınca bir şey değişmeyecek. "
"Ben gerizekalı mıyım Bilge? Bunu biliyorum herhalde" dedi kızarak.
"Göreve çıkmak istememin Muratla bir alakası yok. Bu görevden önce bana sahaya çıkmam teklif edildi ama ben kabul etmedim. Artık zamanı geldi. Teklifi kabul edicem."
"Emin misin? Bak sonra gelip de bana ben yoruldum, dağlarda gezmekten ayaklarım şişti falan diye yakınma" dedim alaya vurarak.
"Eminim. Yakınmam merak etme." Dedi kaarını çatarak. Sonra o kaşlar düzelip yüzünde sinsi bir gülümseme oluştu." Hem belki beraber çıkarız görevlere. Ha, olmaz mı?" Dedi sırıtarak.
"Olmaz!" Dedim sert bir sesle. Sebebini bildiği için üstelemedi ama aklında bu fikir hâlâ vardı. Bunu bakışlarından bile anlayabiliyordum.
"Bilge, Murat ne zaman gelicek biliyor musun?"
"Hayır, bilmiyorum." Dedim bahçede gözlerimi gezdirirken. Ona bugün geleceğini söylersem gitmeyecekti. Bu Murat ile olan durumlarını daha da kötüleştirebilirdi.
Kısa bir süre sonra yanımıza bir er yaklaştı. Nazım Albayın bizi çağırdığını söyledi. Biz de hızla odasına doğru yol aldık
"Beni niye çağırdı acaba?" Dedi Aslı düşünceli bir sesle. Bunu bende merak ediyordum.
"Bence seni askeriyeden attıracak. Bu kadar süre burda kalman adamın canına tak etti." Dedim alayla.
"Ha ha ha. Çok komik." Biz konuşurken Albayın odasına gelmiştik. Kapıyı çalıp ilk ben girdim içeriye. Tekmil verip beklemeye başladım. Aslı da içeriye girip baş selamı verdi.
"Oturun" dedi Albay. Aslı oturdu ama ben oturmadım. "Bu bir emirdir" diyince oturdum.
"Bizi çağırmışsınız komutanım." Albay onaylar biçimde başını salladı. "Çağırdım. Bir görev için Ankara'ya gitmem gerekiyor. Ama burda işler biraz karışık. Teğmen Murat'tan haber alamıyoruz. Deşifre olduğunu düşünüyoruz." Bunu demesiyle Aslı sertçe yutkundu. Albay ona kısa bir bakış atıp bana döndü.
"Onu almak için timi göndermek şu anda riskli bu yüzden bu göreve Kuzgun olarak gitmelisin." Beni çağırma amacı belli olmuştu. Peki ya Aslı?
Albay sonrasında Aslı'ya döndü. "Ben Ankara'dayken Kuzgun sen koordine ediceksin. Şu anda Kuzgun'u tanıyan bir tek sen varsın."
Aslı'nın bir isteği ilk kez bu kadar hızlı gerçekleşmişti. Ama istediği şekilde değil.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 20.47k Okunma |
1.96k Oy |
0 Takip |
50 Bölümlü Kitap |