
Bilge'den
Başımın ağrımasıyla uyandım. Gözlerimi açtığımda bir mağaradaydım. En son ne olmuştu?
Tabii ya en son vurulmuştum. Kim vurmuştu beni? Gerisi tamamen karanlıktı. Sonrasında bayılmış olmalıydım.
Hemen yarama baktım. Sarılmıştı. Selim baktırmış olmalıydı. Baktırmasa bile derin değildi zaten.
Yerimden kalkıp etrafa baktım. Hiç bir şey yoktu. Bir kandil, bir de yer yatağı. Ona da yatak denirse tabii.
Kandilin ışığıyla gördüğüm kadarıyla mağaranın çıkışına ilerledim. Kandili yanıma alırsam açık hedef gibi olurdum. Bu yüzden karanlıkta ilerlemeye başladım.
Her yer karanlıktı. Karanlıkta da olsam yönümü bulmakta zorluk çekmiyordum. Mağaradan çıktıktan sonra birkaç mağara daha geçmiştim. Ne timden ne de Selim'den iz yoktu. Daha doğrusu kimse yoktu. Bu gerizekalı beni nereye getirmişti?
Biraz daha ilerledikten sonra bir kaç kişi gördüm. Sanırım asıl oldukları bölgeye gelmiştim. Beni başka tarafa götürmüş olmalıydı.
Kimseye görünmeden time ulaşabilmek için onlardan biri olmam gerekiyordu. Allah'tan kıyafetlerim uygundu. İhtiyacım olan bir puşiydi.
Etrafı bir kez daha kolaçan edip saklandığım yerden çıktım. İlerde gözüme bir adam kestirmiştim. Onun puşisini alacaktım.
Adama birkaç adım kala adam hareketlendi. Karanlığa doğru yürüyordu. Bu benim işime yarardı.
Adamın peşinden gidiyordum. Ama bu bir türlü durmuyordu. Nereye gidiyor acaba?
Tam geri dönücektim ki adam durdu. Mağaralardan baya uzaklaşmıştık. Ne yapıcaktı burda?
Ben düşünürken adam cebinden bir şey çıkardı. Burdan telsize benziyordu. Telsiz mi?
Adama biraz daha yaklaştım. Belki kiminle iletişime geçtiğini duyarım diye. Ama ben daha tam yaklaşamadan telsizi kapatıp geri dönmeye başladı. Adam benim olduğum hizzaya gelince zıplayıp üstüne atladım.
Bunu beklemediği için yalpalayıp düştü. Tabii bende düştüm. Adamın boğazına sarılacaktım ki puşiden görünen gözlere baktım.
Öylece donup kaldım. Bunu beklemiyordum. Ki bence oda beklemiyordu.
"Senin ne işin var burda?" Dedim çıkışarak.
"İşim dağlarda komutanım. Kusura bakma." Dedi alayla. Zevzek!
"Ondan mı bahsediyorum Selçuk? Selim burda seni tanıyabilir "
"Tanımaz. Hatırlamıyor o gerzek. Hem o, senin timle ilgileniyor şuan. Başkasını görecek hali yok yani" dedi rahat rahat. Omzuna bir tane geçirdim.
"Acıyor ama komutanım." Dedi çocuk gibi. Hızla yerden kalkıp doğruldum. " Selçuk ben ciddiyim."
"Ben de ciddiyim Bilge. Timin yanına girdi. Uzun süredir çıkmadı. Yine bir şeyler peşinde olmalı." Dedi ciddileşerek. Bunun ben de farkındaydım ama ne yapacağını kestiremiyordum.
"Timin yerini biliyor musun?" Dedim. "Biliyorum." Dedi derin bir nefes alarak. "Ama sana söyleyemem."
"Niyeymiş o?" Dedim tek kaşımı kaldırarak. " Kesin emir var. Senin dönmen gerekiyordu. Ama sen dönmediğin için sana söyleyemem."
"Kimse senin bana söylediğini bilemez Selçuk. Tabii sen söylemezsen." Dedim imalı imalı.
"Çok tehlikeli Bilge. Hayatına mâl olabilir." Dedi. Endişeliydi. Bu endişe kendisi için değildi ama.
"Selçuk, zamanında yetişmezsem şehit vericez. Bunu mu istiyorsun?"
"Böyle bir şeyi ister miyim ben Bilge? Ben gerekeni yapıcam."
"Selçuk, söz verdim Aslı'ya. Sözümü tutmama yardım et." Dedim ısrar ederek.
"Tamam, yerlerini söyliyecem ama kendine dikkat ediceksin. Senin tek bir hatanla tüm Timi kaybederiz. Unutma!"
"Kendime dikkat edicem. Sen de dikkat et olur mu?"
"Olur. Burdan sağ çıkmaya bak sen Bilge. Beni düşünme, ben yolumu bulurum..."
****
Selçuk'un söylediği mağaraya gelmiştim. Bana verdiği puşi seyesinde işin kolaylaşmıştı.
Girişten başımı uzatıp etrafa baktım. Tim aynı yerdeydi. Selim ise onların karşısındaydı. Selim'in çıkmasını bekleyemezdim.
Ayakkabıma sakladığım bıçağı çıkarıp Selim'i hedef aldım. Tam bıçak Selim'in sırtına gelicekti ki Berdan "Hain!" Diye bağırdı. Selim'in vatan haini olduğunu öğrenmişler miydi? Ama nasıl?
Berdan'ın bağırmasıyla Selim döndüğü için bıçak yanından geçti. Şansımı sikeyim! Bağıracak zamanı bulmuştu.
"Sevgilim uyanıp bana sürpriz yapmaya mı geldin?" Dedi Selim bıçağa bakarak.
"Yaralasaydım daha büyük sürpriz olucaktı dimi Selim?" Dedim yanlarına doğru yürüyerek.
"Benim sana daha büyük bir sürprizim var Deniz. Timin her şeyi biliyor." Dedi sevinçle.
"Neyi biliyorlar? Senin bir şerefsiz olduğunu mu?-" Ben daha konuşamadan lafımı kesti. " Hayatım, onu demiyorum tabii ki." Dedi ayıplar gibi.
"Senin bir görevin olduğundan bahsettim. Bu görevinin sonuna geldiğinden bahsettim."
Benim görevimi nerden biliyordu? Görevimin sonuna geldiğimi nerden biliyordu?
Ah, tabii ya hain vardı aramızda. Peki hain bunları nerden biliyordu?
"Nasıl?" Dedim sorgulayarak.
"Senin bir hain olduğunu biliyoruz." Dedi Berdan. Ne demek hain olduğunu biliyoruz?
Kimden bahsediyorlardı? Benden mi? Ben mi hainmişim yani? Saçmalıktı bu!
"Ne diyorsun sen?" Dedim öfkeyle.
"Ne diyorsa o! Hainsin sen!" Diye bağırdı Ali.
Buna nasıl inanabilirlerdi? Selim o bir hain dedi ve onlarda inandı mı yani?
"Ben hain değilim" dedim sedece. Bu gerekli bir açıklama değildi. Ama ben hain değildim ki. Kendimi savunacağım bir konu bile yokken başka ne diyebilirdim onlara?
" Keşke hain olmasaydın! Ama hainsin işte! Hiç mi utanmadın hainlik yaparken? Hiç mi ben ne yapıyorum demedin?" Diye bağırdı Yılmaz. O da mı inanmıştı? Hiç mi tanıyamamışlardı beni?
"Hain değilim ben!" Diye bağırdım.
"Kardeşim dediğin insandan da mı utanmadın? Yanında iyilik meleği gibi davrandığın insanlardan da mı utanmadın? Onlar sana güvendiler!" Diye bağırdı Ayaz.
Utanıcak bir şey yapmamıştım ki ben. Ben hain değildim ki!
"Ben hain değilim diyorum size, niye inanmıyorsunuz?" Dedim çaresizlikle.
"Babandan da mı utanmadın? O adam vatanı için şehit oldu. Bir de kızına bak. Bir vatan haini!" Dedi Zülküf abi.
"Abi ben hain değilim. Hain değilim. Hain değilim" diye bağırdım.
"Senin yalanlarına kanacak değiliz. Gözlerimizle gördük" dedi Berdan. Ne görmesi?
Selim'e döndüm. Pis pis sırıtıyordu? Ne göstermişti onlara? Nasıl inandırmıştı onları?
"Sen! Sen nasıl yaptın?" Diyip üstüne yürüdüm. Kolumdan tutup çekiştirmeye başladı.
Nasıl çekiyorsa bir türlü karşı koyamıyordum. Beni çekiştirip başka bir mağaraya çekti.
"Sen nasıl yaptın bunu? Nasıl inandırdın onları?" Diye bağırdım. Aklım almıyordu bir türlü.
"Çok basit oldu Deniz. Birkaç videoyla her şey halloldu." Dedi rahatça.
"Ne videosu? Ne gösterdin onlara?"
"Ne önemi var? Sonuca baktığımızda senin bir hain olduğunu düşünüyorlar Deniz. Onlara hain olmadığını kanıtlayamazsın."
"Ne istiyorsun benden? Ne istiyorsun söyle?" Diye bağırdım. Sabrım tükenmiştj artık.
"Seni istiyorum Deniz. Gel benimle çalış. Ne istersen onu yaparız. Sadece benimle çalış." Dedi ciddileşerek..
"Ben hain değilim. Bu hainlik!" Diye bağırdım.
"Senin zaten hain olduğunu düşünüyorlar Deniz. Hiç bir şey değişmeyecek. İster kabul et ister kabul etme sana hain diyecekler."
"Vatanıma ihanet etmem ben Selim. Ben sen değilim!" Dedim bu sefer.
"Eğer kabul edersen timi bırakırım. Onlara zarar vermem. Senin de amacın bu değil mi zaten Deniz? Timi kurtarmak!" Amacım buydu ama yöntemim değil.
"Hayır dedim. Kararım kesin" dedim net bir şekilde.
"Bir daha düşün bence" diyip telefonunu çıkartıp bana uzattı.
Telefonu alıp izlemeye başladım. Bir videoydu bu. Videoda bombalar vardı. Bu bombalar bir hangardaydı.
Kahretsin alayın hangarıydı burası. Kabul etmezsem diye önlem almıştı.
"Eee, Deniz. Kabul ediyor musun yoksa patlatayım mı?"
Tek bir seçeneğim vardı. Yoksa yüzlerce şehit vericektik. Yüzlerce ocağa yangın düşücekti.
"Kabul ediyorum..."
Çaresizliğin ne olduğunu bir kez daha öğrenmiştim.
Hayatta en çaresiz hissettiğim anlardan birindeydim.
Aynı zamanda hayatımın dönüm noktalarından birindeydim.
Peki şimdi ne olacak?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 20.47k Okunma |
1.96k Oy |
0 Takip |
50 Bölümlü Kitap |