
Niye yaşar insan?
Sevdiği için mi sevildiği için mi? Bir amacı olduğu için mi?
Yoksa yaşamaya mahkum mu edildi insan?
Belki de hiçbiri...
Belki de sadece yaşıyoruz bu hayatı. Hiçbir amacımız olmadan. Sevmeden sevilmeden...
Peki ya sizce niye yaşıyoruz bu hayatı?
***
Yine aynı yerdeydim. Bir mağarada farklı zamanlarda farklı kişilerle yine bir mağaradaydım.
Fail aynı, kurbanlar farklıydı. Ama ben de farklıydım.
Ben artık Bilge Deniz Bozkurt değildim. Ben Bilge Bozkurt'um. Deniz 3 yıl önce böyle bir mağarada ölmüştü. Deniz ölüp Kuzgun doğmuştu.
Kuzgun Ateş Timinin intikamını almak için doğmuştu. Ateş Timinin katili ise Selim Bayraktar'dı.
Ateş timi, kardeşim dedikleri bir adam yüzünden şehit düşmüştü. Şimdi ise sıra Barut Timine mi gelmişti yani?
Buna izin vermezdim. Yine aynı şeylerin yaşanmasına izin vermezdim. Benim bir şehit daha vermeye gücüm yoktu. Onları kurtarmak için elimden gelenin en iyisini yapacaktım.
Karşımda duran time doğru bir adım atmıştım ki Selim gelip kolumdan tuttu. Kolumu sertçe çekip kolumu kurtardım elinden.
"Hadi ama sevgilim. Mutlu olmadın mı yoksa?" Dedi üzülür gibi. Şeytandı bu adam. Başka açıklaması olamazdı.
"Bak yine aynı yerdeyiz. Geçmişi yâd ediyoruz. Sen, ben ve bizi bekleyen bir tim." Dedi eliyle timi gösterek.
"Evet, sen de varsın şu anda ama merak etme en kısa sürede seni burdan göndericem. Malum zamanın doluyor. Görevini tamamlamak üzeresin" bu adam ne diyordu yine? Aklında kim bilir kaç tilki dolanıyordu?
"Ne saçmalıyorsun sen?" Dedim dişlerimin arasından. "Hadi ama sevgilim. Ömür boyu onların arasında kalmayı planlamıyorsundur dimi?"
"Bir, ben senin sevgilin değilim. İki, ne görevinden bahsettiğini bilmiyorum. Üç, timimin burada ne işi var? Aklından neler dönüyor bilmiyorum ama onlara zarar vermene izin vermicem Selim. Bunu o aklından çıkarma!" Dedim sinirle.
"Timine bir şey olmasını istemiyorsan benle gel. Konuşucaz." Bunları timin duymayacağı bir ses tonunda söylemişti. Sonra da gür bir sesle konuşup time döndü.
"Biraz sinirli de. Malum kadınlar. Ne zaman neye sinirlenecekleri belli olmuyor" dedi time hitaben. Sonra da kolumu tutup çekmeye çalıştı. Ben istemediğim sürece beni hiç bir yer götüremezdi. Ama şu anda timin hayatını tehlikeye atamazdım. Her ne konuşalım diyorsa konuşup bitmesi için arkasından ilerledim.
Beni kimsenin olmadığı bir alana götürüp az ileride durdu. "Bak yine yollarımız kesişti Deniz." Dedi bana dönerek. Ne kesişme, ne kesişme!
"Benden ne istiyorsun? İçerideki konuşmaların boşuna değildi. Aklından neler dönüyor?" Dedim bir adım atarak.
"Senden ne isteyebilirim ki. Benim her şeyim var. Ayrıca aklımdan neler döndüğü seni ilgilendirmeyen bir konu."
"Selim!" Dedim uyarı mahiyetinde. "Ne Selim? Timinin benim kuçağıma düşmesini bende beklemiyordum. Ama bir baktım yanımda bitmişler. Ne yapsaydım? Geri mi çevirseydim onları?" Time tuzak kurmuştu ama hangi ara? Ben geleli bu kadar uzun süre olmamıştı. Hangi ara planlarını kurmuştu da harekete geçmişti?
"Senin derdin benimle Selim. Timimi bırak, beni al."
"Ama böyle hiç bir eğlencesi kalmaz ki. Benim de eğlenmeye hakkım var dimi?" Dedi sırıtarak. Ne eğlencesinden bahsediyordu bu?
Eğlenmek derken?" Dedim tek kaşımı kaldırarak. "O bende kalsın Sevgilim. Hem sen yorulmadın mı?" Diyip üstüme doğru geldi. Bir anda bir iğne çıkardı. Engellemek için kolunu tuttum.
"Hadi ama sevgilim. Kaç saattir ayaktasın biraz dinlenmen gerekiyor." Ben uyutup time bir şey yapacaktı. Bunu engellemeliydim.
Aramızda bir boğuşma yaşanıyordu. Ben iğneyi tutmaya çalışıyordum o ise iğneyi bana vurmayı. İkimizde direniyorduk ama benim direncimin kırılması için yine yapmıştı yapacağını.
Evet yine vurdurmuştu. Onun elinde silah yoktu buda arkamdan silah edildiğini gösteriyordu. Omzumdan vurulmuştum.
Kurşun içeride miydi bilmiyorum. En son hatırladığım Selim'in elindeki iğneyi boynuma bastırdığıydı. Sonrası yoktu.
Yazar'dan
Bilge bayıldıktan sonra Selim onu boş bir mağaraya götürmüştü. Sonrasında ise yarasına pansuman yaptırdı. Kurşun sıyırmıştı. Şanslı diye geçirdi içinden.
Öte yandan Barut Timi hâlâ zincirlenmiş bir halde duruyorlardı.
Hepsinin gözleri Murat'ın üstündeydi. Ağır yaralıydı arkadaşları. Bir an önce müdahale edilmeliydi. Yoksa...
Yoksasını hiç kimse düşünmek istemiyordu. Ama hepsi biliyordu arkadaşlarının yaralarına bakılmaz ise Şehit olucaktı. Onlara düşen ise izlemek olucaktı.
Akıllarında aynı zamanda komutanlarındaydı. Tabii hâlâ komutanlarıysa.
Kandiller yakılmadan önce konuştuları. Sonra o adamın söyledikeri akıllarını bulandırıyordu. Ya diyolardı ya komutan dediğimiz kadın hain ise?
Bu devlet çok hain görmüştü. Belki de bunlardan biri içlerindeydi...
Selim yavaş adımlarla mağaraya girdi. Peşinden ise adamları girdi.
Timin gözleri Bilge'yi aradı ama bulamadılar. Selim bunun farkındaydı tabii ki.
"Komutanınızı aramayın hiç. Kendisi biraz dinlenmek için uyudu. Biraz yorulmuşta."
Tim onun bu sözlerine inanmadı. Selim bunu onların gözünden anladı. "İnanmıyor musunuz? Oysa ki ben delillerle gelirim" diyip cebinden telefonunu çıkarttı. Sonra da daha birkaç dakika önce çektiği fotağrafı gösterdi time. Fotoğrafta Bilge vardı. Uyuyordu daha doğrusu bayıltılmıştı. Tabii tim bunu bilmiyordu.
Timin aklı daha da bulanmaya başlıyordu. Tanıdıkları komutanları mıydı bu kadın?
Selim onların yüzüne baktıkça keyifleniyordu. Her birine bakıp daha da sırıtıyordu.
"Evet Barut Timi. Sizin de anlayacağınız üzre Komutanınız bize çalışıyor. Bunu niye bize söylüyorsun salak mısın falan diye geçirmeyin içinizden. Bunu kendiniz gördünüz zaten. Saklamanın bir anlamı da kalmadı."
Tim karşılarındaki adama sadece bakıyordu. Ne demek bize çalışıyor? Komutanları bir hain miydi?
Bu 4,5 ayda tanıdıkları kadın bir hain olamazdı. Ama ya hepsi bir oyunda? O zaman ne olacaktı?
"İnanmadınız mı yine?" Dedi Selim. Biliyordu inanmayacaklarını.
"Tamam, size tmyine kanıtlarla geldim." Yine telefonundan bir şeyler yapıp telefonu time çevirdi.
Telefonda bir video oynamaya başladı. Tim pür dikkat videoyu izliyordu. Videoda Bilge çıktı ortaya. Elinde bir silahla bir yeri nişan alıp vurdu. Nereyi vurduğunu göstermek için telefon döndü. Gördükleri şeyle gözleri fal taşı gibi açıldı.
Bir türk askerini vurmuştu. Adam yerde kanlar içindeydi. Tim daha bunu kaldıramadan başka bir video açıldı.
Bu sefer başka bir kadın vardı. Odunlarla dolu bir yere zorlukla sokuluyordu. Evet bu kadında bir türk askeriydi. Kadın zar zor içeriye sokulup ayağından vuruldu. Bu içeriden çıkmaması içindi. Kadın zaten önceden de yaralıydı. Düştüğü yerden kalkamıyordu.
Sonra kamera başka yere çevirildi. Burada ise Bilge vardı. Elinde ise bir çakmak. Büyük bir keyifle çakmağı açıp odunların üstüne attı. Video burada bitiyordu.
Artık ikna olmuşlardı.
Kıdemli Üsteğmen Bilge Bozkurt bir vatan hainiydi. Asker adı altında saklanıyordu.
Tim bunları düşünürken. Selim planının tıkır tıkır işlediğini gördükçe daha da keyifleniyordu.
Sonunda amacına ulaşacaktı...
.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 20.47k Okunma |
1.96k Oy |
0 Takip |
50 Bölümlü Kitap |